|
|
|
Güncel ve Tarafsız Haber |
|
|
|
|
Rıza Zelyut Teori ve pratik Hayat, pratikten ibarettir. Teori (kuram), pratikten çıkar. Gel gör ki teori oluşturulup sisteme sokulduktan sonra hayatı ciddi ölçüde yönlendirebilir. Devletlerin ve sistemlerin yaşatılmasında teorinin gücü çok önemlidir. Lakin, teori koruyucu kılıf haline geldiğinde toplumun gelişimi önüne set çekebilir. Bu yüzden teorinin de eleştirilmesi ve çağa uygun biçimde yenilenmesi gerekir. Eski Sovyet sistemi, teorisini eleştirip yenileyemedi. Bu yüzden hayatı da değiştiremedi ve çöktü gitti. Diyanet'in teorisi Cuma gecesi Kanal 7 televizyonunda, İskele Sancak programında Diyanet İşleri'ni tartıştık. Diyanet'ten sorumlu Devlet Bakanı Prof. Mehmet Aydın, bizim de dahil olduğumuz gazetecilerin sorularını yanıtladı. O tartışmalardan daha sonra çıkardığım sonuç şu oldu: Türkiye'de din işlerini yürütme görevi verilen bu kurum iki temel özelliğe sahip: GELENEKÇİLİK ve ORTALAMAYI TEMSİL. Diyanet İşleri'nde geleneksel yapı Sünni İslam temeli üzerindedir. Türkiye'de ortalama din değerleri de çoğunluk olan Sünni İslam'a göre şekillenmiştir. Bu yüzden de din işleri Sünni İslam modeline göre şekillendirilmiştir ve bu biçim üzerinden yürütülmektedir. Prof. Aydın, bu durumun çağdaş çoğulcu kültür yaşamına aykırı olduğunu bilmiyor mu; elbette biliyor. Bir mezhep anlayışının, tek seçenek halinde dayatılmasını, 'Dinde zorlama yoktur!' diyen Kuran ile çeliştiğini bilmiyor mu; biliyor. Fakat, bakan olduktan sonra din felsefecisi kimliği geri plana itiliyor ve o da geleneğin ve ortalamanın yanında yer alıyor. Nasıl AB'lilik? Avrupa Birliği'nin temel özelliğini kültürel çoğulculuk ve alt kimliklere yaşama hakkı oluşturuyor. Türkiye uyum paketleri ile bunun yolunu açmaya çalışıyor. Hükümet AB'ye uyum için bir de ULUSAL PROGRAM hazırladı. Bu programda dinsel özgürlükleri kısıtlayan engellerin kaldırılacağı taahhüt ediliyor. Öte yandan, tartışmalar sürecinde gördük ki, Diyanet İşleri'nden sorumlu bakanımız Prof. Aydın, Diyanet'te Alevi varlığına ilişkin bir yapının oluşturulmasına bile müsamaha gösterilemeyeceğini vurguluyor. İşin bir de öbür yüzü var: Hükümet, Alevi gerçeğini görmezden gelirken, İnsan Hakları Komisyonu aracılığı ile başka dinden vatandaşlarımızın sorunlarını öğrenip çözme adımları atıyor. Bu, son derece olumlu bir gelişmedir. Gel gör ki, aynı ilgi, aynı hoşgörü Alevi vatandaşlarımızdan esirgeniyor. Şimdi buradan Başbakan Tayyip Erdoğan'a soruyorum: Sayın Başbakan! Alevi toplumu şimdiye kadar sorunlarını uluslararası platformlara taşımadı. Acaba siz bu kitleyi görmezden gelerek böyle bir eyleme mi yöneltmek istiyorsunuz? Bu toplumun gerçekten kaynaşması için ne zaman inkar politikasına son vereceksiniz? 15 bin kişilik topluluklara gösterdiğiniz özeni, hoşgörüyü; 15 milyonluk Alevi kitle için ne zaman ortaya koyacaksınız? Güneş, 29.6.2003'ten Aleviyol, 29.6.2003 Gündem
|
| Ana Sayfaya |
|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |
| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |