|
Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının çözümüne yönelik
kurulan komisyon raporu hakkında Ali Rıza Gülçiçek’in Genel Kurul
konuşması
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı 22.
Dönem 2. Yasama Yılı 98. Birleşim
08/Haziran/2004 Salı
CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA
GÜLÇİÇEK (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yurtdışında
yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının çözümüne yönelik kurulan komisyon
raporuyla ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış
bulunmaktayım; şahsım ve Grubum adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Yurtdışında yaşayan
vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin
belirlenmesi amacıyla CHP ve AK Parti Grupları tarafından yapılan bu
çalışmaların çok önem taşıdığını dikkatlerinize sunmak istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, Türk
işçilerinin Federal Almanya'ya, dolayısıyla, Avrupa'ya göçünü başlatan,
iki ülke arasında 30 Ekim 1961 tarihinde imzalanan işçi alımı
anlaşmasıdır. Anlaşmayı takip eden yıllarda Türkiye'den binlerce Türk
işçisi Almanya'ya gitmeye başlamıştır.
Federal Almanya, petrol krizi
ve ekonomik durgunluk nedeniyle, 12 yıl sonra, Kasım 1973'te işçi
alımını durdurduğunda ülkedeki Türk işçilerinin sayısı 900 000'e
ulaşmıştı. Bu tarihten itibaren Federal Almanya'daki işçiler ailelerini
de yanlarına getirmeye başlamışlardır.
Göçün başında gerek Alman
gerekse Türk tarafının kısa süreli bir çalışma dönemi olarak planladığı
bu süreç, zaman içinde kalıcı bir ikâmete dönüştü. Göçmenlerin
Almanya'da kalıcılaşması, yaşam biçimlerindeki yapısal değişiklikleri de
beraberinde getirdi. Bu sorunlar nedeniyle 2 milyon vatandaşımız,
yurttaşımız Türkiye'ye geri dönüş yapmıştır.
1961 yılındaki işçi alımı
anlaşması kapsamında gelen ilk Türk işçiler ağırlıklı olarak erkeklerden
oluşuyordu.
Federal Almanya'da birkaç yıl
sürecek çalışmanın ardından gurbetçiler kendi yurtlarına dönüp, bir nevi
dişlerini sıkarak biriktirdikleri parayla, köyünde, kasabasında ya da
yaşadığı şehirde yatırım yaparak aile ekonomilerini düzelteceklerdi. Bu
sebeple, ufak evlerde oturmayı, eski mobilya kullanmayı, yurtlarda
kalmayı tercih ettiler, Türkiye'de ev satın aldılar, yeni yeni
mobilyalarla evlerini döşediler; fakat, bu evlerde hiç oturamadılar,
mobilyalar tozlandı; ancak, yaşanan süreç, Türk işçilerine çok farklı
perspektifler sundu; onlar, ailelerinin yanına dönmektense, ailelerini
yanlarına getirmeyi tercih ettiler.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Avrupa'da Türklerin yerleşikliğini belirleyen birçok
faktör vardır: Çocukların eğitimi, Türkiye'de yaşam ve iş kurmak için
gereken birikimin sağlanamamış olması, geri dönenlerin Türkiye'de
yaşadığı olumsuzluklar, Türkiye'ye karşı artan oranda kültürel ve sosyal
yabancılaşma gibi sorunlar etken oldu.
Avrupa'da kalıcılığa neden
olan diğer önemli bir faktör de giderek artan Türk nüfusudur. Türkler,
sayısal çoklukları nedeniyle geri dönmek zorunda kalmadan, Avrupa'nın
orta yerinde bir Türkiye yaratma imkânına sahip oldular. Bir başka
deyişle, Türk Halkının sayıca büyüklüğü, kendilerine özgü ihtiyaçlara
yönelik arz için bir altyapının oluşmasını da kolaylaştırdı.
Bugün, Avrupa'daki Türkler
kendi ürünlerini kolayca edinip, tüketebilme, diğer yanda kendi
camilerinde, cemevlerinde ibadet edebilme, kendi spor kulüplerinde spor
yapabilme gibi her türlü imkâna sahipler. Son zamanlarda, kurdukları
yöre dernekleriyle de, kültürel bağlarını güçlendirmek için faaliyet
gösteriyorlar; kendi kimliklerine, kültürlerine sahip çıkıyorlar.
Bugüne kadar, hükümetlerimiz
tarafından, yurttaşlarımızın sorunlarının çözümüne yönelik hiçbir şey
yapılmamıştır. Vatandaşlarımız, kırk yıl süreyle, yabancı düşmanlığına,
ırkçılığa maruz kaldılar. Onlara, yaşadıkları ülkede "yabancı" gözüyle,
Türkiye'de ise "Almancı" gözüyle bakıldı. Kimse öncülük etmedi; kendi
olanakları, kendi çabalarıyla ayakta durmaya çalıştılar.
Ülkemiz, bütçe açığını,
onların gönderdiği dövizlerle kapatmaya çalıştı.
Federal Almanya'da sosyal
güvenlik kuruluşları, Türklerin ödediği primlerle ayakta durmayı
başarmıştır.
1960 yılında giden Türk
işçilerimizin ilk emekliliği 1984 yılında gerçekleşmiştir.
Sayın milletvekilleri, 2000
yılı sonu itibariyle, Avrupa Birliği ülkelerinde yerleşik bulunan 944
000 Türk hanesinin toplam tasarruf hacmi 4,5 milyar eurodur. 23,6 milyar
euroluk toplam yıllık net gelirin 19,1 milyar euroluk bölümü geçim ve
tüketime yönelik harcanırken, eskiye oranla çok daha küçük bir bölümüyse
tasarruf edilmektedir.
Avrupa'da yaşayan Türkler
arasında, son zamanlarda, mal ve mülk sahibi olma eğilimi de gittikçe
güçlenmiştir. Avrupa Birliği ülkelerinde konut sahibi olan Türklerin
sayısı 180 000'dir. Böylece, Avrupa Birliği ülkelerindeki yaklaşık her 5
Türk hanesinden 1'inin konut sahibi olduğu tespit edilmiştir.
Değerli arkadaşlarım,
bilindiği gibi, Avrupa'ya giden vatandaşlarımız otuz-otuzbeş yıl
geçmesine karşın, hâlâ, dönüş düşüncesini aklında tutuyor. Hepsi "üç-beş
yıl sonra ülkelerine döneceğiz" umutlarıyla gitmişlerdi. Bence, bu, bir
yaşam yalanıdır ve insanlarımız, burada, bu yaşam yalanıyla yaşamak
zorunda kaldılar.
Emeklilik konusunda da
yurttaşlarımız birçok sıkıntı yaşamıştır. Çıkarılan 3203 sayılı Yasayla,
yurttaşlarımız yalan beyana teşvik edilmiştir. Çifte emeklilik sözüyle,
SSK tarafından, vatandaşlarımıza, borçlanılarak emekli olma sözü
verildi. Binlerce insanımız, bu yasadan dolayı kurumlarla kavgalı duruma
düşmüştür.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; oy kullanma hakkı, yurttaşlarımızın anayasal bir
hakkıdır. Anayasamızın 67 nci maddesinde "vatandaşlar, kanunda
gösterilen şartlara uygun olarak seçme, seçilme hakkına sahiptir"
denilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti olarak, bu konuyu tekrar
değerlendirmek zorundayız. İlgili ülkelerce değerlendirmelerin yapılması
gereklidir. Fransa'da yaşayan Cezayir kökenli 2 000 000 Fransız, Cezayir
için genel seçimlerde oy kullanıyor. Almanya'ya dönen Rus kökenli Alman
vatandaşları, 2003 yılında, Rusya'daki genel seçimler için oy
kullanmışlardır.
Avrupa Parlamentosunun ve
Avrupa Konseyinin oy kullanma hakkıyla ilgili tavsiye kararları
bulunmaktadır. 28 Nisanda, Strasbourg'da, Avrupa Konseyi Parlamenterler
Meclisinde Türkiye'yle ilgili hazırlanan denetim raporunda, yurt dışında
yaşayan Türk vatandaşlarımıza, ikamet ettikleri ülkelerde oy kullanma
hakkının verilmesi yer almaktadır. Bunun takip edilmesi gerekmektedir.
Almanya Başbakanı Sayın
Schröder'in Türkiye'ye son gelişi sırasında, Genel Başkanımız Sayın
Deniz Baykal, Almanya'da yaşayan vatandaşlarımızın Türkiye'deki genel
seçimlerde oy kullanmaları konusunda gerekli yardımları istedi. Sayın
Başbakan Schröder ise, bu konuda bilgisi olmadığını söyledi. Bu konuda
gereken görüşmelerin bir an önce yapılması, çözüm yollarının bulunması
gerekmektedir.
Aile birleşimi ve serbest
dolaşım hakkının Avrupa Konseyinin Göç ve Mülteciler Komisyonunda
iyileştirilmesi için ortak kararlar vardır. Temel sorunları Avrupa
Komisyonu Genel Kurulunda kabul edilmiş, Avrupa Sosyal Şartıyla da
güvence altına alınmıştır.
Sayın Başkan, değerli
milletvekilleri; Avrupa'da yaşayan vatandaşlarımızın çocuklarının eğitim
alanında başarılı olamamalarının sebeplerini şöyle sıralamak istiyorum:
Birinci neden, yaşadıkları
ülkelerin eğitim sistemidir.
İkinci neden, çocukların
velileridir. Nedeni de, bilgisizlikten ve ihmalkârlıktan kaynaklanıyor.
Üçüncü neden ise, dil
sorunudur. Bilinen bir gerçek ki, kendi anadilini öğrenmeyen bir kişinin
ikinci dili öğrenmesi oldukça zordur. Bu konuda gerekli çalışmalar hemen
başlatılmalı, sorun iyice artmadan çözümlenmelidir.
Almanya'daki tecrübeler,
göçmenlerin okuldaki başarısızlıklarının nedenlerinden birinin,
anadiliyle koordine edilmeksizin, sadece Almanca eğitim görmeleri
olduğunu göstermektedir.
Son dönemlerde, Almanya'da
Türkçe -anadil- dersleri gittikçe azalmış, Türkçe ve Türk kültürü
öğretmenlerinin görevlerine son verilmiştir. Aşağı Saksonya Eyaletinde,
iki yıl öncesine kadar 184 öğretmen görev yaparken, bugün sadece 4
öğretmen görev yapmaktadır.
Eğitim ataşeliklerimiz bu
konuda daha ciddî donanımlarla desteklenmeli ve aileler, eğitim
ataşelikleri ile yurt dışında görev yapan öğretmenler tarafından
bilgilendirilmelidir. Yurt dışında eğitim alanında eğitim görmüş, hem
Türkçeyi hem de yaşadığı ülkenin dilini çok iyi bilen Türk öğretmenlerin
görev alması sağlanmalıdır.
Değerli arkadaşlarım,
Türk-Alman ilişkilerinde, Almanya'da yaşayan Türk vatandaşlarımız önemli
bir unsurdur. Yaklaşık 2 600 000 Türk Almanya'da yaşamaktadır. Avrupa'da
yaşayan Türklerin yüzde 70'i Almanya'dadır. Almanya'daki Türk nüfusu
yılda yaklaşık 75 000 kişi artmaktadır. Şimdiye kadar, yaklaşık 700 000
Türk vatandaşı Alman vatandaşlığına geçmiştir. Halen 7 400 000
yabancının yaşadığı Almanya'da, Türkler, en geniş yabancı grubu
oluşturmaktadır. Son yıllarda, aile birleşimi yoluyla, yılda yaklaşık 50
000 Türk Almanya'ya yerleşirken, yaklaşık 40 000 Türk Almanya'dan
Türkiye'ye kesin dönüş yapmıştır.
1 Ocak 2001 tarihinde yeni
Vatandaşlık Yasasının yürürlüğe girmesiyle, yılda yaklaşık 50 000 Türk
asıllı çocuk, doğumla birlikte, otomatik olarak Alman vatandaşı
olmaktadır. Öte yandan, yaklaşık 50 000 Alman da Türkiye'ye yerleşmiş
bulunmaktadır. Bu sayı gittikçe artmaktadır.
Dün, Almanya'nın en ciddî
gazetelerinden biri olan Bild Gazetesi, Almanların, bu yıl, tatil için,
Türkiye'yi birinci sırada tercih ettiklerini bildirmektedir.
Yurt dışında yaşayan
vatandaşlarımızın sorunları denilince, elbette ki, Almanya başta gelir.
Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının çözümünde Almanya
öncülük edecektir.
Çifte vatandaşlık, oy
kullanma hakkı, emeklilik ve eğitim gibi sorunların çözüm merkezi
Almanya'dır. Yerel alanda seçme ve seçilme hakkı Hollanda, Belçika ve
İskandinav ülkelerinde verilirken, Almanya'da yurttaşlarımız bu haktan
faydalanamıyorlar. Belçika, Fransa, İsveç, Avusturya ve İsviçre gibi
ülkelerde sorun yaşanmazken, Almanya'da sorun vardır.
Değerli arkadaşlarım,
Avrupa'da en büyük işsizlik oranı yurttaşlarımız arasındadır. Herhangi
bir meslekî niteliği olmayan düz işçilerimiz işsiz kalmışlardır. Türk
işçilerimizin arasındaki kalifiye eleman sayısının azlığı, işsizlik
oranlarını artırmaktadır. Bu da, meslek sahibi olmamamızdan
kaynaklanıyor.
Polonya'nın 1 Mayıs 2004
tarihinde Avrupa Birliğine girişiyle, milyonlarca Polonyalı diğer Avrupa
ülkelerine akın edeceklerdir; çünkü, meslekî niteliği olan Polonyalılar
işe alımda, öncelikle, tercih edileceklerdir. Bu da doğrudan
yurttaşlarımızı etkileyecektir.
İkinci ve üçüncü kuşak için
meslekî eğitim çok önem kazanıyor. Çalışma ataşeliklerimizin bu konuda
yurttaşlarımıza yardımcı olması gerekmektedir.
Bazı Avrupa ülkelerinde, Türk
gençlerine, sadece, inşaat sektörü, kaynakçılık, berber gibi alanlarda
meslekî eğitim şansı tanıdılar. Meslekî eğitim alanında ve her alanda
eşit şans tanınması konusunda gereken girişimlerde bulunulmalı, meslek
eğitiminde gençlerimize eşit hak ve koşullar yaratılmalıdır.
Değerli arkadaşlarım, yurt
dışındaki vatandaşlarımızla ilgili bir araştırmayı dikkatinize sunmak
istiyorum. Berlin, Hamburg, Frankfurt, Münih, Paris ve Londra'da yapılan
araştırmada, dikkat çeken bazı bilgiler çok düşündürücüdür. Yurt dışında
vatandaşlarımızın çocuklarının yüzde 87'si okumak istemiyor, yüzde 52'si
çalışmak istemiyor, ailelerinden para istiyor, yüzde 71'i kötü arkadaş
ediniyor, yüzde 19'u aileden ayrı yaşıyor, yüzde 20'si Türkiye'ye gelmek
istemiyor, yüzde 17'si yabancılaşıyor.
Gençler arasında yapılan
araştırmada da, şu bilgiler ortaya çıkmıştır: Gençlerimizin yüzde 87'si
Türkiye'ye dönmek istemiyor, yüzde 59'u "okumak önemli değil para
kazanmak önemlidir" diyor.
Veriler ve rakamlar gözönünde
bulundurulduğunda, hükümetin acilen yapması gereken çok iş olduğunu
ortaya çıkıyor. Gençler ile yaşlı kuşaklar arasında çok ciddî bir
kültürel kopukluk ve çatışma yaşanıyor.
Gençler okumaktan çok, para
kazanmaya önem veriyorlar. Devlet güvencesine güvenerek, günlük yaşamını
sürdürmeye çalışıyor, uzun vadeli projeler yapmıyor.
Gençler yarı Almanca yarı
Türkçe konuşuyorlar. Türkçe-Almanca karışımı yeni bir dil, yeni bir
kültür oluşuyor.
Türkiye'nin yurt dışındaki
gençlere yönelik sağlıklı bir politikası olmadığı ortaya çıkıyor.
Cemaatler ve örgütler gençleri yönlendiriyor.
Aile kültürü ile Alman
kültürü arasında çelişki ve çatışma gençleri bunalıma itiyor. Bu
nedenle, gençlik uyuşturucu ve gece hayatına yönelme içine giriyor.
Kuşak çatışması çok yoğun bir
şekilde yaşanıyor. Anne ve babalar mutsuz, gençler ise, sorumsuz. Eskiye
oranla gençler ideolojik gruplardan uzaklaşıyor, bireyselleşiyor.
İnançsal, davranışsal ve cinsel özgürlüğünü elde eden gençler
kendilerini daha özgür hissediyor. Gençler, Avrupa'daki özgürlükleri ve
insan haklarını sonuna kadar, bazen de aşırı biçimde kullanıyorlar.
Erkekler kızlara oranla daha özgür, kızlar üzerindeki aile baskısı daha
yoğun.
Sonuç olarak, gençlerin
değerler sistemi bozulmuş. Türk değerler sistemi ile Avrupa değerler
sistemi arasında kendilerine özgü bir değerler sistemi oluşmuştur. Bu
konuda çelişkiler yaşıyor, bocalıyor, bunalıma düşüyorlar.
Yurt dışında yaşayan
gençlerimizin çok ciddî sorunları var. Devletin bu konuda ciddî
politikalar üretmesi ve yurt dışındaki gençlerimize sahip çıkması
gerekir. Eğer gözardı etme politikası sürerse, üçüncü ve dördüncü kuşak
Türk gençleri tümüyle yabancılaşarak kendi değerlerinden, kendi
kültürlerinden uzaklaşmış olacaklardır. Devletin sahip çıkmadığı yurt
dışındaki gençlerimize, özellikle dinî cemaatler ve örgütler sahip
çıkarak onları yönlendirmekte, hatta, Türkiye'ye karşı
kullanmaktadırlar.
Değerli arkadaşlarım, 1960'lı
yıllarda yurt dışına giden Türklerin entegrasyonu konusunda her iki
taraf da yanlış yol izledi. Almanlar, Türkler geri dönecekler diye
entegrasyonu geçici bir süre için, Türk tarafı ise, ikinci bir Türkiye
kurmak olarak anladılar. Entegrasyon, başkalığıyla kabul etmek değil,
onun gelişmesiyle meşgul olmaktır; entegrasyon, yaşadıkları
ülkelerdekilerle paralel olmak değil, birlikte de yaşamayı öğrenmektir;
paralel topluluk değil, ortak topluluk yaratmaktır.
Değerli arkadaşlarım, göçmen
politikası, Avrupa ülkelerinin millî politikası haline gelmiştir.
Türkiye olarak da bunu millî politika olarak ele almalıyız. 40 yıldan
beri bu konuda kapsamlı bir politika izlenmemiştir. Hükümetlerimiz,
yurttaşlarımıza karşı görevlerini, sorumluluklarını yerine
getirmemiştir. Tam tersine, tek taraflı onlardan faydalanmışlardır.
Onların ekonomik yatırımlarına öncülük etmemiş, tam tersine, köktendinci
bazı holdingler tarafından yurttaşlarımızın sömürülmesine göz
yumulmuştur. Kombassan, Jet-Pa gibi holdingler binlerce yurttaşımızı
mağdur etmiştir. Son olarak Yimpaş firması iflas ederek 15 000
yurttaşımızın 150 000 000 euroluk parasını yok etmiştir, yurttaşlarımızı
mağdur etmiştir. Bu konuyla ilgili önemli dosyalar bana iletilmiştir.
Bunu ileriki dönemlerde gündeme getireceğiz.
Değerli arkadaşlarım,
yurttaşlarımızın dinî inanışları da istismar edilmiştir, sahip
çıkılmamıştır. Müslümanın modern yüzü yerine, kötü yönü Avrupa'ya
gösterilmiştir. Giyimiyle kuşamıyla, sokaklarda, bodrumlarda hayvan
kesimiyle ve radikal İslamcı faaliyetleriyle tanıtıldı. Bunun birçok
nedeni vardır. Avrupa yaşayan 4 000 000 Müslümanın ancak yüzde 2'sini
oluşturan Suudiler, İslam Konseyini hem yönetmekte hem de finanse
etmektedirler.
Müslümanların yüzde 70'i Türk
kökenli olmasına rağmen, finansörünü Suudî Arabistan'ın yaptığı,
yönetimde de etkili olduğu İslam Konseyinin Avrupalı ülkeler tarafından
muhatap kabul edilmesidir. Bazı Türk kökenli İslamî grupların da İslam
Konseyiyle iç içe olduğu bilinmektedir. Radikal İslamcı gruplarla
ilişkisi olan grupların içerisinde... Biraz önce konuşan Sayın Eyüp
Fatsa'ya, bu konuyla ilgili bilgi sunmak istiyorum değerli arkadaşlarım.
Cumhuriyet Halk Partisi
olarak gitmememizin bir nedeni, çok isabetli olmuştur. Çünkü, İslamî
örgütlerle, Suudî Arabistan destekli İslam Konseyinin içerisinde... 2
Ekim 2003'te, Almanya Hıristiyan Demokrat Partisinin, İçişleri Bakanına
yönelttiği 52 sorudan, 29 uncu ve 30 uncu soruları ve cevaplarını
dikkatlerinize sunmak istiyoruz.
Hıristiyan Demokrat
Partisinin tarafından yöneltilen 29 uncu soruda şöyle deniliyor:
"Federal Almanya'nın bilgilerine göre, Müslüman kardeşliği ile esas
teşkilat kanununun gözlemlediği Millî Görüş arasındaki ilişki nedir?"
Cevap: "Müslüman kardeşliği
teşkilatı, şu an faaliyet gösteren birçok İslam organizasyonlarının ana
teşkilatıdır. Bu nedenle, diğer daha genç İslamî teşkilatlar ile kişisel
bağlar kurulmaktadır."
30 uncu soru çok önem
taşıyor; şöyle deniliyor: "Federal Almanya Berlin Kreuzberg'te Alman
hukuk devletini ortadan kaldırmaya yönelik şeriatı talep eden İslamî
gruplar biliniyor mu?"
Cevap şu: "Şu an Berlin
Kreuzberg'te bu anlamda İslamî faaliyetler vardır ve esas teşkilat
kanunu koruma makamlarca bilinmektedir." Dahası da var;ama, burada, çok
fazla noktaya değinmek istemiyorum.
Sevgili arkadaşlar, değerli
dostlarım, şimdi, kırk yıldan beri, 3 500 000 - 4 000 000 yurttaşımızın
onuruyla yaşadığı Avrupa'da, gerçekten, biraz önce ifade ettiğim gibi,
çağdaş, demokratik, modern yanımızın yanı sıra, rencide edici birtakım
gelişmeleri dikkatinize sunmak istiyorum: Bakınız çok değerli
arkadaşlarım, bu haftaki Der Spiegel Dergisi -Avrupa'nın en ciddî
dergilerinden bir tanesi- Metin Kaplan'ı kapak yapmış, 15 sayfa ayırmış
ve Bild Gazetesi, bakınız... Üç haftadan beri, bir Metin Kaplan'ın
üstesinden gelinmiyor sevgili arkadaşlarım. Yıllardır, gerek yurt
dışında gerekse yurt içinde desteklenen ve beslenen bu gibi kişi ve
kurumları kontrol altına almakta zorluk çekiliyor; gerçekten, bunu çok
önemsemeliyiz. İnsanlarımız çok üzülüyor, yurt dışındaki yurttaşlarımız
bunu hak etmemiştir; yurt dışında, yurttaşlarımız bu şekilde biliniyor.
Avrupa Birliğine gireceğimiz bir süreç içerisinde, bunlar karşımıza
çıkıyor; yani, deyim yerindeyse, Metin Kaplan, Avrupa'da, Almanya'da,
Başbakanımızdan çok daha popüler.
Değerli arkadaşlarım, bu konu
önemsenmelidir ve bu konuda, gereken ciddî adımların atılmasında yarar
vardır. Burada, bunu bir istismar konusu yapmak istemiyoruz. Sayın
Fatsa, gerçekten bu konuda bir anlayış içerisindeler; ancak, Cumhuriyet
Halk Partisinin gitmemesinin nedeninin altında bu yatmaktadır; bunu da,
bilgilerinize, dikkatinize sunmak istiyorum.
Çok değerli arkadaşlarım, çok
ciddî çalışmalar yapılmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz
tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Gülçiçek,
toparlayabilir misiniz.
Buyurun.
ALİ RIZA GÜLÇİÇEK (Devamla) -
Toparlıyorum Sayın Başkanım.
Geçmiş dönemlerde, her yasama
döneminde, çok önemli çalışmalar yapılmıştır -Sayın Fatsa'nın da
belirttiği gibi- çok ciddî raporlar hazırlanmıştır ve bu çalışmalar rafa
kaldırılmıştır. Bu dönem, bunun takip edilmesi -Sayın Öymen'in
belirttiği gibi- sürekli olarak bir komisyonun kurulup, bu konuyu takip
etmesi çok yararlı olacaktır. Son olarak, izin sezonu başlamıştır,
geçmiş dönemlerdeki sıkıntıların yaşanmaması, tekrarlanmaması için,
hükümetin öncelikle bu konuya eğilmesi ve gereken önlemlerin alınması
dileğiyle Sayın Fatsa ve arkadaşlarına, Sayın Komisyon Başkanıma ve
değerli üye arkadaşlarıma, katkı yapan tüm arkadaşlarıma, yetkililere
teşekkür ediyorum, hepinize en içten sevgi ve saygılar sunuyorum.
(Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyorum
Sayın Gülçiçek.
|