Güncel ve Tarafsız Haber

Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının çözümüne yönelik kurulan komisyon raporu hakkında Ali Rıza Gülçiçek’in Genel Kurul konuşması

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Genel Kurul Tutanağı 22. Dönem 2. Yasama Yılı 98. Birleşim

08/Haziran/2004 Salı


CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA GÜLÇİÇEK (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının çözümüne yönelik kurulan komisyon raporuyla ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; şahsım ve Grubum adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla CHP ve AK Parti Grupları tarafından yapılan bu çalışmaların çok önem taşıdığını dikkatlerinize sunmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türk işçilerinin Federal Almanya'ya, dolayısıyla, Avrupa'ya göçünü başlatan, iki ülke arasında 30 Ekim 1961 tarihinde imzalanan işçi alımı anlaşmasıdır. Anlaşmayı takip eden yıllarda Türkiye'den binlerce Türk işçisi Almanya'ya gitmeye başlamıştır.

Federal Almanya, petrol krizi ve ekonomik durgunluk nedeniyle, 12 yıl sonra, Kasım 1973'te işçi alımını durdurduğunda ülkedeki Türk işçilerinin sayısı 900 000'e ulaşmıştı. Bu tarihten itibaren Federal Almanya'daki işçiler ailelerini de yanlarına getirmeye başlamışlardır.

Göçün başında gerek Alman gerekse Türk tarafının kısa süreli bir çalışma dönemi olarak planladığı bu süreç, zaman içinde kalıcı bir ikâmete dönüştü. Göçmenlerin Almanya'da kalıcılaşması, yaşam biçimlerindeki yapısal değişiklikleri de beraberinde getirdi. Bu sorunlar nedeniyle 2 milyon vatandaşımız, yurttaşımız Türkiye'ye geri dönüş yapmıştır.

1961 yılındaki işçi alımı anlaşması kapsamında gelen ilk Türk işçiler ağırlıklı olarak erkeklerden oluşuyordu.

Federal Almanya'da birkaç yıl sürecek çalışmanın ardından gurbetçiler kendi yurtlarına dönüp, bir nevi dişlerini sıkarak biriktirdikleri parayla, köyünde, kasabasında ya da yaşadığı şehirde yatırım yaparak aile ekonomilerini düzelteceklerdi. Bu sebeple, ufak evlerde oturmayı, eski mobilya kullanmayı, yurtlarda kalmayı tercih ettiler, Türkiye'de ev satın aldılar, yeni yeni mobilyalarla evlerini döşediler; fakat, bu evlerde hiç oturamadılar, mobilyalar tozlandı; ancak, yaşanan süreç, Türk işçilerine çok farklı perspektifler sundu; onlar, ailelerinin yanına dönmektense, ailelerini yanlarına getirmeyi tercih ettiler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa'da Türklerin yerleşikliğini belirleyen birçok faktör vardır: Çocukların eğitimi, Türkiye'de yaşam ve iş kurmak için gereken birikimin sağlanamamış olması, geri dönenlerin Türkiye'de yaşadığı olumsuzluklar, Türkiye'ye karşı artan oranda kültürel ve sosyal yabancılaşma gibi sorunlar etken oldu.

Avrupa'da kalıcılığa neden olan diğer önemli bir faktör de giderek artan Türk nüfusudur. Türkler, sayısal çoklukları nedeniyle geri dönmek zorunda kalmadan, Avrupa'nın orta yerinde bir Türkiye yaratma imkânına sahip oldular. Bir başka deyişle, Türk Halkının sayıca büyüklüğü, kendilerine özgü ihtiyaçlara yönelik arz için bir altyapının oluşmasını da kolaylaştırdı.

Bugün, Avrupa'daki Türkler kendi ürünlerini kolayca edinip, tüketebilme, diğer yanda kendi camilerinde, cemevlerinde ibadet edebilme, kendi spor kulüplerinde spor yapabilme gibi her türlü imkâna sahipler. Son zamanlarda, kurdukları yöre dernekleriyle de, kültürel bağlarını güçlendirmek için faaliyet gösteriyorlar; kendi kimliklerine, kültürlerine sahip çıkıyorlar.

Bugüne kadar, hükümetlerimiz tarafından, yurttaşlarımızın sorunlarının çözümüne yönelik hiçbir şey yapılmamıştır. Vatandaşlarımız, kırk yıl süreyle, yabancı düşmanlığına, ırkçılığa maruz kaldılar. Onlara, yaşadıkları ülkede "yabancı" gözüyle, Türkiye'de ise "Almancı" gözüyle bakıldı. Kimse öncülük etmedi; kendi olanakları, kendi çabalarıyla ayakta durmaya çalıştılar.

Ülkemiz, bütçe açığını, onların gönderdiği dövizlerle kapatmaya çalıştı.

Federal Almanya'da sosyal güvenlik kuruluşları, Türklerin ödediği primlerle ayakta durmayı başarmıştır.

1960 yılında giden Türk işçilerimizin ilk emekliliği 1984 yılında gerçekleşmiştir.

Sayın milletvekilleri, 2000 yılı sonu itibariyle, Avrupa Birliği ülkelerinde yerleşik bulunan 944 000 Türk hanesinin toplam tasarruf hacmi 4,5 milyar eurodur. 23,6 milyar euroluk toplam yıllık net gelirin 19,1 milyar euroluk bölümü geçim ve tüketime yönelik harcanırken, eskiye oranla çok daha küçük bir bölümüyse tasarruf edilmektedir.

Avrupa'da yaşayan Türkler arasında, son zamanlarda, mal ve mülk sahibi olma eğilimi de gittikçe güçlenmiştir. Avrupa Birliği ülkelerinde konut sahibi olan Türklerin sayısı 180 000'dir. Böylece, Avrupa Birliği ülkelerindeki yaklaşık her 5 Türk hanesinden 1'inin konut sahibi olduğu tespit edilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, bilindiği gibi, Avrupa'ya giden vatandaşlarımız otuz-otuzbeş yıl geçmesine karşın, hâlâ, dönüş düşüncesini aklında tutuyor. Hepsi "üç-beş yıl sonra ülkelerine döneceğiz" umutlarıyla gitmişlerdi. Bence, bu, bir yaşam yalanıdır ve insanlarımız, burada, bu yaşam yalanıyla yaşamak zorunda kaldılar.

Emeklilik konusunda da yurttaşlarımız birçok sıkıntı yaşamıştır. Çıkarılan 3203 sayılı Yasayla, yurttaşlarımız yalan beyana teşvik edilmiştir. Çifte emeklilik sözüyle, SSK tarafından, vatandaşlarımıza, borçlanılarak emekli olma sözü verildi. Binlerce insanımız, bu yasadan dolayı kurumlarla kavgalı duruma düşmüştür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; oy kullanma hakkı, yurttaşlarımızın anayasal bir hakkıdır. Anayasamızın 67 nci maddesinde "vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak seçme, seçilme hakkına sahiptir" denilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti olarak, bu konuyu tekrar değerlendirmek zorundayız. İlgili ülkelerce değerlendirmelerin yapılması gereklidir. Fransa'da yaşayan Cezayir kökenli 2 000 000 Fransız, Cezayir için genel seçimlerde oy kullanıyor. Almanya'ya dönen Rus kökenli Alman vatandaşları, 2003 yılında, Rusya'daki genel seçimler için oy kullanmışlardır.

Avrupa Parlamentosunun ve Avrupa Konseyinin oy kullanma hakkıyla ilgili tavsiye kararları bulunmaktadır. 28 Nisanda, Strasbourg'da, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde Türkiye'yle ilgili hazırlanan denetim raporunda, yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarımıza, ikamet ettikleri ülkelerde oy kullanma hakkının verilmesi yer almaktadır. Bunun takip edilmesi gerekmektedir.

Almanya Başbakanı Sayın Schröder'in Türkiye'ye son gelişi sırasında, Genel Başkanımız Sayın Deniz Baykal, Almanya'da yaşayan vatandaşlarımızın Türkiye'deki genel seçimlerde oy kullanmaları konusunda gerekli yardımları istedi. Sayın Başbakan Schröder ise, bu konuda bilgisi olmadığını söyledi. Bu konuda gereken görüşmelerin bir an önce yapılması, çözüm yollarının bulunması gerekmektedir.

Aile birleşimi ve serbest dolaşım hakkının Avrupa Konseyinin Göç ve Mülteciler Komisyonunda iyileştirilmesi için ortak kararlar vardır. Temel sorunları Avrupa Komisyonu Genel Kurulunda kabul edilmiş, Avrupa Sosyal Şartıyla da güvence altına alınmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avrupa'da yaşayan vatandaşlarımızın çocuklarının eğitim alanında başarılı olamamalarının sebeplerini şöyle sıralamak istiyorum:

Birinci neden, yaşadıkları ülkelerin eğitim sistemidir.

İkinci neden, çocukların velileridir. Nedeni de, bilgisizlikten ve ihmalkârlıktan kaynaklanıyor.

Üçüncü neden ise, dil sorunudur. Bilinen bir gerçek ki, kendi anadilini öğrenmeyen bir kişinin ikinci dili öğrenmesi oldukça zordur. Bu konuda gerekli çalışmalar hemen başlatılmalı, sorun iyice artmadan çözümlenmelidir.

Almanya'daki tecrübeler, göçmenlerin okuldaki başarısızlıklarının nedenlerinden birinin, anadiliyle koordine edilmeksizin, sadece Almanca eğitim görmeleri olduğunu göstermektedir.

Son dönemlerde, Almanya'da Türkçe -anadil- dersleri gittikçe azalmış, Türkçe ve Türk kültürü öğretmenlerinin görevlerine son verilmiştir. Aşağı Saksonya Eyaletinde, iki yıl öncesine kadar 184 öğretmen görev yaparken, bugün sadece 4 öğretmen görev yapmaktadır.

Eğitim ataşeliklerimiz bu konuda daha ciddî donanımlarla desteklenmeli ve aileler, eğitim ataşelikleri ile yurt dışında görev yapan öğretmenler tarafından bilgilendirilmelidir. Yurt dışında eğitim alanında eğitim görmüş, hem Türkçeyi hem de yaşadığı ülkenin dilini çok iyi bilen Türk öğretmenlerin görev alması sağlanmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, Türk-Alman ilişkilerinde, Almanya'da yaşayan Türk vatandaşlarımız önemli bir unsurdur. Yaklaşık 2 600 000 Türk Almanya'da yaşamaktadır. Avrupa'da yaşayan Türklerin yüzde 70'i Almanya'dadır. Almanya'daki Türk nüfusu yılda yaklaşık 75 000 kişi artmaktadır. Şimdiye kadar, yaklaşık 700 000 Türk vatandaşı Alman vatandaşlığına geçmiştir. Halen 7 400 000 yabancının yaşadığı Almanya'da, Türkler, en geniş yabancı grubu oluşturmaktadır. Son yıllarda, aile birleşimi yoluyla, yılda yaklaşık 50 000 Türk Almanya'ya yerleşirken, yaklaşık 40 000 Türk Almanya'dan Türkiye'ye kesin dönüş yapmıştır.

1 Ocak 2001 tarihinde yeni Vatandaşlık Yasasının yürürlüğe girmesiyle, yılda yaklaşık 50 000 Türk asıllı çocuk, doğumla birlikte, otomatik olarak Alman vatandaşı olmaktadır. Öte yandan, yaklaşık 50 000 Alman da Türkiye'ye yerleşmiş bulunmaktadır. Bu sayı gittikçe artmaktadır.

Dün, Almanya'nın en ciddî gazetelerinden biri olan Bild Gazetesi, Almanların, bu yıl, tatil için, Türkiye'yi birinci sırada tercih ettiklerini bildirmektedir.

Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunları denilince, elbette ki, Almanya başta gelir. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının çözümünde Almanya öncülük edecektir.

Çifte vatandaşlık, oy kullanma hakkı, emeklilik ve eğitim gibi sorunların çözüm merkezi Almanya'dır. Yerel alanda seçme ve seçilme hakkı Hollanda, Belçika ve İskandinav ülkelerinde verilirken, Almanya'da yurttaşlarımız bu haktan faydalanamıyorlar. Belçika, Fransa, İsveç, Avusturya ve İsviçre gibi ülkelerde sorun yaşanmazken, Almanya'da sorun vardır.

Değerli arkadaşlarım, Avrupa'da en büyük işsizlik oranı yurttaşlarımız arasındadır. Herhangi bir meslekî niteliği olmayan düz işçilerimiz işsiz kalmışlardır. Türk işçilerimizin arasındaki kalifiye eleman sayısının azlığı, işsizlik oranlarını artırmaktadır. Bu da, meslek sahibi olmamamızdan kaynaklanıyor.

Polonya'nın 1 Mayıs 2004 tarihinde Avrupa Birliğine girişiyle, milyonlarca Polonyalı diğer Avrupa ülkelerine akın edeceklerdir; çünkü, meslekî niteliği olan Polonyalılar işe alımda, öncelikle, tercih edileceklerdir. Bu da doğrudan yurttaşlarımızı etkileyecektir.

İkinci ve üçüncü kuşak için meslekî eğitim çok önem kazanıyor. Çalışma ataşeliklerimizin bu konuda yurttaşlarımıza yardımcı olması gerekmektedir.

Bazı Avrupa ülkelerinde, Türk gençlerine, sadece, inşaat sektörü, kaynakçılık, berber gibi alanlarda meslekî eğitim şansı tanıdılar. Meslekî eğitim alanında ve her alanda eşit şans tanınması konusunda gereken girişimlerde bulunulmalı, meslek eğitiminde gençlerimize eşit hak ve koşullar yaratılmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, yurt dışındaki vatandaşlarımızla ilgili bir araştırmayı dikkatinize sunmak istiyorum. Berlin, Hamburg, Frankfurt, Münih, Paris ve Londra'da yapılan araştırmada, dikkat çeken bazı bilgiler çok düşündürücüdür. Yurt dışında vatandaşlarımızın çocuklarının yüzde 87'si okumak istemiyor, yüzde 52'si çalışmak istemiyor, ailelerinden para istiyor, yüzde 71'i kötü arkadaş ediniyor, yüzde 19'u aileden ayrı yaşıyor, yüzde 20'si Türkiye'ye gelmek istemiyor, yüzde 17'si yabancılaşıyor.

Gençler arasında yapılan araştırmada da, şu bilgiler ortaya çıkmıştır: Gençlerimizin yüzde 87'si Türkiye'ye dönmek istemiyor, yüzde 59'u "okumak önemli değil para kazanmak önemlidir" diyor.

Veriler ve rakamlar gözönünde bulundurulduğunda, hükümetin acilen yapması gereken çok iş olduğunu ortaya çıkıyor. Gençler ile yaşlı kuşaklar arasında çok ciddî bir kültürel kopukluk ve çatışma yaşanıyor.

Gençler okumaktan çok, para kazanmaya önem veriyorlar. Devlet güvencesine güvenerek, günlük yaşamını sürdürmeye çalışıyor, uzun vadeli projeler yapmıyor.

Gençler yarı Almanca yarı Türkçe konuşuyorlar. Türkçe-Almanca karışımı yeni bir dil, yeni bir kültür oluşuyor.

Türkiye'nin yurt dışındaki gençlere yönelik sağlıklı bir politikası olmadığı ortaya çıkıyor. Cemaatler ve örgütler gençleri yönlendiriyor.

Aile kültürü ile Alman kültürü arasında çelişki ve çatışma gençleri bunalıma itiyor. Bu nedenle, gençlik uyuşturucu ve gece hayatına yönelme içine giriyor.

Kuşak çatışması çok yoğun bir şekilde yaşanıyor. Anne ve babalar mutsuz, gençler ise, sorumsuz. Eskiye oranla gençler ideolojik gruplardan uzaklaşıyor, bireyselleşiyor. İnançsal, davranışsal ve cinsel özgürlüğünü elde eden gençler kendilerini daha özgür hissediyor. Gençler, Avrupa'daki özgürlükleri ve insan haklarını sonuna kadar, bazen de aşırı biçimde kullanıyorlar. Erkekler kızlara oranla daha özgür, kızlar üzerindeki aile baskısı daha yoğun.

Sonuç olarak, gençlerin değerler sistemi bozulmuş. Türk değerler sistemi ile Avrupa değerler sistemi arasında kendilerine özgü bir değerler sistemi oluşmuştur. Bu konuda çelişkiler yaşıyor, bocalıyor, bunalıma düşüyorlar.

Yurt dışında yaşayan gençlerimizin çok ciddî sorunları var. Devletin bu konuda ciddî politikalar üretmesi ve yurt dışındaki gençlerimize sahip çıkması gerekir. Eğer gözardı etme politikası sürerse, üçüncü ve dördüncü kuşak Türk gençleri tümüyle yabancılaşarak kendi değerlerinden, kendi kültürlerinden uzaklaşmış olacaklardır. Devletin sahip çıkmadığı yurt dışındaki gençlerimize, özellikle dinî cemaatler ve örgütler sahip çıkarak onları yönlendirmekte, hatta, Türkiye'ye karşı kullanmaktadırlar.

Değerli arkadaşlarım, 1960'lı yıllarda yurt dışına giden Türklerin entegrasyonu konusunda her iki taraf da yanlış yol izledi. Almanlar, Türkler geri dönecekler diye entegrasyonu geçici bir süre için, Türk tarafı ise, ikinci bir Türkiye kurmak olarak anladılar. Entegrasyon, başkalığıyla kabul etmek değil, onun gelişmesiyle meşgul olmaktır; entegrasyon, yaşadıkları ülkelerdekilerle paralel olmak değil, birlikte de yaşamayı öğrenmektir; paralel topluluk değil, ortak topluluk yaratmaktır.

Değerli arkadaşlarım, göçmen politikası, Avrupa ülkelerinin millî politikası haline gelmiştir. Türkiye olarak da bunu millî politika olarak ele almalıyız. 40 yıldan beri bu konuda kapsamlı bir politika izlenmemiştir. Hükümetlerimiz, yurttaşlarımıza karşı görevlerini, sorumluluklarını yerine getirmemiştir. Tam tersine, tek taraflı onlardan faydalanmışlardır. Onların ekonomik yatırımlarına öncülük etmemiş, tam tersine, köktendinci bazı holdingler tarafından yurttaşlarımızın sömürülmesine göz yumulmuştur. Kombassan, Jet-Pa gibi holdingler binlerce yurttaşımızı mağdur etmiştir. Son olarak Yimpaş firması iflas ederek 15 000 yurttaşımızın 150 000 000 euroluk parasını yok etmiştir, yurttaşlarımızı mağdur etmiştir. Bu konuyla ilgili önemli dosyalar bana iletilmiştir. Bunu ileriki dönemlerde gündeme getireceğiz.

Değerli arkadaşlarım, yurttaşlarımızın dinî inanışları da istismar edilmiştir, sahip çıkılmamıştır. Müslümanın modern yüzü yerine, kötü yönü Avrupa'ya gösterilmiştir. Giyimiyle kuşamıyla, sokaklarda, bodrumlarda hayvan kesimiyle ve radikal İslamcı faaliyetleriyle tanıtıldı. Bunun birçok nedeni vardır. Avrupa yaşayan 4 000 000 Müslümanın ancak yüzde 2'sini oluşturan Suudiler, İslam Konseyini hem yönetmekte hem de finanse etmektedirler.

Müslümanların yüzde 70'i Türk kökenli olmasına rağmen, finansörünü Suudî Arabistan'ın yaptığı, yönetimde de etkili olduğu İslam Konseyinin Avrupalı ülkeler tarafından muhatap kabul edilmesidir. Bazı Türk kökenli İslamî grupların da İslam Konseyiyle iç içe olduğu bilinmektedir. Radikal İslamcı gruplarla ilişkisi olan grupların içerisinde... Biraz önce konuşan Sayın Eyüp Fatsa'ya, bu konuyla ilgili bilgi sunmak istiyorum değerli arkadaşlarım.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak gitmememizin bir nedeni, çok isabetli olmuştur. Çünkü, İslamî örgütlerle, Suudî Arabistan destekli İslam Konseyinin içerisinde... 2 Ekim 2003'te, Almanya Hıristiyan Demokrat Partisinin, İçişleri Bakanına yönelttiği 52 sorudan, 29 uncu ve 30 uncu soruları ve cevaplarını dikkatlerinize sunmak istiyoruz.

Hıristiyan Demokrat Partisinin tarafından yöneltilen 29 uncu soruda şöyle deniliyor: "Federal Almanya'nın bilgilerine göre, Müslüman kardeşliği ile esas teşkilat kanununun gözlemlediği Millî Görüş arasındaki ilişki nedir?"

Cevap: "Müslüman kardeşliği teşkilatı, şu an faaliyet gösteren birçok İslam organizasyonlarının ana teşkilatıdır. Bu nedenle, diğer daha genç İslamî teşkilatlar ile kişisel bağlar kurulmaktadır."

30 uncu soru çok önem taşıyor; şöyle deniliyor: "Federal Almanya Berlin Kreuzberg'te Alman hukuk devletini ortadan kaldırmaya yönelik şeriatı talep eden İslamî gruplar biliniyor mu?"

Cevap şu: "Şu an Berlin Kreuzberg'te bu anlamda İslamî faaliyetler vardır ve esas teşkilat kanunu koruma makamlarca bilinmektedir." Dahası da var;ama, burada, çok fazla noktaya değinmek istemiyorum.

Sevgili arkadaşlar, değerli dostlarım, şimdi, kırk yıldan beri, 3 500 000 - 4 000 000 yurttaşımızın onuruyla yaşadığı Avrupa'da, gerçekten, biraz önce ifade ettiğim gibi, çağdaş, demokratik, modern yanımızın yanı sıra, rencide edici birtakım gelişmeleri dikkatinize sunmak istiyorum: Bakınız çok değerli arkadaşlarım, bu haftaki Der Spiegel Dergisi -Avrupa'nın en ciddî dergilerinden bir tanesi- Metin Kaplan'ı kapak yapmış, 15 sayfa ayırmış ve Bild Gazetesi, bakınız... Üç haftadan beri, bir Metin Kaplan'ın üstesinden gelinmiyor sevgili arkadaşlarım. Yıllardır, gerek yurt dışında gerekse yurt içinde desteklenen ve beslenen bu gibi kişi ve kurumları kontrol altına almakta zorluk çekiliyor; gerçekten, bunu çok önemsemeliyiz. İnsanlarımız çok üzülüyor, yurt dışındaki yurttaşlarımız bunu hak etmemiştir; yurt dışında, yurttaşlarımız bu şekilde biliniyor. Avrupa Birliğine gireceğimiz bir süreç içerisinde, bunlar karşımıza çıkıyor; yani, deyim yerindeyse, Metin Kaplan, Avrupa'da, Almanya'da, Başbakanımızdan çok daha popüler.

Değerli arkadaşlarım, bu konu önemsenmelidir ve bu konuda, gereken ciddî adımların atılmasında yarar vardır. Burada, bunu bir istismar konusu yapmak istemiyoruz. Sayın Fatsa, gerçekten bu konuda bir anlayış içerisindeler; ancak, Cumhuriyet Halk Partisinin gitmemesinin nedeninin altında bu yatmaktadır; bunu da, bilgilerinize, dikkatinize sunmak istiyorum.

Çok değerli arkadaşlarım, çok ciddî çalışmalar yapılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Gülçiçek, toparlayabilir misiniz.

Buyurun.

ALİ RIZA GÜLÇİÇEK (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkanım.

Geçmiş dönemlerde, her yasama döneminde, çok önemli çalışmalar yapılmıştır -Sayın Fatsa'nın da belirttiği gibi- çok ciddî raporlar hazırlanmıştır ve bu çalışmalar rafa kaldırılmıştır. Bu dönem, bunun takip edilmesi -Sayın Öymen'in belirttiği gibi- sürekli olarak bir komisyonun kurulup, bu konuyu takip etmesi çok yararlı olacaktır.  Son olarak, izin sezonu başlamıştır, geçmiş dönemlerdeki sıkıntıların yaşanmaması, tekrarlanmaması için, hükümetin öncelikle bu konuya eğilmesi ve gereken önlemlerin alınması dileğiyle Sayın Fatsa ve arkadaşlarına, Sayın Komisyon Başkanıma ve değerli üye arkadaşlarıma, katkı yapan tüm arkadaşlarıma, yetkililere teşekkür ediyorum, hepinize en içten sevgi ve saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Gülçiçek.

| Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com