Alevilik Nedir?

Alevilik, İslamdır.
‘Hakk-Muhammed-Ali’
yolunun ‘Kırklar Meclisi’nde
olgunlaştığı ve Oniki
İmamlarla devam eden;
İmam Cafer-i Sadık’ın akıl
ölçüsünü rehber olarak
alan, Horasan erenlerinin
himmetleriyle Anadolu’ya
gelen Hazret-i Pîr’le ve ulu
ozanlarımızın nefesleriyle
hayat bulan inancın adıdır.
Alevilik inancı, hayatın
amacını insanın ham
ervahlıktan çıkarak insan-ı
kâmil olup özüne dönmek
olarak tanımlar. Bunun
için de; ‘Mürşid’, ‘Pîr’ ve
‘Rehber’ huzurunda ikrar
verilerek ‘Dört Kapı Kırk
Makam’ aşamasından
geçilir. İnancımızın
uygulandığı mekân cemevidir.

Aleviyol Üyelik Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Haber Alma Servisi






RSS Haber Akışı

RSS Okuyucu ile Aleviyol'daki Haberleri Anında İzleyin

Takvim 2007

 Alevi Takvimi

Sonsuz Takvim

mayatakvimi1.jpg

Alevilik RSS Haberler


Anasayfa
Yeniden Merhaba ve Açıklama

Değerli Okurlar,

yaklaşık 35 gün sonra yeniden Aleviyol'un yayın hayatı başladı.

Bir süre önce okur sayısında büyük artışla birlikte Aleviyol'un bulunduğu server'de problemler yaşanır oldu. Server, okur sayısını kaldıramaz duruma geldi. Aleviyol'a girmek bizim açımızdan dahi imkansız hale dönüştü. O nedenle, server'i değiştirme çalışmalarına başladık. Yeni server'de ise, unulmadık bir problemle karşılaştık. Datenbank'ın aktarımı esnasında, "yazı karakterleri" okunmaz oldu. Böylece Aleviyol arşivinin aktarımı imkansızlaştı.

Bunun üzerine arşivin bir kısmını bir kültür sayfası olan KanalKultur'e aktardık. Diğer kısmının aktarılması çalışmaları sürüyor.

Kuşkusuz, bu arada 6 yıllık bir süre içinde ilk kez dinlenme imkanı da bulabildik. Ancak, bununla birlikte, gündemi izledik ve okurla buluşturmak için, bu esnada kaydettik. Kısa süre içinde Aleviyol'da yayın hayatına verilen arayı esnasında oluşan gündemi de yükleyeceğiz.

Geçen süre arasında, yeni ve farklı alanları kucaklayacak, aslında bizlerin de dinlenmesini sağlayacak bir Kültür Kanalı'nı da okurla buluşturduk: KanalKultur.com

Yeniden merhaba diyerek, ilgili okura, Aleviyol yayın grubunun daha güçlü bir şekilde kısa süre içinde tamamen aktif hale dönüşeceğini de aktaralım.

Aleviyol'un RSS adresinde değişiklik de meydana geldi. Yeni RSS adresi şu:

http://aleviyol.com/de/index.php/component/option,com_rss/feed,RSS2.0/no_html,1/

Aleviyol yayın grubundan KanalKultur'e de şuradan ulaşabilirsiniz: KanalKultur

KanalKultur'ün RSS adresi de şu:

http://kanalkultur.com/de/component/option,com_rss/feed,RSS2.0/no_html,1/

 Aleviyol'a Giriş

KanalKultur'e Giriş

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 24 10 2008 )
 
Halil Karaveli: Liberalizm Gerçek Dinozorluk

Halil Karaveli: Liberalizm Gerçek Dinozorluk

Ulusal bağımsızlığı Türkiye için fazla gören liberal geleneğin laiklik konusunda da tavizkâr olması doğal; çünkü laiklik ve ulusallık bir bütündür. Çağdaş olabilmek için ümmet toplumundan çıkıp, uluslaşmak gerekirken, ulus kalabilmenin de şartı laikliktir. Ulusallığa değer vermeyen küreselleşmeci bir liberal yaklaşımın ulusal kimliği taşıyan laikliği savunması da beklenmemeli.

Liberalizmin çekiciliği, "yeni" olanı temsil eder görünmesinden kaynaklanıyor. Kemalizmin "gericilik", Atatürkçü olmanın "dinozorluk''la eşanlamlı görülebildiği bir Türkiye'de liberalizm, özellikle gençlere yeni bir uygarlık aşaması olarak pazarlandı. Halbuki ortada "yeni" bir şey yok.

Tam tersine, "dinozor" tanımı en çok liberallere yakışıyor. Avrupa'da liberalizm yozlaşmışken, Türkiye'deki kopyası köhne geleneklerine bağlı. Osmanlı liberalizmi gibi onun Cumhuriyet uzantıları hiçbir zaman tam bağımsızlığı sindiremedi; hep ümitlerini dış güçlere bağlayageldi...

Bağımsızlık ve laiklik konularında Türk liberalizmi doğuştan sakat. Birinci Meclis'te, Atatürk'ün sözleriyle, "ordu ile, muharebe ile, inat ile bu işin içinden çıkılmaz tarzındaki, membaı hariçte bulunan nesayihe tebaiyet ile" Kurtuluş Savaşı'na devam edilmesindeki mantık sorgulanmış, sonra bu muhalefetin başını çeken Rauf Orbay'ın temsil ettiği "liberal" zihniyet Cumhuriyet'e de karşı çıkarak dincilerle el ele vermiştir; veya en azından onlara kapıyı açmıştır.

Liberalizmin kökü aydınlanmaya uzanır. Hatta liberalizm Batı'da aydınlanmanın ideolojisidir denilebilir. Halbuki yerli ve yabancı liberaller Türkiye'yi karanlığa sürükleyecek sözde "ılımlı" İslamcılığa destek vermeye devam ediyorlar.

İslamcılıkla yol arkadaşlığı aydınlanmanın mirasına sadık bir liberalizme hiç yakışmıyor. Ne var ki, radikal İslamın meydan okuması modern Avrupa'nın kendi köklerini, liberal kimliğini sorgulamasına, dincilikle uzlaşı arayışları içine girmesine yol açtı.

Peki Türkiye'deki liberallerin tutumunu nasıl açıklamalı? Avrupa'daki gibi bir "kimlik krizi''nden söz edilebilir mi?

İlk önce toplumdan bir kopukluk söz konusu. Geçenlerde İsveç Parlamentosu'nda düzenlenen Türkiye konulu bir panelde konuşmacı olarak beraber oturduğum, kendisini "liberal" olarak tanımlayan Zaman gazetesinden Şahin Alpay, Türkiye'nin yaşadığı Kemalist devrim süreci hakkında "Hiç beklemiyordum, çok şaşırdım, çok üzüldüm" derken medyadaki genel yaklaşımı özetliyordu.

AKP'ye bel bağlayan liberallerin şaşkınlığının bir benzeri iki sene önce Avrupa'da yaşandı. Avrupa Birliği'ni daha az ulusal bir yapıya kavuşturacak anayasa taslağının birliğin önder ülkesi Fransa'da ve Hollanda'da halkoylamalarında reddedilmesi Avrupalı "aydınlar" için şok olmuştu.

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 20 06 2007 )
Devamı...
 
'Biz ne desek onu söylüyorlar'
Uzan: 'Biz ne desek onu söylüyorlar'

genc

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 20 06 2007 )
 
Alevilerin davacı, Başbakanlığın davalı olduğu duruşmalar başlıyor

Alevilerin davacı, Başbakanlığın davalı olduğu duruşmalar başlıyor

Alevilerin yargıya giderek, Başbakanlığı mahkemeye vermesinin ardından ilk duruşma Ankara 6. İdare Mahkemesi'nde 20 haziran 2007 günü 9:30'da başlıyor.

Bilindiği gibi, idarenin; Alevi yurttaşların inanç özgürlüğü hakları ile ilgili olarak Anayasanın, kanunların ve uluslararası hukukun emredici hükümlerine aykırı hareket ettiği gerekçesiyle Cem Vakfı'nın önderliğindeki Hukuk Komisyonu tarafından Başbakanlığa 22 haziran 2005 tarihinde verilen dilekçeye; 19 Ağustos 2005 tarihinde, Başbakanlık Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı tarafından cevap verilmişti.

Başbakanlık tarafından verilen cevapta; 677 Sayılı Kanun ve diğer mevzuat gereğince cemevlerine ibadethane statüsünün verilmesinin hukuken mümkün olmadığı, Alevi yurttaşların inançlarını yerine getirebilmeleri için herhangi bir ödeneğin genel bütçeden ayrılamayacağı ve Diyanet İşleri Teşkilatı'nda Alevilere özgü kadro tahsisi yapılamayacağı bildirilmişti.

Bunun üzerine; 23 eylül 2005 Cuma günü Ankara 6. İdare Mahkemesi'nde Başbakanlığa karşı 2000 kişi tarafından dava açılmıştı.

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 19 06 2007 )
 
Doğan Bermek: Tokat Cem Söyleşisi

Doğan Bermek: Tokat Cem Söyleşisi

doganbermek1Değerli dostlarım,

Bu gün aranızda olmaktan, Tokat ilimizde sizlerin arasında,bu güzel ortamda bulunmaktan ne kadar mutlu oldugumu anlatmam kolay olmaz.

... değişim sırasında bir yandan da ülkemizde inançlar giderek yoğunlaşan bir biçimde siyasete araç edilmiştir. İşte bir yandan yanlı ve kötü siyasetin saldırısına uğrayan, bir yandan yeni geldiği ortamlarda yaşamını kurmaya çalışan Aleviler önce dernekler, sonra vakıflar ile örgütlenmeye çalışmış, daha sonra da bu etkinliklerini daha geniş kapsamlı faaliyetlerde bulunmayı amaçlayan Federasyon gibi üst örgütlerde yoğunlaştırmışlardır....

Ancak bütün bu saydığım sorunlardan çok daha büyük ve önemli bir sorunumuz daha var. O da kendisini topluma Alevi diye sunan, Alevi kuruluşlarında yönetici pozisyonlar edinerek kendilerine nüfuz sağlamaya, siyasal ve ticari çıkarlar sağlamaya çalışan, dernek ve vakıflarımızı şahsi çıkarları için kullanmaya çalışan kişilerin tahribatıdır.

Maalesef Alevilikle uzaktan yakından hiçbir ilgisi olmadan kendilerine Alevi örgütü adı veren, inanç ve ahlakımız ile ilgili hiçbir hizmet verme gayreti olmayan, Alevilik edep ve erkanını tanımayan, bilmeyen, ama kendilerine üç kuruşluk çıkar sağlayabilmek için Aleviliğin en temel değerlerini göz ardı ederek önlerine gelenle Alevilik ve Aleviler adına pazarlıklara giren, derneklerinin kapılarına astıkları tabeleların ardına sığınıp kendilerini Alevi diye etrafa satmaya çalışan kişiler de türedi bu süreçte...

... bu sürecin en ciddi sorunu bu kendilerine Alevi deyip, Alevilik adına siyasi ve ticari pazarlıklara kalkışan, örgütlerimizi yıllardır olduğu yerde saydıran bu kişilerdir...

Tokat'ta Orta Asya'dan bu yana taşıdığı özgün kimliği Anadolu'da 1000 yıl boyunca hiç bozmadan taşımıştır. Bu anlamda ülkemizin çok seçkin köşelerinden birisidir. Zengin bir kültürel mirası olan, Hubyar Sultan Ocağı gibi önemli bir ocağın yer aldığı bir beldede bulunmak beni fazlası ile mutlu ediyor.

Hepinize selamlar ve saygılar sunarım.

Federasyon'umuza üye olan tüm vakıf ve şubelerinin sizlere selam ve sevgilerini iletiyorum.

Değerli Canlar,

Bugün de burada Cem oluyoruz. Cem Alevi - İslam inanışında olanların ibadetidir. İnançlarımız ibadetlerimizle içselleşir, bireyselleşir. Bizler de ibadetimizin görülmesini tanınmasını istiyoruz. Geldiğiniz için, bugünü bizlerle paylaşıp bizleri mutlu ettiğiniz için hepinize teşekkürler ediyoruz.

İslam inancının Alevi yorumu, Sünni yorum gibi, Şii yorum gibi bir yorumdur. Her dinde olduğu gibi İslam dininde de, kurucunun yani Hz. Muhammed'in ardından bazı kırılmalar yaşanmış ve ayrılık tohumları ekilmiştir. İslamı farklı algılayan gruplar oluşmuştur. Bu gruplardan Alevi - İslam yorumunu benimseyenler Hz. Muhammet'in Ehl-i Beyt'inin yolundan gitmiş ve 12 imamların öğretisini takip etmişlerdir. Bu öğreti Türk kavimlerinin yaşamına da girmiş ve özümlenmesine ve anlaşılmasına Orta Asya'da, Türkistan'da Yesi'de Şah Ahmet Yesevi dergahı büyük hizmetlerde bulunmuştur. Orada özümlenen Alevi inanç sistemi daha sonra göçlerle batıya doğru taşınmıştır. Birkaç yüzyıl süren bu göçlerde Şah Ahmet Yesevi dergahında yetişen değerli veliler, dervişler ve halifeler de batıya doğru gidenlerin arasında, önünde gittiler. Gittikleri yerlerde İslam'ın bu barışçı, sevgi ve paylaşım yüklü, kin ve nefretten uzak barışçı yorumunu oralarda yaşayan halklara tanıttılar.

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 19 06 2007 )
Devamı...
 
AKP Heyeti ABD'de temaslarını tamamladı

AKP Heyeti ABD'de temaslarını tamamladı

Amerika'nın Sesi Radyosu'nun 15.06.2007 günlü 21.00-22.00 Türkçe yayınında  Egemen Bağış, Reha Denemeç ve Mevlüt Çavuşoğlu'ndan oluşan AKP heyetinin Washington'daki temaslarını tamamladığı belirtildi. Tanju Akerson'un haberine göre heyet, Kongreye sıklıkla getirilmeye çalışılan sözde Ermeni soykırımı iddialarıyla ilgili tasarılara karşı lobi yapma amacıyla temaslarda bulunduğunu ifade etti.

 egemenbagis

Egemen Bağış, Amerikan tarafının kendilerine PKK konusunu Irak'ta en üst düzeyde yetkililerle ele aldıklarını ve yönetimin bütün kurumlarının ve Beyaz Saray'ın PKK ile mücadele konusunda kesin bir görüş birliği içinde olduklarını aktardığını belirtti.

Heyet adına açıklama yapan Egemen Bağış, Miller, Gindal, Robert Wexler ve diğer Kongre üyeleriyle görüştüklerini, sözde Ermeni soykırım tasarılarının gündeme getirilmesinin rahatsızlık verdiğini anlattıklarını ve ikili ilişkileri olumsuz etkilediğini vurguladıklarını, milletvekillerinin de bu durumu anlayışla karşıladıkları ve Türkiye'ye destek sözü verdiklerini kaydetti.

Bağış ayrıca, Yahudi lobisinin yetkilileriyle de bir araya geldiklerini söyledi.

Egemen Bağış temaslarında; Türkiye'nin Irak sınırındaki gelişmelerin, PKK ile mücadele çalışmalarının ve seçim sürecinin gündeme geldiğini ve bu noktada Türkiye'nin çeşitli konulardaki hassasiyetlerini anlatma fırsatı bulduklarını belirtti.

Bağış, Savunma Bakanlığı Müsteşarı Edelman ile yaptıkları görüşmede de bu konuların ağırlıklı olarak ele alındığını söyledi. Bağış, Edelman'ın, Türkiye'nin tavrını iyi anladığını, terörle mücadelenin önemini ve bir şeyler yapılması gerektiğini kabul ettiğini söyledi.

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 19 06 2007 )
Devamı...
 
Şakir Keçeli: Anadilde İbadet

Şakir Keçeli Baba: Anadilde İbadet - Yayın Yönetmeninin Açıklamaları - (Kur'ân-ı Kerîm  [Manzum Meâl] adlı kitabın eki) 

"Hoca Efendinin dua yapmasına hacet (gerek) yoktur.
Cenab-ı âlem (yüce Tanrı) benim lisanımı da bilir. Duayı
ben yaparım"
Gazi Mustafa Kemal Atatürk[1]

sakirkeceliMatbaa Gutenberg tarafından 1450 yılında icat edilmiş, İbrahim Müteferrika tarafından da 1727 tarihinde, Osmanlı topraklarına getirilmiştir.

Matbaanın getirilmesi ile birlikte, Osmanlı okumuşları (münevverleri) arasında garip bir tartışma başlamıştır:

- Acaba Kur'ân-ı Kerîm'i matbaada basmak İslâma aykırı mıdır, değil midir?

Yüz otuz küsur sene süren bu tartışma 1860'larda noktalanmış ve Kur'ân'ın matbaada basılmasına başlanılmıştır.

Bugün "Kur'ân-ı Kerîm'i matbaada basmak İslâma aykırıdır" yargısı, tartışmaya bile değmeyen ve saçmalıkla suçlanacak bir yargıdır.

Cumhuriyetin başına değin hutbe Arapça okunuyordu. İslâm din bilginleri (ulemâ) hutbenin anadilde okunup okunmayacağı konusunda bir türlü anlaşamıyorlardı. Bazı din adamları, Hutbe'nin Türkçe okunmasını kâfirlik sayıyorlardı.

Bugün camilerimizde okunan Hutbe Türkçedir ve bu uygulamaya bir Allah'ın kulu karşı çıkmayı düşünmemektedir bile...

Kur'ân-ı Kerîm'in Türkçeye çevrilip çevirilmeyeceği ve Türkçe ibadetin İslâma uygun olup olmayacağı tartışmaları 1908 yılında Yerebatan Cami'i İmamı Übeydullah Efendi tarafından başlatılmıştır. Sadrazam Talat Paşa bu girişimi, "Bunun vakti var." diyerek durdurmuştur. [2]

Bu tartışma yüz yılı aşkın bir süredir, zaman zaman yüksek, zaman zaman da alçak sesle sürdürülmektedir.

Doç. Dr. Bedri Noyan (Haz.): Kur'ân-ı Kerîm (Manzum Meâl). [Yayına Haz.: Şakir Keçeli / Doç. Dr. Özgür Savaşçı] Ardıç Yayınları, 2. Baskı, Ankara 2007, 703 S., ISBN 975-7902-35-7

Ayrıca bkz.:

Fakîr'e göre bu tartışmanın gerçek amacı, İslâma uymak veya uymamak değildir. Tartışma Türkiye Halkı'nın uluslaşmak hakkının bulunup bulunmadığı çizgisi üzerinden yapılmaktadır. İslâma aykırılık savları, ümmetçi düşünceyi perdelemek amacıyla ileri sürülmektedir.

Ümmetçi kanatta yer alanlar, Anadolu ve Balkanlarda yaşayan insanların (tıpkı Arnavutlar veya Araplar gibi), uluslaşmasını içine sindiremeyenler ve ulusal kültürün olmazsa olmazı olan anadilde ibadeti, kardeşlerine çok görenlerdir.

Bakınız; Kurtuluş Savaşı'na karşı çıkan ve kuva-yı milliyecilerin idamına fetva vermekte hiç sakınca görmeyen Şeyhülislâm Mustafa Sabri, sığındığı Yunanistan'dan şunları yazmaktadır:

"Yalnız yeni Türkiye'de veyahut orasının peyki ve gölgesi gibi hareket eden muhitlerde değil, belki yeni Türkiye'nin muarızları (karşıtları) sırasında yer almakla beraber birçok hususta o diyarın deliliklerini taklid etmeye özenen hafif meşrepliler, zayıf akıllılar arasında bile "milliyet" havası çalanlar ve yolunu şaşırıp dalâlette (karanlıkta- sapkınlıkta) kalanlar eksik değildir. Şam'da çıkan Türkçe, Arapça, Çerkezce yanar döner renkli bir gazetenin Kâbe yolu üzerindeki Kafkaslılık ruhu ve milliyet fikri takip edildiğini gördüğüm zaman, Arabistan'da Çerkeslik fikrine revaç verilmesini (özenilmesini) şahaser (şaheser) bir şaşkınlık numunesi (örneği) addetmekle (saymakla) kalmayarak, Arabistan'da Çerkeslik milliyetinin muhafazası endişesine düşülmesini bile çok münasebetsiz bulmuştum. Hele milliyeti muhafaza sevdasıyla Latin harflerini kabul etmeye lüzum görülmesi beni büsbütün sinirlendirmişti. Şam'da oturan ve orayı vatan edinen Çerkesler, milliyetlerini kaybedip de muhitin (ortamın) etkisi altında Araplaşsalar bundan ne ziyan edecekler? Kaybedecekleri Çerkeslik yerine Arap milliyetini elde etmeleri ziyan mı yoksa kâr mı sayılmaya lâyıktır?

Benim elimden gelse Türkleri de Arap yaparım, diğer Müslümanları da... Bunların vaktiyle Araplaşmadığına da çok eseflenirim (üzülürüm). Zenbilli Ali Efendi merhumu, şeyhülislâmların, kendimle kıyas edilmeyecek mertebede büyüklerinden bildiğim halde bu noktada ben Yavuz Selim'in daha iyi düşündüğü fikrindeyim. Cennet mekan Şeyhülislâm'ın dediği gibi, Türk'ün resmi dilini Arapçaya çevirmek hak ve salahiyeti, şeriatın, riayet ettiği dil hürriyeti gereği padişaha verilmezse de padişahın görüşündeki büyük siyasi maslahat da şeriatın nazar-ı takdirinden (bakış açısından) kaçmayacak derecede mühim olduğundan. Yavuz Selim'in yerinde olsaydım şeyhülislâmı dinlemezdim..." [3]

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 19 06 2007 )
Devamı...
 
Frank Hylanda: Türkiye'nin İslamcı militan sağlama yeri olduğuna işaret

Frank Hylanda: Yeni tutuklamalar Türkiye'nin İslamcı militan sağlama yeri olduğuna dair işaret

globalterrorismanalysisİstanbul polisi, 30 Mayıs'ta el Kaide bağlantısı şüphesiyle 11 kişiyi tutukladı. Yetkililerin tutuklanan kişilere ait evlerde, el Kaide bağlantılı belgeler, sahte pasaportlar ve kimlik belgeleri buldukları bildiriliyor. Polis yetkilileri, yakalananların İstanbul'da saldırı hazırlığında olduklarına inandıklarını belirttiler. Bu olay, el Kaide ve bağlantılarının Türkiye'de devam eden ve aktif bir varlığı olduğunu gösteren son yıllardaki bir dizi olayın sonuncusudur. Türk topraklarında meydana gelen saldırılar ve Türk yetkililerinin ele geçirdikleri malzemelerin türü, el Kaide'nin varlığının, hem operasyonel hem de destek birimlerini kapsadığını düşündürmektedir.

İstanbul'daki Kasım 2003 operasyonları ile faillerin 2007'de sonuçlanan yargılanmaları arasında, Türk yetkililerince 2004, 2006 ve 2007 yıllarında gerçekleştirilen el Kaide ve el Kaide bağlantılı militanların tutuklamaları, el Kaide'nin Türkiye'yi verimli bir eleman toplama alanı ve Batılı hedeflere saldırı yeri olarak seçtiğini göstermektedir. Laik bir düzen isteyen Türkler ile tamamen İslami ilkelerle yönetilen bir ülke isteyenler arasında devam eden huzursuzluklar, Türkiye'nin gelecek yıllarda da karışıklıkların hedefi olacağını garanti etmektedir.

15 ve 20 Kasım 2003'te İstanbul'da bomba yüklü iki kamyonla yapılan saldırılar, el Kaide'nin Türkiye'deki faaliyetlerinin dönüm noktası olmuştur. 15 Kasım tarihinde Beth İsrael ve Neve Shalom sinagoglarında patlatılan bomba yüklü iki kamyonla çoğu Müslüman 27 kişi öldü 300 kişi yaralandı. 20 Kasım'da, HSBC Bank ve İngiliz Konsolosluğunda, kamyonlara yerleştirilen iki bombanın patlamasıyla biri üst düzey İngiliz konsolosluk yetkilisi olmak üzere 30 kişi öldü, 400 kişi de yaralandı. İstanbul'daki toplam kayıp sayısı, el Kaide'nin 7 Ağustos 2003'te Kenya ve Tanzanya'da gerçekleştirdiği ikiz patlamalarda yaşanan kayıplara ulaşmasa da İstanbul'da 60'a yakın kişi öldü, yaklaşık 700 kişi yaralandı. El Kaide daha sonra Kasım 2003 saldırılarının sorumluluğunu üstlendi. El Kaide'nin sorumluluğu ayrıca Türk savcıların, 2007 Nisan ayında sanıkların suçlu olduklarına karar vermesiyle de teyit edildi. Operasyonun itirafçısı Türk elebaşılarından biri olan Harun İlhan, mahkemede, "Ben, el Kaide'nin teorisyeni değilim. Ben bir savaşçıyım" dedi. El Kaide liderleriyle bağlantısı olduğu sanılan Suriye vatandaşı Loa'i al-Saqa, daha önce, Irak'taki müteveffa el Kaide lideri Abu Musab al-Zarqawi ile birlikte, 2002 yılında başarısızlıkla sonuçlanan bir zehirli gaz saldırısında yer aldığı için Ürdün'de gıyaben yargılanmıştı.

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 19 06 2007 )
Devamı...
 
Cemal Şener: Seçim sandığına sahip çıkalım

Cemal Şener: Seçim sandığına sahip çıkalım

cemalsenerSeçim atmosferine girmiş bulunuyoruz. Eğer yeni bir değişiklik olmazsa 22 Temmuz 2007'de seçim yapılacaktır.

ABD ve AB'ye Ortadoğu'da emperyal amaçlar için İslamcı bir siyasal partiye gereksinme duyulduğunda Refah Partisi'ne bir operasyon yapılmış Refah Partisi'nin içinde Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Bülent Arınç önderliğinde bir muhalefet oluşturulmuştur. Daha parti kurulmadan Amerikan büyükelçileri ile bu kişiler yoğun temasa girmişler. Partileri kurulmadan bu kişiler Amerika'da ağırlanmışlardır. Tayyip Erdoğan milletvekili olmadan Amerikan Başkanı Bush ile AKP'li Türkiye'nin Ortadoğu'da oynayacağı rolü konusunda anlaşmışlardır. Kerkük meselesinde, Barzani meselesinde, Kıbrıs meselesinde, çuval meselesinde olduğu gibi, müslüman kanı Irak'ta oluk gibi akarken, AKP'nin dut yemiş bülbül gibi susması bu ilişkide aranmalıdır. AKP, Türkiye'yi ortadoğudaki bazı İslam ülkelerini de olduğu gibi sömürgeleştirmek için kurulup iktidara getirilmiş Amerikancı bir partidir...

Laik Cumhuriyetten yana, tam bağımsızlıktan yana olan yurtsever; oyuna sahip çık, vatanına sahip çık, ekmeğine sahip çık, sandığa sahip çık. Güzel Türkiyemizin başındaki bela olan Amerikancı AKP'yi bertaraf etmek için sandığa git ve oyunu benimsediğin partiye ver. Ama ne olursa olsun vatanına, ulusuna, ülkemizin bağımsızlığına, laik Cumhuriyete sahip çıkacak partine oyunu ver.

Ülkemiz Cumhuriyet döneminin en kritik en olumsuz günlerini bu hükümet döneminde yaşadı. Laik Cumhuriyetin kazanımları AKP Hükümeti döneminde adeta bir bir yitirilmeye başlandı.

Türk halkı 1. Dünya Savaşı'nda Emperyalist işgale ve onların yerli işbirlikçisi olan Osmanlı sarayı artıklarına karşı dişe diş ulusal kurtuluş savaşı verdiğinde; ortada iki tavır vardı. Bunlardan birincisi; canını dişine takarak bu mücadelenin yanında yer alanlardı. İkincisi ise, karşısında yer alan, düşmanla ve vatanı satanlarla işbirliği yapanlar vardı.

Kurtuluş Savaşı başarılıp TBMM kurulduğu zaman dün düşmanın şu ya da bu şekilde yanında yer alan bazı kesimler bu kez mecliste Laik Cumhuriyet karşıtlarının yanında yer aldılar. Savaş sırasında sutre gerisinde saklananlar şartlar elverdiğinde meydana arzı endam ettiler.

AKP, bağımsız Türkiye ve laik cumhuriyet karşıtıdır

İşte 1920'lerden günümüze verilen mücadele yani yaklaşık 85 yıldır ülkemizde laik Cumhuriyete ve demokrasiye karşı verilen mücadele AKP'nin hükümet olması ile günümüze taşınmıştır.

AKP'nin hükümet olması sıradan bir hükümet oluş değildir. ANAP, MHP, DYP'nin hükümet oluşu gibi değildir. Bu üç parti de merkez sağda yer alan partilerdir. Ama bunlar Atatürkçülüğe, Türkçülüğe, Laik Cumhuriyete karşı partiler değildir. Siyasi programlarına katılır ya da katılmazsınız ama laik Cumhuriyet, Atatürkçülük, Ulusalcılık (Milliyetçilik) konusunda fark yoktur. Fakat AKP ile CHP, ANAP, DYP, MHP gibi partilerin doku uyuşmazlığı var. AKP, Atatürk karşıtı bir tarihsel gelenekten geliyor. O'nun tarihsel-siyasal gıdası Atatürk karşıtlığı ve Laik Cumhuriyet karşıtlığına dayalıdır.

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 19 06 2007 )
Devamı...
 
Öker: 'Emekli Paşalar'ın mücadelesine yem olmamalı'

Öker: 'Emekli Paşalar'ın mücadelesine yem olmamalı'

Bilindiği üzere, DAH Türkiye kanadı sorumlusu, Türkiye Alevi-Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Selahattin Özel, 13 mayıs'ta İzmir'de düzenlenen Cumhuriyet Yürüyüşü'ne ''Alevi-Sünni veya hangi mensubiyetin bireyi olursa olsun, tüm yurtdaşlarımızın Cumhuriyet mitinglerine katılmalarını bekliyoruz'' diyerek katılmış, cumhurla beraber olmuş ve CHP lideri Baykal'la da fotoğraf çektirmişti. ABF'nin önceki yürüyüşler için kendine bağlı derneklere 'katılmayın' telkini yaptığı da ileri sürülmüştü.

Cumhuriyet Yürüyüşleri'yle ilgili cumhurun tepkisine Demokratik Alevi Hareketi'nden (DAH) tepki: DAH (fiili) Başkanı ve AABK Genel Başkanı T. Öker'e göre, 'Emekli Paşalar'ın mücadelesine yem olmamalı'.

Cumhuriyet Yürüyüşleri'yle ilgili görüşlerini beyan eden DAH (fiili) Başkanı T. Öker, 'emekli paşalar'ın başka bir meşgale kalmadığı için yürüttükleri mücadeleye yem olma çabası içinde olmamak lazım' dedi.

DAH (fiili) Başkanı T. Öker'in Cumhuriyet Yürüyüşleri'nin Alevi toplumuna faydası olup olmadığına ve burada Alevilerin 'dolgu malzemesi' mi ve/veya 'arka vagon' mu olduğuna ilişkin görüşleri, açıklamaları...

T. Öker kurumu amaç mı, araç mı görüyor?

'Alevi Hareketi' siyasal mıdır?

T. Öker bu sorulara Gaziantep'te açıklık getirdi...

Gaziantep Haber Ajansı aktarıyor:

Yorumlar (1)

Son Güncelleme ( 18 06 2007 )
 
'Alevilerin 'gayrimüslim' olmasını isteyenler var'

Alevilerin 'gayrimüslim' olmasını isteyenler var

yenisafakAK Parti'nin milletvekili adayı Alevi yazar Reha Çamuroğlu, "Devlet içinde bazı güçler Alevilerin İslam'ın dışına çıkmasını istiyor" dedi ve ekledi: "Çünkü İran'ın etkisine girerler veya İslamcı olurlar diye korkuyorlar."

MURAT AKSOY

  

Neden AK Parti?

Türkiye'de insanların görüşlerinin değişimine karşı bir "değiştirtmeme" anlayışı var. Ne Erdoğan 1994'ün Erdoğan'ı, ne de Gül... Aradan 13 yıl geçti. Bu insanlar o süre içinde okudular, yaşadılar, siyasetin pratiği içinde oldular. Bu süreç bütün insanları değiştirir. Ama Türkiye'de böylesi değişimlere sürekli şüpheyle bakan, kişinin değişimdeki samimiyetine inanmayan bir bakış var. Şu bir gerçek ki, bilgi insanı değiştirir.

Nasıl bir değişim izlediniz AK Parti'de?

AK Parti, ekonomi ve demokratikleşme konusunda güzel ve önemli adımlar attı. Son dönemlerde Aleviler konusunda da bir şeyler yapmaya başladı. Ve seçim süreci başladı. AK Parti Türkiye'de modernleşmeyi ayakları üzerine dikebilecek tek parti.

AK Partililer "Ali'yi sevmek Alevilikse, ben de Aleviyim" diyor. Yeterli mi bu söylem Alevilik için?

Tabi ki Hz. Ali'yi seven herkes Alevi değil, fakat bu duygusal bir yakınlık kurma olarak da okunabilir. Ancak Aleviler geçmiş korkularla bu söylemi de asimilasyona uğratılma girişimi olarak görüyorlar. AK Parti 4,5 yılda Aleviler konusunda olumlu hiçbir şey yapmadı. Ama olumsuz da hiçbir şey yapmadı. Peki, bundan önceki iktidarlar yaptı mı? Hayır...

Türkiye zorlu bir seçim sürecinden geçiyor. AK Parti bu süreçte kapsayıcı bir adım atarak, milletvekili listelerinde farklı toplumsal kesimlerin temsilcilerine yer verdi. Bu açılım bir demokrasi projesi mi, yoksa vitrin yenileme çalışması mı? Biz de aynı soruyu Alevi yazar Reha Çamuroğlu'na sorduk.

Kendinizi Alevilik konusunda nasıl konumluyorsunuz?

'Tarih Heterodoksi ve Babailer' adlı bir kitap yayınladım. Fakat bu kitabı Alevileri düşünerek yazmadım. Ailemin Alevi olması dışında bir ilişkim yoktu. Bu kitabın yayınından sonra çok sayıda Alevi beni buldu. Derneklerine, konferanslara, panellere ve Hacı Bektaş'taki törenlere davet edildim. Bir anda cemaat içinde ki kanaat önderlerinden biri haline geldim.

Cemaat, siyaseti dayatıyor

Kanaat önderi olmanız, bir misyon mu yükledi size?

haberlogo

İlgili haberler için bkz.:

Öyle de diyebiliriz. Alevi cemaatiyle ilişkim, beni birkaç arkadaşla (Cemal Şener, İzzettin Doğan, rahmetli Abidin Özgünay) birlikte Cem dergisini çıkarmaya kadar götürdü. Orada sorumlu yazı işleri müdürü oldum. Cemaatle ilişkilerim daha da yoğunlaştı. Kanaat önderi olmak, birçok insanın sorunlarının çözümü için bana gelmeye başlamasına yol açtı. Fark ettim ki bu rol aslında siyasi. Ve cemaat de sizi öyle kabul ediyor. Bir anlamda bu siyasi rol size dayatılıyor.

Peki siyaset...

Tam bu noktada bir çakışma yaşandı. Siz sorunları çözmek için siyasi güç istiyorsunuz, farklı siyasi partiler de oy kaygısı için size gelip destek istiyor. Ama hiç biri, "Bizden aday olur musunuz" demiyor, "Bize destek verir misiniz" diyor. Ama siz siyasi gücünüzü siyasi role dönüştürmek istiyorsunuz. İşte bu yüzden siyaset. Alevilik benim önemli meselem, ama temel meselem değil. Şu anda Türkiye'nin demokratikleşmesi ve küresel ısınma benim açımdan çok daha öncelikli.

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 17 06 2007 )
Devamı...
 
Bu kez Viyana 'içinde' cumhuriyete sahip çıkıldı

Kazım Balaban: Tarihte Dün - Bu kez Viyana 'içinde' cumhuriyete sahip çıkıldı

16 Haziran 2007 : Ankara / Tandoğan meydanında 14 Nisan 2007'de başlayan ve daha sonra bir çok kentte yapılarak Milyonlarca insanı kucaklayan ‘'Cumhuriyete Sahip Çık'' mitinginin en sonuncusu Avusturya / Viyana'da yapıldı.

viyanacumhuriyetyuruyusu

Fotoğraf: Ali Haydar Yurtsever

Atatürk Kültür Merkezi önünde başlayan ve yaklaşık 2 000 kişiden oluşan kortej (AA muhabiri Ali Haydar Yurtsever'e göre 10 bin kişi) yol boyunca büyük ilgi gördü. Avusturya Polisinin yoğun güvenlik önlemleri altında başlayan yürüyüş, yol boyunca karşılaşılan Türklerden ilgi gördü ve alkış aldı.

Bazı Türklerin evlerinin pencerelerinden Türk Bayrağı çıkararak veya alkışlı tempo tutarak destek sundukları, bazı şoförlerin de klakson çalarak alkışladığı kortejde, Türkiye'de olduğu gibi gençlerin ve kadınların çoğunlukta olduğu gözlendi. Viyana Alevi Kültür Başkanı Kazım Gülfırat'ın çok sayıda üyesi ile katıldığı yürüyüş, Cumhuriyetin Temel değerlerini benimseyenlerin birleştiği bir şölen atmosferi içinde geçti.

Cumhuriyete ve onun temel değerlerine sahip çıkmak isteyen kesimlere, yurtdışından destek amacı ile yapıldığı belirtilen yürüyüş, Kahramanlar meydanında, halkoyunları gösterilerinin ardından olaysız sona erdi.

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 17 06 2007 )
 
'AKP türkülerimizden elini çek!'

'AKP türkülerimizden elini çek!'

birgunlogoEcem Engin - BİR grup aydın-sanatçı ve kitle örgütü temsilcileri, 12 Haziran günü Ankara'da AKP Genel Merkezi'nin açılışındaki etkinliklerde Aşık Veysel ve Aşık Mahsuni Şerifin türkülerinin çalınmasını, AK Parti İstanbul İl Binası önünde protesto etti.

Aralarında Nurettin Güleç ve Pir Sultan Abdal Derneği Sultanbeyli Şube Başkanı Sadegül Çavuş'un da bulunduğu aydın ve sanatçılar "AKP türkülerimizden elini çek" diyerek, AKP'nin seçim propangandalarında halk ozanlarının türkülerini kullanmalarını kınadılar.

Okunan basın açıklamasında türkülerin, halkın var ettiklerini, yerli ve yabancılara satan ve düşünceyi, düşünenleri yargılayan bir partinin ağzına yakışmadığını söyleyen sanatçılar, "Ozanlarımıza ve halkımıza zerre kadar layık olmayan, sağcı, sözde solcu, milliyetçi, muhafazakâr, merkez sağcı hangi etiketli parti olursa olsun, ozanlarımızın eserlerini parti propangandalarında kullanma hakkına sahip değildir" dedi.

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 17 06 2007 )
 
Sivas'ta ilk cemevi açıldı

Sivas'ta ilk cemevi açıldı

DHA

 Sivas'ta ilk cemevi çok sayıda Alevi ve Sünni vatandaşın katıldığı törenle açıldı. Cem Vakfı ve vatandaşların desteğiyle yapımı tamamlanan cemevinin açılışında bir konuşma yapan Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan, cemevinin Sivas'ta yaşanan olayların unutulmasına katkı sağlayacağını söyledi.

Cemevinin yapımına Sünni vatandaşların da katkı sağladığını söyleyen Doğan, bina için ilk bağışı Sivas Müftüsü'nün yaptığını ifade etti.

Törende son günlerde yaşanan terör olaylarına tepki olarak şehitler için dua edildi.

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 17 06 2007 )
 
Ayhan Aydın: Abuzer Yılmaz (Âşık Kederi) ile söyleşi

Ayhan Aydın: Abuzer Yılmaz (Âşık Kederi) ile söyleşi

Abuzer Yılmaz (Âşık Kederi) şu anda Adana'da oturmakla birlikte aslen Adıyaman'lı bir ozanımız. Merkeze bağlı, eski adı Terman yeni ismi Aydınoluk olan köyden. Ozanın verdiği bilgilere göre köyün hane sayısı yüz elli imiş. Köyde şu anda yedi yüz elli kişi yaşıyormuş. Köylerinde bir de elli kişilik bir köy odası varmış. Alevi ocaklarından Ağuiçen'e bağlı olan aşık köyünün çevresindeki Alevi köyleri Elifi, Kızılcapınar, Karahöyük olarak sıralıyor. Ozanın pirleri Ağuiçen, rehberleri Üryan Hızır, mürşitleri de Ağuiçen Ocağı'ndan gelirmiş.

İnsan bir kitaptır oku Kederi
Sevgi bir halıdır doku Kederi
Sen sende ara bul Hakk'ı Kederi
Allah bir Muhammet Ali diyerek.

Anadolu Aleviliği hakkındaki fikirleriniz, bilgileriniz nelerdir?

Anadolu Aleviliği 1400 yıldan beri süregelmiştir. İçeriği insanın insanı ezmediği, insanın insanı sömürmediği, tüm insanların insanca, kardeşçe bir arada yaşama biçimidir.

Sizce Hz. Ali nasıl bir insandı, en önemli özellikleri nelerdir?

Hz. Ali; zeki, dürüst, lider, hoşgörülü bir insan olup, ezilenden yana olmuş, kendi mevkii ve makam uğruna değil halk için savaşmıştır.

Türkiye'nin geri kalmışlığını nelere bağlıyorsunuz?

Devlet idarecileri Sünni İslâm felsefi görüşleri etkisinde olduğu için çağa göre ayak uyduramıyor. Mevcut dünya görüşü ve çağdaş yönetim şekilleri gerisinde kalmakta oldukları için devamlı geriye gidiyor. Düzelmesi için Alevi İslâm inancı doğrultusunda yeniden ve çağa ayak uydurarak ülkede demokratik hak ve özgürlüklerin uygulanması gerekir.

Köylerinde Mahmut Ensari Türbesi varmış. Türbenin soyağacı Ensariler'den gelirmiş. Çevre köylerdeki ziyaretler ise şunlarmış: Abuzer Gaffari (Ziyaret köyü), Mehmet Ensari (Halberci köyü), Çıplak Baba (Tırıntil köyü), Zeynel Abidin (Hacı Yusuf köyü), Kazgan Dede (Girik köyü), Aziz Dede Yatırı (Şeyh Miran köyü).

İşçi emeklisi olan ozanımız ortaokul mezunu. Şu ana kadar birçok ulusal ve yerel Alevi/Bektaşi anma etkinliğine katılan ozanımızla görüşmemizin metnini aktarıyorum:

Sizce "Halk Ozanlığı" neyi ifade ediyor?

Halkın duygularını düşüncelerini, özlemlerini, kederlerini, ağıtlarını, sevgilerini dile getirir.

Halk Ozanlığının tarihsel geçmişiyle ilgili bilgileriniz nelerdir?

Her türlü anlam babında geçmişteki halk ile hak arasındaki eşitsizliğe karşı baş kaldırmış ve gücünü halktan ve Hakk'tan almıştır.

Halk Ozanlığı sizce ne zaman ve nasıl başlamıştır?

Halk ozanlığı halka, haksızlığın olduğu gün başlamış, mazlumun haklarını savunarak başlamıştır.

Çocukluk döneminizdeki ailesel ve çevresel şartlarınız nasıldı?

Çocukluk yaşamım 150 hanelik köyde başlamış. Köyün en fakir bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelmişim. Babamı 5 yaşlarında kaybettim. 9 yaşına kadar başkalarının yanında çalıştım. Daha sonra 16 yaşında gurbete çıktım. O gün bugün gurbetteyim.

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 17 06 2007 )
Devamı...
 
Esat Korkmaz: Nasıl Bir Demokrasi? Nasıl Bir Yönetici? ... Örgütlenme?

Esat Korkmaz: Nasıl Bir Demokrasi? Nasıl Bir Yönetici? Nasıl Bir Örgütlenme?

Demokrasi güçsüzün tuttuğu, güçlünün "karşı" olduğu şeydir; demokrasinin şanssızlığı da buradadır: Güçsüzlerin iktidara geldiği görülmemiştir.

esatkorkmazsercesme_1Bireyler "ortalama, eşit, yumuşak" olduğunda insanlığın bütünüyle "ilerleyeceğine ve güçleneceğine" inanılır. Bu çok tehlikeli bir durumdur. Çünkü, insanları "küçültmek ve daha kolay yönetilebilir kılmak ilerlemek olarak algılanır".

Nasıl Bir Demokrasi?

...kimi örgüt yöneticilerimiz "adanmamış" bir bilincin-inancın taşıyıcısı olarak ortalıkta döneniyorlar; en yakın kavga arkadaşının "ayağına çelme takmaya" ya da kendisi için "gizil" tehlike oluşturan örgüt arkadaşını-aydınını "karalamaya" yelteniyor... yaşamdan sakınıp "her şeyin çözümünü kendinde gören" örgüt yöneticilerinin yönettiği örgütlü Alevi zeminde memur kafalı yöneticilerden çevreye saçılan olumsuzluklar yine aynı kafa yapısına sahip yöneticiler tarafından ortadan kaldırılacaktır...

Örgütlü Alevi zeminde "demokrasi", kimi başkanların ya da genel başkanların sesini açtığı bir radyodan çıkan müziğe benzemeye başladı: Sesi yükselttiklerinde "daha fazla" demokrasi oluyor; biraz daha yükseltirlerse biraz daha fazla... Ya sesini kısarlar ya da kapatırlarsa, "durumdan vazife çıkaran" azımsanmayacak sayıda alt birim başkanları ulaşabildikleri tüm radyoların sesini kısmak, yani "demokrasiyi boğmak" için koşuşturan "ortodoks memurlara" dönüşüyor. Tam da bu nedenle 20 yıldır özlemlerimizin ötesinde "örgütlendik" ama tahminlerimizin ötesinde "gericileştik": Örgütlenerek gericileşmek gibi bir "keşfin" sahipleriyiz. Bu toprağın "en gerçekçi politikası-siyaseti" olan Alevi tarihini "güncellemeyi" beceremedikleri için "beklentileri" karşılanmayan, doyumsuz, kendilerini Alevi "uzmanı" sayan, Aleviliği kurtuluşa taşıyacak "seçenek" gören kimi çağdaş örgüt yöneticilerimiz "engelimiz" durumuna geldi. Ne kadar acı değil mi?...

Demokrasi, insanlığın son iki yüzyılda yaşadığı büyük bunalımdan çıkmada bir "sanal kurtuluş idesi" mi acaba? Hakların "eşit" dağılımının yapıldığı yerde demokrasi bir "oyun"dur. "Oyun" yaşama geçip oyun olmaktan çıkıp, yani hakların "eşitsiz dağıtımını" yapıp "eşit sonuç" üreten "gerçek" olamadı bir türlü. Hani kimse ölümüne "tanık" olamaz ya: Tıpkı bunun gibi, demokrasi de bir türlü kendi uygulamasına "tanık" olamadı. Doğal olarak bugüne değin yaşama geçme olanağı bulan demokrasilere baktığımızda hiçbirinin "emeğin hakkı ile özdeşleşemediğini" görüyoruz.

Özgürlüğün demokrasiden "çıktığı" sanılır: Ama bunun "tersi" doğrudur; özgürlükten demokrasi çıkar. Demek ki özgürlüğün "küçük" bir bölümü "demokratik özgürlük"tür. Onun için bağırıyoruz: Köktendinciden, şeriatçı kimlikten "demokrat" olmaz; "demokrat olmayan" kimliklerle demokrasi kurulmaz, diye. Alevilerin kafasındaki inanç, "şeriatçı bir nitelik" kazanırsa bilelim ki "bizlerle" de "bu iş" olmaz.

"Kendini bilmek", hiçbir dışsal koşulun sınırlandırmasını eyleminin "sınırı" olarak kabul etmeyen, kendine ve başkasına saygısı olan "kişi olmak" demektir. Gönül felsefesinin temelinde işte "bu kişi" vardır; bu sağlanamazsa demokrasi "temelsiz" kalır. Bizler kendimizi bilmek istiyoruz; tarihselliğimizi, kendi kültürümüzden devşirerek dünya kültürüyle tanışmak ama kendimiz olarak kalmak, "yabancılaşmamak" istiyoruz.

Yaşam, doğal olanın "önde" durduğu; bir "doğal olan-kültürel olan" bireşimidir. Ben istemez miyim kafamın gündemine göre yazmayı. İnsanın, ötesinde doğanın "aklını iplemeyip" aklımla "akılsız" alana taşınmayı, doğanın "en şarlatan" varlığı olduğumu kanıtlamayı: "Bir sen varsın yaşamımda sevgilim; ağaçlar sen, kuşlar sen, dağlar-taşlar sen; rüzgârın sesi, çiçeğin rengi, suyun şıpırtısı sen; en kötüsü aklım sen; şimdi bedenimle oynuyorum, bilmem yapabilir miyim sen", demeyi. "Akılsız alanda" başıboş dolaşmak kimi kez "akıl alanında" doğru davranmanın "anahtarını" verir. Ama olmuyor işte; "adanmış bilinç" diye bir şey var.

Duyarlılığımızın "izinde" yöremizden dünyaya açılmak, kendi göreneklerimizle selamlaşmak, dünya toplumunun "hamuruna" katılmak istiyoruz. Böylesi bir görevin altından ancak "yetkin bilinç"le kalkılır: Yetkin bilinç "adanmış bilinç"tir. Adanmamış bilinç, kendini "sakınır" ve başkasını "harcamaya" yönelir.

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 16 06 2007 )
Devamı...
 
The Plain Dealer: Türk-Irak savaşını engellemek

The Plain Dealer: Türk-Irak savaşını engellemek 

Birleşik Devletler anlıyor. Emekli Hava Kuvvetleri Generali Joe Ralston da biliyor. Ralston'ın Irak'taki en üst düzey Amerikalı yetkili olma önerisini, gerçekten ciddi bir konuda çalışmaya devam edebilmek için reddettiği söyleniyor: Türkiye ve Kuzey Irak'ın Kürtleri arasında bir savaş olmasını önlemek.

Böylesi bir savaş Irak'ı bir bütün olarak tutma umutlarını yok eder ve Türkiye'nin de laik ve Avrupalı bir gelecek hayallerini sona erdirir. Ancak bu ihtimal, Türkiye'de devam eden ve milliyetçiliğin yükselişine ve ordunun gururunun zedelenmesine yol açan siyasi kriz nedeniyle artmaktadır. Aynı zamanda Türk-Amerikan ilişkileri, Irak'taki Amerikan askerlerinin, Kürt kökenli Türk teröristlerin sadece geçen yıl 600 kişinin ölümüne neden olan Türkiye içerisindeki saldırılarını gerçekleştirmek için kullandığı dağlardaki üslerini temizlemede başarısız kalmaları nedeniyle sekteye uğramıştır.

Ralston, birkaç ay önce Temsilciler Meclisinin bir alt komitesine açık bir şekilde şunları söylemişti:

"Meksika'nın 10 mil içerisinde faaliyet gösteren ve sınırı geçip Phoenix'de, Arizona'da otellerde bombalar patlatan, daha sonra Meksika'ya geri dönen bir terör grubu olsaydı Amerikan kamuoyu ne hissederdi? Şayet Meksika Hükümetine şikayet etseydik ve hiçbir şey yapılmasaydı, Amerikan halkı ne talep ederdi?"

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 15 06 2007 )
Devamı...
 
Türkiye'yi konuştular

Türkiye'yi konuştular

hurriyetÜnver DİNÇ / HAMBURG

Hamburg Alevi Kültür Merkezi tarafından düzenlenen panelde "Türkiye'de Demokrasinin Geleceği ve Genel Seçim Öncesi Güncel Siyasi Gelişmeler" ele alındı

hakmsiyasetHAMBURG Alevi Kültür Merkezi'nin (HAKM) "Türkiye'de Demokrasinin Geleceği ve Genel Seçim Öncesi Güncel Siyasi Gelişmeler" adı altında düzenlendiği panele SPD Avrupa Parlamentosu Milletvekili Vural Öger, eski Kültür Bakanı Fikri Sağlar, gazeteci-yazar Can Dündar ve Alevi-Bektaşi Genel Sekreteri Turan Eser katıldı.

Fikri Sağlar "AB projesi Türkiye'nin Cumhuriyet projesinden sonra Türkiye için en önemli projelerden biri olarak algılanmalı, AB'de yaşayan insanların yaşam standardına bütün çağdaş ülkelerde ya da bugünkü dünyada ulaşılan en son nokta olarak bakılırsa Türkiye'nin de bu yaşam standardına ulaşma hakkının olduğunu ortaya koymalıyız"

Vural Öğer de "Türkiye'deki mitinglerdeki insanlara bakıyorum, pırıl pırıl insanlar bir arayış içinde. Şu andaki partilerle kendini tamamen temsil etmiş görmüyorlar" dedi. Öğer, onlarca yıl CHP'ye oy veren bir aileden geldiğini belirterek, CHP'nin sosyal demokrat bir parti olmaktan çıktığını söyledi. Öger, "AB içinde CHP'yi bir sosyal demokrat parti olarak kabul etmiyorlar. Batıdaki sosyal demokrat partilerin dünya görüşü, dünya kavramıyla bizim şu andaki CHP ile tam anlamıyla bağdaşmıyor" dedi.

Bu yazıya ilk yorumu yazın

Son Güncelleme ( 15 06 2007 )
 
DAH Bileşenleri'ne 'Olağanüstü Genel Kurul Çağrısı' yapıldı

DAH Bileşenleri'ne 'Olağanüstü Genel Kurul Çağrısı' yapıldı

Siyasete müdahale'nin şu anki sonuçları, Demokratik Alevi Hareketi'nde (DAH) Olağanüstü Genel Kurul çağrısına yol açtı. 'AABK, ABF ve AABF güven tazelemek zorunda!' başlığı altında Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) eski Genel Sekreteri Hasan G. Öğütcü, eski Yönetim Kurulu Üyesi Faysal İlhan ile Yönetim Kurulu Üyesi Av. Seydi Koparan tarafından kaleme alınan bir çağrı ile (fiili) başkanlığını T. Öker'in yürüttüğü DAH Bileşenleri'ne sonbaharda 'Olağanüstü Genel Kurul' çağrısı yapıldı. Çağrının 2007 Erken Milletvekili Genel Seçimlerinin ardından cevap ve yankı bulması bekleniyor.

Olağanüstü Genel Kurul çağrısında 'Bize göre eğer Türkiye'yi değiştirmek istiyorsak önce kendimizden ve kurumlarımızdan başlamalıyız!' 'Görünen o ki, siyasete ‘müdahale' yeni ayrışımlara yol açtı.' denildi.

İlgili çağrı metni şöyle:

  • Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Yönetim ve Disiplin Kurulu Üyelerine
  • AABK'ya Üye Federasyon Yönetim ve Disiplin Kurulu Üyelerine
  • Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu İnanç Kurumuna
  • Almanya Alevi Kadınlar ve Gençler Birliği Yönetim ve Disiplin Kurulu Üyelerine
  • AABF'ye bağlı Üye Alevi Kültür Merkezi Yönetim Kurulu Üyelerine
  • Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Yönetim ve Disiplin Kurulu Üyelerine
  • ABF'ye Üye Kurumların Yönetim ve Disiplin Kurulu Üyelerine