|
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ, Çukurova
Üniversitesi
Milli Eğitim Bakanına ÜAK'un önerisi doğrultusunda
yeni bir YÖK yasa önerisinin hazırlanması konusunda açık mektup
Sayın Bakanım,
59. hükümetin sizden önceki Milli Eğitim Bakanı tarafından yeniden gündeme
getirilen Yüksek Öğretim Kanunu Tasarısı ile ilgili üniversitelerin görüş
belirtme süreci bugün dolmuş bulunmaktadır. Asıl mesleğiniz olan öğretim
üyesi olmanız nedeniyle Türkiye üniversitelerinin sorunlarına yabancı
olmadığınız muhakkaktır. Son 21. Dünya Felsefe Kongresinin kapanışında
yaptığınız konuşmada da olaylara felsefi boyutta baktığınızı "sorgulayıcı
insanlar yetiştirmek" istediğinizi belirterek göstermiş oldunuz.
Sorgulayıcılık üniversiteliliğin temel bilincini oluşturmaktadır.
Sorgulayarak öğrenmek ve öğretmek resmi olarak üniversitelere bırakılmış
olup bilimsel, idari ve mali özerklik olmadan gerçek bir sorgulayıcılığın
olmadığı insanlığın kısa üniversitelilik bilinci içersinde defalarca
sınanarak anlaşılmıştır. Bugün doğu ve batı kavramalarının diğer bir ifade
ile gelişmişlik ve gelişmemişliğin yaşamsal pratikteki yansımasının
temelinde sorgulayıcılığın doğru yapılıp yapılmadığı ile doğrudan ilgilidir.
Yaşamı doğru ve sistematik sorgulayan ve bundan çıkardığı sonuçları pratiğe
aktaran toplumların yer yüzeyindeki yaşam standartları yaşamı sorgulamak
yerine olduğu gibi kabullenen toplumların yaşam standartlarından ileride
oluğu iletişimin arttığı küreselleşen dünyamızda artık herkesin görebildiği
bir gerçektir.
Jeopolitik konumu gereği dünya dinamiklerinin merkezinde olan ülkemiz
önderleri M. Kemal Atatürk'ün de işaret ettikleri medeni dünya seviyesinin
üzerine çıkma konusunda 80 yıllık mücadelesinin çetin geçtiği ve zaman zaman
demokrasisinin rayından çıktığı hepimizin malumüdür. Medeni batı seviyesinin
üzerine çıkmanın olmasa olmazları arasında bilim ve fene dayalı sorgulayıcı
bir yüksek öğretim ve eğitim modelinin ciddi bir şekilde bu coğrafyada
geçerli kılınmasına bağlıdır. Atatürk sorgulamacılığı 'Dünyada her şey için,
medeniyet için, hayat, için, başarı için en hakiki mürşit ilimdir, fendir.
Bilim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cahilliktir,
sapmadır' ifadesi ile gelişmenin yol haritasını o gün açık ifade ile
belirtmiştir.
Hükümetinizin de ülkemizin medeni dünya değerlerinin üzerine çıkmanın
yolunun sağlıklı bir Milli Eğitim ve Yükseköğretim politikasından geçtiğine
inanmakta olduğu şüphe götürmemektedir. En azından sizin bu konuda belirli
projelere ve hedeflere sahip olduğunuz basına yansıyan beyanlarınızdan
anlaşılıyor.
Bu bağlamda yeni bir YÖK yasasının oluşturulması için Bakanlığınız
tarafından üniversitelere görüş oluşturmak üzere gönderilen "2547 sayılı
yükseköğrenim Kanunu'nda değişiklik yapılması ile ilgili kanun tasarısı
taslağı" başlıklı kitapçık sayesinde nelerin yapılmak istendiği sınırlı
sayıda öğretim üyesi tarafından bilinir duruma gelmiştir. Ancak yasa
teklifinin üniversite öğretim üyelerinin çoğunluğunun bilgisi dışında
yalnızca yönetim kadrolarına bildirilmesi bir çok insanın kafasında şüpheler
yaratmıştır. Bildiğiniz gibi 2547 sayılı YÖK yasası da çıkarılırken öğretim
üyelerinin ve üniversitelerin görüşleri dikkate alınmadan hazırlandı.
Üniversitelerin talebine cevap vermemesi nedeniyle de geniş bir kesim
tarafından kabul görmemiştir.
Hazırlamakta olduğunuz yeni YÖK yasa önerisinde belirtilen değişiklik ve
düzenlemeler olumlu ve olumsuz yönleri ile incelendiğinde ortaya şu
gerçekler çıkmaktadır:
Olumlu yönü kurum yöneticilerinin belirlenmesi konusundaki Rektör
adaylarının üst üste olmamak üzere 2 defa seçilebilmeleri ve aynı Bilim
Alanından üst üste olmaması, yönetici yetkilerinin kısmen kurullara
bırakılması, Yönetim kurullarının danışma organından kısmen yetkili organa
dönüşmesi, Fakülte Dekanlarının seçim ile belirlenmesi. Anabilim Dalı ve
Bölüm Başkanlığı görevinin birer dönemle sınırlı olması, Yöneticilerin
birden fazla idari görev üstlenememeleri, Araştırma Görevlilerinin TUS
benzeri sınavla alınması gibi bazı kriterlerin getirilmesi olumlu ve
memnuniyet vericidir.
Ancak yasa önersi sanki 2547 sayılı yasadan ayrı olarak kurumun çatıdan
tabana kadar yöneticilerin değişimini hedefliyormuş gibi bir görüntü
sergilemektedir. YÖK üyelerinin belirlenmesi, ÖSYM başkanı ve yeni kurulan
üniversitelerin rektörlerinin hükümetin önerisi ile atanması ifadeleri yeni
yasa önerisine siyasi etkinin gölgesini düşürmektedir. Son olarak
üniversitelerin Yard. Doçent kadrolarına hükümetin "atanacak öğretim
elemanlarının bilgilerinin eklenmesi" isteği ile neyin amaçlandığı
anlaşılamamıştır.
Sayın bakanım bu durum sizin de sık sık şikayet ettiğiniz "kimin öğretim
üyesi olacağına rektörlerin oy kaygısı ve adamına göre atama" gibi
nedenlerden dolayı yapılıyor savları ile bağdaşmamaktadır. Üniversite
yöneticilerinin kriterleri belirlenmemiş şekilde seçim ile belirlenmesi
ayrıca üniversitelerde siyaseti ve ayrımcılığı ve beraberinde
huzursuzlukları getireceği kuşkularını doğurmaktadır. Bu anlamda üniversite
öğretim üyeleri ve ilgili kişilerin sorduğu sorular: 1. Bugünkü
üniversitelerin tek sorunu rektörler mi? 2. Üniversitelerdeki kargaşa ve
çekememezlik ve kişiler arası sürtüşmeler hep rektör seçimlerinden mi
kaynaklanıyor? Seçim için propaganda yapılırken taraftar kazanmak için
vaatlerde bulunmak kuruma ne denli katkıda bulunur? Seçim ile gelen
yöneticiler üniversitelerin sorunlarını çözecek midir?
Tabii ki üniversitelerde seçimin bir siyasi partinin iktidara taşınması gibi
yapılmaması veya algılanmaması gerektiğini hepimizin bilmesi gerekir. Modern
batı üniversitelerinde bölüm başkanlığından rektörlere kadar bilim
kuruluşlarına aday olan kişiler her şeyden önce bilimselliklerini
kanıtlamış, belirli kriterleri aşmış kişilerden oluşur. Ülkemizin belki de
en ciddi sorunu yetişmiş insan gücünün yetersizliği, var olanların ise bilgi
ve liyakate göre yerinde değerlendirmemesidir. Kişiler önemli ancak yasanın
kişiye verdiği yetki istenilmeyen sonuçları da doğurabilmektedir. Belki de
YÖK yasasının en çok eleştirilen yanlarında biri Rektörlere tanınan
yetkilerin ne şekilde kullanıldığına bağlı oluşudur. Ülkemizde 1933 ve
1946'da 4936 sayılı yasa ile çıkarılan özerk üniversite ortamında
yöneticilerin kriterleri ve nasıl belirleneceği açıklanmakta idi. Bu
bağlamda kendisi ile barışık, ufku açık, planları ve projeleri olan,
bilimsel birikimi olan lider nitelikli kişilerin yönettiği kurumlar
evrenselleşerek dünya ile bütünleşme yolunda ilerlediler, tam tersi
durumunda ne yapacağı konusunda projesi olmayan, kendisi ile barışık
olmayan, bilim ortamı ile haşır neşir olmamış, üniversitelilik bilinci
yeterli olmayan kişilerin bulunduğu ortamda ise kurumlar küçülerek evrensel
nitelikten yoksun olarak İl üniversitesine doğru yol almaktadırlar. Bu
anlamda kişiler önemli ancak kurumsal işleyiş daha önemli ve kalıcıdır.
Üniversiteler köklü bilimsel geleneklerin işlediği kurumlar olup kuralların
kişilere göre değişmemesi gerekir. Yerleşik gelenekleri olan üniversitelerde
kurum tabandan yönetildiği için çok sorun çıkmamaktadır, ancak yerleşik
gelenekleri olmayan üniversitelerde ise her şey rektör tarafından tepeden
yönetildiği için sıkıntılı süreçler yaşayan kurumların gelişimi ciddi
şekilde zedelenmektedir.
Sayın bakanım sizin de bir zamanlar öğretim üyesi olarak çalıştığınız
üniversitelerin bugünkü en ciddi sorunu iç verimliliğin yetersizliği
gelmektedir. Önerilen taslak ise üniversitelerin iç verimliliğini artırmaya
yönelik yukarıda sıralanan sorunların tespiti ve çözüm önerilerine yönelik
pek önemli unsurlar içermemektedir. Kısaca özetleyecek olursak bugün yüksek
öğretimin temel sorunları şöyle sıralanabilir:
1. Bilim Politikası ve Bilimsel Araştırma Programı Yetersizliği Sorunu
a: Amaç ve Hedef Oluşturamama
b: Statükonun korunması eğilimi
c: Çeşitlilik eksikliği
d: Üniversitelerin Hiyerarşi Sorunu
e: Everensellik Sorunu
f: Üniversitelerin Kayırmacılık Sorunu
g: Ara Elemanı ve Yardımcı Hizmetli Sınıfı Sorunu
h: Yönetim sorunu
2. Nitelikli Öğretim Üyesi ve Elemanı Bulma Sorunu
3. Altyapı sorunu
4. Nitelikli Öğrenci Bulma Sorunu
5. Yüksek lisans, Doktora Eğitimi ve Sorunları
6. Üniversitelerin Yabancı Dil Sorunu
7. Bilgiye Erişim Sorunu
8. İletişim ve Haberleşme Sorunu
9. Üniversitelerin Yayın ve Kalitesi Sorunu
10. Kongrelere ve Sempozyumlara Katılma ve Bunları Düzenleme Sorunu
11. Öğretim Üyelerinin Özlük Hakları Sorunu
12. Öğretim Elemanlarının Örgütlenme Sorunu
13. Öğrencilerin Örgütlenme Sorunu
14. Mali Özerklik
Bu nedenlerden dolayıdır ki bugün üniversitelerde bilim yapamama konusunda
çok daha ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Özelikle fen bilimcilerin en ciddi
sorunu olan araştırma fonları Maliyenin yasal düzenlemelerinden dolayı
araştırıcıların taleplerini yeterince karşılayamamaktadır. Bilimsel proje
desteğinin sağlanmaması ve labaratuvarların alt yapı yetersizliği nedeniyle
dünya ölçeğinden çok geride bulunmaktadırlar. Bütün kurumlarda ayrılan
teknik personelin yerine yenisinin alınamaması bir çok alanda labaratuvar ve
araştırma alanlarının kapısına kilit vurulur durumuna getirmiştir.
Sayın Bakanım,
Üniversitelerimizin sorunlarının ülkemizin genel sorunlarından ayrı olmadığı
ve hatta üniversitelerin toplumun bir yansıması olarak görülmektedir.
Aslında üniversiteler bilgi birikimi, vizyonu ve açıklığı ile toplumun
önünde ve yol gösterici olmaları gerekirdi. Bu nedenledir ki ülke
gerçeklerine uygun, sorun çözmeye yönelik, hükümetten hükümete değişmeyen
uzun süreli ve köklü bir yükseköğrenim reformuna gereksinim olduğu
muhakkaktır. Hele Avrupa Birliği normlarına kendimizi uyarladığımız bu
dönemde batılı modern üniversite ölçütlerinde bir yapılanmanın oluşması
zorunludur. Üniversitelerarası kurulun da dün belirttiği doğrultuda yeni bir
YÖK yasasının hazırlanması kaçınılmaz görülmektedir. Bu konuda başta zatı
aliniz olmak üzere üniversitelere ve tek tek biz öğretim üyelerine yeni bir
YÖK yasa önerisinin oluşturulmasına destek verme konusunda sorumluluk
düşmektedir. Umarım üniversitelerarası kurulun yapacağı yasa taslağı 2547
sayılı yasanın çerçevesi dışında modern batı üniversitelerine benzer özerk
ve dinamik bir yapıyı hedefler. Yine umarım yeni ÜAK'ün hazırlayacağı ve
hükümetin katkıları ile yasalaşacak yasa bir sonraki hükümet tarafından
yeniden hazırlanmayacak şekilde hükümetler üstü uzun soluklu bir yasa olarak
geniş toplum kesimi tarafından benimsenir.
22 yıldan sonra Üniversitelerarası kurullun yeni bir yükseköğretim yasasına
gereksinim olduğunu kabul etmesi, hükümetinin şiddetle böyle bir isteği
gündeme getirmesi, öğretim üyelerinin yılardır talebi olan yeni bir
yükseköğretim yasası konusunda bütünsel bir isteğin oluştuğu görülmektedir.
Bütün kesimlerin üzerinde anlaştığı yeni yasanın, konunun uzmanları,
üniversiteler ve diğer kesimlerin de görüşleri doğrultusunda her yönü ile
tartışılarak benimsenmiş, bilgi toplumuna yakışır, hükümetler üstü bir
yapıya kavuşmuş olması ulusumuzun mutlu geleceği açısından bir umut
doğurmuştur.
Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ, Çukurova Üniversitesi,
asportas@mail.cu.edu.tr
|