Güncel ve Tarafsız Haber

Murat Aksoy

Siyasetin yeniden dizaynı ya da yerel yönetimler

Şu anda hangi aşamada olduğunu bilmediğimiz ve AKP tarafından hazırlanmış olan “Kamu Yönetimi Temel Kanunu” tasarısı taslağı çeşitli vesileler ile kamuoyu gündemine geliyor. Kimileri bunu Cumhuriyet tarihin en önemli yasal değişikleri olarak öngörüyor. Ancak tasarının şimdi hangi aşamada, ne zaman yasalaşma süreci başlayacak henüz belli değil. Medyadan izlediğimiz kadarıyla tasarının yasalaşması için öngörülen takvimin bir yıl olduğu.

Hangi versiyonu olduğunu bilmediğimiz elimizdeki tasarı taslağından hareket ederek; tasarı hakkında bir şeyler söylemek mümkün. (Tabi bir kez daha belirtelim ki; söyleyeceklerimiz ancak velimizdeki tasarıdan hareketle söylenmiş olacaktır. )

Tasarı girişimini ve tasarının kendisini iki aşamada tartışmak mümkündür. İlkinden başlarsak; 3 Kasım seçimlerinde aldığı yüzde 34,3 oy oranı ile TBMM’de elde ettiği yüzde 66,2 çoğunluk ile tek başına hükümet kuran ve hazırlanan tasarının da sahibi olan AKP, seçim öncesi kamuoyuna açıklanan parti programları değerlendirildiğinde; yerel yönetimler konusunda programı en hazır parti idi. Bunu ister yöneticilerinin büyük bir kısmının yerel yönetim tecrübelerine, ister AKP’nin Türkiye’nin mevcut yönetim yapısının “merkeziliğinden” şikayet etmesinde hareket etmesine bağlayalım; hazırlanan bu tasarının kendisi bile önemli / anlamlı bir çabadır. Bunu tasarı bağlamından yapılan tartışmalardan anlamak da mümkün.

Ancak tasarı gerek hazırlanma süreci gerekse tasarının muhteviyatı açısından eleştirilebilir. Öncelikle tasarının hazırlanma biçiminin yeterince demokratik olduğu söylenemez. Çünkü hazırlanan tasarı teknik bir yasal düzenlemeden öte önemli bir yapısal dönüşümü ima etmektedir. Bu kadar önemli bir konuda hazırlanan tasarının hazırlık aşaması bile geniş katılımlı bir tartışmayı zorunlu kılarken, (kaldı ki bütün yasalarda katılımcı bir modelin izlenmesi zorunluluk iken) mevcut yasa tasarısı tersine önce hazırlanmış sonra tartışmaya açılmıştır (aslında bunu söylerken bile tereddüt söz konusudur; gerçekten şu an yaşanan hangi düzeyde bir tartışma sürecidir bu bile henüz belli değildir). Bu tasarının şu andaki hali ile verdiği izlenim; AKP kendi sorun dizgesinde Türkiye’nin ana sorununu aşırı merkezilik olarak tespit etmiş ve çözüme buradan başlamak istemektedir. Buna katılmak mümkündür ama yaşanan bu süreç daha geniş katılımlı ve çok aktörlü bir süreç olsaydı AKP’nin bu tasarıyı sahiplenmesi daha kolay olabilirdi. Oysa şimdi AKP açısından bir utangaçlıktan bile söz etmek mümkündür.

İkinci nokta ilkin daha önemlidir ve izlediğim kadarıyla tartışmalarda en az yer tutan kısımdır. Hazırlanan bu tasarı, genel hatları ile merkezin elinde bulunan bazı yetkilerin yerele devredilmesini, bazı bakanlıkların taşra örgütlerinin kaldırılmasını düzenlemektedir.

Bu konuda iki temel eleştiri söz konusudur:

İlki yetki devri ile ilgilidir.

·        Devredilen yetkiler kime devredilmektedir ve devrin konumu nedir?

·        Buna bağlı olarak yerel yönetimlerin iç işleyişi nasıl olacaktır?

İkincisi bakanlıkların taşra teşkilatlarının kaldırılması ile açığa çıkacak bu personelin geleceğinin ve konumlarının ne olacağıdır.

İlk soruya baktığımızda ortaya çıkan durum; devredilen yetkiler, yerel yönetimler yani seçilmişler yerine büyük ölçüde il idare meclisine yani atanmışlara devredilmektedir. Bunun anlamı tasarıyla yerel yönetimlerin güçlenmesi değil, merkez idareye bağlı atanmışların güçlendirilmesidir. Tek başına bu durum bile bu tasarının kamu alanından bir reformdan çok merkeziyetçiliği yerelde güçlendirmek anlamını taşıdığı açıktır. Bu yüzden tartışılan bu tasarı ile birlikte gerçekten yerel yönetimlerin nasıl işleyeceği konusunda yerelin güçlü olduğu bir başka tasarının da eş zamanlı olarak tartışılması ve bu tartışmanın geniş katılımlı ve çok aktörlü olarak sürdürülmesi zorunludur. Çünkü merkezin yetkilerini yereldeki merkeze devredilmesi, yerel yönetimi değil, merkeziyetçiliğin yerelleşmesi anlamını taşır.

İkinci tartışmaya bağlı olarak; taşrada kapatılan bakanlıklara bağlı olarak çalışan personelin konumları ve geleceği yeni tasarı bağlamında açık değildir. Burada eksik olan yeni personel rejimi ilgili yasal bir çalışmanın, tartışılan bu tasarı ile eş zamanlı olarak tartışılmasıdır.

Yine medyadan izlediğimiz kadarıyla her iki konuyla ilgili yasal çalışma varlığı aşikar ancak, bu tasarıların neden tartışılmadığı açık değildir.

Yerelin güçlenmesi ne anlam taşıyor?

Yerel yönetimlerin güçlenmesi, siyasi açıdan dünyanın gittiği yer açısından bir zorunluluktur. Çünkü insanların kendi sorunlarının çözümü için kuracakları mekanizmalar doğal olarak en alt düzeyde ve en yüz yüze olan tercihleri ima eder. Bu ise ademi merkeziyetçiliğin güçlenmesidir. Ancak tek başına doğru kararların alınması bu kararların uygulanacağının garantisi olmadığı için bir adım atmak daha zorunludur. O da alınan bu kararların uygulanmasının garantiye alınması yani alınan kararların uygulanmasının denetimidir. Bu iki adım, bir taraftan katılımı iradi bir tercih olarak siyasallaştırırken şeffaflık ve denetimi de zorunlu yönetim ilkeleri olarak ortaya koyar.

AKP, bu tasarı ile işe doğru yerden ancak eksik mekanizmalarla başlamıştır. Bu ise AKP’nin siyasi angajmanlarından kaynaklanıyor olabilir. Yapılması gereken ilk tercih bu yasa ile değiştirilmek istenen zihniyetin deşifre edilmesi ve yasal düzenlemelerin birer sonuç olarak tezahür etmesini desteklemek olmalıdır.

Bu ise bu tasarının yasalaşmasından etkilenecek olan bizlere yani vatandaşlara düşmektedir.

Aleviyol, 3.6.2003

Yorum

|  Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com