Güncel ve Tarafsız Haber

Murat Aksoy

Yeni bir siyaset ve Sol

Tüm dünya’da olduğu gibi Türkiye’de de “Savaş karşıtlığı” ekseninde bulaşan ve siyasallaşan blok, şimdi ne yapacağını tartışıyor. Bu tartışma, özellikle bu blok yer içinde yer alan kendilerinin “Sol/cu” olarak tanımlayan kişi ve gruplar içinde daha yoğun yaşanmakta. Çünkü savaş karşıtı blok içinde yer almak, kendine solcu diyerek tercih edilen değil, doğal olan bir durum. Bu yüzden, bundan sonra ne olacağı bu kişi ve kurumlar için daha önemli. Bu önem temelde bloğun önündeki tercihten daha da temelde “Sol’un geleceğine” ilişkin bir arayışın sonucu.

Sol ve siyaset

Bu vesile ile Sol üzerinde durmakta fayda var. Çünkü Türkiye’de son yıllarda en çok konuşulan ve ümit edilen; “Sol’un Sol olması”, bir anlamda Sol’un gerekliliği. Sol’un gerekliliğinin bu kadar açık olduğu bir dönemde; ne yazık ki görünürde var olan tüm Sol pozisyonların (parti ve kurumlar), ‘Sağ’ olarak anılan ideolojik öncüllere (bilerek ya da bilmeyerek) sahip çıkmaları, Türkiye’nin tarihi bir aralıktan geçtiğinin işareti.

Bu duruma dünya’da siyasete ve sol ilişkin yaşanan değişimleri anlamak ile başlayabiliriz. Batıda siyaset 18. yy itibaren devlet-toplum arasındaki simetrinin sağlanma çabasının adı olmuş ve bu çaba, bir “siyasi yelpaze” yaratmıştır. Bu yelpaze içinde kendini Solda tanımlayan, Sol pozisyon ve partilerin ana referansları; düzenin bozukluğu, eşitlik, özgürlük, demokrasi ve evrensel olma iddiaları olmuştur. Sağ pozisyon ve partiler ise, mevcut durumun devamından yana, statükocu ve yerel değerlerin referansları ile pozisyon almışlardır. Ve bu siyasi pozisyonlar, konjonktürün uygun düşmesi ile birer ideolojiye tekabül etmiş ve öyle anılmışlardır. Bu tekabüliyet; ‘Sol-Sosyalizm’ ve ‘Sağ-Liberalizmle’ kurulmuştur. Siyasi pozisyonlar ile ideolojiler arasında kurulan bu ilişki; ideolojilerin, siyasi pozisyonları akut hale getirmesiyle sonuçlanmıştır. Yani siyasi pozisyonlar kendi varlıklarını ideolojilerin varsayımlarına mahkum etmişlerdir. Ancak son çeyrek yüzyılda yaşadığımız süreç; bu ideolojilerin yaşananları açıklamakta yetersiz kaldığını ortaya çıkarmıştır. İdeolojilerin yaşadığı bu açmaz, ideolojilerin sorgulanmasının önünü açarken, bu da siyasi pozisyonlar (Sol/Sağ) ile mümkün olmuştur. Bu gelişme bir anlamda siyasette Sol/Sağ ayrımının bittiği varsayımlarını akut hale getirmiştir. Önümüzde yaşanacak olan süreçte; ideolojilerin hegemonyasından kurtulan, siyasi pozisyonların kendilerini yeniden kurup, kuramayacağına tanık olacağız.

Son çeyrek yüzyılda bir yanda küreselleşme süreci, diğer yandan modernite tartışmaları; var olan siyasi pozisyonlar içinde “Sol”a önemli avantajlar sağlamıştır. Çünkü Sol pozisyon; düzenin bozuk olduğunu söyler, eşitlikten, özgürlükten, demokrasiden yanadır, evrenseldir ve temelde ahlaki bir kaygı taşır. Ve bu temel tercihler geçmişte olduğu gibi bugün de anlamını korumaktadır. Bu açıdan tıkanan ve anlamını yitiren "Sol değil" Sol’un "dayandırıldığı ideolojidir".

Türkiye ve siyaset yelpazesi

Türkiye'de siyaset yelpazesi devletçilik arka planda olmak üzere; laiklik ve milliyetçilik dozundaki farklılaşma ile anlam ifade emektedir. Özellikle tek parti dönemi, Türkiye'de bu merkeziyetçi siyasi yapının yerleşmesinin süreci olmuştur. Çok partili olarak anılan süreçte, DP geleneği, resmi ideolojinin -CHP gibi- laikliğini paylaşmak ile birlikte daha yerel unsurlara dayanan ve İslamı da kapsayan bir milliyetçiliği öne çıkarmıştır. Bu yapı içinde Türkiye'de sol ve sağ partilerin misyonu, ideolojik birer araç olarak laiklik ve milliyetçiliğin savunulması olmuştur. Bu yapı Batı’daki siyaset yelpazesi ile olan temel farklılaşmadır ve bu halleriyle tarihsel olarak Sol ve Sağ kavramlarını hak etmemişlerdir. Türkiye’deki bu siyaset yelpazesini Batıya taşıdığımızda, meşruiyetini devletten alan, yerel unsurların sahiplenildiği “Sağ pozisyona” denk düşer.

Yeniden ve yeni bir siyaset yelpazesi

Bütün bu tartışmalar sadece Batı’da değil Türkiye’de de farklı kültürel kimliklerin siyasallaşmasının yolunu açmıştır. Bu ise siyasetin özellikle Sol siyaset için yeni imkanlar yaratmıştır.

Siyaseti, devlet-toplum arasındaki boşluğa yani kamu sahasına toplumsal taleplerin taşınması olarak tanımladığımızda; Türkiye'nin öncelikli sorunu, Sol'uyla, Sağ'ıyla tüm partilerin toplum yerine, devletin taşıyıcılığına soyunmuş olmalarıdır. Oysa küreselleşme ve modernite tartışmaları, Türkiye’yi bu yeni siyasetin yeniden üretilme ve kurulma şansının en güçlü olduğu ülkelerden biri yapmıştır. Çünkü Türkiye siyasetin alanı olarak Batı’dan daha zengin bir alana sahiptir; Batı’da siyaset büyük ölçüde devlet-toplum düzeyinde işlerken, Türkiye’de devlet-toplum arasındaki ilişkiye ek olarak farklı toplumsal kesimler arasında da bir siyaset alanı vardır.

Türkiye'de yeni bir siyasi yelpaze oluşacaksa; bu süreçte şüphesiz Sol bir söyleme ve bu söylemi taşıyacak kişi ve kurumlara daha çok sorumluluk düşmektedir. Türkiye bu anlamıyla bir eşiğin önünde durmaktadır. Bu anlamda devlet-toplum ilişkisi açısında siyasetin alanını toplumsal talepler adına genişleten her adım, Sol bir pozisyona denk düşer ve bunu savunan her insan da Solcu'dur. Bugün ister beğenelim ister beğenmeyelim toplumun bir çok farklı kesiminde evrensel anlamda Sol/cu söyleme sahip insanlar var. Geldiğimiz noktada, farklı insanlar Solcu oluyor ve bu garipseniyor. Farklı kesimdeki bu insanlar, ahlaki bir kaygıdan hareketle; eşitliği, özgürlüğü, evrenselliği, demokrasiyi savunuyorlar. Türkiye'de yeni bir Sol pozisyon, farklı kesimlerden ama aynı ahlaki kaygıyı duyan, demokratların birlikteliği ile anlam kazanacak ve kurulacaktır.

Aleviyol, 12.3.2003

Yorum

|  Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com