Güncel ve Tarafsız Haber

“YANGINDA SOLAN GÜLLER”

2 Temmuz 1993 de Sivas’ta yaşanan katliamın geçen her yıldönümünü, bu sene de daha önceki senelerde olduğu gibi, katliamda can veren yiğit insanlara özlemimizle anıyoruz. İnsan yaşamına kökten dinci bakış açısının verdiği değeri ve inançların yanlış yorumlanmasının, insanlığı nasıl bir ayıpla karşı karşıya bıraktığının bir kanıtı olan bu katliam, tarihin kanlı sayfalarına Sivas Katliamı olarak kazındı. Göstericiler Sivas Kültür Merkezi önüne dikilen ozanlar anıtını parçalayarak Madımak Oteli’ni saatlerce taş yağmuruna tuttular. Otelin önündeki araçları yakıp etrafı talan ettiler. Madımak otelinde çıkarılan yangında 33 ü şenliklere katılan konuklardan olmak üzere, toplam 37 kişi hayatını kaybetti ve yüze yakın insan da yaralandı. Azgın topluluk tekbir sesleri içerisinde diri diri yanan insanları seyretti ve onları kurtarmak için kılını kıpırdatmak şöyle dursun yangından sonra otele girip genç kızların kulaklarını yırtarak küpelerini ve bileziklerini talan ettiler. 2 Temmuz 1993 de Sivas’ta başlayan bu hareket Cumhuriyetin temel niteliklerine saldırarak onun yerine şeriata dayalı bir din devleti kurmak isteyenlerin örgütlü bir katliamı olarak tarihe geçti. Sitenin bu bölümünde, 2 Temmuzda Sivas’ta katledilen yurttaşlarımızın anısını yaşatmak ve gelecek nesillere hoşgörünün önemini bir kez daha hatırlatmak amacıyla hazırladığım bu araştırmayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Umarım Anadolu insanı böyle bir yangını bir kez daha yaşamaz.

    

     1988 yılında kurulan Pir Sultan Abdal Kültür ve Tanıtma Derneği , 1989 yılından itibaren Banaz köyünde düzenlediği anma ve kültür şenliklerini 93 senesinden itibaren Sivas’ın merkezine taşıyıp, bu kültür şenliğini  daha geniş bir katılım sağlayarak gelenekselleştirme kararı almıştı. Anadolu kültür mozaiği içerisinde çok önemli bir yeri olan Pir Sultan Abdal’ı  bu şekilde gelecek nesillere tanıtmak ve bu sayede gerçekleşecek kültür etkinliklerinde Sivas’ın bir kültür şehri olmasını sağlamak, bu şenliğin oluşumundaki en önemli amaçlar olarak belirlenmişti. Bu sayede, hem bir çok sanatçının katılımıyla gerçekleşen bu etkinliklerde farklı kültürlerin kaynaşması sağlanmış olacak, hem de  Sivas’ın Pir Sultan Abdal’ın ve bir çok halk ozanının yaşadığı bir şehir olarak, tanıtımına katkıda bulunulmuş olacaktı. Bu amaçla yola çıkan dernek yetkilileri gerekli bütün yasal başvurularını yapmış, hatta Kültür Bakanı ve Sivas Valisi ile temasa geçip bu şenlikte onların da desteklerini alarak çalışmalarını tamamlamışlardı. Bu kültürel etkinliğin  ulusal ve uluslararası platformlarda da ses getirmesi amacıyla da, pek çok sanatçı, yazar, şair  ve ressam aranıp şenliklere katılmaları sağlanmıştı. Böylece hazırlanan program aylar öncesinden tespit edilip, afişler bastırılarak duyurulmuştu. Şenlikler 1-2 Temmuz da Sivas da başlayacak ve 3-4 Temmuzda Banaz da devam ederek yine 4 Temmuz akşamı sona erecekti.

     

     4. Geleneksel Pir Sultan Abdal  kültür etkinlikleri 1 Temmuz 1993 Perşembe günü saat 9:30 da Arif Sağ’ın katıldığı bir dinleti ile Sivas Kültür Merkezi’nde başladı. Etkinliklere Atatürk anıtına çelenk konulması, Genel Başkan Mürtaza Demir, Sivas Valisi Ahmet Karabilgin, ve Aziz Nesin’in konuşmaları ile devam edildi. Daha sonra saat 14 ten itibaren Sivas Buruciye Medresesi’nde kitap ve fotoğraf sergileri açılarak etkinliklere katılan yazar ve şairlerin imza ve söyleşilerine başlandı. Saat 17 de Hasret Gültekin’in katıldığı müzik dinletisinin ardından çeşitli panel, halk konseri ve  slayt gösterileriyle şenliklerin ilk günü tamamlandı. Şenliklerin birinci günü bu şekilde tamamlanırken kimsenin aklına ertesi gün yaşanacaklar gelmemişti. Böyle bir katliamın cumhuriyetin temellerinin atıldığı böylesine güzel bir şehirde yaşanabileceği ihtimal hiç kimse tarafından dikkate alınmamıştı. Şenliğe gelen herkes büyük bir coşku içerisinde gerçekleştirilen etkinlikle katıyor, sanatçılar konserlerinde, semah ekipleri döndükleri semahta, yazarlar imzaladıkları eserlerinde insanlara hep dostluk ve birlik mesajları veriyorlardı. Sivas’a büyük bir heyecanla ve sanatın evrensel mesajlarını yüreklerinde taşıyarak gelen bu insanlar, böyle bir sonu hak edebilecek ne yapmış olabilirlerdi ki... Bu ihtimalleri akıllarına hiç getirmeden 1 Temmuz akşamı şenliklere katılan herkes otellerine yada Sivas’ta bulunan tanıdıklarının evlerine dağıldılar ve o gece uyuyacakları son uykuya gün içinde yaşadıklarının verdiği tatlı bir yorgunlukla  daldı bir çoğu...2 Temmuz sabahı gün bir başka ağarıyordu Sivas’ta.

 

     Tarih boyunca bir çok medeniyete kucak açan bu güzel şehir Pir Sultan’ın asılmasından sonra adına sürülecek bir başka kara lekenin belki de farkındaydı o sabah... Belki de bundandı bulutların güneşin önünden çekilmek istememesi... 2 Temmuz Cuma gününü serin bir sabahla karşılıyordu Sivas.  Bir önceki günün yorgunluğuna inat şenliğe katılanların çoğu erken başlamışlardı güne. Sanatçılar, yazarlar, semah ekiplerindeki gençler, o gün yaşanacaklardan habersiz yudumluyorlardı çaylarını. Saat 10 da Buruciye Medresesi’nde yazar ve şairlerin imza ve söyleşilerine devam edildi. Öğleden sonra yapılacak etkinlikler için hazırlıklar yapıyordu gençler. Türkülerin, semahların, karşılıklı şakalaşmaların ardı arkası gelmiyordu. Ama o gün Sivas’ta başka bir hazırlık daha vardı...

 

     Pek çok kökten dinci örgüt, şehir dışından getirdikleri militanlarını Sivas’a günler öncesinden toplamış, halkı Aziz Nesin’in Sivas’ta cezalandırılması için tahrik etmeye başlamıştı. Müslümanlara hitap ederek hazırlanan hain bildiriler Cuma namazı sonrası elden ele dolaşır olmuştu. Bu bildirilerde “gün Müslümanlığın gereğini yerine getirme günüdür” denilerek, Salman Rüşti’nin “Şeytan Ayetleri” adlı eserini Türkiye’de yayınlayan Aziz Nesin’e hakaretler yağdırılıyor, Müslümanların ise buna  direnerek şeytana dost olan bu insanın öldürülmesi gerektiği telkin ediliyordu. Ayrıca T.C. devletinin Müslümanlara zulüm yaptığı, devletin valisinin bile böyle bir etkinliğin Sivas’ta yapılmasına izin vererek hainler arasına katıldığı belirtilmekteydi.  Bu el ilanlarında başta Aziz Nesin olmak üzere, tüm kafirlere verdikleri en önemli mesaj  “İslamın peygamberini ve kitabın izzetini korumak için bu uğurda verecek canları olduğuydu.” Şeytan Ayetlerini yayınlayanlara izin verdiğine göre T.C. de en az Aziz Nesin kadar suçluydu. Laikliği savunan bu devlette Aziz Nesin gibi yıkılmalı, yerine şeriat esaslarıyla yönetilen bir İslam devleti kurulmalıydı. Bu bildirilerden, başta Sivas emniyeti olmak üzere herkesin haberi vardı.

 

     Bir yandan bu bildiriler elden ele gezerken diğer yandan Hürdoğan, Bizim Sivas, Hakikat gibi yerel gazeteler, günler öncesinden başladıkları taraflı yayınlarla belki kendilerinin bile tahmin edemeyecekleri bu büyük yangının ilk kıvılcımlarını ateşliyorlardı. Bu yerel gazetelerde Kültür Merkezi önüne dikilen heykelin halkın tepkisinden korkularak gece dikildiği, Aziz Nesin’in Sivas’a gelmesinin büyük bir hata olduğu, Müslüman mahallesinde salyangoz satıldığı ve daha pek çok yanlı görüşler yayınlanıyordu. Diğer bir yandan da Anadolu ve Yeni Ülke adlı yerel gazeteler ise halkı tahriklere kapılmaması konusunda uyarıyor, birliğe ve kardeşliğe davet ediyordu. Bütün bunlara rağmen Cuma namazı sonrası bir araya gelen guruplar, yavaş yavaş gerçek yüzlerini göstermeye başlamış, günler öncesinden provalarını ve hazırlıklarını yaptıkları bu kanlı oyunu sahneye koymak için perdelerini aralamışlardı. Oyunun adı “Katliam”, oyuncular şeriat devleti isteyen yobazlar, seyirciler ise başta tedbir alması gereken yetkililer  olmak üzere tüm dünyaydı...

 

      2 Temmuz 1993 günü günler öncesinden hazırlıkları yapılan bir oyun tüm açıklığıyla sergilenmekteydi artık. Sadece Sivas halkına mal edilmek istenen bu vahşet, aslında günler öncesinden organize edilmiş, Sivas’a şehir dışından gelen pek çok kökten dinci militanın, öğrenci yurtlarında barındırılmasıyla tertiplenmiş, organize bir şeriat ayaklanması haline gelmişti. Organize edilen hareket ilk başta Aziz Nesin’in Sivas’a gelişini protesto ederken, artık maske düşmüş sloganların arasında laik Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik söylemler karışmaya başlamıştı. Bu azgın kalabalık Madımak oteline gelmeden önce Kültür Merkezini taşlamış, Kültür Merkezi önüne dikilen anıtı sökerek parçalamak istemişti. Valinin isteğiyle halkı yatıştırmak üzere olay yerine gelen belediye başkanı Temel Karamollaoğlu konuşmasına “mücahit Temel” sloganlarıyla başlamış, halkı sükunete davet edeceğine validen kültür merkezi önüne dikilen heykelin sökülmesini talep etmiş, vali de belediye başkanının tuzağına düşerek buna izin vermişti. Bunun üzerine göstericiler anıtı yerinden söküp parçalamış, bu şekilde sakinleşeceklerine daha da azgın bir şekilde yürüyüşlerine devam ediyorlardı. Gerek kasıtlı tahriklerle, gerek mülki idarenin gereken tedbirleri alamamış olmasıyla, kalabalık zaman içinde çoğalıyor, yavaş yavaş şenliklere katılanların konakladığı Madımak oteline doğru harekete geçiyordu. Daha bir gün önce büyük bir heyecanla başlayan şenlikler Madımak oteline sığınan masum insanların gözlerinde birer korku çığına dönüşüyordu. Madımak oteli önünde toplanan kalabalık, güya Aziz Nesin’e tepki olarak başlattıkları bu hareketi, şeriatçı sloganları haykırarak sürdürüyorlardı.

 

Türkiye Müslüman’dır, Müslüman kalacak!

Kahrolsun laiklik!

Şeriat gelecek zulüm bitecek!

Sivas Aziz’e mezar olacak!

Burası Türkiye, Moskova değil!

Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak!

Ya Allah, Bismillah, Geliyor Hizbullah!

 

    Bu sloganlar Madımak Oteli önündeki alanda yankılanırken bir yandan da belediyenin birkaç gün önce otelin yakınına döktürdüğü kaldırım taşları, göstericilerin elinde  birer silaha dönüşüyordu. Madımak Oteline ilk taş saat 14 sularında atıldı. Kırılan, otelin camları değil içerideki masum insanların gelecekten kesilen umutlarıydı.                         

                                                  

    2 Temmuz 1993 günü Sivas’ta sahnelenen bu vahsi saldırganlık, akşam saatlerine doğru gitgide artıyordu. Madımak otelinin içinde kalanlar perdelerin arasından dışarıda olup bitenleri görüp, olayların nasıl bir boyut  kazanacağını kestirmeye çalışıyorlardı. Belediyenin birkaç gün önce otelin yakınına yığdığı taş kümesi canilerin ellerinden Madımak Oteli’nin üzerine bir yağmur gibi yağıyordu. Bununla da yetinmeyen birkaç kişi civarda bulunan binaların üzerlerine çıkmış ve çatılardan söktükleri kiremitleri otelde bulunan insanların üzerlerine fırlatıyordu. Ankara ile sık sık telefon bağlantısı kuruluyor, bakanlara, milletvekillerine, hatta hükümetin başında bulunan parti liderlerinden olaylara müdahale edileceği konusunda güvenceler alınıyordu. Sivas’ta böyle bir can pazarı yaşanırken Aziz Nesin’in telefonla ulaşabildiği Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü içeridekilerin kılına bile zarar gelmeyeceği konusunda teminat veriyordu. Olayları haber alan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel dışarıdaki azgın kalabalığı kast ederek “benim halkımla polisimi karşı karşıya getirmeyin” diyor ve cumhuriyetin temeline dinamit koymak isteyen bu yobazları cesaretlendiren bir tutum içerisine giriyordu. İçişleri bakanı Mehmet Gazioğlu ise “Telaşa kapılmayın, çevre illerden yardım istedik, sizi kurtaracağız” diyerek oteldekilere umut veriyordu. Artık ipler kopma noktasına gelmişti. Dışarıda azgın bir kalabalık yerden aldıkları taşları otelin üzerine yağmur gibi yağdırıyor, otelin camları gök gürültüsünü andıran sesler çıkararak kırılıyor, bu seslere tekbir sesleri karışıyordu. Dışarıdan gelmesi muhtemel bir saldırı için tedbirler alınmaya başlandı. Otelin girişindeki merdivenlerin önüne sandalye ve masalardan oluşan barikatlar yapıldı.  İçeride bulunan herkes ellerine geçirdikleri sandalye bacakları ve demirlerle merdiven boşluklarında bekleşiyorlar, olası bir saldırıda kendilerini bunlarla savunabileceklerini düşünüyorlardı. Bütün bu telaşın içerisinde karikatürist Asaf Koçak hiç durmadan otelin içinde dolaşıyor ve mızıkasını çalarak gençlere moral vermeye çalışıyordu. Saat 19.30 dan sonra elektriklerin kesilmesiyle ortalık tam bir mahşer gününe dönmüştü. Oteldekiler telaş içerisinde bekleşirken dışarıdan önce gaz kokusu ardından da duman kokusuna benzer kokular içeri sızmaya başladı. Madımak Oteli’nin önündeki araçlar yanıyordu. Birden bir çığlık yükseldi, bu ses otelde bulunanlardan Zerrin Taşpınar’a aitti. “Yakıyorlar bizi!”

 

     Artık her şey çığırından çıkmıştı. Alevler dört bir yanı sararken otelin içine sızan duman insanların soluğunu kesiyor ve panik başlıyordu. Otelin içindeki genç kızların çığlıklarına dışarıdan gelen tekbir sesleri karışıyor, panikle üst katlara kaçışanlar yangın çıkışının kapalı olmasından dolayı dumanla zehirleniyor ve göz gözü görmez bir karanlığı alevlerin kızıl rengi aydınlatıyordu. O panik içerisinde biri insanları otelin arkasındaki aydınlatmaya bakan 109 numaralı odaya yönlendirdi. Bu aydınlatma iki binanın arasında üçgenimsi bir boşluktu. Camlar kırıldı ve kalabalıktan birkaç kişi bu boşluğa atladılar. Arkalarında kalan kadınların ve diğer arkadaşlarının da oraya inmeleri için yardım ederlerken karşı binadan çıkan Büyük Birlik Partili iki kişi onlara ellerindeki uzun sopalarla vurarak ve küfür ederek geldikleri yere dönmelerini haykırıyordu. Bu arada Büyük Birlik Partisi Sivas il başkanı Ahmet Yıldız ve Mehmet adlı bir polis memuru bu iki kişiyi ikna ederek içeri alıyor ve Ahmet Yıldız’ın sayesinde içeride ölümden kaçan Ali Balkıs, Arif Sağ, Battal Pehlivan, Demet Işık, Zerrin Taşpınar, Ali Yüce, Ali Rıza Koçyiğit, Ali Doğan, Haydar Ünal, Ayben Kop, Mürtaza Demir ve Cem Celasun’la, isimlerini burada sayamadığımız 31 insan hayatlarını kurtarıyorlardı. Aynı derecede şanslı olamayan onlarca aydın, sanatçı ve genç ise otelin içerisinde kalarak diri diri yakılmak suretiyle can veriyordu. Pir Sultan Abdal şenliğine katılan 33 yiğit insan bedenlerini Madımak oteline, isimlerini ise tarihin kanlı sayfalarına bırakmıştı. Her yanda yanık siir kokusu vardı...

 

       2 Temmuz 1993 de yobaz zihniyetlerin başlattığı bu yangında, hayatlarını kurtarabilecek kadar şanslı olan iki kişi daha vardı. Bunlar Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli’ydi. Onlarda dumandan etkilenmelerine rağmen bir çıkış yolu aramışlar ve odalarına yakın bir pencereden Lütfü Kaleli’nin imdat çığlıklarını duyan itfaiyenin uzattığı merdivene çıkmayı başarmışlardı. Ancak Aziz Nesin itfaiye merdiveninin henüz yarısındayken onu bekleyen bir başka sürpriz  daha vardı. Bu sürpriz ise Refah Partili belediye meclis üyesi Cafer Erçakmak’tan başkası değildi. Cafer Erçakmak  itfaiye merdivenindeki Aziz Nesin’i tanımış ve kurtarılmasını engellemeye çalışıyordu. Otele geri dönmesini sağlayamayınca da etrafındakilerle birlikte  saldırıp, Aziz Nesin’e itfaiyenin demir kancasını alarak vurmaya başlıyordu. Tekme, yumruk ve demir sopa darbeleriyle kanlar içerisinde kalan ve linç edilmek istenen Aziz Nesin’i orada bulunan polislerden iki kişi zorla kaçırarak bu vahşetten kurtarıyordu. 33 ü şenliğe katılan aydınlardan olmak üzere toplam 37 kişinin hayatını kaybettiği bu katliama dönemin başbakanı Tansu Çiller “Çok şükür, otelin dışındaki halkımız bu yangından zarar görmemiştir” sözleriyle farklı bir bakış açısı kazandırıyordu.

     Yangıdan geriye kalan yaralılar ve cesetler, başta Cumhuriyet Üniversitesi Hastanesi ve SSK olmak üzere çeşitli hastanelere kaldırılıyor, gün ağarırken vahşetin bilançosu belirginleşmeye başlıyordu. 40 a yakın ölü ve onlarca yaralı... Bu katliamdan canlı olarak kurtulabilenlerin pek çoğu bedenlerindeki yanık izlerinin acısını yüreklerindeki yaralara sardılar. Caniler emellerine ulaşmışlardı artık. Atatürk’ün kurduğu laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni, devletin bütün imkanlarını saf dışı ederek yenmeyi başarmış ve 37 kişinin ölümüne sebep olarak  tarih boyunca elde ettikleri zaferlere bir yenisini daha eklemişlerdi. Yüzyıllardan beri Nesimi’nin derisini yüzen, Pir Sultan’ı asan, Kubilay’ı katleden, Maraş’ta hamile kadınların karınlarındaki bebekleri öldüren bu zihniyet ,yine yapacağını yapmıştı. Din ile cehaletin bir araya gelmesinden ortaya çıkan tablo 2 Temmuz günü Madımak Oteli’nde bir kez daha çizildi. 2 Temmuz günü Sivas’ın alnına bir kara leke gibi düştü ve umut yangında solan bir güldü artık...

 

 

 

                       2 Temmuz Sivas Katliamı’nda Yitirdiklerimiz:

 

 

Asım Bezirci; 1927 de Erzincan’ da doğdu. 1945 de Erzincan lisesini bitirdi. 1950 yılından itibaren Gerçek gazetesinde yazdığı politik fıkralarıyla yazı hayatına başladı.1963 de Otağ dergisiyle, 1968 de  Yeni Dergi okuyucuları tarafından “en beğenilen eleştirmen”  unvanını aldı. Türkiye Yazarlar Sendikası  ve Pen derneği üyesi olan Bezirci 67 yaşında 70 yapıt veren başarılı bir edebiyat emekçisiydi. Yazarlık hayatı boyunca pek çok ödül aldı. Ölümü de kendine yakışır bir biçimde göğüsledi ve kalesini terk etmeyen bir komutan edasıyla inandığı ve güvendiği gençlerin arasında yakılarak   öldürüldüğünde 66 yaşındaydı.

 

Metin Altıok; 1941 de Bergama’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini İzmir Karşıyaka’da tamamladı. Daha sonra Ankara Üniversitesi Dil,Tarih ve Coğrafya Fakültesinde, Felsefe Bölümü’nden 1971 de mezun oldu. İlk resim sergisini Çetin Sipahi ile birlikte Fransız Kültür Merkezi’nde açtı.1966 da Fisun Ataklı ile evlendi ve bu evlilikten bir kızları oldu. Metin Altıok, resim ve şiir ustalığının yanı sıra kısa radyo oyunlarıyla çocuk oyunları da yazdı ve bunları TRT radyosunda yayınladı. Yayınlanmış pek çok eseri olan Metin Altıok 2 Temmuz Sivas Katliamından yaralı olarak kurtarılmasına rağmen 9 Temmuz’da  Ankara’da yoğun bakımda can verdi. Öldürüldüğünde 52 yaşındaydı.

 

Behçet Safa Aysan; 1949 yılında doğan Behçet Aysan ilk ve orta öğrenimini 1963 de tamamladıktan sonra yine aynı yıl Kuleli Askeri Lisesi’ne girerek bu okulu da 1967 de bitirdi.1968 de askeri öğrenci olarak girdiği Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde öğrenci olaylarına karışarak  tutuklandı. Harbiye, Selimiye, Kartal, Maltepe, Mamak ve Ankara Merkez Cezaevlerinde yattı. Beş ay sonra yargılandı ve yaşadığı sıkıntılı yıllardan sonra 1979 yeniden tıp Fakültesine dönerek 1984 de mezun oldu. Genç yaşlarında yazmaya başladığı şiirleri bir çok sanat dergisinde yayınlandı ve müzisyenler tarafından bestelendi. Hayattayken yayınlanan şiir kitapları pek çok ödüle layık görülen Behçet Safa Aysan Madımak Oteli’ndeki yangında dumandan boğularak öldürüldüğünde 44 yaşındaydı.

 

Uğur Kaynar; 1956 da Sivas’ın Zara ilçesinde doğdu. Kalabalık ve yoksul bir aile ortamında yetişti. Zara Meslek Lisesinde okudu. 1970 de annesinin ölümü üzerine Ankara’ya yerleşti. Pek çok işti çalıştı ancak imkanlarının sınırlı olması eğitiminin yarım kalmasına yol açtı.  1977 de evlendi ve bu evlilikten 2 kızı oldu. 1990 da kurduğu “Elyazıları Yayıncılık” ile bir çok şairin kitabını edebiyat dünyasına kazandırdı. Ölümünden önce 4. Kitabının hazırlıklarını yapıyordu. Madımak Oteli’ndeki yangında boğularak öldürüldüğünde 37 yaşındaydı.

 

Erdal Ayrancı;  1958 de Niğde’de doğdu. Lise eğitiminin ardından 1978 de Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ne girdi. 12 Eylül dönemi pek çok insan gibi onun da hapishanelerle tanışmasına sebep oldu. Okul yıllarında tanıştığı eşi Hatice Ayrancı ile müşterek çocukları olan Zeynep 1986 da dünyaya geldi. Cezaevi çıkışında başta yayıncılık ve motel işletmeciliği olmak üzere pek çok işle uğraştı. Ancak ticaret onun işi değildi. Erdal Ayrancı 1990 lı yıllar da meraklı olduğu sinema ve belgesel yönetmenliği araştırmalarıyla uğraştı. Sivas’a geliş sebebi, Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri’ni görüntülemek ti. Ancak amacını tamamlayamadan Madımak Oteli’ndeki yangında boğularak öldürüldüğünde 35 yaşındaydı.

 

Asaf Koçak; 1958 de Yozgat Yerköy’de dünyaya geldi. İlkokul yıllarında başlayan resim tutkusunu İstanbul Davutpaşa Lisesi’nde olgunlaştırdı. Kırşehir Eğitim Enstitüsü’nü bitirdikten sonra Sivas’ta 4 yıl, Adıyaman’da 3 yıl resim öğretmenliği yaptı. Karikatürleri pek çok gazete ve dergide yayınladı ve bu eserleri pek çok kereler ödüllendirildi. Asaf Koçak 14 yıl süren karikatüristlik hayatında 6 kişisel sergi açtı. 4 yıl resim öğretmenliği yaptığı Sivas’a yine karikatür yapmaya ve eserlerini sergilemek amacıyla gelmişti .Yangın çıkmadan önce mızıkasını çalarak gençlere moral vermeye çalıştı ve  Madımak Oteli’ndeki yangında dumandan boğularak öldürüldüğünde 35 yaşındaydı.

 

Nesimi Çimen; 1931 de Adana Saimbeyli’de doğdu.10 yaşında oradan göç etmek zorunda kaldı. Küçük yaşta tanıştığı sazı 9-10 yaşlarında iyiden iyiye çalmaya başlamıştı. İlk plağını 1946 da yaptı. 1949 da evlendi ve 1962 de İstanbul’a taşındı. 1970 li yıllarda Almanya, Fransa ve İsveç’te çeşitli konserlere katıldı ve yine bu ülkede pek çok plak ve kaseti yayınlandı. Geçimini katıldığı konserler ve yurtdışından gelen teliflerle sürdüren Nesimi Çimen 3 telli curayı şelpe ile çalan son ustaydı. Türkiye’de yayınlanan onlarca plak ve kasette sözleri ve müziği kendine ait bir çok eseri yayınlandı. Sivas’a halk ozanlığı geleneğini temsil etmek için gelen Nesimi Çimen Madımak Oteli’ndeki yangında dumandan boğularak öldürüldüğünde 62 yaşındaydı.

 

Muhlis Akarsu; 1948 de Sivas’ın Kangal ilçesine bağlı Minarekaya köyünde doğdu. İlkokulu köyünde bitiren Akarsu daha o yıllarda Alevi cemlerinde, yöre ozanlarının etkisinde kalarak  saz çalıp deyiş söylemeye başladı. Ortaokulu Malatya’da okurken ekonomik koşullardan dolayı 2. Sınıftan ayrılmak zorunda kaldı. Küçük yaşlardan itibaren kendi şiirlerini yazamaya başlayan Muhlis Akarsu 1970 li yılların başında İstanbul’a gelerek ilk plağını çıkardı. !972 de  Muhibe Leyla Çiftlik’ le yaptığı evlilikten 3 kız çocuğu oldu. Ölümüne kadar geçen sürede yüzlerce eser üretti ve bu eserlerinden oluşan yüzden fazla plak ve 20 kaseti yayınlandı. TRT repertuarına kazandırdığı ellinin üzerinde eser bulunan Muhlis Akarsu Madımak Oteli’ndeki yangında eşiyle beraber yakılarak öldürüldüğünde 45 yaşındaydı.

 

 

 

 

 

Muhibe Leyla Akarsu; 1958 de Sivas’ın Kangal ilçesinde doğdu. 1972 de Muhlis Akarsu ile hayatını birleştirerek ölene kadar eşine bağlı kaldı. 1972 den sonra Muhlis Akarsu’ya Pınar, Damla ve Çınar adlarında 3 kız evlat veren Muhibe Akarsu, Sivas’a Pir Sultan Abdal şenliklerine eşiyle beraber katılmak için gelmişti. Yangından sağ olarak kurtarılmasına rağmen  2 Temmuz 1993 de hastanede hayatını kaybetti. Öldürüldüğünde 35 yaşındaydı.

 

 

Hasret Gültekin; 1971 de Sivas’ın İmranlı kazasına bağlı Han köyünde doğdu. 6 yaşında saz çalmaya başladı. Kadıköy Anadolu Lisesi’nde sürdürdüğü eğitim hayatını 2. Sınıftan ayrılarak noktaladı.1989 da ilk kaseti “Gün olaydı” adı altında yayınlandı. Yine 1989 dan itibaren yurtdışında düzenlenen bir çok etkinlikte Türkiye’yi temsil  etti. 1990 yılından itibaren müzik yönetmenliği yapmaya başladı ve pek çok sanatçının albümlerine sazıyla eşlik etti.1991 de evlendiği Yeter Fırtına ile müşterek  çocukları olan Roni Hasret Gültekin ölümünden sonra dünyaya geldi. Ölümüne kadar yayınlanan 3 kişisel müzik albümü bulunan Hasret Gültekin Sivas’a Anadolu halk kültürünün ayrılmaz parçası olan bağlaması ile konser vermek için gelmişti. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında yakılarak öldürüldüğünde 22 yaşındaydı.

 

Muammer Çiçek; 1967 de Tokat’a bağlı Zile ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğretimini Zile’de, liseyi ise Kütahya’da tamamladıktan sonra 1992 de Gazi Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi’ne girdi. Öğrenciliği sırasında mesleği olan şehir planlamacılığı üzerine çeşitli işlerde çalıştı. Yine öğrencilik yıllarında şiir yazmaya ve tiyatro çalışmalarına başladı. Pir Sultan Abdal şenliklerine yönettiği ve oyuncusu olduğu tiyatro oyununu sergilemek amacıyla gelmişti. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında dumandan boğularak öldürüldüğünde 26 yaşındaydı.

 

İnci Türk; 1971 de Eskişehir’de doğdu. Lise öğrenimini Ankara’da tamamladıktan sonra Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesini 1992 de tamamladı.  Tiyatro  ile ilk tanışması Altındağ Kültür Merkezi’nde oldu. Daha sonra Pir Sultan Abdal Tiyatro Topluluğu’nda kostümcü, dekoratör ve süflörlük yaptı. Öğrencilik yıllarından itibaren pek çok şiir yazdı. Sivas’ta yapılan Pir Sultan Abdal Şenlikleri’nde dönebilseydi yine aynı yangında hayatını kaybeden Muammer Çiçek ile evlilik hazırlıklarına başlayacaktı. Ancak 2 Temmuz 1993 de Madımak oteli’nde çıkan yangında dumandan boğularak öldürüldüğünde 22 yaşındaydı.

 

Nurcan Şahin; 1975 de Ankara’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara’da tamamladı. Pir Sultan Abdal Derneği’nin gençlik komisyonu üyesiydi. Alevi kültürünü benimseyen bir ailede yetişmişti. Bu nedenle semahlara ilgi duyuyor, Anadolu halk kültürünü benimsiyordu. Küçük yaşlardan itibaren çeşitli folklor ekiplerine ve korolara katılmıştı. Daha sonraları Pir Sultan Abdal Derneği’nde yapılan pek çok faaliyete katılan Nurcan Şahin, Sivas’a Pir Sultan Abdal  Derneği’nin tiyatro topluluğundaki görevi nedeniyle gelmişti.  2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında yakılarak öldürüldüğünde 18 yaşındaydı.

 

Özlem Şahin;1976 da Ankara’da doğdu. Ankara’ya Sivas’ın Şarkışla’dan gelen bir ailenin çocuğuydu. Semah çalışmalarına ilk olarak babasının köyü olan Şarkışla Saraç köyünün yardımlaşma derneğinde başlamıştı. Semah dönmeye daha sonra Pir Sultan Abdal Derneği’nin tiyatro topluluğunda devam etti. Madımak’taki yangında birlikte can verdikleri Nurcan Şahin’le kuzendiler. Birbirlerine olan bağlarını ölüm bile koparamadı. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında dumandan boğularak  öldürüldüğünde 17 yaşındaydı.

 

Sait Metin; 1970 de Ankara’da doğdu. Sivas’ın Divriği ilçesinden Ankara’ya gelen bir ailenin çocuğuydu. Lise öğreniminin ardından Çankırı Teknik Yüksek Okulu’nu bitirdi.  Küçük yaşlardan itibaren tanıştığı bağlama onu Anadolu halk kültürünün içine çekti. Öğrencilik yıllarında başladığı müzik çalışmalarına Güne Umut adlı grupta bağlama çalarak devam etti. Pir Sultan Abdal oyununda Pir Sultan’ı canlandırıyordu. Sivas’a hem tiyatrodaki bu rolü, hem de semah ekibine saz çalmak için gelmişti. 2 Temmuz 1993 de Madımak otelindeki yangında dumandan boğularak öldürüldüğünde 23 yaşındaydı.

 

Huriye Özkan; 1971 de Ankara’da doğdu. Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Saraç köyünden Ankara’ya göç eden bir ailenin çocuğuydu. İlk,orta ve lise eğitimini Ankara’da tamamladı. Başarılı bir öğrenciydi. Ankara Deneme Lisesi’ni 1. likle bitirerek  şeref kürsüsüne adını yazdırmıştı. Liseden sonra Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ni bitiren Huriye Özkan, üniversiteyi bitirdikten sonra Pir Sultan Abdal Derneği’nde kurulan semah ekibine girmişti. Sivas’a içinde yoğrulduğu Anadolu halk kültürünün yaşatılmasına katkıda bulunmak için gelmişti. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’nde çıkan yangında, kardeşi Yeşim Özkan’la beraber dumandan boğularak öldürüldüğünde 22 yaşındaydı.

 

Yeşim Özkan; 1973 de Ankara’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Ankara’da tamamladıktan sonra 1991 de Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Yüksekokulu’na girmişti.  Genç yaşında merak sardığı tiyatroya ilk olarak amatör bir tiyatro topluluğunda başlayan Yeşim Özkan, daha sonra Muammer Çiçek’in yönettiği Pir Sultan Abdal oyununda rol aldı. Sivas’a beraber can verdiği ablası Huriye Özkan’la beraber gelmişti.  2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında aynı evin ikinci acısı olarak can verdiğinde 20 yaşındaydı.

 

Carina Cuanna; 1970 de Hollanda’da doğdu. 1989 da Leiden Üniversitesi, Kültürel Antropoloji Bölümü’ne girdi. 1993 de, okuduğu üniversiteden Türkiye’de staj yapmak için izin alan Carina 21 Haziran’ da Türkiye’ye geldi. Evlerinde konuk olduğu Sivri Ailesinin kızları Yasemin ve Asuman Sivri kardeşlerle çok iyi arkadaş olmuştu.  Sivas’a onlarla beraber gitti. Döndüğünde stajına Türkiye’de devam edecekti. 2 Temmuz 1993 günü Madımak Oteli’ndeki yangında dumandan boğularak öldürüldüğünde 23 yaşındaydı.

 

Yasemin Sivri; 1974 de Ankara’da doğdu. İlk orta ve lise eğitimini tamamladıktan sonra 1992 de Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’ne girdi.  1991 yılında kardeşi Asuman’la birlikte Pir Sultan Abdal Derneği’nin semah ekibine girdi.Yine aynı yıldan itibaren derneğin pek çok etkinliğine katıldı ve çeşitli görevlerde bulundu. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında kardeşiyle birlikte öldürüldüğünde 19 yaşındaydı.

 

Asuman Sivri; 1977 de Ankara’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamladıktan sonra, Sokullu Lisesi’ne devam etti. 1991 senesinden itibaren Pir Sultan Abdal Derneği semah ekibine girdi. Sivas’a  hem ekipteki görevi hem de orada bulunan sanatçılarla tanışabilmek için gitmişti. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında öldürüldüğünde 16 yaşında olan Asuman Sivri Lise 2. Sınıfta okuyordu ve takdirname aldığını öğrenemeden can verdi.

 

Belkıs Çakır; 1975 de Ankara’da doğdu. Pir Sultan Abdal Derneği Genel Merkez yöneticilerinden Kamber Çakırın tek kızıydı.  İlk, orta ve lise eğitimini başarı ile tamamlamış, üniversite sınavlarının sonucunu bekliyordu. Sivas’a semah gurubunun sorumlusu olarak gelmişti. Bir yandan dershaneye devam ederek üniversiteye hazırlanıyor, diğer bir yandan da Pir Sultan Abdal Derneği’ndeki semah ekibinde çalışıyordu. 93 yılında girdiği üniversite sınavında Gazi Üniversitesi, İdari Bilimler Fakültesi, İşletme Bölümü’nü kazandığı haberi ölümünden sonra geldi. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında öldürüldüğünde 18 yaşındaydı.

 

Menekşe Kaya; 1976 da Ankara’da doğdu. Pir Sultan Abdal oyununun müziklerini besteleyen İsmail Kaya’nın Madımak Oteli yangınında yanan iki çocuğundan biriydi. Menekşe Kaya semah ve tiyatroya meraklıydı. Boş vakitlerini dernekte semah, saz ve tiyatro öğrenerek geçiriyordu. Pir Sultan Abdal Derneği’nin katıldığı pek çok etkinlikte hem tiyatroda rol almış hem de semah dönmüştü. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında yakılarak öldürüldüğünde 17 yaşındaydı.

 

Koray Kaya;  1981 de Ankara’da doğdu. Okumayı yazmayı ilkokula başlamadan öğrendi. Bilim Dershanesi’nin Anadolu Liseleri’ne hazırlama kursunda ilk 10 a girmişti. 1993 ün Şubat ayında dernekteki saz kursuna gitmeye başlamıştı. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında ablası Menekşe Kaya ile birlikte öldürüldüğünde henüz 12 yaşındaydı.

 

Edibe Sulari; 1953 de Erzincan’a bağlı Çayırlı ilçesinde doğdu. Aşık Davut Sulari’nin en küçük kızı olan Edibe Sulari, ilkokulu Çayırlı’da bitirdikten sonra Erzurum Sağlık okulu’nun Ebelik  Bölümü’nde okudu. 70 li yıllarda babasıyla beraber Avrupa’ya göç ederek pek çok konserlere katıldı. Basel’de yaşamasına rağmen Türkiye’de yapılan pek çok kültür etkinliğine katılmayı ihmal etmezdi. Genç yaşlarından itibaren doldurduğu plak ve kasetleriyle “Dişi Sulari” olarak ünlendi. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında yakılarak öldürüldüğünde 40 yaşındaydı.

 

Sehergül Ateş; 1963 de Ankara’da doğdu. İlk orta ve lise eğitimini tamamladıktan sonra Açık Öğretim Fakültesi’ne girmişti. Pir Sultan Abdal Kültür etkinliklerine Edibe Sulari’yle birlikte katılmıştı. Amacı Pir Sultan Abdal’ın yaşadığı yöreleri görmek, beraber gittiği arkadaşlarıyla aynı heyecanları paylaşmaktı. 2 Temmuz 1993 de Madımak  Oteli’ndeki yangında boğularak öldürüldüğünde 30 yaşındaydı.

 

 

Murat Gündüz; 1971 de Ankara’da doğdu. Lise öğreniminin ardından Ankara Üniversitesi, Fen Fakültesi, Fizik Bölümü 3. Sınıf öğrencisiydi. Kardeşi Birsen Gündüz’le beraber derneğin gençlik komisyonundaydı ve  pek çok  etkinlikte görev almışlardı.  Madımak Oteli’ndeki yangında kız kardeşini kurtarma çabasında başarılı olmasına rağmen, 2 Temmuz 1993 de dumandan boğularak öldürüldüğünde 22 yaşındaydı.

 

Serpil Canik;1974 de Ankara’da doğdu. Ayrancı Ticaret Lisesi’ni bitirdikten sonra okul yıllarında staj yaptığı bir kooperatifte işe girdi. Bir yandan İngilizce öğreniyor bir yandan da Pir Sultan Abdal Derneği’ndeki semah ekibine devam ediyordu. Amacı üniversite sınavını kazanıp geleceğini eğitimin ışığıyla aydınlatmaktı. Bunu başaramadan Madımak Oteli’ndeki yangında dumandan boğularak öldürüldüğünde 19 yaşındaydı.

 

Ahmet Özyurt; 1972 de Ankara’da doğdu. Ankara’ya Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Höyük köyünden göçen bir ailenin çocuğuydu. Lise öğrenimini tamamladıktan sonra M.E.B. nın meslek kursunu bitirerek özel bir şirkette bilgisayar pazarlamacılığı yapıyordu. Bir yandan çalışıp, diğer bir yandan da üniversiteye hazırlanan Ahmet Özyurt okul hayatı boyunca pek çok sportif faaliyete katılmıştı. Sivas’a semah ekibinde görevli olarak geldi ve 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’nde dumandan boğularak öldürüldü. Öldüğünde 21 yaşındaydı.

 

Serkan Doğan; 1974 de Ankara’da doğdu. Liseyi bitirdikten sonra Açık Öğretim Fakültesi’ne devam ediyordu. Kardeşi Serdar Doğan’la birlikte Pir Sultan Abdal Derneği’nin semah ekibindeydi. Aynı zamanda Pir Sultan Abdal oyununda Ali Baba rolünü üstlenmişti. Ölüme Madımak otelindeki yangında kardeşiyle birlikte yakalandı. Kardeşi Serdar Doğan öldü sanılarak 12 saat boyunca morgda kalmasına rağmen, daha sonra yaşadığı anlaşılarak kurtarıldı. Ancak Serkan Doğan onun kadar şanslı değildi. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında dumandan boğularak öldürüldüğünde 19 yaşındaydı.

 

Mehmet Atay; 1968 de Sivas’ın Divriği ilçesinde doğdu. Lise öğreniminin ardından Gazi Üniversitesi, Maliye Yüksek Okulu’na girdi. Oluşum tiyatrosunda oyuncu olarak görev alıyor, Çağdaş Divriği Gazetesi’nde muhabirlik yapıyor, aynı zamanda İstanbul Divriği Kültür Derneği  yönetim kurulundaki görevine devam ediyordu. Etkinliklere gazeteci olarak katılmış fotoğraflarını çekerek haber yapmak istediği şenlik haberlerini yayınlayamadan, 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında  dumandan boğularak öldürülüyordu. Öldüğünde 25 yaşındaydı.

 

Gülsün Karababa; 1971 de Sivas’ın Divriği ilçesinde doğdu. Halk Ozanı Mehmet Ali Karababa’nın en küçük kızıydı. Okul yıllarından itibaren merak saldığı resim konusunda çok yetenekliydi. Atatürk Kültür Merkezi’nde açılan resim kurslarına katılmıştı ve Hacettepe Üniversitesi Resim Bölümü’nü kazanmak istiyordu. Aynı zamanda bağlama da çalan Gülsün Karababa Sivas’a semah ekibiyle birlikte gelmişti. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında yakılarak öldüğünde 22 yaşındaydı.

 

Handan Metin; 1973 de Sivas’a bağlı Divriği ilçesinde doğdu. İlk ve orta okulu Divriği Cürek’te bitirdikten sonra, liseyi yatılı olarak ilk yıl Muş’ta diğer iki yılını da Hasanoğlan Kız Öğretmen Okulu’nda okudu. 1992 de ODTÜ Eğitim Fakültesi, Biyoloji Bölümü’nü kazanmıştı. Sivas’taki Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne kuzeni Gülsün Karababa ve diğer arkadaşlarıyla birlikte katılmıştı. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında yakılarak öldürüldüğünde 20 yaşındaydı.

 

 

 

Gülender Akça; 1968 de Sivas’a bağlı Divriği ilçesinde doğdu. Hem halk oyunları ve semah hocalığı yapıyor, hem Divriği Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin faaliyetlerine katılıyor, hem de kurucularından olduğu Anadolu Semah Araştırma Topluluğu’nda araştırmalar yapıyordu. Derneğin kadın komisyonunun aktif üyesi olan Gülender Akça aynı zamanda yazdığı yazılarını da çeşitli dergilerde yayınlıyordu. Şenliklere Handan Metin ve  Gülsün Karababa’yla birlikte katılmıştı. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında yakılarak öldürüldüğünde 25 yaşındaydı.

 

    2 Temmuz 1993 de yaşanan katliamda şenliklere katılan şair, yazar ve aydınlardan 33 kişinin dışında,  otel görevlilerinden Kenan Yılmaz ve Ahmet Öztürk’le, göstericilerden Ahmet Alan ve Hakan Türkgil de hayatlarını kaybettiler.

           2 Temmuz 1993 de 33 ü şenliklere katılan aydınlardan olmak üzere toplam 37 kişi hayatını kaybetti. O gün Sivas’ta oynanan oyun, Aziz Nesin’e tepki adı altında gerçekleşen bir şeriat ayaklanmasından başka bir şey değildi. Aziz Nesin olayların sebebi olarak gösterilmek istenmesine rağmen, otelin önünde toplananların attıkları sloganlar onların gerçek hedeflerini ve kimliklerini açıkça ortaya koymuştu. Olayları Alevi-Sünni çatışması olarak yorumlayanlar da yanılıyordu. Çünkü o etkinliğe katılan aydınların bir çoğu Alevi değildi. Sivas’ta toplanmalarının amacı, sadece önemli bir kültür değerimiz olan Pir Sultan Abdal’ı anmak ve bu sayede kültürel mirasımızı gelecek nesillere aktarabilmekti. Semah dönmekti, saz çalmaktı, yüreklerini birleştirip bir olmaktı. Onların silahları sazlarıydı, kitaplarıydı, resimleriydi, şiirleriydi... Onlar kavgaya değil barışa, kardeşliğe yürüdüler. Ama karşılarındaki kirli oyunları göremediler. Kendilerine Müslüman diyerek gerçek Müslümanları da karalamaya çalışan bu canilerse, mürşit seçtikleri Kur’an’ ın insanların yaşam haklarına gösterdiği saygıyı görmezden geldiler.  Kendi inandıkları dini kendileri ayaklar altına aldılar. Solingen’de yaşananların başka bir versiyonunu kendi ülkesinin evlatlarına reva gördüler. Oysa Madımak Oteli’nde yaktıkları kendi kardeşleriydi. Aşık Veysel’den Karacaoğlan’a, Yunus Emre’den Hacı Bektaş’a, Mevlana’dan Pir Sultan’a kadar Anadolu’da yaşayan hoşgörüydü yaktıkları. Göremediler... Yıllar yılı sürdürdükleri bu kavganın galibi hiç olmayacaktı. Yaktıkları, astıkları, bombaladıkları ve vurdukları bu insanlar kendi analarının da evlatlarıydı. Ağlattıkları her ana kendi analarıydı, Anadolu’ydu. Bilemediler... Eğer bu ülke üzerinde yaşıyorsak ve bundan başka şansımız yoksa, her fikre, her düşünceye saygı göstermeliydiler. Tahammül edemediler. O yangında ve bundan önceki bütün kıyımlarda can veren binlerce insan, hiçbir zaman insanlıktan umutlarını kesmediler. Ama onlar bunu hiç anlamadılar.                                    

                                 

                                              

                                           

Not: Bu araştırma metni, Ali Haydar TİMİSİ tarafından hazırlanıp sunulan ve 2 Temmuz 2001  de Yön Fm’de yayınlanan “Yangında Solan  Güller” adlı belgesele aittir. Dipnot ve kaynakça esaslarına uymak (yani kaynak göstermek) koşuluyla her türlü alıntı yapılabilir, araştırmacının yazılı veya sözlü  izni olmaksızın  yayınlanabilir.

 

| Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com