“YANGINDA SOLAN
GÜLLER”
2 Temmuz 1993 de
Sivas’ta yaşanan katliamın geçen her yıldönümünü, bu sene de daha önceki
senelerde olduğu gibi, katliamda can veren yiğit insanlara özlemimizle anıyoruz.
İnsan yaşamına kökten dinci bakış açısının verdiği değeri ve inançların yanlış
yorumlanmasının, insanlığı nasıl bir ayıpla karşı karşıya bıraktığının bir
kanıtı olan bu katliam, tarihin kanlı sayfalarına Sivas Katliamı olarak kazındı.
Göstericiler Sivas Kültür Merkezi önüne dikilen ozanlar anıtını parçalayarak
Madımak Oteli’ni saatlerce taş yağmuruna tuttular. Otelin önündeki araçları
yakıp etrafı talan ettiler. Madımak otelinde çıkarılan yangında 33 ü şenliklere
katılan konuklardan olmak üzere, toplam 37 kişi hayatını kaybetti ve yüze yakın
insan da yaralandı. Azgın topluluk tekbir sesleri içerisinde diri diri yanan
insanları seyretti ve onları kurtarmak için kılını kıpırdatmak şöyle dursun
yangından sonra otele girip genç kızların kulaklarını yırtarak küpelerini ve
bileziklerini talan ettiler. 2 Temmuz 1993 de Sivas’ta başlayan bu hareket
Cumhuriyetin temel niteliklerine saldırarak onun yerine şeriata dayalı bir din
devleti kurmak isteyenlerin örgütlü bir katliamı olarak tarihe geçti. Sitenin bu
bölümünde, 2 Temmuzda Sivas’ta katledilen yurttaşlarımızın anısını yaşatmak ve
gelecek nesillere hoşgörünün önemini bir kez daha hatırlatmak amacıyla
hazırladığım bu araştırmayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Umarım Anadolu insanı
böyle bir yangını bir kez daha yaşamaz.
1988 yılında
kurulan Pir Sultan Abdal Kültür ve Tanıtma Derneği , 1989 yılından itibaren
Banaz köyünde düzenlediği anma ve kültür şenliklerini 93 senesinden itibaren
Sivas’ın merkezine taşıyıp, bu kültür şenliğini daha geniş bir katılım
sağlayarak gelenekselleştirme kararı almıştı. Anadolu kültür mozaiği içerisinde
çok önemli bir yeri olan Pir Sultan Abdal’ı bu şekilde gelecek nesillere
tanıtmak ve bu sayede gerçekleşecek kültür etkinliklerinde Sivas’ın bir kültür
şehri olmasını sağlamak, bu şenliğin oluşumundaki en önemli amaçlar olarak
belirlenmişti. Bu sayede, hem bir çok sanatçının katılımıyla gerçekleşen bu
etkinliklerde farklı kültürlerin kaynaşması sağlanmış olacak, hem de Sivas’ın
Pir Sultan Abdal’ın ve bir çok halk ozanının yaşadığı bir şehir olarak,
tanıtımına katkıda bulunulmuş olacaktı. Bu amaçla yola çıkan dernek yetkilileri
gerekli bütün yasal başvurularını yapmış, hatta Kültür Bakanı ve Sivas Valisi
ile temasa geçip bu şenlikte onların da desteklerini alarak çalışmalarını
tamamlamışlardı. Bu kültürel etkinliğin ulusal ve uluslararası platformlarda da
ses getirmesi amacıyla da, pek çok sanatçı, yazar, şair ve ressam aranıp
şenliklere katılmaları sağlanmıştı. Böylece hazırlanan program aylar öncesinden
tespit edilip, afişler bastırılarak duyurulmuştu. Şenlikler 1-2 Temmuz da Sivas
da başlayacak ve 3-4 Temmuzda Banaz da devam ederek yine 4 Temmuz akşamı sona
erecekti.
4. Geleneksel
Pir Sultan Abdal kültür etkinlikleri 1 Temmuz 1993 Perşembe günü saat 9:30 da
Arif Sağ’ın katıldığı bir dinleti ile Sivas Kültür Merkezi’nde başladı.
Etkinliklere Atatürk anıtına çelenk konulması, Genel Başkan Mürtaza Demir, Sivas
Valisi Ahmet Karabilgin, ve Aziz Nesin’in konuşmaları ile devam edildi. Daha
sonra saat 14 ten itibaren Sivas Buruciye Medresesi’nde kitap ve fotoğraf
sergileri açılarak etkinliklere katılan yazar ve şairlerin imza ve söyleşilerine
başlandı. Saat 17 de Hasret Gültekin’in katıldığı müzik dinletisinin ardından
çeşitli panel, halk konseri ve slayt gösterileriyle şenliklerin ilk günü
tamamlandı. Şenliklerin birinci günü bu şekilde tamamlanırken kimsenin aklına
ertesi gün yaşanacaklar gelmemişti. Böyle bir katliamın cumhuriyetin
temellerinin atıldığı böylesine güzel bir şehirde yaşanabileceği ihtimal hiç
kimse tarafından dikkate alınmamıştı. Şenliğe gelen herkes büyük bir coşku
içerisinde gerçekleştirilen etkinlikle katıyor, sanatçılar konserlerinde, semah
ekipleri döndükleri semahta, yazarlar imzaladıkları eserlerinde insanlara hep
dostluk ve birlik mesajları veriyorlardı. Sivas’a büyük bir heyecanla ve sanatın
evrensel mesajlarını yüreklerinde taşıyarak gelen bu insanlar, böyle bir sonu
hak edebilecek ne yapmış olabilirlerdi ki... Bu ihtimalleri akıllarına hiç
getirmeden 1 Temmuz akşamı şenliklere katılan herkes otellerine yada Sivas’ta
bulunan tanıdıklarının evlerine dağıldılar ve o gece uyuyacakları son uykuya gün
içinde yaşadıklarının verdiği tatlı bir yorgunlukla daldı bir çoğu...2 Temmuz
sabahı gün bir başka ağarıyordu Sivas’ta.
Tarih boyunca
bir çok medeniyete kucak açan bu güzel şehir Pir Sultan’ın asılmasından sonra
adına sürülecek bir başka kara lekenin belki de farkındaydı o sabah... Belki de
bundandı bulutların güneşin önünden çekilmek istememesi... 2 Temmuz Cuma gününü
serin bir sabahla karşılıyordu Sivas. Bir önceki günün yorgunluğuna inat
şenliğe katılanların çoğu erken başlamışlardı güne. Sanatçılar, yazarlar, semah
ekiplerindeki gençler, o gün yaşanacaklardan habersiz yudumluyorlardı çaylarını.
Saat 10 da Buruciye Medresesi’nde yazar ve şairlerin imza ve söyleşilerine devam
edildi. Öğleden sonra yapılacak etkinlikler için hazırlıklar yapıyordu gençler.
Türkülerin, semahların, karşılıklı şakalaşmaların ardı arkası gelmiyordu. Ama o
gün Sivas’ta başka bir hazırlık daha vardı...
Pek çok
kökten dinci örgüt, şehir dışından getirdikleri militanlarını Sivas’a günler
öncesinden toplamış, halkı Aziz Nesin’in Sivas’ta cezalandırılması için tahrik
etmeye başlamıştı. Müslümanlara hitap ederek hazırlanan hain bildiriler Cuma
namazı sonrası elden ele dolaşır olmuştu. Bu bildirilerde “gün Müslümanlığın
gereğini yerine getirme günüdür” denilerek, Salman Rüşti’nin “Şeytan Ayetleri”
adlı eserini Türkiye’de yayınlayan Aziz Nesin’e hakaretler yağdırılıyor,
Müslümanların ise buna direnerek şeytana dost olan bu insanın öldürülmesi
gerektiği telkin ediliyordu. Ayrıca T.C. devletinin Müslümanlara zulüm yaptığı,
devletin valisinin bile böyle bir etkinliğin Sivas’ta yapılmasına izin vererek
hainler arasına katıldığı belirtilmekteydi. Bu el ilanlarında başta Aziz Nesin
olmak üzere, tüm kafirlere verdikleri en önemli mesaj “İslamın peygamberini ve
kitabın izzetini korumak için bu uğurda verecek canları olduğuydu.” Şeytan
Ayetlerini yayınlayanlara izin verdiğine göre T.C. de en az Aziz Nesin kadar
suçluydu. Laikliği savunan bu devlette Aziz Nesin gibi yıkılmalı, yerine şeriat
esaslarıyla yönetilen bir İslam devleti kurulmalıydı. Bu bildirilerden, başta
Sivas emniyeti olmak üzere herkesin haberi vardı.
Bir yandan bu
bildiriler elden ele gezerken diğer yandan Hürdoğan, Bizim Sivas, Hakikat gibi
yerel gazeteler, günler öncesinden başladıkları taraflı yayınlarla belki
kendilerinin bile tahmin edemeyecekleri bu büyük yangının ilk kıvılcımlarını
ateşliyorlardı. Bu yerel gazetelerde Kültür Merkezi önüne dikilen heykelin
halkın tepkisinden korkularak gece dikildiği, Aziz Nesin’in Sivas’a gelmesinin
büyük bir hata olduğu, Müslüman mahallesinde salyangoz satıldığı ve daha pek çok
yanlı görüşler yayınlanıyordu. Diğer bir yandan da Anadolu ve Yeni Ülke adlı
yerel gazeteler ise halkı tahriklere kapılmaması konusunda uyarıyor, birliğe ve
kardeşliğe davet ediyordu. Bütün bunlara rağmen Cuma namazı sonrası bir araya
gelen guruplar, yavaş yavaş gerçek yüzlerini göstermeye başlamış, günler
öncesinden provalarını ve hazırlıklarını yaptıkları bu kanlı oyunu sahneye
koymak için perdelerini aralamışlardı. Oyunun adı “Katliam”, oyuncular şeriat
devleti isteyen yobazlar, seyirciler ise başta tedbir alması gereken yetkililer
olmak üzere tüm dünyaydı...
2 Temmuz
1993 günü günler öncesinden hazırlıkları yapılan bir oyun tüm açıklığıyla
sergilenmekteydi artık. Sadece Sivas halkına mal edilmek istenen bu vahşet,
aslında günler öncesinden organize edilmiş, Sivas’a şehir dışından gelen pek çok
kökten dinci militanın, öğrenci yurtlarında barındırılmasıyla tertiplenmiş,
organize bir şeriat ayaklanması haline gelmişti. Organize edilen hareket ilk
başta Aziz Nesin’in Sivas’a gelişini protesto ederken, artık maske düşmüş
sloganların arasında laik Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik söylemler karışmaya
başlamıştı. Bu azgın kalabalık Madımak oteline gelmeden önce Kültür Merkezini
taşlamış, Kültür Merkezi önüne dikilen anıtı sökerek parçalamak istemişti.
Valinin isteğiyle halkı yatıştırmak üzere olay yerine gelen belediye başkanı
Temel Karamollaoğlu konuşmasına “mücahit Temel” sloganlarıyla başlamış, halkı
sükunete davet edeceğine validen kültür merkezi önüne dikilen heykelin
sökülmesini talep etmiş, vali de belediye başkanının tuzağına düşerek buna izin
vermişti. Bunun üzerine göstericiler anıtı yerinden söküp parçalamış, bu şekilde
sakinleşeceklerine daha da azgın bir şekilde yürüyüşlerine devam ediyorlardı.
Gerek kasıtlı tahriklerle, gerek mülki idarenin gereken tedbirleri alamamış
olmasıyla, kalabalık zaman içinde çoğalıyor, yavaş yavaş şenliklere katılanların
konakladığı Madımak oteline doğru harekete geçiyordu. Daha bir gün önce büyük
bir heyecanla başlayan şenlikler Madımak oteline sığınan masum insanların
gözlerinde birer korku çığına dönüşüyordu. Madımak oteli önünde toplanan
kalabalık, güya Aziz Nesin’e tepki olarak başlattıkları bu hareketi, şeriatçı
sloganları haykırarak sürdürüyorlardı.
Türkiye
Müslüman’dır, Müslüman kalacak!
Kahrolsun laiklik!
Şeriat gelecek
zulüm bitecek!
Sivas Aziz’e mezar
olacak!
Burası Türkiye,
Moskova değil!
Cumhuriyet
Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak!
Ya Allah,
Bismillah, Geliyor Hizbullah!
Bu sloganlar
Madımak Oteli önündeki alanda yankılanırken bir yandan da belediyenin birkaç gün
önce otelin yakınına döktürdüğü kaldırım taşları, göstericilerin elinde birer
silaha dönüşüyordu. Madımak Oteline ilk taş saat 14 sularında atıldı. Kırılan,
otelin camları değil içerideki masum insanların gelecekten kesilen
umutlarıydı.
2 Temmuz 1993
günü Sivas’ta sahnelenen bu vahsi saldırganlık, akşam saatlerine doğru gitgide
artıyordu. Madımak otelinin içinde kalanlar perdelerin arasından dışarıda olup
bitenleri görüp, olayların nasıl bir boyut kazanacağını kestirmeye
çalışıyorlardı. Belediyenin birkaç gün önce otelin yakınına yığdığı taş kümesi
canilerin ellerinden Madımak Oteli’nin üzerine bir yağmur gibi yağıyordu.
Bununla da yetinmeyen birkaç kişi civarda bulunan binaların üzerlerine çıkmış ve
çatılardan söktükleri kiremitleri otelde bulunan insanların üzerlerine
fırlatıyordu. Ankara ile sık sık telefon bağlantısı kuruluyor, bakanlara,
milletvekillerine, hatta hükümetin başında bulunan parti liderlerinden olaylara
müdahale edileceği konusunda güvenceler alınıyordu. Sivas’ta böyle bir can
pazarı yaşanırken Aziz Nesin’in telefonla ulaşabildiği Başbakan Yardımcısı Erdal
İnönü içeridekilerin kılına bile zarar gelmeyeceği konusunda teminat veriyordu.
Olayları haber alan Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel dışarıdaki azgın kalabalığı
kast ederek “benim halkımla polisimi karşı karşıya getirmeyin” diyor ve
cumhuriyetin temeline dinamit koymak isteyen bu yobazları cesaretlendiren bir
tutum içerisine giriyordu. İçişleri bakanı Mehmet Gazioğlu ise “Telaşa
kapılmayın, çevre illerden yardım istedik, sizi kurtaracağız” diyerek
oteldekilere umut veriyordu. Artık ipler kopma noktasına gelmişti. Dışarıda
azgın bir kalabalık yerden aldıkları taşları otelin üzerine yağmur gibi
yağdırıyor, otelin camları gök gürültüsünü andıran sesler çıkararak kırılıyor,
bu seslere tekbir sesleri karışıyordu. Dışarıdan gelmesi muhtemel bir saldırı
için tedbirler alınmaya başlandı. Otelin girişindeki merdivenlerin önüne
sandalye ve masalardan oluşan barikatlar yapıldı. İçeride bulunan herkes
ellerine geçirdikleri sandalye bacakları ve demirlerle merdiven boşluklarında
bekleşiyorlar, olası bir saldırıda kendilerini bunlarla savunabileceklerini
düşünüyorlardı. Bütün bu telaşın içerisinde karikatürist Asaf Koçak hiç durmadan
otelin içinde dolaşıyor ve mızıkasını çalarak gençlere moral vermeye
çalışıyordu. Saat 19.30 dan sonra elektriklerin kesilmesiyle ortalık tam bir
mahşer gününe dönmüştü. Oteldekiler telaş içerisinde bekleşirken dışarıdan önce
gaz kokusu ardından da duman kokusuna benzer kokular içeri sızmaya başladı.
Madımak Oteli’nin önündeki araçlar yanıyordu. Birden bir çığlık yükseldi, bu ses
otelde bulunanlardan Zerrin Taşpınar’a aitti. “Yakıyorlar bizi!”
Artık her şey
çığırından çıkmıştı. Alevler dört bir yanı sararken otelin içine sızan duman
insanların soluğunu kesiyor ve panik başlıyordu. Otelin içindeki genç kızların
çığlıklarına dışarıdan gelen tekbir sesleri karışıyor, panikle üst katlara
kaçışanlar yangın çıkışının kapalı olmasından dolayı dumanla zehirleniyor ve göz
gözü görmez bir karanlığı alevlerin kızıl rengi aydınlatıyordu. O panik
içerisinde biri insanları otelin arkasındaki aydınlatmaya bakan 109 numaralı
odaya yönlendirdi. Bu aydınlatma iki binanın arasında üçgenimsi bir boşluktu.
Camlar kırıldı ve kalabalıktan birkaç kişi bu boşluğa atladılar. Arkalarında
kalan kadınların ve diğer arkadaşlarının da oraya inmeleri için yardım
ederlerken karşı binadan çıkan Büyük Birlik Partili iki kişi onlara ellerindeki
uzun sopalarla vurarak ve küfür ederek geldikleri yere dönmelerini haykırıyordu.
Bu arada Büyük Birlik Partisi Sivas il başkanı Ahmet Yıldız ve Mehmet adlı bir
polis memuru bu iki kişiyi ikna ederek içeri alıyor ve Ahmet Yıldız’ın sayesinde
içeride ölümden kaçan Ali Balkıs, Arif Sağ, Battal Pehlivan, Demet Işık, Zerrin
Taşpınar, Ali Yüce, Ali Rıza Koçyiğit, Ali Doğan, Haydar Ünal, Ayben Kop,
Mürtaza Demir ve Cem Celasun’la, isimlerini burada sayamadığımız 31 insan
hayatlarını kurtarıyorlardı. Aynı derecede şanslı olamayan onlarca aydın,
sanatçı ve genç ise otelin içerisinde kalarak diri diri yakılmak suretiyle can
veriyordu. Pir Sultan Abdal şenliğine katılan 33 yiğit insan bedenlerini Madımak
oteline, isimlerini ise tarihin kanlı sayfalarına bırakmıştı. Her yanda yanık
siir kokusu vardı...
2 Temmuz
1993 de yobaz zihniyetlerin başlattığı bu yangında, hayatlarını kurtarabilecek
kadar şanslı olan iki kişi daha vardı. Bunlar Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli’ydi.
Onlarda dumandan etkilenmelerine rağmen bir çıkış yolu aramışlar ve odalarına
yakın bir pencereden Lütfü Kaleli’nin imdat çığlıklarını duyan itfaiyenin
uzattığı merdivene çıkmayı başarmışlardı. Ancak Aziz Nesin itfaiye merdiveninin
henüz yarısındayken onu bekleyen bir başka sürpriz daha vardı. Bu sürpriz ise
Refah Partili belediye meclis üyesi Cafer Erçakmak’tan başkası değildi. Cafer
Erçakmak itfaiye merdivenindeki Aziz Nesin’i tanımış ve kurtarılmasını
engellemeye çalışıyordu. Otele geri dönmesini sağlayamayınca da etrafındakilerle
birlikte saldırıp, Aziz Nesin’e itfaiyenin demir kancasını alarak vurmaya
başlıyordu. Tekme, yumruk ve demir sopa darbeleriyle kanlar içerisinde kalan ve
linç edilmek istenen Aziz Nesin’i orada bulunan polislerden iki kişi zorla
kaçırarak bu vahşetten kurtarıyordu. 33 ü şenliğe katılan aydınlardan olmak
üzere toplam 37 kişinin hayatını kaybettiği bu katliama dönemin başbakanı Tansu
Çiller “Çok şükür, otelin dışındaki halkımız bu yangından zarar görmemiştir”
sözleriyle farklı bir bakış açısı kazandırıyordu.
Yangıdan
geriye kalan yaralılar ve cesetler, başta Cumhuriyet Üniversitesi Hastanesi ve
SSK olmak üzere çeşitli hastanelere kaldırılıyor, gün ağarırken vahşetin
bilançosu belirginleşmeye başlıyordu. 40 a yakın ölü ve onlarca yaralı... Bu
katliamdan canlı olarak kurtulabilenlerin pek çoğu bedenlerindeki yanık
izlerinin acısını yüreklerindeki yaralara sardılar. Caniler emellerine
ulaşmışlardı artık. Atatürk’ün kurduğu laik ve demokratik Türkiye
Cumhuriyeti’ni, devletin bütün imkanlarını saf dışı ederek yenmeyi başarmış ve
37 kişinin ölümüne sebep olarak tarih boyunca elde ettikleri zaferlere bir
yenisini daha eklemişlerdi. Yüzyıllardan beri Nesimi’nin derisini yüzen, Pir
Sultan’ı asan, Kubilay’ı katleden, Maraş’ta hamile kadınların karınlarındaki
bebekleri öldüren bu zihniyet ,yine yapacağını yapmıştı. Din ile cehaletin bir
araya gelmesinden ortaya çıkan tablo 2 Temmuz günü Madımak Oteli’nde bir kez
daha çizildi. 2 Temmuz günü Sivas’ın alnına bir kara leke gibi düştü ve umut
yangında solan bir güldü artık...
2 Temmuz Sivas Katliamı’nda Yitirdiklerimiz:
Asım Bezirci;
1927 de Erzincan’ da doğdu. 1945 de Erzincan lisesini bitirdi. 1950 yılından
itibaren Gerçek gazetesinde yazdığı politik fıkralarıyla yazı hayatına
başladı.1963 de Otağ dergisiyle, 1968 de Yeni Dergi okuyucuları tarafından “en
beğenilen eleştirmen” unvanını aldı. Türkiye Yazarlar Sendikası ve Pen derneği
üyesi olan Bezirci 67 yaşında 70 yapıt veren başarılı bir edebiyat emekçisiydi.
Yazarlık hayatı boyunca pek çok ödül aldı. Ölümü de kendine yakışır bir biçimde
göğüsledi ve kalesini terk etmeyen bir komutan edasıyla inandığı ve güvendiği
gençlerin arasında yakılarak öldürüldüğünde 66 yaşındaydı.
Metin Altıok;
1941 de Bergama’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini İzmir Karşıyaka’da
tamamladı. Daha sonra Ankara Üniversitesi Dil,Tarih ve Coğrafya Fakültesinde,
Felsefe Bölümü’nden 1971 de mezun oldu. İlk resim sergisini Çetin Sipahi ile
birlikte Fransız Kültür Merkezi’nde açtı.1966 da Fisun Ataklı ile evlendi ve bu
evlilikten bir kızları oldu. Metin Altıok, resim ve şiir ustalığının yanı sıra
kısa radyo oyunlarıyla çocuk oyunları da yazdı ve bunları TRT radyosunda
yayınladı. Yayınlanmış pek çok eseri olan Metin Altıok 2 Temmuz Sivas
Katliamından yaralı olarak kurtarılmasına rağmen 9 Temmuz’da Ankara’da yoğun
bakımda can verdi. Öldürüldüğünde 52 yaşındaydı.
Behçet Safa Aysan;
1949 yılında doğan Behçet Aysan ilk ve orta öğrenimini 1963 de tamamladıktan
sonra yine aynı yıl Kuleli Askeri Lisesi’ne girerek bu okulu da 1967 de
bitirdi.1968 de askeri öğrenci olarak girdiği Ankara Üniversitesi Tıp
Fakültesi’nde öğrenci olaylarına karışarak tutuklandı. Harbiye, Selimiye,
Kartal, Maltepe, Mamak ve Ankara Merkez Cezaevlerinde yattı. Beş ay sonra
yargılandı ve yaşadığı sıkıntılı yıllardan sonra 1979 yeniden tıp Fakültesine
dönerek 1984 de mezun oldu. Genç yaşlarında yazmaya başladığı şiirleri bir çok
sanat dergisinde yayınlandı ve müzisyenler tarafından bestelendi. Hayattayken
yayınlanan şiir kitapları pek çok ödüle layık görülen Behçet Safa Aysan Madımak
Oteli’ndeki yangında dumandan boğularak öldürüldüğünde 44 yaşındaydı.
Uğur Kaynar;
1956 da Sivas’ın Zara ilçesinde doğdu. Kalabalık ve yoksul bir aile ortamında
yetişti. Zara Meslek Lisesinde okudu. 1970 de annesinin ölümü üzerine Ankara’ya
yerleşti. Pek çok işti çalıştı ancak imkanlarının sınırlı olması eğitiminin
yarım kalmasına yol açtı. 1977 de evlendi ve bu evlilikten 2 kızı oldu. 1990 da
kurduğu “Elyazıları Yayıncılık” ile bir çok şairin kitabını edebiyat dünyasına
kazandırdı. Ölümünden önce 4. Kitabının hazırlıklarını yapıyordu. Madımak
Oteli’ndeki yangında boğularak öldürüldüğünde 37 yaşındaydı.
Erdal Ayrancı;
1958 de Niğde’de doğdu. Lise eğitiminin ardından 1978 de Orta Doğu Teknik
Üniversitesi’ne girdi. 12 Eylül dönemi pek çok insan gibi onun da hapishanelerle
tanışmasına sebep oldu. Okul yıllarında tanıştığı eşi Hatice Ayrancı ile
müşterek çocukları olan Zeynep 1986 da dünyaya geldi. Cezaevi çıkışında başta
yayıncılık ve motel işletmeciliği olmak üzere pek çok işle uğraştı. Ancak
ticaret onun işi değildi. Erdal Ayrancı 1990 lı yıllar da meraklı olduğu sinema
ve belgesel yönetmenliği araştırmalarıyla uğraştı. Sivas’a geliş sebebi, Pir
Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri’ni görüntülemek ti. Ancak amacını
tamamlayamadan Madımak Oteli’ndeki yangında boğularak öldürüldüğünde 35
yaşındaydı.
Asaf Koçak;
1958 de Yozgat Yerköy’de dünyaya geldi. İlkokul yıllarında başlayan resim
tutkusunu İstanbul Davutpaşa Lisesi’nde olgunlaştırdı. Kırşehir Eğitim
Enstitüsü’nü bitirdikten sonra Sivas’ta 4 yıl, Adıyaman’da 3 yıl resim
öğretmenliği yaptı. Karikatürleri pek çok gazete ve dergide yayınladı ve bu
eserleri pek çok kereler ödüllendirildi. Asaf Koçak 14 yıl süren karikatüristlik
hayatında 6 kişisel sergi açtı. 4 yıl resim öğretmenliği yaptığı Sivas’a yine
karikatür yapmaya ve eserlerini sergilemek amacıyla gelmişti .Yangın çıkmadan
önce mızıkasını çalarak gençlere moral vermeye çalıştı ve Madımak Oteli’ndeki
yangında dumandan boğularak öldürüldüğünde 35 yaşındaydı.
Nesimi Çimen;
1931 de Adana Saimbeyli’de doğdu.10 yaşında oradan göç etmek zorunda kaldı.
Küçük yaşta tanıştığı sazı 9-10 yaşlarında iyiden iyiye çalmaya başlamıştı. İlk
plağını 1946 da yaptı. 1949 da evlendi ve 1962 de İstanbul’a taşındı. 1970 li
yıllarda Almanya, Fransa ve İsveç’te çeşitli konserlere katıldı ve yine bu
ülkede pek çok plak ve kaseti yayınlandı. Geçimini katıldığı konserler ve
yurtdışından gelen teliflerle sürdüren Nesimi Çimen 3 telli curayı şelpe ile
çalan son ustaydı. Türkiye’de yayınlanan onlarca plak ve kasette sözleri ve
müziği kendine ait bir çok eseri yayınlandı. Sivas’a halk ozanlığı geleneğini
temsil etmek için gelen Nesimi Çimen Madımak Oteli’ndeki yangında dumandan
boğularak öldürüldüğünde 62 yaşındaydı.
Muhlis Akarsu;
1948 de Sivas’ın Kangal ilçesine bağlı Minarekaya köyünde doğdu. İlkokulu
köyünde bitiren Akarsu daha o yıllarda Alevi cemlerinde, yöre ozanlarının
etkisinde kalarak saz çalıp deyiş söylemeye başladı. Ortaokulu Malatya’da
okurken ekonomik koşullardan dolayı 2. Sınıftan ayrılmak zorunda kaldı. Küçük
yaşlardan itibaren kendi şiirlerini yazamaya başlayan Muhlis Akarsu 1970 li
yılların başında İstanbul’a gelerek ilk plağını çıkardı. !972 de Muhibe Leyla
Çiftlik’ le yaptığı evlilikten 3 kız çocuğu oldu. Ölümüne kadar geçen sürede
yüzlerce eser üretti ve bu eserlerinden oluşan yüzden fazla plak ve 20 kaseti
yayınlandı. TRT repertuarına kazandırdığı ellinin üzerinde eser bulunan Muhlis
Akarsu Madımak Oteli’ndeki yangında eşiyle beraber yakılarak öldürüldüğünde 45
yaşındaydı.
Muhibe Leyla
Akarsu;
1958 de Sivas’ın Kangal ilçesinde doğdu. 1972 de Muhlis Akarsu ile hayatını
birleştirerek ölene kadar eşine bağlı kaldı. 1972 den sonra Muhlis Akarsu’ya
Pınar, Damla ve Çınar adlarında 3 kız evlat veren Muhibe Akarsu, Sivas’a Pir
Sultan Abdal şenliklerine eşiyle beraber katılmak için gelmişti. Yangından sağ
olarak kurtarılmasına rağmen 2 Temmuz 1993 de hastanede hayatını kaybetti.
Öldürüldüğünde 35 yaşındaydı.
Hasret Gültekin;
1971 de Sivas’ın İmranlı kazasına bağlı Han köyünde doğdu. 6 yaşında saz çalmaya
başladı. Kadıköy Anadolu Lisesi’nde sürdürdüğü eğitim hayatını 2. Sınıftan
ayrılarak noktaladı.1989 da ilk kaseti “Gün olaydı” adı altında yayınlandı. Yine
1989 dan itibaren yurtdışında düzenlenen bir çok etkinlikte Türkiye’yi temsil
etti. 1990 yılından itibaren müzik yönetmenliği yapmaya başladı ve pek çok
sanatçının albümlerine sazıyla eşlik etti.1991 de evlendiği Yeter Fırtına ile
müşterek çocukları olan Roni Hasret Gültekin ölümünden sonra dünyaya geldi.
Ölümüne kadar yayınlanan 3 kişisel müzik albümü bulunan Hasret Gültekin Sivas’a
Anadolu halk kültürünün ayrılmaz parçası olan bağlaması ile konser vermek için
gelmişti. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında yakılarak öldürüldüğünde
22 yaşındaydı.
Muammer Çiçek;
1967 de Tokat’a bağlı Zile ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğretimini Zile’de,
liseyi ise Kütahya’da tamamladıktan sonra 1992 de Gazi Üniversitesi Mühendislik
ve Mimarlık Fakültesi’ne girdi. Öğrenciliği sırasında mesleği olan şehir
planlamacılığı üzerine çeşitli işlerde çalıştı. Yine öğrencilik yıllarında şiir
yazmaya ve tiyatro çalışmalarına başladı. Pir Sultan Abdal şenliklerine
yönettiği ve oyuncusu olduğu tiyatro oyununu sergilemek amacıyla gelmişti. 2
Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında dumandan boğularak öldürüldüğünde 26
yaşındaydı.
İnci Türk;
1971 de Eskişehir’de doğdu. Lise öğrenimini Ankara’da tamamladıktan sonra Gazi
Üniversitesi Eczacılık Fakültesini 1992 de tamamladı. Tiyatro ile ilk
tanışması Altındağ Kültür Merkezi’nde oldu. Daha sonra Pir Sultan Abdal Tiyatro
Topluluğu’nda kostümcü, dekoratör ve süflörlük yaptı. Öğrencilik yıllarından
itibaren pek çok şiir yazdı. Sivas’ta yapılan Pir Sultan Abdal Şenlikleri’nde
dönebilseydi yine aynı yangında hayatını kaybeden Muammer Çiçek ile evlilik
hazırlıklarına başlayacaktı. Ancak 2 Temmuz 1993 de Madımak oteli’nde çıkan
yangında dumandan boğularak öldürüldüğünde 22 yaşındaydı.
Nurcan Şahin;
1975 de Ankara’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara’da tamamladı. Pir
Sultan Abdal Derneği’nin gençlik komisyonu üyesiydi. Alevi kültürünü benimseyen
bir ailede yetişmişti. Bu nedenle semahlara ilgi duyuyor, Anadolu halk kültürünü
benimsiyordu. Küçük yaşlardan itibaren çeşitli folklor ekiplerine ve korolara
katılmıştı. Daha sonraları Pir Sultan Abdal Derneği’nde yapılan pek çok
faaliyete katılan Nurcan Şahin, Sivas’a Pir Sultan Abdal Derneği’nin tiyatro
topluluğundaki görevi nedeniyle gelmişti. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki
yangında yakılarak öldürüldüğünde 18 yaşındaydı.
Özlem Şahin;1976
da Ankara’da doğdu. Ankara’ya Sivas’ın Şarkışla’dan gelen bir ailenin çocuğuydu.
Semah çalışmalarına ilk olarak babasının köyü olan Şarkışla Saraç köyünün
yardımlaşma derneğinde başlamıştı. Semah dönmeye daha sonra Pir Sultan Abdal
Derneği’nin tiyatro topluluğunda devam etti. Madımak’taki yangında birlikte can
verdikleri Nurcan Şahin’le kuzendiler. Birbirlerine olan bağlarını ölüm bile
koparamadı. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında dumandan boğularak
öldürüldüğünde 17 yaşındaydı.
Sait Metin;
1970 de Ankara’da doğdu. Sivas’ın Divriği ilçesinden Ankara’ya gelen bir ailenin
çocuğuydu. Lise öğreniminin ardından Çankırı Teknik Yüksek Okulu’nu bitirdi.
Küçük yaşlardan itibaren tanıştığı bağlama onu Anadolu halk kültürünün içine
çekti. Öğrencilik yıllarında başladığı müzik çalışmalarına Güne Umut adlı grupta
bağlama çalarak devam etti. Pir Sultan Abdal oyununda Pir Sultan’ı
canlandırıyordu. Sivas’a hem tiyatrodaki bu rolü, hem de semah ekibine saz
çalmak için gelmişti. 2 Temmuz 1993 de Madımak otelindeki yangında dumandan
boğularak öldürüldüğünde 23 yaşındaydı.
Huriye Özkan;
1971 de Ankara’da doğdu. Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Saraç köyünden
Ankara’ya göç eden bir ailenin çocuğuydu. İlk,orta ve lise eğitimini Ankara’da
tamamladı. Başarılı bir öğrenciydi. Ankara Deneme Lisesi’ni 1. likle bitirerek
şeref kürsüsüne adını yazdırmıştı. Liseden sonra Gazi Üniversitesi Eczacılık
Fakültesi’ni bitiren Huriye Özkan, üniversiteyi bitirdikten sonra Pir Sultan
Abdal Derneği’nde kurulan semah ekibine girmişti. Sivas’a içinde yoğrulduğu
Anadolu halk kültürünün yaşatılmasına katkıda bulunmak için gelmişti. 2 Temmuz
1993 de Madımak Oteli’nde çıkan yangında, kardeşi Yeşim Özkan’la beraber
dumandan boğularak öldürüldüğünde 22 yaşındaydı.
Yeşim Özkan;
1973 de Ankara’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Ankara’da tamamladıktan
sonra 1991 de Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Yüksekokulu’na girmişti.
Genç yaşında merak sardığı tiyatroya ilk olarak amatör bir tiyatro topluluğunda
başlayan Yeşim Özkan, daha sonra Muammer Çiçek’in yönettiği Pir Sultan Abdal
oyununda rol aldı. Sivas’a beraber can verdiği ablası Huriye Özkan’la beraber
gelmişti. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında aynı evin ikinci acısı
olarak can verdiğinde 20 yaşındaydı.
Carina Cuanna;
1970 de Hollanda’da doğdu. 1989 da Leiden Üniversitesi, Kültürel Antropoloji
Bölümü’ne girdi. 1993 de, okuduğu üniversiteden Türkiye’de staj yapmak için izin
alan Carina 21 Haziran’ da Türkiye’ye geldi. Evlerinde konuk olduğu Sivri
Ailesinin kızları Yasemin ve Asuman Sivri kardeşlerle çok iyi arkadaş olmuştu.
Sivas’a onlarla beraber gitti. Döndüğünde stajına Türkiye’de devam edecekti. 2
Temmuz 1993 günü Madımak Oteli’ndeki yangında dumandan boğularak öldürüldüğünde
23 yaşındaydı.
Yasemin Sivri;
1974 de Ankara’da doğdu. İlk orta ve lise eğitimini tamamladıktan sonra 1992 de
Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’ne girdi. 1991 yılında kardeşi Asuman’la
birlikte Pir Sultan Abdal Derneği’nin semah ekibine girdi.Yine aynı yıldan
itibaren derneğin pek çok etkinliğine katıldı ve çeşitli görevlerde bulundu. 2
Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında kardeşiyle birlikte öldürüldüğünde
19 yaşındaydı.
Asuman Sivri;
1977 de Ankara’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamladıktan sonra,
Sokullu Lisesi’ne devam etti. 1991 senesinden itibaren Pir Sultan Abdal Derneği
semah ekibine girdi. Sivas’a hem ekipteki görevi hem de orada bulunan
sanatçılarla tanışabilmek için gitmişti. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki
yangında öldürüldüğünde 16 yaşında olan Asuman Sivri Lise 2. Sınıfta okuyordu ve
takdirname aldığını öğrenemeden can verdi.
Belkıs Çakır;
1975 de Ankara’da doğdu. Pir Sultan Abdal Derneği Genel Merkez yöneticilerinden
Kamber Çakırın tek kızıydı. İlk, orta ve lise eğitimini başarı ile tamamlamış,
üniversite sınavlarının sonucunu bekliyordu. Sivas’a semah gurubunun sorumlusu
olarak gelmişti. Bir yandan dershaneye devam ederek üniversiteye hazırlanıyor,
diğer bir yandan da Pir Sultan Abdal Derneği’ndeki semah ekibinde çalışıyordu.
93 yılında girdiği üniversite sınavında Gazi Üniversitesi, İdari Bilimler
Fakültesi, İşletme Bölümü’nü kazandığı haberi ölümünden sonra geldi. 2 Temmuz
1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında öldürüldüğünde 18 yaşındaydı.
Menekşe Kaya;
1976 da Ankara’da doğdu. Pir Sultan Abdal oyununun müziklerini besteleyen İsmail
Kaya’nın Madımak Oteli yangınında yanan iki çocuğundan biriydi. Menekşe Kaya
semah ve tiyatroya meraklıydı. Boş vakitlerini dernekte semah, saz ve tiyatro
öğrenerek geçiriyordu. Pir Sultan Abdal Derneği’nin katıldığı pek çok etkinlikte
hem tiyatroda rol almış hem de semah dönmüştü. 2 Temmuz 1993 de Madımak
Oteli’ndeki yangında yakılarak öldürüldüğünde 17 yaşındaydı.
Koray Kaya;
1981 de
Ankara’da doğdu. Okumayı yazmayı ilkokula başlamadan öğrendi. Bilim
Dershanesi’nin Anadolu Liseleri’ne hazırlama kursunda ilk 10 a girmişti. 1993 ün
Şubat ayında dernekteki saz kursuna gitmeye başlamıştı. 2 Temmuz 1993 de Madımak
Oteli’ndeki yangında ablası Menekşe Kaya ile birlikte öldürüldüğünde henüz 12
yaşındaydı.
Edibe Sulari;
1953 de Erzincan’a bağlı Çayırlı ilçesinde doğdu. Aşık Davut Sulari’nin en küçük
kızı olan Edibe Sulari, ilkokulu Çayırlı’da bitirdikten sonra Erzurum Sağlık
okulu’nun Ebelik Bölümü’nde okudu. 70 li yıllarda babasıyla beraber Avrupa’ya
göç ederek pek çok konserlere katıldı. Basel’de yaşamasına rağmen Türkiye’de
yapılan pek çok kültür etkinliğine katılmayı ihmal etmezdi. Genç yaşlarından
itibaren doldurduğu plak ve kasetleriyle “Dişi Sulari” olarak ünlendi. 2 Temmuz
1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında yakılarak öldürüldüğünde 40 yaşındaydı.
Sehergül Ateş;
1963 de Ankara’da doğdu. İlk orta ve lise eğitimini tamamladıktan sonra Açık
Öğretim Fakültesi’ne girmişti. Pir Sultan Abdal Kültür etkinliklerine Edibe
Sulari’yle birlikte katılmıştı. Amacı Pir Sultan Abdal’ın yaşadığı yöreleri
görmek, beraber gittiği arkadaşlarıyla aynı heyecanları paylaşmaktı. 2 Temmuz
1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında boğularak öldürüldüğünde 30 yaşındaydı.
Murat Gündüz;
1971 de Ankara’da doğdu. Lise öğreniminin ardından Ankara Üniversitesi, Fen
Fakültesi, Fizik Bölümü 3. Sınıf öğrencisiydi. Kardeşi Birsen Gündüz’le beraber
derneğin gençlik komisyonundaydı ve pek çok etkinlikte görev almışlardı.
Madımak Oteli’ndeki yangında kız kardeşini kurtarma çabasında başarılı olmasına
rağmen, 2 Temmuz 1993 de dumandan boğularak öldürüldüğünde 22 yaşındaydı.
Serpil Canik;1974
de Ankara’da doğdu. Ayrancı Ticaret Lisesi’ni bitirdikten sonra okul yıllarında
staj yaptığı bir kooperatifte işe girdi. Bir yandan İngilizce öğreniyor bir
yandan da Pir Sultan Abdal Derneği’ndeki semah ekibine devam ediyordu. Amacı
üniversite sınavını kazanıp geleceğini eğitimin ışığıyla aydınlatmaktı. Bunu
başaramadan Madımak Oteli’ndeki yangında dumandan boğularak öldürüldüğünde 19
yaşındaydı.
Ahmet Özyurt;
1972 de Ankara’da doğdu. Ankara’ya Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Höyük
köyünden göçen bir ailenin çocuğuydu. Lise öğrenimini tamamladıktan sonra M.E.B.
nın meslek kursunu bitirerek özel bir şirkette bilgisayar pazarlamacılığı
yapıyordu. Bir yandan çalışıp, diğer bir yandan da üniversiteye hazırlanan Ahmet
Özyurt okul hayatı boyunca pek çok sportif faaliyete katılmıştı. Sivas’a semah
ekibinde görevli olarak geldi ve 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’nde dumandan
boğularak öldürüldü. Öldüğünde 21 yaşındaydı.
Serkan Doğan;
1974 de Ankara’da doğdu. Liseyi bitirdikten sonra Açık Öğretim Fakültesi’ne
devam ediyordu. Kardeşi Serdar Doğan’la birlikte Pir Sultan Abdal Derneği’nin
semah ekibindeydi. Aynı zamanda Pir Sultan Abdal oyununda Ali Baba rolünü
üstlenmişti. Ölüme Madımak otelindeki yangında kardeşiyle birlikte yakalandı.
Kardeşi Serdar Doğan öldü sanılarak 12 saat boyunca morgda kalmasına rağmen,
daha sonra yaşadığı anlaşılarak kurtarıldı. Ancak Serkan Doğan onun kadar şanslı
değildi. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında dumandan boğularak
öldürüldüğünde 19 yaşındaydı.
Mehmet Atay;
1968 de Sivas’ın Divriği ilçesinde doğdu. Lise öğreniminin ardından Gazi
Üniversitesi, Maliye Yüksek Okulu’na girdi. Oluşum tiyatrosunda oyuncu olarak
görev alıyor, Çağdaş Divriği Gazetesi’nde muhabirlik yapıyor, aynı zamanda
İstanbul Divriği Kültür Derneği yönetim kurulundaki görevine devam ediyordu.
Etkinliklere gazeteci olarak katılmış fotoğraflarını çekerek haber yapmak
istediği şenlik haberlerini yayınlayamadan, 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki
yangında dumandan boğularak öldürülüyordu. Öldüğünde 25 yaşındaydı.
Gülsün Karababa;
1971 de Sivas’ın Divriği ilçesinde doğdu. Halk Ozanı Mehmet Ali Karababa’nın en
küçük kızıydı. Okul yıllarından itibaren merak saldığı resim konusunda çok
yetenekliydi. Atatürk Kültür Merkezi’nde açılan resim kurslarına katılmıştı ve
Hacettepe Üniversitesi Resim Bölümü’nü kazanmak istiyordu. Aynı zamanda bağlama
da çalan Gülsün Karababa Sivas’a semah ekibiyle birlikte gelmişti. 2 Temmuz 1993
de Madımak Oteli’ndeki yangında yakılarak öldüğünde 22 yaşındaydı.
Handan Metin;
1973 de Sivas’a bağlı Divriği ilçesinde doğdu. İlk ve orta okulu Divriği
Cürek’te bitirdikten sonra, liseyi yatılı olarak ilk yıl Muş’ta diğer iki yılını
da Hasanoğlan Kız Öğretmen Okulu’nda okudu. 1992 de ODTÜ Eğitim Fakültesi,
Biyoloji Bölümü’nü kazanmıştı. Sivas’taki Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne kuzeni
Gülsün Karababa ve diğer arkadaşlarıyla birlikte katılmıştı. 2 Temmuz 1993 de
Madımak Oteli’ndeki yangında yakılarak öldürüldüğünde 20 yaşındaydı.
Gülender Akça;
1968 de Sivas’a bağlı Divriği ilçesinde doğdu. Hem halk oyunları ve semah
hocalığı yapıyor, hem Divriği Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin faaliyetlerine
katılıyor, hem de kurucularından olduğu Anadolu Semah Araştırma Topluluğu’nda
araştırmalar yapıyordu. Derneğin kadın komisyonunun aktif üyesi olan Gülender
Akça aynı zamanda yazdığı yazılarını da çeşitli dergilerde yayınlıyordu.
Şenliklere Handan Metin ve Gülsün Karababa’yla birlikte katılmıştı. 2 Temmuz
1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında yakılarak öldürüldüğünde 25 yaşındaydı.
2 Temmuz 1993
de yaşanan katliamda şenliklere katılan şair, yazar ve aydınlardan 33 kişinin
dışında, otel görevlilerinden Kenan Yılmaz ve Ahmet Öztürk’le, göstericilerden
Ahmet Alan ve Hakan Türkgil de hayatlarını kaybettiler.
2
Temmuz 1993 de 33 ü şenliklere katılan aydınlardan olmak üzere toplam 37 kişi
hayatını kaybetti. O gün Sivas’ta oynanan oyun, Aziz Nesin’e tepki adı altında
gerçekleşen bir şeriat ayaklanmasından başka bir şey değildi. Aziz Nesin
olayların sebebi olarak gösterilmek istenmesine rağmen, otelin önünde
toplananların attıkları sloganlar onların gerçek hedeflerini ve kimliklerini
açıkça ortaya koymuştu. Olayları Alevi-Sünni çatışması olarak yorumlayanlar da
yanılıyordu. Çünkü o etkinliğe katılan aydınların bir çoğu Alevi değildi.
Sivas’ta toplanmalarının amacı, sadece önemli bir kültür değerimiz olan Pir
Sultan Abdal’ı anmak ve bu sayede kültürel mirasımızı gelecek nesillere
aktarabilmekti. Semah dönmekti, saz çalmaktı, yüreklerini birleştirip bir
olmaktı. Onların silahları sazlarıydı, kitaplarıydı, resimleriydi,
şiirleriydi... Onlar kavgaya değil barışa, kardeşliğe yürüdüler. Ama
karşılarındaki kirli oyunları göremediler. Kendilerine Müslüman diyerek gerçek
Müslümanları da karalamaya çalışan bu canilerse, mürşit seçtikleri Kur’an’ ın
insanların yaşam haklarına gösterdiği saygıyı görmezden geldiler. Kendi
inandıkları dini kendileri ayaklar altına aldılar. Solingen’de yaşananların
başka bir versiyonunu kendi ülkesinin evlatlarına reva gördüler. Oysa Madımak
Oteli’nde yaktıkları kendi kardeşleriydi. Aşık Veysel’den Karacaoğlan’a, Yunus
Emre’den Hacı Bektaş’a, Mevlana’dan Pir Sultan’a kadar Anadolu’da yaşayan
hoşgörüydü yaktıkları. Göremediler... Yıllar yılı sürdürdükleri bu kavganın
galibi hiç olmayacaktı. Yaktıkları, astıkları, bombaladıkları ve vurdukları bu
insanlar kendi analarının da evlatlarıydı. Ağlattıkları her ana kendi
analarıydı, Anadolu’ydu. Bilemediler... Eğer bu ülke üzerinde yaşıyorsak ve
bundan başka şansımız yoksa, her fikre, her düşünceye saygı göstermeliydiler.
Tahammül edemediler. O yangında ve bundan önceki bütün kıyımlarda can veren
binlerce insan, hiçbir zaman insanlıktan umutlarını kesmediler. Ama onlar bunu
hiç anlamadılar.
Not:
Bu araştırma metni, Ali Haydar TİMİSİ tarafından hazırlanıp sunulan ve
2 Temmuz 2001 de Yön Fm’de yayınlanan “Yangında Solan Güller” adlı
belgesele aittir. Dipnot ve kaynakça esaslarına uymak (yani kaynak
göstermek) koşuluyla her türlü alıntı yapılabilir, araştırmacının yazılı veya
sözlü izni olmaksızın yayınlanabilir.
|