NEŞE
DÜZEL
Milli ideoloji:
Yahudi karşıtlığı
Yeni bir milli birlik ideolojisi,
Sabetaycılık hikâyesiyle oluşturuluyor. 28 Şubat'ta
birbirinden kopanlar Sabetaycılık korkusunda
birleştiriliyor
Anti-Sabetaycılık, yeni bir
ittifak arayışıdır. İttifakta, AKP'den grupların
yanı sıra Kemalist, CHP'li,
Alevi insanlar da var. Sabetaycılıkta büyük rant var
ABD'yle önceliklerimizde uyum
mümkün değil. İki ülkenin Irak politikası
örtüşmüyor, örtüşmeyecek. Irak, ABD'yle gerginlik
yaratmayı sürdürecek
NEDEN? İhsan Dağı
Sanki Türkiye'nin siyasi bünyesinde olumlu
gelişmelere karşı bir alerji var. Ne zaman işler
biraz düzelir gibi olsa, sorunlar yaratıyoruz.
AB'den müzakerelerin başlaması için tarih
alındıktan, enflasyon düştükten, ülkeye olumlu ve
istikrarlı bir hava hâkim olduktan sonra, AKP
hükümeti aniden yalpalamaya başladı. AB sürecindeki
adımlar yavaşlatıldı. Hatta durdu. ABD ile gerginlik
hızla tırmandırıldı. Kerkük meselesi, çözümü zor bir
soruna çevrildi. IMF ile ilişkiler aksamaya başladı.
Bunlara ilaveten, Başbakan Erdoğan karikatürlere
bile tahammül edemeyen bir hırçınlık ve öfke
sergilemeye koyuldu. 17 Aralık'tan önceki AKP ile 17
Aralık'tan sonraki AKP arasındaki benzemezlik, bu
partinin kimliği, kadrosu, amacı, yeteneği, gücü
konusundaki soruları da yeniden gündeme getirdi.
İslami kimlik, Batılılaşma, küresel siyaset, insan
hakları üzerine kitaplar ve makaleler yayımlayan,
Liberal Düşünce Derneği'nde yönetim kurulu üyeliği
yapan ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim
üyesi Prof. Dr. İhsan Dağı ile AKP'nin neleri, niye
yaptığını, ne yapması gerektiğini, ne yaparsa
siyaseten intihar etmiş olacağını, AKP'nin kurduğu
ittifakları ve AKP'ye karşı kurulan tuzakları
konuştuk.
AKP çok karışık sinyaller veren bir parti gibi
gözüküyor. Yaptıkları arasında sanki uyum yok. Bir
yandan Türkiye'nin Avrupa'ya en yakın partisi, AB
üyeliği için muhteşem adımlar attı, büyük
reformların altında imzası var. Ama bir yanıyla da
Batı düşmanı ve görünüşe göre onun için Müslüman
dayanışması dünyanın gerçeklerinden daha önemli.
AKP'nin kim ve ne olduğunu anlamak için hangi
ölçüleri kullanmalıyız?
AKP'yi analiz ederken dikkat etmemiz gereken unsur,
AB siyasetidir, AB'nin gerektirdiği reformların
yapılıp yapılmadığıdır, uygulamaların
içselleştirilip içselleştirilmediğidir. Bu
parametreler ışığında AKP'nin siyasal pozisyonu
anlaşılabilir. Yoksa AKP, kimlik formasyonu çok
karışık bir parti. Liderleri itibarıyla Milli
Görüş'ün evrilmesinden doğan bir hareket bu. AKP
Milli Görüş'ün iflas ettiği noktada oluştu. Evet
bugün AKP, muhafazakâr bir unsur taşıyor, İslami
duyarlılıkları ve çevreyi temsil etmeye çalışıyor
ama aynı zamanda, demokrat, dışa açılmacı,
kalkınmacı, küreselleşmeci, AB'yle entegrasyonu
destekleyen nitelik de taşıyor.
AKP bütün bu nitelikleri bir kimlik içinde
birleştirebiliyor mu?
Bunun sancılarını yaşıyor. Hem İslami bir gelenekten
gelmek hem de modernleşmeci, küreselleşmeci ve AB
taraftarı olmak mümkün mü, değil mi sorusunun
cevabını sadece toplum değil, AKP de arıyor. Bu
yüzden de bazen zikzaklar çiziyor. Çünkü bu karışık
kimliğin paydalarının her biri, değişik
konjonktürlerde AKP'yi başka noktalara çekiştiriyor.
Bu, AKP'yi siyasal mesajlarında karmaşık kılıyor.
Milli Görüş iflas etti dediniz ama Erkan Mumcu'nun
yerine atanan Turizm Bakanı'nın Erbakan'ın
Başbakanlık Müsteşarı olması ve Milli Görüşçülük'te
keskinliğiyle tanınması, hükümette Milli Görüş'ün
ağırlığının arttığını gösteriyor. Milli Görüş,
AKP'de diriliyor mu?
Dirilemez. AKP, Milli Görüş'ü diriltmeye kalktığı
anda siyaseten mevta
olur. Bu, intihar olur. Tabanı yüzde 42'ye çıkmış
bir parti kendini Milli Görüş kadrosuna hapsederse
küçülür. Ama şu var. AKP'de toplumsal tabanına denk
düşmeyen bir üst yönetim var. AKP tabanının
çoğuluğuna uygun davranmıyor, dar bir çekirdek
kadroyla çalışıyor. Oysa, tabanına paralel olarak
bürokraside, AKP kadrolarında, parti yönetiminde,
hükümette Milli Görüş'ün dışındaki insanlara da
fırsat tanımak zorunda. Yerel seçimler bunun için
fırsattı, AKP bu fırsatı kaçırdı. Gene eski Milli
Görüşçüleri öne çıkardı. AKP liderleri kalıcı olmak
istiyorlarsa 'dar kadroculuk'u çözmek zorundalar.
AKP milliyetçi bir parti mi?
Tabii. Türkiye'de İslamcı hareketler hep derin bir
milliyetçilik unsuru taşır. AKP'nin, dış politikada
ya da içeride farklı kimliklere, azınlıklara, Alevi
ve Kürt meselelerine yaklaşımında, Kuzey Irak'a,
Kerkük'e bakışında, geleneklerinden taşıdığı bir
milliyetçilik var. Tabanında da bu ideolojik
tercihler var. AKP yönetimi tabanıyla bazen
ayrılıyor bazen bütünleşiyor. Kıbrıs'ta tabanla
yönetim arasında ciddi farklılık oldu. Taban çok
milliyetçiyken, Denktaş'ı desteklerken, AKP yönetimi
Kıbrıs'ta açılımlar yaptı. Çünkü AB projesinin
Kıbrıs'a bağlı olduğunu biliyordu.
Ama aynı AKP bugün AB sürecinin ilerlemesi için
gerekenleri yapmıyor. Niye?
AB sürecinde duraklama var. Çünkü sürecin ivme
kazanması için Kıbrıs'ın çözülmesi gerekiyor. Kıbrıs
sorununun nasıl aşılacağı ise hâlâ bilinmiyor.
BM'den adım bekleniyor ama Genel Sekreter Annan
Kıbrıs yorgunu. AB ise Rum yönetimine baskı
yapmıyor. Sadece AKP değil Türkiye Kıbrıs'ta
sıkıştı.
ABD'yle ilişkilere bakarsak... AKP tabanı Amerikan
düşmanı mı yoksa Bush muhalifi mi?
AKP tabanı Türkiye genelinden daha anti-Amerikan
değil. Pollmark'ınŞubat ayı anketinde, Türkiye'de
ABD'ye olumlu bakanların oranı yüzde 15, olumsuz
bakanların oranı yüzde 75 çıktı. AKP'ye oy
verenlerin ABD'ye bakışı da aynı oranlarda. Bu
tutumun arkasında, ABD'nin ve Bush yönetiminin
politikalarına yönelik tepkiler var.
Bush yönetimi Irak'a değil de Meskika'ya ya da
Yunanistan'a kısacası Müslüman olmayan bir ülkeye
saldırsaydı AKP gene ABD'ye aynı ölçüde karşı çıkar
mıydı?
Müslümanlık dayanışması Türkiye genelinde mevcut. Bu
hükümete de yansıyor ama ABD'nin Irak'a müdahalesi
asıl, birçok kurumun ve toplum kesiminin hassas
olduğu Kürt meselesini yeniden Türkiye'nin kucağına
attı. Bu yüzden Irak çok özel bir örnek. Başka
ülkeye yapılan müdahale Türkiye'de böyle bir tepki
görmeyebilirdi. Nitekim Afganistan'a müdahaleye bu
ölçüde tepki olmadı. Şu anda Afganistan'daki
birlikler Türkiye'nin komutasında.
AKP, AB üyesi olmak isteyen en ciddi partimiz. Bunu
tabanı da istiyor. Peki AKP tabanı Hıristiyanlarla
ilgili ne düşünüyor?
AKP tabanının AB üyeliğine desteği, yüzde 70'lerdeki
Türkiye genelinin üzerinde. AKP tabanının
Batılılaşma korkusu yok. Türkiye'nin AB içinde
olmasından endişe etmiyor. AKP seçmeni dindar,
muhafazakâr, milliyetçi etkilerle eskiden AB'ye
kuşkuyla bakarken, Erdoğan'ın 2002 seçimlerinden
sonra başlattığı neredeyse saldırgan AB entegrasyonu
projesinden etkilendi. Milliyetçi sağ taban, AKP
liderliğinde Avrupalılaşmaya başladı. AKP artık
AB'yi bırakamaz. AKP'nin AB projesini sürdürmesi
kendi varlığı, toplumsal meşruiyeti ve modern,
seküler, liberal kesimlerle kurduğu kapalı ittifakın
devamı için elzem. AB üyeliğinden vazgeçen AKP hem
kendi tabanından tepki görür, hem de modern, seküler
kesimlerin AKP'ye kuşkularını büyütür. Eğer 3
Ekim'de müzakereler başlar ve AKP, AB üyeliğine ivme
kazandırmazsa, zayıflar ve hatta seçim kaybedebilir.
AKP'nin farklı kimlikleri tanımakta zorlandığını
söylediniz. AB ise farklı kimliklerin tanınması yani
'çoğulcu' demokrasi üzerine oturuyor. AKP ise hâlâ
Aleviliğin bir mezhep olmadığı görüşünü savunuyor.
Bu haliyle AKP, Türkiye'de demokrasiyi AB'nin
istediği yönde derinleştirmeyi başarabilecek mi?
AKP, merkez sağın ulusal iradeyi öne çıkaran
'çoğunlukçu demokrasi' anlayışını miras aldı. Bu
mirasın içinin farklı kimlik ve azınlık haklarıyla
doldurulmasında büyük zorluk var. Mesela Alevilik
meselesi giderek alevleniyor. AKP ise hem Kürt
etnisitesine, hem de Alevilerin dinsel kimlik
farklılıklarına duyarlılık gösteren bir 'çoğullukçu
demokrasi' anlayışını geliştiremiyor. Diyanet'in
yeniden yapılandırılmasına ilişkin korkular taşıyor.
Diyanet'i Sünni eksende düşünüyor. AKP, İslam'a
Sünni açıdan bakıyor, diğer İslam biçimlerinin resmi
örgütlenme içinde olamayacağını düşünüyor. Oysa
Diyanet'te sadece Aleviler değil Müslüman olmayan
vatandaşlar da temsil edilmeli. Ya da din işleri
gönüllü kuruluşlara, cemaatlere devredilmeli. AKP,
buna düşünsel olarak hazır değil. AKP, Diyanet'i
yeniden yapılandırmak niyetinde değil.
AKP'nin demokrasi anlayışı nedir ve nereye kadardır?
AKP'nin hiç konuşmadığı konulardan biri de Kürt
meselesi. Kürt meselesi konusundaki korkuları
yüzünden AKP, yerel yönetimleri merkezden daha
bağımsız kılacak 'Kamu Yönetim Reformu'nu realize
edemiyor. Belediyelere daha geniş yetkiler tanıyan,
farklı etnik kimliklerin siyasal temsilini yerel
düzeyde mümkün kılan bir yapının mimarı olmak
istemiyor. Bunun AKP'nin Güneydoğu dışındaki
çekiciliğini azaltacağını düşünüyor. Çünkü AKP'nin
güçlü bir milliyetçi tabanı var.
Yerel yönetim reformu Kürt meselesi bu yüzden mi
askıya alındı?
Evet.
Böyle bir AKP, Türkiye'nin AB projesini sırtlayıp
götürebilir mi?
AKP, Kürt meselesinde olduğu gibi, seçim şansını
tehlikeye atacak demokratik açılımlar gösteremez.
Ama şu var. Kıbrıs engelini aşabilirse AB yolunda
ilerleyebilir de. Çünkü Türkiye'nin stabilizasyonu
ve ekonomik istikrarı AB sürecine bağlı. AKP'nin de
siyasette varoluşu AB sürecini ve demokratikleşmeyi
ilerletmesine bağlı. Üstelik ulusalcı, milliyetçi,
içe kapanmacı alanlar işgal edilmiş durumda. AKP'ye
oralarda yer yok. En son CHP lideri Baykal sağı ve
solu birleştirecek dışarıya korkuyla bakan bir
ulusalcı söylem geliştirerek bu ulusalcı alana
girdi.
Dışarıya dönersek, AKP'de İsrail'e karşı bir alerji
var. Bu, Şaron yönetiminin saldırgan
davranışlarından mı yoksa gizli bir Yahudi
düşmanlığından mı kaynaklanıyor?
Türkiye'de son dönemde Sabetaycılık, Yahudilik ve
dönmelik, üzerinden büyük bir rant yeniyor.
Anlatılan Sabetaycılık hikâyeleriyle herkesten, her
şeyden korkan anlayışlar, milliyetçi muhafazakâr
çevreler, Milli Görüşçüler, Üçüncü Dünyacı Kemalist
solcular, devlet ve güvenlik merkezli kesimler bir
araya geliyor, yeni bir ittifak yaratılmaya
çalışılıyor. Bu, Türkiye'deki yeni bir ittifak
arayışıdır. 28 Şubat sürecinde devlet söyleminden
uzaklaşan muhafazakâr, dindar kesimlerle, devlet
merkezli söylem arasında kurulmak istenen bu yeni
ittifakın birleştirici unsuru da anti-Sabetay söylem
oluyor.
Yahudi karşıtlığı değil mi bu?
Tabii, Yahudi karşıtlığını içeriyor bu. Yahudilerin
ve dönmelerin sadece dünyada değil, Türkiye'de de
büyük tezgâhlar kurduğuna, Türkiye'yi onların
yönettiğine, buna bir dur demek gerektiğine ilişkin
geniş, yeni bir ittifak söz konusu. 28 Şubat'ta
birbirinden kopan unsurlar, bu kez Sabetaycılıkla
ilgili kaygılar ve korkularla bir araya getirilmeye,
birleştirilmeye çalışılıyor. Bu ittifakta, AKP'nin
içindeki gruplar da var. Bu ittifakta sol, Kemalist,
CHP, Alevi bir dünya insan var.
Yahudi karşıtı ittifakla nasıl bir sonuç alınmak
isteniyor?
Siyasetin toplumsal dinamiklerle yeniden
yapılanmaması, ülkenin çoğullaşmaması için, içeride
Türkiye'ye tuzaklar kuran insanların varolduğunu
göstererek yeniden 'korku merkezli' bir bütünlük,
bir homojenlik arayışı bu. 'Bakın içeride böyle
tezgâhlar var. Biz birbirimizden farklı da olsak,
Kemalist de olsak, dindar da olsak, sol da olsak
birleşelim' deniyor. Yani bir milli birlik
ideolojisi Sebetaycılık hikâyesi altında
oluşturulmaya çalışılıyor.
AKP'nin iktidarının garantisi ne yazık ki
Türkiye'nin iç dinamikleri değil. Dünyanın demokrasi
talebi AKP'nin garantisi. Buna rağmen AKP, Batı
düşmanı, içe kapanmacı bir politika izlemeyi düşünür
mü?
Düşünemez, yapamaz. AKP, büyük siyasal desteğe de
sahip olsa, bu desteği anlamlandırmak için modern,
seküler kesimlerin desteğini almaya çalıştı. Çünkü
AKP'nin siyasal meşruiyeti, sadece seçimde aldığı
oyla değil, diğer toplumsal kesimlerden AKP'ye
yansıyan izlenimlerle de oluşuyordu. AKP dışarıda
da, demokrasi, insan hakları, AB söylemiyle
ittifaklarını geliştirdi. Böylece Türkiye'de
iktidarını perçinledi, meşrulaştırdı. AKP'nin hem AB
ve ABD'yle geliştirdiği ilişki ve hem de
Türkiye'deki seküler ve reformist kesimlerle kurduğu
ittifak, AKP'nin siyasal meşruiyeti için vazgeçilmez
öğelerdir. AKP'nin iktidarını götürebilmesi bu
kesimlerle diyaloğa bağlı. Ama bu diyalogda
kopukluklar başladı.
AKP, Amerika'yla ve Avrupa'yla arasına mesafe
koyarsa, hasmane bir tutum izlerse bunun
Türkiye'deki siyasi sonuçları ne olur?
AKP, ulusalcı, milliyetçi partiler ve kurumlar
tarafından yutulur, biter. Wall Street Journal'da
yazıldığı gibi, AB tarafından dışlanan ve ABD'yi de
küstürmüş bir Türkiye ortaya çıkar ki, iç ve dış
desteklerden yoksun olan AKP böyle bir Türkiye'yi
yönetemez. Milliyetçiliği, Batı karşıtlığını, içe
kapanmacılığı, otoriteryenliği temsil eden elitler
Türkiye'yi yönetir. AKP'nin iktidarda kalmasını
sağlayacak dinamikler AB, ABD ve IMF'yle iyi
ilişkilerdir.
AKP, Batı müttefiki bir ülkenin hükümeti gibi
davranırsa tabanının buna tepkisi ne olur peki?
Türkiye'nin Suriye ve İran'la ilişkileri ABD'ye
rağmen çok iyi. Eğer ABD, Avrupa'yla birlikte
hareket eder de, bu iki ülkeye BM kararıyla ambargo
uygularsa, Türkiye ciddi sorun yaşar. Türkiye
bölgeyle Batı arasındaki sıkışır. AKP' nin ambargoya
katılmasına tabanı büyük rahatsızlık gösterir.
Amerika, AKP'nin iktidardan devrilmesini ister mi şu
sırada?
AKP'nin alternatifi yok. ABD'yle çalışabilecek başka
siyasal aktör yok.
ABD'nin önceliği ne bu bölgede?
Irak'ın stabilize edilmesi ve Amerikan askerlerinin
çekilmesi.
Türkiye'nin önceliği ne bölgede?
K. Irak'ta bağımsız Kürt devletini engellemek. Ama
bu öncelik çözüm
üretmiyor. Bu stratejide de Kürtlerin ağırlığı
artıyor. Çünkü biz Irak'ın bütünlüğünü istiyoruz. Bu
Irak'ta da cumhurbaşkanı herhalde Kürt olacak.
ABD'yle aramızda önceliklerimiz açısından bir uyum
değil de çatışma olursa neyle karşılaşırız?
Türkiye-ABD ilişkileri K. Irak'taki Kürt varlığı ve
Kerkük'te kilitlendi.
Uyum mümkün değil. İki ülkenin Irak politikası
örtüşmüyor, örtüşmeyecek.
Irak, ABD'yle aramızda gerginlik yaratmaya devam
edecek. Çünkü Irak'ta ABD'nin önceliği kendisini tek
destekleyen unsur olan Kürtlerle çalışmak. Kürtler,
Irak'ta uzun vadede etkinlik açısından ABD için
vazgeçilmez bir partner. Biz, bir dönemler
Barzani'ye ve Talabani'ye davrandığımız gibi
davranamayız artık. O dönem geçti.
İki ülkenin kendi çıkarlarından vazgeçmeden uyumlu
bir birliktelik sürdürmeleri için çok mu geç?
Uyumlu birliktelik ancak iki tarafın da çıkarlarını
yeniden tanımlamasıyla mümkün. Mesela Türkiye, K.
Irak'ta kurulacak bağımsız Kürt devletinin bile
Türkiye'nin bütünlüğü için bir tehdit olmadığına
karar verebilir.
|