Güncel ve Tarafsız Haber

Veysel Kaymak

Âşık Mahzuni Şerif

Altmışlı yılların ortalarıydı. Sivas’ta, bir halk ozanları konseri düzenlenmişti. Konserde kimler yoktu ki?

Âşık Veysel, Mahzuni, Mahmut Erdal, Şah Turna....

Konser öncesi Sivas’a gitmiştim. Mahzuni’nin tanınmaya başladığı yıllardı. Mahmut Erdal’ı konser öncesi bir büroda dinleme fırsatı bulmuştum. O karşılaşmamızda sesinden ve sazından çok Mahzuni hakkında olumsuz konuşmaları ile aklımda kaldı. Mahzuni’nin o denli ilgi görmesinden rahatsız olduğu anlaşılıyordu. Kısaca Mahmut Erdal’ın Mahzuni’yi kıskandığını düşündüm. Bu durum son zamanlara kadar devam etti sanırım.

Konser, bir sinemada yapıldı. Mahzuni programın sonlarına doğru sahneye çıktı. Ufak tefek bir yapısı vardı. Astsubaylıktan ayrılmış diyorlardı. Sesi ve sazına gelince, dinleyenleri neredeyse büyülemişti. O günlerde yeni söylemeye başladığı “Niye Küstün Antep Maraş İlleri” türküsü beni çok etkilemişti.

Söze Pir Sultan’la başladı. Pir Sultan’ı örnek aldığını, bu nedenle Sivas’ta konser vermekten mutlu olduğunu söyledi.

Mahzuni’yi ilk kez orada tanımış, ben de birçokları gibi hayran olmuştum.

O yıllarda köyde, Âşık Veysel’in evinde, zaman zaman Mahzuni’nin plaklarının dinlendiğine şahit oldum. Sohbet sırasında da Mahzuni’yi beğendiğini söylerdi. Yalnızca bir konuda itirazı vardı Mahzuni’ye. “Ben diyordu hanım kaçtığında ‘Zalim kafir yetim koydu kuzumu’ demekle yetindim. Mahzuni bu konuda biraz ileri gitti” diyordu. Mahzuni’nin kimi söylediği türküleri kastederek.

Bunları, Âşık Veysel’in Mahzuni hakkındaki düşünceleri bilinsin diye yazma gereği duydum. Aslında bunları rahmetli Âşık Mahzuni Şerif’in de bulunduğu bir toplantıda da anlatmıştım. Onu üzmemek için de son kısmı konuşma metnine aldığım halde açıklamadım.

Daha sonraki yıllarda, Ankara’da Mahzuni Şerif’i yakından tanıma olanağım oldu.

İlk tanıdığım yıllardaki genç Mahzuni Şerif gitmiş, yerine yılların ve yaşadığı dönemlerin olumlu ve olumsuz olayları sonucu yaşlanmış, olgun, mütevazı Mahzuni Şerif gelmişti. Bunda çektiği acıların, geçirdiği hastalıkların da etkisi vardı şüphesiz.

Son zamanlarda felsefi şiirler yazmaya çalışıyordu. Aynı zamanda da herkesin bildiği gibi durmadan yeni şiirler, yeni türküler üretti durdu.

17 Mayıs 2002 yılında, Almanya’da veda etti tüm sevdiklerine.

18 Mayıs’ta Esenboğa Havaalanında binlerce hayranı karşıladı Mahzuni’yi. Ertesi gün, Hacıbektaş’ta on binlerin katılımıyla Pir'ine kavuştu.

Bedenen ayrılmıştı bu dünyadan. Yaşadığı dönemde olduğu gibi, efsane, artarak devam edecektir.

Pir Sultan gibi, Dadaloğlu gibi...

Ona zincir vuranlar, işkence edenler hatırlanmayacaklar, hatırlansalar da lanetle anılacaklardır.

Sen ise halkın gönlünde yaşayacaksın yüzyıllarca Âşık Mahzuni.

Halk katında tarihte kaç kişi erişti bu mertebeye.

Âşık Mahzuni Şerif’in öldüğü gün yazdığım bir şiirimi alıyorum buraya:

İkibinikinin İlkbaharında

Döküldü yapraklar, soldu çiçekler

İki bin ikinin ilk baharında

Acıyla, kederle doldu yürekler

İki bin ikinin ilkbaharında

 

Hüdayi hak ile söyleşir idi

Mahzuni dertleri paylaşır idi

İkisi de bu yıl hakka yürüdü

İki bin ikinin ilkbaharında

 

Bırakıp gidersin halkı Mahzuni

Çok mu özlemiştin Hakkı Mahzuni

Dönülmez sefere çıktı Mahzuni

İki bin ikinin ilkbaharında

 

Pir Sultanca karşı durdu zulüme

Hiçbir zaman başeğmedi zalime

Sonunda kavuştu Ulu Pirine

İki bin ikinin ilkbaharında

 

Hüdayi piriydi sözün sanatın

Mahzuni taht kurdu gönlünde halkın

Kaymak der ki karaları bağladım

İki bin ikinin ilkbaharında.

Aleviyol, 22.5.2003

Yorum

|  Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com