|
|
|
Güncel ve Tarafsız Haber |
|
|
|
İbrahim Ortaş Üniversite Müzeleri Yakın geçmişte eski adıyla bit pazarında eski tarım aletlerinin birkaç parçanın satıldığını görünce içimde bir ses bunların bir merkezden tutulması durumunda ileride Ziraat öğrencilerine gösterilmesi tarım tarihi bakımından önemli bilgi birikimini aktarabileceği şeklindeydi. Yine bir gazetenin arka sayfasında bir paragrafta ‘Ekoloji Müzesi Açılıyor’ başlıklı haberde Türkiye’nin ilk tarım, kültür ve ekoloji müzesinin Selçuk’ta açılacağını belirtiyordu. 2002 yılında Efes Müzesi'ne bağlı olarak açılacak Doğa Müzesi’nde Ege bölgesindeki antik çağdan günümüze kadar gelen bitki örtüsü, hayvanlar, ve denizin durumu gibi konular araştırılacak. Ayrıca müzede Ege Bölgesinde üretimi yapılan zeytin, üzüm, incirin geçmişten günümüze kadar hangi tekniklerle üretildiğini belirten belgeler ve eserler sergilenecekmiş. Bu veya benzeri bilgiler bize insanın insan olması ile başlayan doğayı tanıma ve doğadan daha iyi yararlanma süreci beraberinde teknik kullanmayı doğurmuştur bilincini oluşturmaktadır. Bu süreç insan bilincinin zenginleşmesi ve doğaya hakimiyetinin önündeki sırların bir bir çözülmesine neden oluyor. Günümüze kadar devam eden tarım-insan ilişkisi bir tarım tarihi aynı zamanda bir insanlık tarihidir. Gelecekte insanlığın tarihinin doğru öğretilmesinde geçmişten günümüze kadar insanın tarım için kullandığı tekniklerin öğretilmesi ve gösterilmesi önemli bir yarar sağlayacaktır. İnsanlığın binlerce yıllık tarihleri içerisinde birkaç önemli aşamadan geçmiş olup bunlardan sanayi devrimi ile birlikte oluşan tarıma dayalı teknolojinin oluşması önemli bir atılım yaratmıştır. Toprak işlemeden tutun da dokuma tezgahına kadar bir çok yeni araç gerçekleştirilmiştir. Tarıma dayalı sanayi devrimi ve nihayet 1800’li yılların sonlarında traktörün tarımda kullanılması ile gelişen ve zincirleme teknoloji kullanımı yeni bir çağ açmış ve bu gelişme beraberinde bir çok tarımsal teknikleri geliştirmiştir. Şimdi içinde bulunduğumuz bilgi toplumunda yeni tarım teknikleri ve araçlarının kullanılması kaçınılmaz duruma gelmiştir. En son enformatik bilişimi içerisinde makine, bilgisayar bileşeni bilgi çağında kendisini göstermeye başlamıştır. Her yaşam biçimi kendi sahip olduğu üretim araçlarına bağlı olarak kendisini göstermektedir. Gelişen bilim ve tekniğin yarattığı tüketim toplumu kendisinin diğer alanlarda olduğa gibi tarım tekniklerinin edinilmesi ve tarım ürünlerinin modernizasyonunda da etkin olmuştur. Bu bağlamda geçmişte üretilmiş ve tarımda kullanılmış bir çok ürün bugün kullanılmaktadır. Fakat bizler biliyoruz ki bugünkü teknoloji geçmişteki ürünlerden esinlenerek yapılmıştır. Veya bir başka deyişle eksikler ve yanlışların nedenleri ve niçinler irdelenerek bugünkü teknoloji yaratılmıştır. İnsanlığın kültürel varlıklara sahip çıkması ve geçmişinden emanet aldığı bu varlıkların geleceğe aktarılması için kurulmuş olan müzeler, toplumsal yaşam gündeminde toplum adına toplumun kültürel varlığının koruyan, eğitim kurumları konumuna gelmiştir. Müzelerin başlıca iki sorumluluğu vardır. Birincisi müzedeki nesneye, koleksiyona karşı, diğeri de topluma, özellikle de öğrenciye karşı. Neden öğrenciye karşı?. Müzelerin asıl görevlerinden birisi de eğitim olduğuna göre bu eğitimin temelden okullarda verilmesi gerekmektedir. Fakat bizde bırakınız ilköğretimi üniversitelilerde bile müze ve müzecilik bilinci gelişmemiştir. Bu bağlamda ülkemizde müzeciliğin toplumsal işlevlerinin göz ardı edildiği görülmektedir. Gelecekte tarım öğrencilerinin geçmişlerini bilmeleri, geçmişin zenginliklerinden yararlanarak yeniden düşünerek yeni bulguları yakalaması konusunda düşünce sistemlerinin gelişmesi açısından tarım müzesi yaralı olacaktır. Ayrıca müzeler kültürün sergilendiği yerler olması nedeniyle halktan insanların değişik kesimden öğrenciler ve üniversitemizi ziyaret edecek araştırıcıların ve yabancıların ziyaret edeceği yerlerin başında gelecektir. Müzelerde aynı zamanda araştırma, yayın, toplumu eğitme ve bilgilendirme işlevi verildiği için diğer kesimlerde kültür aktarımı yapacaktır. Dünyada müzeler günümüzde toplum adına toplumun kültürel varlığını koruyan eğitim kurumları haline gelmişlerdir. Yapısı, mekanları, sergilemesi, etkinlik programları ve kurumsal ilişkileri ile halkla doğrudan ve dolaylı iletişim içindedirler. Bu bağlamda müzeler canlı müzeler durumuna getirilerek sürekli eğitim sürecinde bilgilendirme yapılabilir. Geçmişten günümüze değişen tarım tekniklerinin öğrencilere ve yurttaşlara gösterilmesi amacıyla tarım müzesinin kurulması her yönüyle yararlı olacaktır. Dünyada tarım müzesi olup olmadığı konusunda pek bilgim yoktur, tek bilgi Efes’te kurulacak olan Ekoloji Müzesi. Fakat bir çok gelişmiş üniversitede eğitim ve öğretime yönelik müzelerin olduğunu gördüm. Söz konusu üniversitelerin ağırlıklı çalıştıkları alana göre müze materyali zenginleştirmiştir. Üniversite müzelerinin ağırlıklı olarak tarıma dayalı eski eser, yaşam biçimini yansıtan değerli madenler ve zooloji ağırlıklı olarak yansıtılmaktadırlar. Söz konusu üniversiteyi ziyaret eden misafirlere gururla müzeleri gezdirilerek üniversitenin tarih bilincine ve birikime değer verdiğini göstermektedirler. Fakat ülkemizdeki üniversitelerin ciddi birer müzelerinin olmadığı bilinen bir gerçek. Tarım dünyada ilk yapıldığı bölgelerden olan şimdiki GAP Bölgesini de kapsayan Mezopotamya’dan tutun da Çukurova’nın limanı olan Tarsus limanı üzerindeki bereketli topraklarda 8000 yıllık bir tarım kültürü bulunmaktadır. Bu bakımdan bölgemizde her türlü tarım ürünü eser ve kalıntıyı bulmak mümkündür. Bu süreçte kullanılan tekniklerin derlenmesi ve gelecek kuşaklara aktarılması üniversitelerin üstesinde gelebileceği bir iş olarak görüyorum. Bu konuda Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Müzesiz Üniversite, Üniversitesiz Müze olamaz’ sözü hatırlandığında, üniversitemizde kurulacak bir tarım müzesi bir ilk ve çağdaş bir anlayışı kazandırmış olacaktır. Üniversitemizin çağdaş bir konuma gelmesinde Üniversite Müzesi önemli bir kilometre taşı olacaktır. Yaşadığımız bölgenin zenginlikleri nelerdir ve bunların insanlık hazinesindeki yeri nedir? Nasıl bir dünyada yağıyoruz? İçinde yaşadığımız çağ bize hangi zenginlikleri ve olanakları sunuyor? Bu bilgilerden faydalanarak geleceğe nasıl bakabiliriz gibi bir çok sorunun cevabı müzelerde saklıdır. Bugün üzerinde araştırma yapılan ve eğitimi yapılan her konunun bir geçmişi olduğu için her konunun bir müzesi olabilir. Teknoloji müzesi, tarım müzesi, tıp müzesi vs. Fakat bütün dünyada olduğu gibi bizde de bazı üniversiteler belirli alanlarda ön plana çıkmışlar ve konunun geçmişi hakkında bir bilgi birikimi oluşmuştur. Örneğin Çukurova Üniversitesi için bir Tarım Müzesi ülkemize özgü olarak dışarıya da açılan bir kapı olacaktır. Tabii geniş kapsamlı üniversite müzeleri daha geniş kitleye hitap edeceği için daha yarlı ve öğretici olacaktır. Prof. Dr. ,Çukurova Üniversitesi, Aleviyol, 28.4.2003 Yorum |
| Ana Sayfaya |
|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |
| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |