|
|
|
Güncel ve Tarafsız Haber |
|
|
|
Murat Aksoy Türkiye'de "Laiklik" Devletler için bazı kavramlar ve kavramların o “devlet” tarafından algılanışının özel anlamlarının olması normaldir. Örneğin batıda, insan hakları, demokrasi, hukuk devleti gibi kavramların devletler için vazgeçilmez ilkeler olarak savunulması gibi. Bu savunmayı meşru kılan ise bu kavramların o devletler için ifade ettiği anlamlardır. Bu kavramlar ve kavramları savunan devlet arasında var olan doğrudan ilişki aynı zamanda o toplumların, kavramlarla kurmuş oldukları doğrudan sahiplenme ilişkisini de gösterir. Denilebilir ki, o kavramların devlet tarafından savunulması, o devletinde toplum tarafından sahiplenilmesidir aynı zamanda. Bununla birlikte toplumun devleti sahiplenmekten uzak olduğu tersine devletin toplumu sahiplendiği ve bu sahiplenmeden almış olduğu meşruiyetle denetlediği siyasi yapılanmalarda yine aynı kavramlar sadece toplumu denetlemeye hizmet etmekle kalmaz aynı zamanda devletin elinde toplumun yönlendirmede birer siyasi araca dönüşürler. Bütün itirazlara rağmen Türkiye bu açıdan verimli bir ülkedir. Türkiye’de bir çok kavram (ve kurum), devlet açısından bu kategori içindedir. Son olarak yapılan MGK toplantısı sonrası açıklamada kendini bulan “laiklik” kavramı bunlardan biridir. Kavramlar ve zihniyet Her kavram gibi laiklikte nötr bir kavramdır ve toplumsal hayat içinde var olan farklılaşma / gerilimleri alevlendirme gücü kadar, tersi etkiye de sahip olabilir. Bu ihtimallerden hangisinin galebe çalacağı ise laikliğin içinde anlam kazandığı devlet-toplum ilişkisinin zihniyetine bağlıdır. Yazının başında yer alan ilk varsayımın geçerli olabilmesi, ilk olarak bu yönde bir basiret gösterecek devletin varlığına ihtiyaç duyar. Yani toplumsal farklılaşma ve bu farklılaşmanın yaratacağı olası tüm gerilimleri bastırmak yerine kamusal alanda siyasetle çözmeye niyetli hakem bir devlete. Oysa Türkiye’de bu basirette bir devlet anlayışının olmaması laiklik kavramının yukarıda varsayılan ihtimaliyetlerden ilki yönünde bir işlev görmesine yol açmıştır. Yani toplumsal farklılaşmayı besleyen hatta bu farklılaşmayı meşru kılan bir anlam üstlenmiş durumda “laiklik”. Ancak bunun verili bir durum değil iradi bir tercih olduğu açıktır. Bu açıdan hemen belirtelim ki; laiklik kavram düzlemlinde bu tür algılama içinde yalnız da değildir. Bu durumun tek sorumlusu ise bizatihi bu kavramları toplumsal mutabakatın araçları yerine toplumu tasarlayıcı ve yönlendirici bir araç olarak kullanmaktan çekinmeyen otoriter zihniyetin temsilcisi devlet anlayışının kendisidir. Laiklik ne, ne değil? Son MGK toplantısını sonrası yapılan açıklamada ilk madde olarak vurgulanan “laiklik” yukarıdaki türden otoriter bir anlayışın sonucudur. Oysa AKP hükümetinin kullanmış olduğu kimi tasarrufları varsa hukuk dışı tercihleri mutlaka deşifre edilmeli ve gerekli yasal işlemler yapılmalıdır. Ancak sırf AKP’nin kimliğinden hareketle ifade edilen bir laiklik anlayışı bizatihi laikliği içeriksizleştiren ve ona ideolojik bir aygıt işlevi yüklemekten başka bir anlam ifade etmez. Aslında bütün bunlar bize bir şeyler söylüyor; Türkiye’nin günlük hayatta kullandığı bir çok kurum ve kavramı yeniden tartışmasını ve içinin yeniden doldurulması gerektiğini. Bu tartışma bu kavramları yeniden üretmek amacıyla değil, bu kavramları farklı bir zihniyet içinden okuma çabası içerdiği oranda anlamlı olacaktır. Bu çaba bir anlamda da var olan devlet-toplum ilişkisinin dayandığı zihni paradigmanın da eleştirisi anlamını taşıyacaktır. Türkiye'de mevcut devlet-toplum ilişkisini tanımlayan otoriter anlam dünyası "laikliği"'de aynı zihniyet içinden tanımlamıştır. Bu açıdan Türkiye'de "batılılaşmanın" salt yaşam tarzı olarak ele alınıp batılı olduğunu sanması ve zihniyet düzleminde herhangi bir değişim yaratmaması, Osmanlı'dan Türkiye'ye geçiş modernlik adı altında toplumun tepeden kurgulandığı, tek tip doğru ve buna bağlı tek tip bir yaşam tarzının topluma empoze edilmesi olarak sunulmuş ve "laiklik" de bu sürecin en önemli taşıyıcısı olmuştur. Laiklik yorumu, Türkiye için, toplumun zihniyet düzleminde değil, salt şekli olarak modernleşmesi adına, dinin ve dinsel görünürlüğün kamu sahasının dışına çıkarılması ve özel alanda da bu dinin tarif edilmesi noktasına kadar gidebilmiştir. Bugün laiklik kavramsal düzeyde; toplumlarda var olan farklı dinsel taleplerin kamusal alanda bir arada yaşayabilmelerinin düzenlenmesi sorunudur. Demokrat zihniyetten gidersek bugün laiklik tanımı dörtlü bir işlev yüklenmek durumundadır: 1. Din, devlet işlerinin ayrılması, 2. Devletin var olan tüm dinsel duyarlılıklara eşit uzaklıkta olması, 3. Farklı dinsel duyarlılıkların kamusal alanda kendilerini ifade edebilmelerinin yasal güvencesini sağlamak ve 4. Devletin yükleneceği hakemlik müesesinin var olan her türlü eşitsizlikleri de göz önüne alarak güç ilişkileri karşısında zayıf olanı, güçlülere karşı koruyan bir işlevi yerine getirmelidir. Aleviyol, 5.5.2003 Yorum |
| Ana Sayfaya |
|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |
| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |