Güncel ve Tarafsız Haber

Murat Aksoy

Tezkere tartışmasının ortaya koyduğu gerçek

Tezkerenin TBMM’de kabul edilmemesi (ki burada önemli bir noktanın altını çizmekte fayda var: İlk tezkere, TBMM’de red edilmedi, sadece kabul edilmedi. Çünkü kabul oyları, red oylarından fazla. Tezkerenin karar olarak TBMM’de onaylanmaması, sadece oylamada karar yeter sayısını sağlayamamasıdır) ile doğan olumlu hava, Genelkurmay Başkanı Sayın Hilmi Özkök’ten gelen açıklama ile tersine döndü. Özellikle tezkerenin kabul edilmemesinde payları olan TBMM Başkanı Bülent Arınç, anamuhalefet partisi başkanı Sayın Deniz Baykal’ın da aralarında olduğu koronun bu açıklamaya verdikleri destek; gerçekten siyaseten açıklanmaya muhtaç bir ruh halini ortaya koyuyor.

Sayın Özkök, açıklamasında özetle; tezkere konusunda Hükümet ile aynı düşündüklerini (yani tezkerenin TBMM’de geçmesinden yana olduklarını) ve tercihlerinin kötüler (kötü-daha kötü) arasında bir tercih olduğunu ifade etti. Açıklamaya temel teşkil eden ise Kuzey Irak’ta Türkiye alehine yapılan protestolar yani bir kez da Türkiye’nin Kuzey Irak’daki gelişmeler karşısındaki siyaset(sizliğ)i.

Bu açıklama, iki somut analiz için elimize ipucu vermiştir. İlki Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) Kuzey Irak ekseninde gündeme gelen “Kürt sorununa” bakışı (ki bunu Türkiye’nin bakışı olarak okumak yanlış olmayacaktır), ikincisi ise aynı şekilde AKP’nin bu sorun karşısından pozisyonu. İlk bakışta siyasi düzlemde birinden çok farklı yerlerde duran bu iki ideolojik bakış, “Kürt sorunu” eksen alındığında aynı noktada durmaktadırlar.

TSK, merkez, siyaset

TSK’dan başlayalım. Burada TSK açısından ele aldığımız yaklaşım, tüm merkez partiler tarafından paylaşılmaktadır. Bu açıdan bu değerlendirme; genel olarak “merkez”in siyasi tercihi olarak da okunabilir. Son açıklama bir kez daha gösterdi ki; bu siyasi hiyerarşinin en üstünde partiler yer almamaktadır.

Cumhuriyet’in kuruluşu ile başlayan süreçte asker, sivil bürokrasi ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin hem kurucu unsur olmuş hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin kurumsal yapısında tayin edici olmuştur. Bu süreç içinde özellikle kültürel kimliğin unsurları olarak öne çıkan kimlik öğeleri, hem yeni Cumhuriyetin bir yaşam tarzı olarak kimlere dayanacağını hem de bu kesimlerin kimliklerinde belirleyici oldu.

Cumhuriyet’in ilanı, Osmanlı geri kalışını İslam Dini’ne ve dinin yorumlarına dayandırarak yapılan radikal dönüşümlere dayanır. Bu sert dönüşüm Osmanlı’nın “kul” kimliği yerine “Laik / aydınlanmış” bireyler yarattı. Bu kimliğin sahipliği ise Türkiye coğrafyasında yaşayan alt kimliklerinden biri olan “Türk”lere düştü. Ve Türkiye’nin bir anda homojen bir toplumsal bütüne dönüştürüldüğü varsayıldı. Bu ikili kimlik yapısı, bir taraftan “kamusal alanının” kimler için meşru olduğunu belirlerken diğer yandan bu yapının nasıl ayakta tutulacağı kendiliğinden kurumsallaşmasının yolunu açtı.

Bu yapı içinde dışta kalan bir çok kültürel kimlikten ikisi bir yandan küreselleşme diğer yandan modernleşme tartışmaları ile hem kültürel kimlik olarak hem de siyasal birer aktör olarak kamusallaştı. Bunlar laik kimliğe karşı İslami duyarlılık, Türk üst kimliğine karşı ise kültürel kimlik olarak Kürt kimliği mevcut ikili kimlik özelliği karşısında ikili bir siyasal alan yarattı.

İslami duyarlılığın yarattığı gerilimi başka bir yazıda ele almak kaydıyla merkez açısından “Kürt sorunu”na biraz yakından bakmakta fayda var.

Sorun, tanım ve siyaset

Öyle bir sorundan bahsediyoruz ki; dışımızda başlaması muhtemel bir savaşın, Türkiye olarak siyasi pozisyon almasında tayin edici bir rol oynuyor. Bu açıdan noktada yeniden en başa dönersek, sorunun “adını” ve “özünü” açık bir biçimde ortaya koymak, en doğru başlangıç olacaktır. Ve ikinci adım "niye buralara geldik?" sorusunu kendimize sormak olacaktır. Bu iki adım bize, sadece bu sorunla ilgili değil, yaşadığımız her sorun için anlamlı bir ipucu verecektir.

1. Sorun öncelikli olarak bir kültürel kimlik sorunudur,

2. PKK (yeni adıyla KADEK) “neden” değil, “sonuç” 'tur,

Tamamen toplumsal meşruiyete dayanan "kültürel hak ve talepler", kabul edilmeyip birer asayiş sorununa dönüştükçe “terör” sıradanlaşmaktadır.

Oysa son üç yıldır süren ortam, sadece terör örgütünden beklenenler dışında; devlet’in bölgeye yönelik temel yaklaşımlarında somut adımların atılması zorunlu idi. Oysa bu süreçte bu yönde yaklaşımlar hiçbir zaman tatmin edici olmadı. Bu açıdan öncelikli olarak, kendimize yönelik bir özeleştiri süreci başlatmalı ve "sorunun çözümü"nün içinin nasıl dolacağı üzerine adımlar atılmalıdır.

Türkiye'nin bu sorun karşısında (muhtemel Irak operasyonu sonucu beklentileri ile nereye-deyse aynı) yaşadığı siyasetsizlik, kutsal devlet anlayışından yani farklılıkları yok sayan otoriter zihniyetten kaynaklanmaktadır. Bu yüzden belki de sorumluluk tek tek bizlere yani Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına düşmektedir. Kürtlerin bu ülke içinde sadece özel alanlarında değil, kamusal alanda da kültürel bir kimlik olarak varlık göstermelerine göstereceğimiz tahammül, sorunun sorun olmaktan çıkmasının ilk adımıdır. Çünkü iş dönüp dolaşıp, günlük siyasete gelecektir. Bugün Kürt sorunu konusunda yaşadıklarımız benzer şekilde başka toplumsal talepler konusunda da karşımızda durmaktadır. Burada bütün tartışma yeni bir kamusal alan-özel alan, vatandaşlık, laiklik gibi kavramlara yani Cumhuriyet’in kuruluşunda şekillenmiş yapının analizine gelmektedir. Yani asıl tartışma devlet-toplum ilişkisinin dayandığı zihniyete gelecektir.

Kürt sorunu çözümü için atılacak adımlar aynı zamanda, Türkiye'nin önünü tıkayan otoriter zihniyetin de dönüşmesi için bir adım olabilirse ne mutlu. Bu yüzden, bügün; sivilliği esas alan, toplumsal hamurdaki farklılığı bizzat bir değer olarak gören ve bunun gerektirdiği çoğulculuğu çıkış noktası olarak kabul eden demokrat zihniyete ve demokratlara siyaseten her zamankinden daha çok ihtiyaç duymaktayız.

Bilmeliyiz ki, korku sorunları çözmez, sadece zorlaştırır. Bu yüzden Kuzey Irak’ta kurulması muhtemel bir Kürt Devleti bizi korkutmamalı sadece bize “neden korkuyoruz?” sorusunu sordurmalıdır.

Aleviyol, 10.3.2003

Yorum

|  Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com