Güncel ve Tarafsız Haber

Murat Aksoy

Tezkere karşıtları ile savaş karşıtlarının kritik günü

ABD ile Türkiye arasında uzunca süren müzakereler sonuç verdi ve konu ile ilgili tezkere hazırlandı. Bunun anlamı TBMM’nin sadece Türkiye için değil uluslarası siyaset içinde anlam taşıyacak bir kararla karşı karşıya olduğu. Ancak bir taraftan Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanı’nın uluslararası meşruiyet kriterini ısrarla seslendirmeleri, diğer yandan AKP grubunun henüz tatmin olmamış görünmesi, tezkerenin TBMM’de görüşülmesini hükümet tarafından 1 Mart Cumartesi gününe ertelemesine yol açtı. Bu takvim denk geldi. Çünkü aynı tarihte Ankara’da “Savaş’a Hayır” mitingi yapılacak ve Türkiye’nin her yanından binlerce insan Ankara’da olacak. Bu ilginç bir rastlantı (ya da tercih mi demek lazım.).

AKP’de iki gündür süren grup toplantısında başta Recep Tayip Erdoğan olmak üzere hükümet, AKP grubunu tezkereye evet demenin zorunluluğuna ikna etmeye çalıştı.

İzlediğimiz kadarıyla AKP grubunda ikna süreci iki görünen, bir gizli başlık öne çıkıyor. Görünenlerin ilki ekonomik durum ve veriler, ikincisi ise askeri / siyasi kaygılar. Gizli ve üzerinde asıl durulması gereken gerekçe ise; savaşa hayır demenin genel olarak dışardan Türkiye’ye ve özel olarak da içerden AKP iktidarı üzerinde yaratacağı baskı ve bunun sonuçları.

Öne sürülen her üç gerekçeyi açalım.

Ekonomik gerekçe; AKP yetkililerinin Türkiye’nin bu yıl ödenmesi gereken iç ve dış borç toplamının 73,5 milyar dolar olduğunu ve bu konuda IMF dahil olmak üzere bir çok koldan sıkıştırıldıklarını söyleyerek, tezkereye evet demenin ekonomik açıdan Türkiye’yi rahatlatacağını ifade ediyorlar.

Peki ekonomik olarak gerçekten durum ne? Önce bir soru ile başlayalım; bu yıl için ödenecek olan 73,5 milyar dolara, hangi yatırımın, hangi amaç için alınmış borçların geri ödenmesi için ihtiyaç duyulmaktadır? Bu ödemenin büyük bir kısmı yatırım ve istihtam için değil sadece faiz ödemesine gidecektir. Ve bu durum bir sonuçtur. Çünkü Türkiye’deki mevcut ekonomik yapı tekelci bir sanayi ve popülizme dayanan bir tarım politikası üzerine ve temelde var olan otoriter devlet-toplum ilişkisinin sürdürülmesi üzerine inşaa edilmiştir. Bu verili ekonomik yapıyı sorunların kaynağı olarak kabul edilmeden atılacak hiçbir ekonomik düzenleme ekonomimizi düzeltmeye yetmeyecektir. Yaşanan ekonomik krizler, tüm toplumsal kesimlerin dahil olduğu bir mutabakat ile çözülmeden ne IMF anlaşmaları ne de ABD ile yapılan müzakerelerden elde edilecek maddi yardım sorunlarımızı çözmeyecektir. Bu açıdan ekonomik olarak öne sürülen gereçler, bu toplumdan çok, devletin bir sorunudur ve toplumsal mutabakat olmadan da çözülemeyecektir. ABD’den gelecek para (hibe+borç) sadece günü kurtarmaya yetecek ve kısa bir süre sonra aynı noktaya yeniden dönülecektir.

Askeri / siyasi gerekçe; Medya’ya yansıdığı kadarıyla Türk Ordu’su Kuzey Irak’ta gerçekleşecek bir savaşa TBMM hayır derse bile oradaki varlığın süreceği şeklindedir. Neden? Kuzey Irak’ta kurulacak bir Kürt Devleti’nden korkulduğu için. Bu haklı bir sebep midir? Hayır, çünkü Türkiye içerde var olan kültürel talep temelli Kürt sorununu çözmediği için, bölgede yaşanabilecek bütün gelişmeler karşısında kuşkuludur. Oysa Türkiye Kuzey Irak’ta oluşacak bir devletin varlığından çok, ülke içinde Kürt sorununun çözümü için çaba harcasa daha faydalı bir adım olur. Bu bağlamda Türkiye, savaş sonrasında Irak’ta kurulabilecek idari modeller konusunda da yine Küt sorununa bağlı olarak tereddütler taşımaktadır. Türkiye hala Irak’ta kurulacak federatif bir yapıya karşı, Irak’ın toprak bütünlüğünü savunmakta; bütün bu korkulardan dolayı da Irak’ta savaş sonrası kurulacağı söylenen masada olmayı arzu etmektedir. Ancak bunun hem gerçekleşme ihtimali düşük, masada yer alsa bile söyleyeceği sözün etkisi yeterince güçlü olmayacaktır. Bu konu da çözüm ne yazık ki içerde yani devlet-toplum ilişkisinin yeniden tanımlanmasından geçmektedir. Bu anlamda tüm toplumsal talepleri içine alacak yeni bir toplumsal mutabakatın üretilmesinden geçmektedir.

Gelelim gizli gerekçeye; yani Türkiye ve AKP’nin sıkıştırılmasına. Türkiye’nin (hükümetin) savaşa hayır demesi muhtemelen ABD’nin bu savaşı bir süre daha ertelemesi demektir. Bunun anlamı IMF ve dış yatırımlar aracılığıyla yeni bir ekonomik kriz olabilir. Belki de Türkiye böyle bir ekonomik krizi uzun bir süre atlatamayacaktır. Ancak bundan daha önemlisi AKP’nin hem temsil ettiği kimliğin var olan kamusal alandaki Türk ve laik kimliğin dışında olması hem de savaşa hayır demesi, Türkiye’yi dışardan gelecek sıkıştırmalardan daha çok içerde sıkışmasına yol açabilecektir. Bunun anlamı ise içerde suni bir rejim krizi yaratılma tehlikesi ve Türkiye’yi olağanüstü bir hale sürüklemesidir. AKP’nin en çok korktuğu seçenek bu olasılıktır ve AKP bunu göze alamamaktadır. Bugün AKP’nin en zayıf olduğu nokta burasıdır.

Yaşanan bu konjonktür AKP’ye bir şans daha vermektedir. 1 Mart Cumartesi günü bir tarafta savaş karşıtları diğer tarafta AKP olmak üzere karşılıklı pragmatizm ile aşılabilecek bir manzara ortaya çıkmıştır. 1 Mart Cumartesi günü Ankara’da yapılan savaş karşıtı gösteriler, aynı zamanda genel olarak TBMM’deki savaşa hayır diyenlere özel olarak da AKP’de savaşa hayır diyenlere en güçlü desteğin kaynağıdır. Çünkü bu savaşı durdurmak hala AKP’nin elindedir ve ona bunun için,  savaş karşıtlarının Ankara’da meydanlardaki gücü kayda değerdir. Bu destek kültürel kimliğimiz ne olursa olsun, hiçbir karşılık beklemeden sadece savaşı durdurmak uğruna verilmeli ve savaşa hayır derken, savaşa hayır diyen TBMM’ye de sahip çıkılmalıdır.

Kim bilir belki de tezkerenin bir şekilde TBMM’ye 1 Mart Cumartesi günü gelmesinin sırrı da buradadır.

Aleviyol, 1.3.2003

Yorum

|  Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com