POLİTİKA GÜNLÜĞÜ
HİKMET ÇETİNKAYA
Tarikat Okulları...
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik ,
özel eğitim kurumlarının eğitime yüzde yüz değil, yüzde üç
yüz katkı yaptığını açıkladı...
Elbet, bir soru geldi aklınıza:
''Nerede yaptı bu açıklamayı?''
İskenderun'da Fethullah Gülen 'e
yakınlığıyla bilinen ''Özel Gülen İlköğretim Okulu''
nun açılış töreninde...
Bakan Çelik, İskenderun 'da yaptığı
konuşmada neyi amaçlıyordu?
CHP Denizli Milletvekili, TBMM Milli
Eğitim Komisyonu üyesi Mustafa Gazalcı yanıt verdi:
''Sayın bakanın övücülüğü bir yana,
söylediği doğru değildir. Öğretmeni devlet yetiştirir, özel
okullar hazıra konarlar. Bir sürü teşvikleri ve vergi
indirimleri vardır. Ayrıca okul yaptıranlar giderlerinin
yüzde yüzünü, yani tümünü vergiden düşebilirler. Burada
Sayın Çelik eğitimi bir kamu görevi olarak görmediği gibi,
özel kesimin de dinsel eğitim yapanını tercih ediyor...''
Mustafa Gazalcı bir gerçeği ortaya
koyuyor yanıtıyla...
Nedir bu gerçek?
Türkiye Cumhuriyeti'nde eğitim
laiktir, anayasanın 42. maddesine göre çağdaş bilim temeline
dayanır...
3 Mart 1924 yılında kabul edilen
Öğretim Birliği Yasası, anayasanın 174. maddesiyle birlikte
yürürlüktedir...
Son iki yıldır eğitim sistemi
dinselleştirilip özelleştirilmek mi isteniyor? Milli Eğitim
dinselleştirilip özelleştirilerek tarikat şeyhi, şıh ve
müritlerine mi teslim edilmek isteniyor?
Mustafa Gazalcı bu soruya da
''evet'' yanıtı verip ekliyor:
''Laik ve bilimsel eğitim sistemi
dinselleştirilip özelleştirilme yolundadır. İki yılı aşkın
süredir tüm uygulamalar bu amaca hizmet etmektedir. Devlet
parasıyla on bin çocuğu özel okullarda okutmak isterken,
eğitim yöneticiliklerinin çoğuna dinsel eğitimden geçmiş
kişileri atarken, kadrolaşırken, okulları satma ve okul aile
birliklerine para toplatma kararı alırken bu amaç
güdülmüştür...''
****
AKP iktidarı Fethullahçıları,
Nakşileri koruyup kolluyor...
Tarikatlar
siyasallaştı...
Her yerde onlar
bulunuyor...
Akevler
Kooperatifi'nin üyeleri AKP iktidarında bakan ve
milletvekili koltuğunda oturmuyorlar mı?
Milli Eğitim Bakanı
Çelik, tarikat şeyhlerini, şıhlarını övüyor sık sık...
Fethullah Gülen'i
çok seviyor!..
İstanbul Ticaret
Odası seçimleri için düğmeye basan AKP, şimdi ne yapıyor
biliyor musunuz?
Milli Eğitim İlçe
Müdürlüklerini devreye sokuyor...
Özel okullara,
dershanelere ve sürücü kurslarına yazı gönderiyor...
Gönderilen yazıda
İstanbul Ticaret Odası 'ndan yetki belgesi alınmasını
isterken, Milli Eğitim İlçe Müdürlükleri özel okul, dershane
ve sürücü kursu sahiplerine, İstanbul Ticaret Odası üyesi
olacak kişilerin adlarını bir listeyle veriyor..
İTO Başkanı Mehmet
Yıldırım 'ı arayıp sordum. Yıldırım olayı doğrulayıp şöyle
dedi:
''Bizim de elimizde bu konuda bilgi
ve belgeler var...''
Demek ki Milli Eğitim kadroları
siyasallaşmış...
Oysa Milli Eğitim Bakanı'nın ve
yöneticilerin asıl görevi eğitimi nitelikli hale
dönüştürmektir...
Bir ülke düşünün ki eğitimi tarikat
okullarıyla çözmek istiyor...
Nerede kaldı laik ve çağdaş eğitim?
Tarikat okullarının üzerinde bir sis
perdesi vardır...
Yeni Fethullahçı okulların
(yurtiçi-yurtdışı) üzerinden örtü kaldırılmalıdır...
Bu okulların amacı da açıktır:
''İslamın genişlemesini sağlamak...''
Kendilerini liberal olarak adlandıran
kimi işadamlarının, Fethullahçı okulları ''çağdaş eğitim
yuvaları'' olarak görmeleri ise insanın içini
sızlatıyor...
****
Okulların temel işlevinde
''ağabey'' olarak bilinen ''Nurcular'' görevli...
Yani tek tip
öğretmen, tek tip insan yetiştiriyor...
Güney Afrika'daki
Fethullahçı okulları Milliyet'te Serpil Yılmaz yazdı...
Ve Yılmaz sordu:
''Milli Eğitim
Bakanlığı teftişleri yok mu bu ülkede? Gülen'in okullarının
olduğu yerde büyükelçilik çalışmaz mı? Şüphe ne kadar? Bir
olguya kara ve ak demek Güney Afrika'da ırkçılığı ortadan
kaldırmaktan da zor mu?''
Evet zor!..
Bu ülkede medya
patronları göklere çıkarıyor Fethullahçı okulları! Liberal
işadamları, sanayiciler alkış tutuyor! Sanatçılar,
edebiyatçılar, bilim insanları tarikatçılara kol kanat
geriyor!..
hikmet.cetinkaya@cumhuriyet.com.tr
Faks numaramız: 0212/ 513 90 98

BAŞLARKEN...
Fethullah Gülen sıradan bir kişi
midir?
Hayır!..
Gülen, zekidir ve amacını
kimseden gizlemez.
Ne yapacağını çok iyi bilir...
Amacına ulaşmak için Makyavel yöntemini çok iyi kullanan,
dinsel deyişle takıyyenin her türlüsüne başvuran bir
kişiliğe sahiptir Gülen...
Fethullah Gülen'in en yakın
arkadaşıydı Nurettin Veren... 40 yıla yakın bir süre kol
kola yürüdüler. Kestanepazarı'nda (İzmir) başlayan
birliktelik bozuldu...
1975 yılında ''Nur Kampları''nı
Fethullah Gülen ve Nurettin Veren birlikte kurdular...
Sızıntı dergisini çıkardılar...
Bu yazı dizisinde Nurettin
Veren, Fethullah Gülen'i anlattı...
Fethullahçı örgütlenmenin ikinci
adamı Nurettin Veren, daha açık bir ifadeyle ''Fethullah
Gülen'' gerçeğini gözler önüne serdi...
Akevler Kooperatifi'yle başlayan
siyasi ilişkilerin ilk adımında, daha önceki ''Nur
Kampları'' ve ''Işık Evleri'' projesinde Nurettin Veren
vardı...
Bugün Nurettin Veren yok!..
Nurettin Veren öldürülmekten
korkuyor...
Neden?
Sızıntı dergisinden Zaman
gazetesine; Samanyolu TV'den Asya Finans'a ve Orta Asya
cumhuriyetlerine dek uzanan bir öykü...
Akyazılılar Vakfı'nı Cumhuriyet
okurları çok iyi bilir...
Askeri okullara sahte sağlık
raporuyla ''Nurcu'' çocukları sokan vakıf...
Peki Fethullah Hoca'yı
siyasilerle tanıştıran kimdi?
Nurettin Veren...
Tansu Çiller, Mesut Yılmaz,
Bülent Ecevit, Hikmet Çetin...
Nurettin Veren bilinmeyenleri
anlattı...
30 yıl içinde inanılmaz bir
örgütlenmeyle, yurtiçi ve yurtdışında 500'ün üzerinde okul,
işyeri, televizyon, radyo ağı kuruldu, Asya Finans kimi
bankalardan büyük sermayeye ulaştı...
Bu yazı dizisi Fethullah Gülen'i
anlatıyor...
Anlatan çok eski bir Nur
yoldaşı...
Fethullah Gülen'i trilyonlara hükmeden
tarikatın başına taşıyan cümle: Yoksul talebelere
yardım edelim
Işık Evleri'nin ilk adımı
Hikmet Çetinkaya: Sayın Veren
siz Fethullah Gülen 'le 35 yıldır birlikte
Nurculuk hareketi içindesiniz. 70'li yıllara, hatta 60'lı
yılların sonuna dönelim. Siz 16 yaşındaydınız, Gülen ise 26
yaşındaydı. Onunla nasıl, nerede tanıştınız?
Nurettin Veren: Fethullah
Gülen'le bizim tanışmamız, İzmir Kestanepazarı Camisi'nde
oldu. Ben o yıllarda Motor Sanat Lisesi'nde okuduğum için
arada bir cuma namazı kılardık. Bir saatçi arkadaşım da
orada, Ketselli Caddesi'nin üzerinde Ali Candan,
onunla beraber, oraya gittik. Baktık ki öyle genç bir hatip
hoca gibi kisvesi yok, yaşı çok genç olduğu için o arada
dinledik.. namazı kıldık.
H. Ç.: Vaaz veriyordu...
N. V.: Vaaz veriyordu cuma
günü. Caminin avlusunda hemen bizim
yanımıza geldi. Yeni geldiğini söyledi. Ben dedi, buraya
yeni geldim, dedi, İzmir'i bilmediğini söyledi. Genç de yok
camide. Bir çay içelim diye bizi davet etti.
H.Ç.: Kaç
yılıydı?
N.V.:
1966 ve bizi odasına davet etti. Çay içtik. Küçük tahta bir
kulübede kalıyordu. Arkadaş olalım, buraya sık sık gelin,
muhiti de bilmiyorum diye iltifat etti. Kendisi de 26
yaşında bir insan ve orada biz böyle bir arkadaşlık havası
içerisinde.. biraz da onun böyle yalnız tek tahta bir
kulübede kalması bizi etkiledi. Ara sıra cuma günleri yanına
gittik. Sonra cuma haricinde de gitmeye başladık. Tabii imam
hatip talebelerinin dışında bir şey yapmak istiyor,
kafasındaki şey o ki bize çok ilgi gösterdi. Anadolu'dan
gelen çocukların o dönemde yurt bulma sıkıntısı vardı..
''bunlara yardım etsek, ben de cemaate söylesem, bunlar,
yani gençler, camiye gelmiyor, hep ihtiyarlar geliyor. Böyle
bir eğitim yardımı teşvikinde bulunalım. İnsanlar cami
yapılmasına hayır olarak bakıyor. Biz de bunu bir kanalize
edelim'' dedi.
H.Ç.: Eğitim
alanında bir şeyler yapmak istiyordu.
N.V.: Gayet makul geldi bize
de. Kendimiz de talebeyiz o esnada. Ve biz böyle küçük bir
iyi niyetle, gelen arkadaşlar için ev açtık; 1, 2, 3, 4
derken 1970 yılına kadar 12 evimiz oldu.
H.Ç.: Yani bugünkü Işık Evleri'nin
ilk adımı.
N.V.: Evet. Ve onlara, camide
yönlendirdiği insanlara burs verme, evden bir eski eşya,
birkaç kullanmadığı malzeme verme gibi destek verirken o
evler çok fakir bir ortamda olsa da halk tarafından Işık
Evleri şeklinde nitelendirildi.
H.Ç.: Evler daha çok nerelerde?
N.V.: İlk evimiz Tepecik'teydi.
H.Ç.: Yoksul bir
kesim?
N.V.:
Gecekondu semti. İkinci evimiz Buca Dokuz Çeşmeler Köyü'nde
kuruldu. Yaylacık semtinde. Küçük samimi bir şey, ev adedi
çok fazla olmamakla beraber 12 tane eve ulaştı. Bu arada
Fethullah Gülen'in Ali Rıza Güven 'le Kestane Pazarı
Kuran Kursu'ndaki...
Kestane Pazarı'ndan
kovuluş
H.Ç.: Ali Rıza
Güven İzmir'in meşhur manifaturacısı değil mi?
N.V.: Evet izmir'in
zenginlerinden, Kestanepazarı Kuran Kursu'nun da başkanı.
Fethullah Hoca'nın Kestane Pazarı Kuran Kursu'ndaki
görevinin dışında, bizim gelip gitmemiz veya onun böyle
üniversite gençliğiyle ilgilenmesi Kestane Pazarı
Cemiyeti'ni rahatsız etti ve Hoca'yı oradan uzaklaştırdılar.
Kovdular.
H.Ç.: Neden rahatsız ediyor oradaki
cemiyeti?
N.V.: Onlar Kuran Kursu'nda
kalan talebelerle ilgilensin diye Hoca'yı getirmişler,
buradaki ilkokul mezunu Kuran öğrensin diye. Bizim bunun
dışında işlerle ilgilenmemiz onların işine gelmiyor. Ve
Fethullah Hoca'yı oradan ayırdılar. Bu yaptığı işleri
tehlikeli buldular. Kendilerinin statüsünün dışında. Oradan
ayrılınca, Altıntaş Durağı'nda Hatay'da, kardeş apartman
olarak bir yer kiralandı. Orası da Nefi Akyazılı 'nın
dairesiydi. Tesadüfi bir olaydı.
H.Ç.: Nefi Akyazılı adına daha
sonra vakıf kuruldu. Akyazılılar Vakfı...
N.V.: Akyazılı Vakfı, Fethullah
Gülen de bizim bu evde kaldığımız 5-6 arkadaşla beraber,
kalıyordu. (Nefi Akyazılı) Bizim durumumuzu görüp, çay
içmeye gelip giderken: ''Siz ne yapıyorsunuz, nedir bu,
talebe arkadaşlar.'' Bizim böyle, ev yurtları olduğunu,
kiralık evlerde talebe okuttuğumuzu görünce, adamcağız,
''Bu böyle olmaz, kiralık evle bu zor olur. Ben size,
Çalıkuşu romanının yazıldığı Pembe Köşk benim, orayı size
vereyim, benim adıma dernek kurun'' dedi.
Çalıkuşu'nun yazıldığı köşk ilk yurt
oldu
H.Ç.: Reşat Nuri 'nin
Çalıkuşu romanının yazıldığı köşk mü?
N.V.: Bozyaka'daki köşk. Zaten
şimdiki adresi de Çalıkuşu Sokak. Orayı bize verdi ve biz
ilk defa el yordamıyla ona buna sorarak bir dernek kurduk ve
oraya Nefi Akyazılı'nın bağışı olarak o inşaata başladık.
Aynen camiye yardım toplanır gibi, insanlar arasında yurda
malzeme veren o idi. Taş taşıdık, çimento taşıdık, kazma
salladık. Bütün esnafı, talebesi.. ve 77 yılında bitti
orası. 5 yılda 5 katlı bir küçük yurt. Bu işte deneyim
kazandık ve millet de bu işi imece usulü yaptı.
H.Ç.: Bu arada siz bunu yaparken
Fethullah Gülen'le birlikte Saidi Nursi'yi okuyordunuz, bunu
açar mısınız?
N.V.:
Risale-i Nur okuyorduk. Fakat Risale-i Nur okuma
esnasında, kendisi bir Nurcu ve Risale-i Nur talebesi olarak
değil de.. iyi kitaplar bunlarda da İslami açıklamalar var,
gibi yaklaşarak, bizden iyice emin olduktan sonra Risale-i
Nur'ları bize de söyledi.
H.Ç.: Sizi önce bir sınavdan
geçirdi...
N.V.: Tabii, önce vaazlarıyla
camide tanıdığımız bir insanız, bizimle beraber arkadaşlığı
ilerlettikten sonra Risale-i Nur'ları oradan alıp okuyor.
Biz de ne kadar güzel bir şey filan diyoruz...
H.Ç.: Siz 16 yaşındasınız o 26
yaşında...
N.V.:
Yaş farkı var. Biz orada Risale-i
Nur'ları bu asrın en iyi tefsiri diye düşünüyoruz. Ama yeni
gelen arkadaşlara bunu öncelikle sunmuyoruz. Biz sadece
namaz kılan insanlarız. Bizim yurtlarımızda içki-sigara
alışkanlığı olanlar barınamaz, o yok. Aramıza gelenler de
zaten bizim namaz kıldığımızı görüyor. O havaya adapte
olacak insanlar gelip 2. ev 3. ev 5. ev derken işte bu
yurtlar oluştu...
H.Ç.: Siz de
artık birinci kuşak olarak bir Nur öğrencisisiniz ve
büyümeye başlıyorsunuz.
N.V.:
Evet.
H.Ç.: 1977
dediniz. 1970'li yılların ortasında kamplar var.
N.V.:
Biz 1967'de, ilk, Buca Kaynaklar'da
kamp yaptık.
H.Ç.: Finansörü
kimdi?
N.V.:
Hep aynı işte. Finansörü, gene o yiyecek bir şey getiriyor.
Oradan bir kasap et getiriyor...
H.Ç.: Bir
anımsatma yapayım. 1975, 30 yıl önce geriye götüreyim sizi.
İzmir Kemalpaşa ve Edremit çevresinde Nur kampları kurmuştu.
Kızılkeçili Kampı. Bu onlardan önce ilk kamp. Ben o kamplara
girdim ve o tarihte Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan bir
dizi röportajdır o. Dağlara kamplar kuruldu adı ile. O
zamanki kampları Akçora gömleklerinin sahibi Turgutlu'daki
kiremit fabrikalarının sahibi
Osman Bey finanse etmişti.
Risk artınca
'görev' gençlere
N.V.:
Tabii her kampa yakın yerdeki zengin işadamları finanse
ediyordu. Fakir talebeler burada Kuran öğreniyorlar. Kuran
okuyorlar, yazın burada 1-2 ay misafir olacaklar... Anadolu
insanı biliyorsunuz canını verir. Şehirden kim gelirse büyük
insandır. Kamplarda Risale-i Nur'lar okunuyor. Böyle zaten
ilk kamp 25-30 kişiydi, sonra 50-60 kişilere, 100-150
kişilere ulaştı, sayı çoğaldı. O arada kamptır. Gündeme
geldi, siz yazdınız. Jandarma bastı. O iptal oldu daha
sonraki yıllarda. Edremit, Ören Kemalpaşa iptal edildi.
Tehlikeli oluyor diye. Sonra, bu gençlere aynen misyoner
gibi köylere gidip köy kahvelerinde, kendisi de ilk dönemde,
o Kestane Pazarı Kuran Kursu'ndan ayrıldıktan sonra, Ege'nin
bütün köylerine kamyonetle gidip kahve sohbetleri yaptı. O
kamplarda risk artınca, gençlere, hadi bakalım siz de gidin
insanlara, köylere, kahvelere denildi. Said-i Nursi'nin
eserlerinden öğrenilen hafızalarda kalan bilimsel şeyler,
mesela, Kuran'ın bir âyetinde şöyle diyor: Yıldızlardan,
halkın bilmediği değişik bulduğu noktalardan, iman
hakikatleri, haşir, öldükten sonra da dirilme gibi şeyler.
Bir sezon da o gitti. Köylere gitmeye alıştı insanlar,
hatipliğe alıştı. Bir toplumun içerisinde konuşabilecek
şekilde antrenman yapıldı.
H.Ç.: 1970'li
yıllarda Fethullahçı diye bir cemaat ya da örgüt yoktu.
Said-i Nursi'nin bir çizgisi yoktu. O zaman Yeni Asya
Grubu'yla Mehmet Kutlular
'la bağlantılıydı, değil mi?
N.V.: 1972'de biz yurda
başladığımız dönemde Bediüzzaman'ın yani Said-i Nursi'nin
vârisleri ve onun kitaplarını evlerde okuyan klasik Nurcu
dediğimiz kişiler vardı. Talebe yok. 50-60 yaşlarında küçük
esnaflar. Haftada bir-iki değişik evlerde birisi okur,
öbürleri de dinler.. çok kısa açıklamalar yapılır,
orijinalite bozulmasın diye 1970'e kadar bu şekliyle..
hiçbir ayrılık ve ayrı bir fraksiyon yok. Fakat Fethullah
Hoca'nın üniversite gençlerine el atma dönemi var...
H.Ç.: Yıl kaç oluyor?
N.V.: 1967'de üniversite
talebeleri birinci sınıfa girmişiz, ilk biziz yani.
H.Ç.: 30 küsur yıldan bu yana
Fethullah Gülen'i kuşkuyla izliyorum. Örgütlenme modeli.. o
zaman Ege'de tek üniversite vardı Ege Üniversitesi ve Ege
Üniversitesi'ne bağlı yüksekokullar vardı.. Anımsarsanız o
yıllarda özel okullar da vardı.
N.V.: Özel okullar 80'de
başladı.
H.Ç.: Hayır, özel
üniversitelerde ve Ege Üniversitesi'nde örgütlendiği
biliniyor.
N.V.: Mehmet Atalay, Mehmet
Kadan, Halil İbrahim Uçar, Işılay Saygın , ben, pek çok
arkadaş Ege Üniversitesi mezunu...
H.Ç.: Bu saydığınız isimler
Fethullah Gülen'den, daha doğrusu Nurculuktan etkilenen
isimler...
N.V.: Fethullah Gülen'in
vaazlarındaki otantik bir ortamda, sarığının arkasına uygun
olması, genç olması, sakalsız olması, heyecanlı, daha çok
hamasi şeyler anlatması... Bizleri çok etkiledi...
H.Ç.: Peki siyasi kimliği neydi
Fethullah Hoca'nın o zaman. Adalet
Partisi'ne yakındı bildiğim kadarıyla...
N.V.:
O zaman bütün Nurcular Adalet Partisi'ne yakındı. Ama bizim
öyle, hem yaş itibarıyla hem de o günkü durumumuz itibarıyla
pek siyaset yapmamız söz konusu değil. Ama Nurcuların
hepsinin şeyi (eğilimi) Adalet Partisi'ydi. Demokrat Parti,
devamı Adalet Partisi. Hatta Süleyman Demirel
Nurcuların başı diye (kendini nitelendirirdi) . Kendisine de
bir soru soruyorlar: ''Efendim, hani siz başa geldiğiniz
zaman İslami bir idare getirecektiniz. Bakanlarınız falan
Nurculardan olacaktı...'' ''İşte ben varım ya, ben
başkanım'' diyor. O tabii Nurcuları memnun etmek için.
H.Ç.: 70 ile 80
arasında, 12 Eylül 1980'e kadar Mehmet Kutlular'ın, o grubun
çizgisindeydi...
N.V.:
Evet.. ayrı gayrı yok. Şimdi orda İzmir'de Mustafa Birlik
var. Hüseyin Çahadır var, bunlar Hoca gelmeden önce
evlerinde Risale-i Nur okuyan, klasik Bediüzzaman talebesi
insanlar. Küçük esnaf ve stil o yani... Akşamları evde
oturup 2 saat 3 saat misafirlik gibi çay içilip kitap okunup
gidiliyor. Fethullah Hoca'nın gelmesiyle orada bir
rahatsızlık oldu. Abi konumunda olan Hüseyin Çahadır ve
Mustafa Birlik.. onların hedefinde talebeye inmek veya
talebeyle meşgul olmak, yurt, okul, ev tutmak diye bir şey
yok. Çünkü Risale-i Nurlarda 'her ev bir Nur
medresesidir' deniyor. Yani yeri mekânı mühim
değil...

35 yıl boyunca Gülen ve cemaatine
hizmet veren Nurettin Veren (Soldan üçüncü), şimdi Fethullah
Gülen tarafından ''hain'' ilan edildiğini ve Fethullah
Gülen'in kendisini ''öldürtmek istediğini'' iddia ediyor.
Gülen'in yıllarca en yakınındaki isimlerden biri olan
Veren'in anlattıkları Türkiye'nin son 35 yılda siyaset-
tarikat- ticaret üçgeninde yaşadıklarının bir özeti aslında.

6 Temmuz 1975 Cumhuriyet
MİLLETVEKİLİ EMİN ŞİRİN:
Gülen'in cevap vermesi lazım...
Nurettin Veren , 35 yıl boyunca
Fethullah Gülen ile birlikte çalışmış ve cemaate ait
Samanyolu TV, Zaman gazetesi, FEM Dershaneleri ve birçok
üniversitenin kurucusu olmuş. Ancak ne var ki Fethullah
Gülen ile yolları ayrılmış. Veren'in hikâyesi bundan sonra
başlıyor. 35 yıl boyunca Gülen ve cemaatine hizmet veren
Nurettin Veren, şimdi Fethullah Gülen tarafından ''hain''
ilan edildiğini ve Fethullah Gülen'in kendisini
''öldürtmek istediğini'' iddia ediyor. Nurettin Veren,
bir süredir bu iddialarını ve cemaatle ilgili bildiklerini
www.nurettinveren.org isimli bir
sitede duyurmaya çalışıyordu. Ne var ki sitesi birkaç gün
evvel hack'lendi. Veren'in sitesi hack'lenmekle de kalmadı,
Nurettin Veren'in yeni site kurabilmek için alabileceği
bütün domain adresleri Aksiyon dergisinde çalışan bir
muhabir tarafından satın alındı. Anlayacağınız, Veren'in
şimdi sesini duyurabileceği bir sitesi yok. Ayrıca,
kendisine gazetelerce de bir ''ambargo'' konulmuş ve
medyada da yer bulamıyor.
Sizinle önce, Nurettin Veren'in
açıklamalarını, sonra da geçenlerde Ilıcaklar 'ın
Tercüman'ında yer alan Fethullah Gülen'in iddiaları üzerine
verdiğim bir soru önergesini paylaşmak istiyorum.
Ancak bilmenizi isterim, aşağıda yer
alan görüşler tamamıyla Nurettin Veren'e aittir ve Veren
tarafından aktarılanlara bir yorum katılmamıştır:
''Fethullah Gülen'le, 1966 yılında
İzmir'e geldiği ilk günden itibaren 35 yıl gece gündüz
beraber çalıştık. Daha sonra yollarımız ayrıldı. Ben
Amerika'dan döndükten sonra Fethullah Gülen'in yakın bir
arkadaşı olarak iç bünyede halletmek için uğraştığım fikir
ayrılıklarını kendisiyle görüşerek Amerika'da çözüme
kavuşturmayı planladım. Ben Amerika'da bu diyaloğu temin
edip aile içi meseleleri görüşmenin yüz yüze olmasını
düşünmüştüm. 30 gün misafir olarak kaldığım Fethullah
Gülen'in Amerika'daki evinde, bir tek kelime bile
konuşturulmadan sabırla 30 gün bekledim. Son gün, yapmış
olduğu davranış, cinnet ve hezeyan beni öldürmek isteme
noktasına varınca, canımı zor kurtarıp kaçmak zorunda kaldım
ve bu fitneyi, iftirayı çıkaran ilahiyatçı Prof.
Kemalettin Özdemir ve yine bu fitneyi çıkaran Zaman
gazetesi yazarlarından, benim eski arkadaşlarımdan olan, bir
türlü ayamayan Abdullah Aymaz' la görüşmek istedim.
Ve ikisini de telefonla aradığım halde görüşülecek bir şey
yok ifadeleriyle reddedildim. Belki bir çözüm olur diye eski
tanıdıklarımdan Prof. Şerif Ali Tekalan' a, (Polis
Koleji mezunu olan polis menşeli Prof. Fatih Tekalan
, Fatih Üniversitesi'nin yöneticisi) Amerika'daki bu çılgın
ve korkunç durumu anlattım. O da bana, kurt kardeşin
durumunu gördükten sonraki hikâyeyi anlattı, işten
sıyrılmayı ve örtbas etmeyi tercih etti.
SÜRECEK
VEREN'İN ŞİRİN'E AÇIKLAMALARI:
Bakan Aksu beni ikna etmeye çalıştı
Ben hiçbir yerden çare bulamayınca,
olabilecek herhangi tehlikeli bir durumu önlemesi için
eskiden beri hem Fethullah Gülen'i hem de beni yakından
tanıyan İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu' nun makam
odasına giderek yazılı dilekçemi suç duyurusu olarak verdim.
2-3 saat orada konuyu görüşmemize rağmen konuyu örtbas etmek
ve bu işi duyurmamak için Aksu beni iknaya uğraştı. Ben,
ondan sonra Cemil Çiçek Bey'e (O da beni eskiden
tanır ve Hocaefendi'nin yanına sık sık gelir) faks çekerek
aynı müracaatta bulundum. Fakat hiçbir cevap alamadım.
'İnternet sitem hack'lendi'
Bütün bu sansürler, baskılar ve
susturulmalar karşısında internet sayfasından bu durumu
duyurmaya karar verdim. Ve bir yıldır beni durdurmak için,
susturmak için görevlendirilmiş olan Zaman gazetesinin eski
kurucusu ve gazeteyi bize satan Alaaddin Kaya ,
ilahiyatçı Prof. Suat Yıldırım , Fethullah Hoca'nın
akrabası ve gizli işlerinin yöneticisi Ali Bayram ,
Gazeteci Yazarlar Vakfı'nın şimdiki başkanı Harun Tokak
ve görevli Prof. Şerif Ali Tekalan, arkadaşlara,
beni oyalamak ve uyutmak için her türlü riyakârlığı yapan bu
insanlara telefonla Fethullah Gülen ile görüşmek istediğimi
söyledim. Eğer yüz yüze görüşüp konuşarak meselelerimizi üç
beş yıl aradan sonra hâlâ halledemezsek ben internet
sayfasından bunları söylemek mecburiyetinde kalacağımı
kendilerine mertçe söyledim. Ve ondan sonra 'İstediğini
yapabilirsin, yazsan ne olur, söylesen ne olur, seni hain
ilan ederiz' deyip oralı olmadılar ve umursamadılar. Ve
olaylar bundan sonra bu şekle geldi.
Bu arada Ali Bayram cep
telefonumdan arayarak beni en ağır hakaretlerle iki defa
arayıp tehditlerde bulundu.
Sonra ben internet sitesinden
bildiklerimi açıklamaya çalıştım. Ancak bu sefer de internet
sitem hack'lendi. Benim
www.nurettinveren.org adlı adresim
üçüncü defa sabote edildi. Benim başka domain sitesinden
satın alıp net ve com sitesi yapmak için müracaat ettiğimde
nveren ve nurettinveren.com, net, gibi bütün isimlerin net
ve com'dan satın alındığını öğrendim. Ve satın alanları
araştırdığım zaman bunun Aksiyon dergisindeki Yasin
isminde çalışan birisi tarafından satın alındığı bilgisini
aldım. Daha öncesi nveren.org sitesinin de şifrelerinin yine
aynı şahıs tarafından çalındığını öğrendim. Web sayfası
satıcılığı görevini üstlenen bu şahsın, sattığı şirketlerin
şifreleri elinde olduğu için aldığı talimatlar doğrultusunda
sitemi kapattığını tespit ettim.
'Medyada sansür ablukası'
İnternet sitemin saldırıya uğraması
sadece küçük bir örnek. Basında da benim anlattıklarımın
yayımlanmaması için yoğun bir rüşvet ve baskı kampanyası
sürüyor.
Medya tekellerinden birçok kişi
benimle görüştü, ama hiçbirisi tek satır haber yapmadı. İlk
olarak Hürriyet gazetesinden Oktay Ekşi benimle
görüştü. Oktay Ekşi, Doğan Kitap yöneticilerinden Mehmet
Yaşin' in bu konu ile ilgili bir kitap hazırlayacağını
söyledi. Ona her şeyi anlattım, belgeleri verdim. Ama daha
sonra Ekşi beni aradı ve 'Bana soru sorma.
Anlattıklarını yayımlayamayız' dedi.
Basında güvenilir kalemler olarak
adlandırılan bazı gazeteciler de benimle görüştü, bütün
bilgi ve belgeleri aldılar, ama aylardır tek kelime
yazmadılar. Son olarak Kanal D, 2.5 saatlik bir çekim yaptı,
bu program da yayından kaldırıldı.
Bu 'sansür ablukası'
Fethullah Gülen'in marifetiyle olmaktadır. Bu medya
kuruluşları Gülen cemaatiyle sıkı ilişkilere sahip.
Hiçbirisi Gülen karşıtı haber yapmaya cesaret edemiyor.''
Nurettin Veren, tarikat
yıllarında liderinin iki farklı Kuran yorumunu yaşamak
zorunda kalmış
Peçeyi Türkiye'ye Fethullah Gülen getirdi
H.Ç.: Işık evlerinin her biri Nur
Medresesi değil mi?
N.V.: Gerek yok diyor, yurt
kurs gibi şeylere. Onu Süleymancılar yapıyor. Ve beğenilen
ve takdir edilen bir stil değil. Risale-i Nur stili evlerde
oturup kitap okumak haftada 1-2 gün ve daha emniyetli, daha
güvenli ev hizmeti. Gelenler de çok rahatsız olmuyor,
tehlike görmüyorlar veya o günkü şartlarda ancak onu
yapabiliyorlar. Şimdi Fethullah Hoca'nın bu tarz talebeye ev
tuttuğunu ve onları organize ettiğini görünce eski Nurcular
Fethullah Hoca'ya tavır aldılar. Bizi de
orada refere ederek yıllar sonra toplantıda diyor ki,
''Ben o gün Mustafa Birlik'e dedim ki.. biz Bir stil
geliştirsek, talebe yetiştirerek, üniversiteleri hayatın
içine, sosyal hayata... İslamiyet sadece Kuran kursu ve
camilerde kalmasın, bu işi dışarıya taşıyalım, İslamiyeti
üniversite gençliğine taşıyalım.'' Bu sefer 'senle
ayrı bir teşkilat kurmak istemeyiz' gibi yaklaştılar
olaya ve ertesi gün bir toplantı yapalım evde, işyeri,
dükkânda görüşelim diye gidince, onlar ''Biz
Bediüzzaman'a bağlıyız. Sen dışarıdan gelen bir insan olarak
Mustafa Birlik, dükkânı açıp, hayır dediğini'' anlatıyor
yıllar sonra. ''İşte diyor, o gün onlarla yolumuz
ayrıldı. O gün sadece bana destek veren Nurettin Veren'le
İlhan İşbilen'' diyor, kendi sesinden bir kasette.
H.Ç.: Fethullah
Gülen söylüyor.
N.V.:
Eski Nurcular.. talebeyle ilgilenme, talebeye dönük ev açma
stili bizim usulümüzde yok. Yani sen yanlış bir iş
yapıyorsun. Bir de bizim kendi içimizde Bediüzzaman'ın
varisleri olan Mustafa Sungur, Bayram Avcı var. O
insanların, işte o varislerin yönetiminde bugün Türkiye. O
ağabeyler çıkar Bediüzzaman'ın talebeleri, sağlığında
beraber olduğu kimseler, kıymet bilir insanlar. Unvan olarak
sadece ağabeylik var, kardeş ve ağabeyler. Onlar
Bediüzzaman'ın varisleri.
İlk ekip tasfiye
edildi
H.Ç.: Peki
Fethullah Gülen ne?
N.V.:
Fethullah Gülen'in şimdi böyle bir
fonksiyonu olmadığından, Hizmet Vakfı'nda varislerin
tasvibiyle bir vakıfta bulunmadığından ayrı bir şey yapacak,
riskli bir kimse diye Fethullah Gülen'e sıcak bakmadılar. O
da İlhan İşbilen, Ali Candan ve beni yanına aldı. 14
kişilik bir arkadaş grubuyduk ama.. ilk destek veren,
ilk beraber olan bu üç kişi oldu.
H.Ç.: Nurettin Veren burada, Ali
Candan nerede?
N.V.: Ali Candan İzmir'de,
yıllarca orada öğretmenlik yaptı emekli oldu.
H.Ç.: İlhan İşbilen nerde?
N.V.: O da İstanbul'da,
H.Ç.: Fethullah Gülen nerde, nasıl,
onlar da aforoz mu edildiler?
N.V.: Çok önce aforoz edildiler
de, sonra tabii bu ortamda, tekrar onlara göstermelik olarak
işin içinde tutmak için birtakım fonksiyonlar verildi.
H.Ç.: 12 Eylül 1980 askeri
darbesinden sonra, biliyorsunuz, 1982'de anayasa oylaması
oldu. 1980-82 arasında, hatta buna ANAP'ın, Turgut Özal
'ın iktidar oluşuna kadar, 1983 seçimlerine kadar,
Kenan Evren 'in altında bulunan birtakım kurmay
subaylarla Fethullah Gülen'in görüştüğü, anayasa oylamasına
destek vermesi istendiği biliniyor. Aynı zamanda da duvar
ilanıyla bütün Türkiye'de aranıyor. Burdur'da, Isparta'da,
Antalya'da dolaşıyor. Siz o sırada berabersiniz. Bir yandan
Fethullah Gülen aranıyor, bir yandan da anayasa oylamasına
evet denmesi için pazarlıklar yapılıyor. O süreci anlatır
mısınız?
N.V.: Ben o esnada, sadece
duvar ilanlarıyla arandığı dönemde, 1979.. Adapazarı'na
gittim, İstanbul'da kaldım ve 1982 yılında yedek subaylığımı
yapmak üzere Tuzla'dan Çerkezköy'e gittim. 35 yaşındaydım.
35 yaşına kadar da hizmetle meşgul olmak için gidemedik,
kaçtık ve benim bakaya durumum oldu. Tekrar mahkeme
kararıyla, 4 tane çocuğum varken 35 yaşında yedek subay
oldum. O esnada İstanbul'a geldi ve arandığı dönemde beraber
dolaşalım, dedi, ben yedek subay olduğum için. Kimliğim var,
elbisem subay elbisesi, beraber bütün Türkiye'yi
İstanbul'dan Erzurum'a, Erzurum'dan Antalya, Burdur, tekrar
İstanbul'a bir tur yaptık. Aşağı yukarı 56 gün.
H.Ç.: Siz izin mi aldınız?
N.V.: Ben 30 gün izin almıştım
H.Ç.: 20 gün de rapor
N.V.: Sonra da rapor aldık..
bir şeyler yaptık.
H.Ç.: Siz kaçıyorsunuz onunla
beraber, siz ya da onu kaçırıyorsunuz...
N.V.: Evet. Şimdi onun otobüse
binme şansı yok, uçağa binme şansı yok. Trene binemez.
Benzin istasyonlarına ben önce gidip bakıyorum, orada ilan
varsa o benzin istasyonuna girip yemek yemiyoruz, başka bir
yere gidiyoruz. Öyle zor bir durumda.
H.Ç.: Burdur'da yakalanmış, fakat
polisler serbest bırakmış...
N.V.: Ama bu olaydan sonra,
83-84-85'te değil. Son şey döneminde
(emin olamıyor)
H.Ç.: 80'li
yılların başında, ihtilalin olduğu yıllarda.
N.V.:
Onun yakalanıp kurtulduğunu
biliyorum, ama ben yoktum o esnada. 56 günlük dolaşma
esnasında birlikteyiz kendisiyle.
Gülen, Nur talebesi
değil
H.Ç.: Anayasa'yı
destekleme kararı aldı ve ondan sonra Yeni Asya grubuyla
koptu ipler bildiğim kadarıyla..
N.V.: Bu talebeler daha önce
koptu. Talebelere yurt yapma işi Süleymancılıkta var.
Nurculukta böyle bir şey yok. Fethullah Gülen Nur Talebesi
değildir... Bediüzzaman bir eserinde de diyor ki, hocalar
Nurcu olmaz. İşte onu yayımlayarak da Fethullah Hoca'yı
Nurcu değildir, ona bağlanmayın, esas Nur hizmeti
buradadır.. cemaate, sempati duyanlara elden çoğalttıkları
kâğıtlar dağıttılar. Orada, eski üstadın talebeleriyle,
Fethullah Gülen'in yapmış olduğu bu şekil ayrıldı. Ve bizi
arkasına alarak, yaşlı, eski Nurcuları terk etti. Ayrı bir
stil meydana getirerek yürüdük.
H.Ç.: Yani genç Nurcularla
üniversite gençliği hedef alınıyor.
N.V.: Evet.
H.Ç.: Küçük Dünyam'da anlatır,
Kâbe'ye gitmiş, Kâbe'de sivrisinek çokmuş, hacı adaylarını
sivrisinekler ısırmış, sokmuş.. ona hiçbir şey olmamış. Bir
tanesi de şudur, komşuları varmış köyde, onların kazlarını
dövmüş komşuları ve bir anda gök kara bulutlarla kaplanmış,
yağmur dolu yağmaya başlamış ama sadece o komşularının
evine.
N.V.: Zaten etrafındakileri,
yani bizi, genç nesli o fantezilerle etkilerdi. Hatta büyük
tepkiler aldı. ''Sahabeyle aklını bozmuş'' dediler.
Sahabenin hayatındaki ütopyayı anlatıyor. Sahabenin öyle bir
hayatının olup olmadığı da belli değil. Ama insanlara, diyor
ki: Adam muharebede, bacağının bir tanesi kopmuş, 8 saat
muharebe etmiş. İneceği zaman özengiden düşünce ayağının
olmadığını anlamış. Böyle olağanüstü şeyler anlatırdı.
Sahabeden Ebu Dücane 'nin gözüne ok gelmiş. (Biz
artık bunları ezberlediğimiz için, biz de aynı hatiplikten
nasibimizi aldık. Yani 4 saat kesintisiz irticalen
konuşabiliyoruz bir televizyon canlı yayınında,
etkilendiğimiz için, hafızada dolu menkıbe var.) Gözüne ok
isabet eden sahabe, eline gözünü almış, neye yararsın sen,
bugüne kadar İslamla şerefyab olup Peygamberi görmedin, geç
kaldın.. deyip gözü çıkartıp atmış. Böyle hamasi, İslami ve
Kuran'i olmayan hikâyeler.. bunlar Kuran değil. Bunlarla
böyle etraftakileri de buna özendiriyor.
'30 sene hasır yer yatağında yattım'
H.Ç.: Olağanüstü gücü olduğuna
inandıracak...
N.V.: İnandıracak değil,
inandırmaması mümkün değil. Ben İzmir'de doğma büyüme
insanım, ailem normal bir İzmirli, İzmirin ileri gelen
eşrafından Kapancı sülalesi. Alsancak'ta Altay Lokali'nin
karşısında.. Dönertaştaki hanlar, oteller, çiftlikler
halamın. İzmir'in en önde gelen sülalesi.
Ben aile yapısına ters olmasına
karşın, 30 sene evimde hasır yer yatağında yattım, Fethullah
Gülen yüzünden. İzmir'de doğmuş büyümüş benim annemin başı
açıktı, 70 yaşında Hacca gidinceye kadar.. ama benim
evlendiğim kadın, 17 yaşındaki hanımım, Fethullah Gülen
burnunun ucu bile görünmeyecek dediği için, aynen
Afganistan'daki burka gibi yüzünü örttü. Yüze peçe takma
Türkiye'de yoktur. Mahmutefendi cemaatinde de yoktur..
çarşaf giyer onlar ama yüzlerini örtmez, onlar da bizden
sonra yüzlerini örttü. Durdu dedi ki, ''Bu örtü
meselesini bir laubalilik olarak görüyorum, tesettür odur
ki, burnunun ucu, ayağının topuğunun ucu bile
görünmeyecek.'' Şimdi bu açmazlar, bugünkü söylemler ile
o günküler 30 yıllık bir süreç. Ya o gün Kuran doğruydu ya
da bugün Kuran'ı tersinden okuyoruz.
Biri 'Parti kuralım' diğeri 'Talebe
yetiştirelim' diyordu
Erbakan ve Gülen yöntemde
anlaşamadılar
H.Ç.: 1982'de anayasayı
desteklediniz..
N.V.: Özal'ı desteklemek için
bir ciddi kampanya yapıldı. Özal o arada.. Milli Selamet
Partisi'nden (parti adını hatırlamaya çalışıyor) adaylığını
koydu.
H.Ç.: 77 seçimlerinde İzmir'den
adaydı..
N.V.: Özal'ı desteklemek
için... ama o günkü potansiyelin ne olduğu ortaya çıktı,
Özal kazanamadı. Bizden endişe edenlerin endişesine iyi bir
cevap, ''Bu kadar uğraşmamıza rağmen bir Özal'ı
kazandıramadık'' derken, ''İyi oldu, Çünkü o zaman
Özal o partiden milletvekili olsaydı, ilerde bu önünü tıkar,
Cumhurbaşkanı olamazdı, demek ki onda bir hayır varmış''
dedi. Hayatımda benim ilk hatırladığım o... Ama hepimiz bir
oy verme çabası içindeydik.
H.Ç.: MSP'ye oy verdiniz, MSP'nin
adayıydı...
N.V.: MSP'ye değil, Özal'a
(kazandırmaya çalışıyoruz).. MSP ile
Hoca'nın arası hiç yok. Öyle gizli ve eski bir
hatıra: Biz 66-67 senesinde Buca Kaynaklar'da kamp yaparken
Erbakan Hoca geldi. Ben Scoda bir kamyonetle, Kaynaklar'dan
Buca Dokuz Çeşmeler'e getirdim.
H.Ç.: Kamp yerine...
N.V.: Kamp yerinden, geriye
getirdim.
H.Ç.: Kampı gezdi o zaman.
N.V.: Kampı gezdi, sivri konik
bir çadırda Hoca'ya şu teklifi yaptı.
H.Ç.: Fethullah Hoca'ya...
N.V.: Erbakan, Fethullah
Gülen'e dedi ki, ''Hocam beraber bir parti kuralım''
, Erbakan da üniversitede hoca o zaman. Daha hiç siyasi
faaliyeti yok. 66'da, bizim ilk kampımızda..
H.Ç.: Odalar Birliği Genel
Sekreteri olmuş muydu o zaman?
N.V.: Küçük bir çadır olduğu ve
ben de orda bulunduğum için hasbelkader duyuyorum. Hoca da
dedi ki, ''Ben siyasete girmek taraftarı değilim.. Siz de
girmeyin, beraber talebe yetiştirelim. Siz üniversitede
hocasınız, asistan yetiştirerek, siyasetle değil içeriden
fethedelim, eleman yetiştirelim.."
H.Ç.: Yani şunu söyleyebilir miyiz,
bu hep yazılan söylenen, iddia edilen ve benim de üzerinde
sık sık durduğum bir şey, Hoca özellikle, eğitim
kurumlarında öğrenci yetiştirerek devlet erkinde yapılanma,
devlet erkini ele geçirme amacı vardı!
N.V.: Evet. İlk teklifte bu
cevabı verdi Erbakan Hoca: "Olmaz öyle şey. Bu iş
yapılacaksa çıkılır siyasette yapılır. Senin dediğin gibi
içeriden gizli, illegal yollarla böyle bir şey yapılmaz,
devlet de bundan rahatsız olur.. İslami de değil.''
Böyle araları bir sertleşti. Erbakan Hoca'nın davranışı bana
göre daha mertçe.
H.Ç.: Demokratik bir davranış...
N.V.: Siyaset istiyorsanız
siyasi arenaya girersin, futbolcu olursan futbola girersin.
H.Ç.: İlk ve son görüşmeleri o
zaman mı oldu?
N.V.: Ondan sonra pek
görüştüklerini hatırlamıyorum.
H.Ç.: Yani Özal'ın 77 seçimlerinde
milletvekili adayı olmasından sonra...
N.V.: Orada tek şey Hoca'ya
destek değil de Özal'ın alternatif olarak desteklenmesi...
Veren'e göre Gülen'in Erbakan'a olan
antipatisi ve alternatif bir isim arayışı Özal'a desteğin
yolunu açtı
Özal'ı destekleyin diye talimat verdi
H.Ç.: Peki Turgut Özal'la ilişkisi
var mıydı?
N.V.: Turgut Özal'ın vaazları
dinlemeye geldiğini söylüyorlar. Ben bir sefer İzmir'de,
bizim, Çeşme'deki eve geldiğini hatırlıyorum. Tabii o zaman
devlet planlamada memurdu. Vaazlara geliyormuş ama yakın bir
temas görmedim...
H.Ç.: Özal ve ailesinin Nakşi
olduğu biliniyor...
N.V.: Fakat öyle bir sık temas
yoktu, ben bir sefer geldiğini hatırlıyorum. Bence şöyle
düşünüyordu: Erbakan Hoca'ya bir antipatisi var. Kendine
daha yakın buluyordu Özal'ı, belki de, onun için destekleyin
diye bize talimat verdi. MSP'yi değil ama Özal'ı, Erbakan'a
alternatif olur diye... İşi hep içerden yıkarak, insanları
birbirine vuruşturarak, tokuşturarak yapmak gibi bir
prensibi var.
H.Ç.: Fethullah Gülen'in insanları
birbiri ile kafa kafaya getirerek, vuruşturarak amacına
ulaşma politikasını biraz açar mısınız?
N.V.: Fethullah Gülen'in,
gerçek manada, İzmir'e gelmeden önce bile, ailesinin
desteğinden kaynaklanan bir kendine güveni var. Dünyayı
idare edecek kapasitede bir insan diye düşünülüyor. Ailesi
de kendisi de çocukluğundan birtakım olağanüstülükleri
olduğuna inanan yapıdalar.
YARIN: FOTOĞRAF ÇEKTİRMEYİ BİLE
YASAKLADI

ASKERİ LİSELERE SIZMA PLANI:
Gizli aydınlat, ışığını gizli ver
H.Ç.: 60, 70, 80, 90 ve 2000'li
yılları bir film gibi geri dönüşlerle okura anımsatmak
istiyorum. 1983 seçimlerinde Turgut Özal Başbakan
oldu ve Fethullahçı denilen grup ANAP'a iyice yaklaştı ve
ondan sonra zaten Kenan Evren' in de 'Kendi
Okulunu Kendin Yap' kampanyasının ardından özel lise,
kolejler, ortaokullar, ilkokullar açılmaya başladı. Ancak,
85'li yıllarda Akyazılılar Vakfı aracılığıyla İzmir'de,
Maltepe Askeri Lisesi, İstanbul'da Kuleli Lisesi, Bursa'da
Işıklar Askeri Lisesi'ne sahte sağlık raporlarıyla öğrenci
sokuldu. Öyle mi?
N.V.: Doğru, Nihat Özdemir
ceza aldı. 2 sene hapis yattı.
H.Ç.: Sahte sağlık raporuyla askeri
liseye öğrenci sokmada amaç neydi?
N.V.: Şimdi Fethullah Hoca'nın
bütün sahalarda hep yaptığı bir yanlış var. Aynen Erbakan
Hoca'nın teklifinde olduğu gibi mertçe, devleti ele
geçirmenin de yolları var. Bugün Başbakan demek, devleti ele
geçirdi demek bir noktada. Ama bu doğru bir yol, bu işin
yolu, siyasete girersiniz, herkes aday olabilir, herkes
parti kurabilir, Fethullah Gülen'in anlaşılmaz bir davranışı
şu: Ben kendimi onun sosyal bir arkadaşı ve ortağı gibi
düşünürsem, şöyle bir misal vermek isterim: Şimdi ben onunla
bir ortaklık yapmışım. Benim kurduğum ortaklıkta biz hep
beraber hırka ve kazak üreteceğimiz bir fabrika kurmuşuz.
Fakat yarı yolda bu insanlar kendilerini, hırka ve kazak
örecek bir fabrikanın ortağı zannederken, yarı yolda bir
bakıyorlar ki bu fabrikada bir taraftan hırka ve kazak
örülüyor, ama bir taraftan da el bombası ve silah
üretiliyor. Şimdi sizin bunu gördüğünüz zaman ortaklığı
feshetme hakkınız doğar. Fethullah Hoca'nın üslubu hep
sinsi, kapalı, illegaliteyi tercih etmesi. Bunu da nereden
esinleniyor. Bir sözü var Said-i Nursi' nin.
''Sıram tenevvelet: Gizli aydınlat, ışığını gizli ver.''
Üslubu bu. O zaman tek parti döneminde, bu şeylerde kendisi
usul olarak bu tarzı seçtiği için, büyük bir sistem kurma,
bir dernek vakıf kurma gibi faaliyetler yok, o dönemde
Bediüzzaman böyle yapmış. Şimdi kendisinin yaptığı işle
Bediüzzaman'ın yaptığı iş çok farklı, onun gizli yapalım bu
işi dediği, kitapların okunması, elden ele dolaşması ve
yazılması, çoğaltılması. O günkü sistem içinde o gizli
yapılıyordu. Yapılmalıydı veya yapılmamalıydı, o ayrı konu.
Burada Fethullah Hoca'nın yaptığı şey ise kendi devletinin
yanındayım, derken söylemlerinde, benim protestolarım ve
söylemlerinin altının çizilmesi gerek. Gülen'in gerçekten
uyarılarak insanların Fethullah Gülen'in hipnozundan
kurtulacak bir şuura, özgürlüğe erişmesi gerek. Bu fikir
anlaşılırsa, cemaatin içindeki mutlak iradeye, mutlak itaat
ve mutlak kulluk fikrini yıkarız ve hayır yapmış oluruz,
doğru bir iş yapmış oluruz. Ama, onun yaptığı yanlış bugün
şu: Yalanın arkasına saklanarak kendi iktidarını devam
ettirmek istiyor. Yalanın da işi yatsıya kadar derler. Şimdi
bu yalan ve takıyye yaptıkça bizim ekmeğimize yağ sürüyor.
Benim onu yalancılıkla suçlamam kolaylaşıyor. Çünkü hep
yalanlarını devam ettiriyor. Cemaate net mesajlar vereceğiz.
Onu terk edin, onun hâkimiyetini; onun baskısından kurtulun,
hür düşünün.

Nurettin Veren'e göre 'Başörtüsü
füruattır' açıklamaları yapan Fethullah Gülen, daha önce
cemaatine, fotoğraf çektirmeyi, margarin kullanmayı, hatta
kola içmeyi bile yasaklamış. Kola içenlerin ABD'ye yardım
ettiğini savunan Gülen, şimdi ABD'nin misafiri.

Bir dönem 'kadınların burunlarının
ucu dahi görünmesin' diye fetva veren, fotoğraf çekilmesini
yasaklayan Fethullah Gülen, baskılar sonucu daha 'esnek'
hareket etmeye başladı. Gülen'e yakınlığıyla bilinen Hakan
Şükür bu dönemlere denk gelen nikâh töreninde hocasını nikâh
şahidi yapmıştı.
İstanbul Milletvekili Emin Şirin,
Fethullah Gülen'in komplo teorilerini ve Veren'in
iddialarını Meclis gündemine taşıdı
'Neden kan gövdeyi götürecek?'
İstanbul Bağımsız Milletvekili Emin
Şirin' in İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu tarafından
yazılı olarak cevaplandırılması istemiyle Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığı'na verdiği soru önergesi:
18.11.2004 tarihli Dünden Bugüne
Tercüman gazetesinde, Sayın Fethullah Gülen'in
''Türkiye'de üst seviyede vazife görmüş bir insanın
'Türkiye'de yeniden kan gövdeyi götürecek. Falan tür simalar
bu dönemde Türkiye'de bulunmasa iyi olur' dediğini''
açıklamıştır. Sayın Fethullah Gülen ayrıca, ''Memlekette
ne zaman iyi şeyler olursa bu gelişmelerden sonra o melun
cinayetler tekrar olacaktır. Bu ülkede, 300 seneden beri
Türk toplumunun kaderinde hâkim cemiyyat-ı sırrıyeler
vardır. Bunlar görünmezler ama Türk toplumuyla
oynayagelmişlerdir. Bu kişiler, Türkiye'deki gelişmeleri
kendi emel ve arzularının gerçekleşmesi ve koruyup
kayırdıkları insanların çıkarları adına bir tehlike
sayıyorlarsa bundan sonra da bazı kimselerin vücudunun
kaldırılmasına ihtiyaç hissedecek ve yine ellerini kana
bulayacaklardır. Bundan 8-9 ay evvel bir dostum vasıtasıyla
bana, bu tür şeyleri bilen, çok üst seviyelerde vazife
görmüş bir insanın, 'Önümüzdeki aylarda Türkiye'de
yeniden kan gövdeyi götürecek, seri cinayetler işlenecek'
dediği nakledildi, 'Mesela falan falan tür simalar, bu
dönemde Türkiye'de bulunmasalar iyi olur. Çünkü seçilen
hedefler onlar da olabilir' denildi. Ülkeyi topyekûn
kargaşaya sürükleyebilecek söz konusu hadiseler karşısında
devletin, kendi hassasiyetini, duyarlılığını göstermesi
lazımdır. Kendi elinin altındaki memurlar kadrosu sayılan
Emniyet Teşkilatı ve JİTEM üzerinde de hassasiyetini
hissettirmesi lazımdır. Yani istihbarat ve Emniyet
Teşkilatı, JİTEM çok iyi çalışırsa, bence bu kana susamış
vampirlerin önümüzdeki günlerde yeniden Türkiye'de kan
seylapları meydana getirmelerine meydan verilmeyebilir.
Öyleyse, istihbaratın çok iyi işlemesi, dış servislerin
Türkiye'deki emellerinin çok iyi takip edilmesi lazım.
Tanzimat'tan daha önce Türkiye'de faaliyete başlayan,
zamanla devletleri bile aşabilecek hale gelen, bazı
idarecilere dedikleri her şeyi yaptırabilen, hükümetleri
devirip yeni hükümetler kurabilen, içeride çok iyi
teşkilatlanmış olsalar da kökleri tamamen dışarıda bulunan,
harici güçlerin emellerine hizmet eden, çok güçlü insanları
bünyelerine aldıklarından dolayı kendilerine mensup bir
insanın tutuklanmasına, sorgulanmasına ve mahkûm edilmesine
asla fırsat vermeyen, bir kısım cemiyyat-i sırriyenin çok
iyi takibe alınması lazımdır'' demektedir.
Aynı tarihli Tercüman gazetesinde,
Nazlı Ilıcak yazısında, ''Gülen'in bu sözleri
kendisiyle ilgili bir ihbar aldığının işareti sayılabilir''
şeklinde verilmiştir. Buna mukabil, www. nurettinveren.org
sitesinde Nurettin Veren, ''Fethullah Gülen'in kendisini
hain ilan ettiğini ve ABD'de 50 kişinin huzurunda
öldürülmesini emrettiğini'' , ''bu konuyu Adalet
Bakanı Cemil Çiçek, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ve
Sanayi Bakanı Ali Coşkun' un, eski dava
arkadaşlarımız ve yetkili bakanlar olarak suç duyurusunda
bulunduğunu, can güvenliği ve koruma talep ettiğini''
iddia etmektedir.
Sorular:
1- Dünden Bugüne Tercüman gazetesinde,
18. 11.2004 tarihinde Fethullah Gülen'in ağzından ortaya
konulan, ''Türkiye'de tekrar melun cinayetler olacak,
yeniden kan gövdeyi götürecek'' şeklindeki ifade ihbar
kabul edilerek gerekli araştırma başlatılmış mıdır?
Başlatılmamışsa bu soru önergem ihbar kabul edilerek gerekli
araştırma başlatılacak mıdır?
2- Sayın Fethullah Gülen'in tarifine
göre, ''Tanzimat'tan daha önce Türkiye'de faaliyete
başlayan, zamanla devletleri bile aşabilecek hale gelen,
bazı idarecilere dedikleri her şeyi yaptırabilen,
hükümetleri devirip yeni hükümetler kurabilen, içeride çok
iyi teşkilatlanmış olsalar da kökleri tamamen dışarıda
bulunan, harici güçlerin emellerine hizmet eden, çok güçlü
insanları bünyelerine aldıklarından dolayı kendilerine
mensup bir insanın tutuklanmasına, sorgulanmasına ve mahkûm
edilmesine asla fırsat vermeyen, bir kısım cemiyyat-i
sırriye'' kimdir?
3- Bahsi geçen gazetede Gülen'in
ağzından ortaya atılan iddialarla ilgili olarak Gülen'den,
ABD'de ikamet etmekte olduğu adrese derhal bir emniyet ve
istihbarat timi yollanarak gerekli ifade alınacak mıdır?
4- Veren'in, internet sitesinde ortaya
koyduğu ve yukarıda detayıyla anlatılan iddialar doğru
mudur, araştırılmış mıdır? Araştırılmamışsa, ihbar kabul
edilmesi gereken bu soru önergemden sonra araştırılacak
mıdır?
YARIN: VEREN'E GÖRE GÜLEN'İN ASIL
AMACI NE - GAZETECİLER VE YAZARLAR VAKFI NİÇİN KURULDU?
Gazetemiz yazarı Hikmet Çetinkaya'nın
kaleme aldığı 'Fethullah Gülen' yazı dizisine ihtiyati
tedbir konuldu:
Fethullah Gülen'i
övmek serbest, eleştirmek ve sorgulamak yasak
Yayınımız durduruldu
Fethullah Gülen'in avukatları, Hikmet
Çetinkaya'nın kaleme aldığı ve 1 Mart'tan bu yana
gazetemizde yayımlanan ''Fethullah Gülen'in 40 Yıllık
Arkadaşı Nurettin Veren Anlatıyor'' yazı dizisine ihtiyati
tedbir kararı aldırdı. Avukatlar başvurularında, ''Gülen'in
kişilik haklarının ihlal edildiğini'' ileri sürdü. Karar
hukukçuların ve siyasilerin tepkisine neden olurken Adalet
Bakanı Çiçek "Mahkeme kararıyla ilgili düşünce ifade edemem"
dedi. Çetinkaya, yayımlanan bölümlerde Veren'in çarpıcı
açıklamalarına yer vermişti.
Nurettin Veren, ''Başörtüsü
füruattır'' açıklaması yapan Fethullah Gülen'in daha önce
cemaatine fotoğraf çektirmeyi, margarin kullanmayı, hatta
kola içmeyi bile yasakladığını açıklamıştı. Veren, kola
içenleri ABD'ye yardım etmekle itham eden Fethullah Gülen'in
şimdilerde ABD'de olmasını çelişkili bulmuştu. Peçeyi
Türkiye'ye Gülen'in getirdiğini savunan Nurettin Veren,
Gülen'in çalışma yöntemleri hakkında ''Fethullah Hoca'nın
üslubu hep sinsi, kapalı. İllegaliteyi seçmesi bu yüzden''
yorumunu yapmıştı.
9.Sayfa'da
CHP TEPKİ GÖSTERDİ:
Gerçek saklanıyor
CHP'li Cevdet Selvi, yayın
durdurma kararının altında ''gerçekleri örtbas etme''
anlayışının yattığını söyledi. Atilla Kart "Yayın halkı
bilgilendirme niteliğinde. İtiraz aşamasında yargının daha
sağlıklı karar vereceğine inanıyorum'' derken Kemal Anadol,
"Yasaklama basın özgürlüğü açısından sakıncalı" görüşünü
kaydetti.
9.Sayfa'da
CHP'DEN TEPKİ
'Gerçekler saklanmaya çalışılıyor'
ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) -
Gazetemiz yazarı Hikmet Çetinkaya 'nın, geçmişte
Fethullah Gülen 'in en yakınında yer alan isimlerden
olan Nurettin Veren 'le yaptığı röportajın yayınının
durdurulmasına CHP'den de tepki geldi.
SELVİ: KARAR DÜZELTİLMELİ
CHP Genel Başkan Yardımcısı Cevdet
Selvi , Fethullah Gülen'le ilgili daha önce kimi
gazetelerde ''övücü'' yönde yayınların yapıldığına,
ancak hiçbir müdahale ya da tepki görmediğine dikkat çekti.
Gerçeklerin örtbas edilmesi girişiminin ülkeye hiçbir yarar
sağlamayacağını kaydeden Selvi, şu görüşleri dile getirdi:
''Bu röportaj, geçmişte ve günümüzde yaşanan olayların,
gelişmelerin netleşmesi bakımından son derece yararlı bir
işlev üstlenmiştir. Olayın içinde yaşayan insanların görüş
ve düşüncelerini yansıtan bir özellik taşımaktaydı. Ancak,
bunların bilinmesinden rahatsız olanlar, önlemlerini her
yönüyle alma gayreti içinde olabilirler. Bu karar da böyle
bir anlayışın parçası olabilir. Bu kararın ilgili yayın
kuruluşunun savunması alınmadan alelacele verilmesi son
derece yanlış. Bir an önce bu kararın düzeleceğini
umuyorum.''
CHP Konya Milletvekili Atilla Kart
da, mahkemelerin, savunma almadan ''ihtiyati tedbir''
olarak yayın durdurma kararı verebilmelerinin yasal olarak
mümkün olduğunu, ancak bunun keyfi olarak
kullanılamayacağını söyledi. Kart, ''Ama hukuk
kurallarını, basın özgürlüğü, düşünce özgürlüğü bağlamında
değerlendirdiğimizde, Cumhuriyet tarafından yapılan yayının,
güncel konu ve olay hakkında, kamuoyunu bilgilendirme
yönünde olduğu gayet açıktır'' dedi. Kart, şunları
söyledi: ''Yayının yapılması sırasında kişilik haklarının
ihlali kapsamında herhangi bir hukuka aykırılık varsa, yasal
yolları her zaman açıktır. Bunlar göz ardı edilerek, yayının
bütününe yönelik karar verilmesini hukuka uygun bir yaklaşım
olarak görmüyorum.''
ANADOL: ÇOK ÜZÜCÜ BİR TABLO
CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol
, Çetinkaya'nın yazı dizisinin durdurulmasına sert tepki
gösterdi. Anadol, ''Çetinkaya, Türk basınının çok
deneyimli, birikimli ve özellikle tarikatlar konusunda
uzmanlaşmış bir yazarıdır. Fethullahçılar denilen topluluğun
içyüzünü aydınlatan yazı ve röportajlar yapmıştır. Bu
zincirin son halkasında yazı dizisinin yasaklanması basın
özgürlüğü açısından son derece sakıncalıdır'' dedi.
Aylardır medyada Gülen ve topluluğunun propagandasının
yapıldığına dikkat çeken Anadol, ''Şu gerçek ortaya
çıkmıştır: Gülen'i övmek Türkiye'nin çağdaşlaşması ve
özgürlük oluyor. Ancak, eleştirilince yasaklanıyor, suç
kabul ediliyor. Bu, çok üzücü bir tablo'' açıklamasını
yaptı.
ŞİRİN: KUŞATMA İÇİNDEYİZ
İstanbul Bağımsız Milletvekili Emin
Şirin , ''Sözlerin ifade edemeyeceği bir sıkıntı ve
kuşatma içindeyiz. Ne desem hafif, ne söylesem hafif.
Nurettin Veren'e sansür uygulandığında internetteki sitemi
kendisine açmıştım. Şimdi de, Çetinkaya'nın röportajının
sansür uygulanan, yayımlanmayan kısımlarını internetteki
sütunumda yayımlamaya hazırım'' açıklamasını yaptı.
BARO BAŞKANLARI:
Özgürlük tehlikede
Ankara Barosu Başkanı Coşar,
kararın düşünce özgürlüğüne aykırı olduğunu vurgulayarak
"Niye rahatsız olunuyor ki? Cesareti olan cevap verir" dedi.
İzmir Barosu Başkanı Erdemir, "Türk yargısı açısından
sıkıntı verici gelişmeler yaşanıyor. Umarım Türkiye'de bir
rejim değişikliği noktasına ulaşmaz" diye konuştu.
9.Sayfa'da
İzmir Barosu Başkanı Erdemir,
gelişmelerin ardında Türkiye'ye biçilen 'ılımlı İslam'
modelinin yattığını söyledi
'Basın özgürlüğü tehlikede'
İzmir Barosu Başkanı Erdemir "Türk yargısı
açısından çok sıkıntı yaratacak gelişmeler yaşanıyor" dedi.
Manisa Barosu Başkanı Demirkol ise "gelişmelerin arka
planına bakılması" gerektiğini söyledi.
Hikmet Çetinkaya'nın Nurettin Veren'le
yaptığı söyleşinin yer aldığı dizinin Gülen'in avukatlarınca
durdurulması barolardan siyasilere, sivil toplum
örgütlerinden basın kuruluşlarına birçok çevre tarafından
tepkiyle karşılandı. Durdurma kararını değerlendiren
çevreler, Türkiye'nin "çok süratle teokratik bir yapıya
taşınmasının altyapısının" oluşturulduğuna dikkat çektiler.
İZMİR (Cumhuriyet Ege Bürosu) -
Gazetemiz yazarlarından Hikmet Çetinkaya 'nın yayına
hazırladığı ''Fethullah Gülen'in 40 Yıllık Arkadaşı
Nurettin Veren Anlatıyor'' adlı yazı dizisinin
Fethullah Gülen 'in başvurusuyla mahkeme kararıyla
kaldırılması, hukukçuların tepkisine yol açtı. Basın
özgürlüğünün engellenmesiyle ilgili olarak İzmir Barosu
Başkanı Nevzat Erdemir , vahim bulduğu gelişmenin
arkasında, ABD'nin Türkiye'ye öngördüğü ılımlı İslam
modelinin yattığını söyledi.
Erdemir, Fethullah Gülen'in ABD'de
yaşadığına dikkat çekerek ''ABD Türkiye'deki rejimi
ılımlı İslama dönüştürmeye çalışıyor. Gülen de ABD'de. Buna
çok dikkat edilmeli'' dedi.
Erdemir şu görüşlere yer verdi:
''Bu olay Osman Şirin 'in açıklamasıyla bağlantılı
olduğu izlenimini veriyor. Türk yargısı açısından çok
sıkıntı yaratacak gelişmeler yaşanıyor. Umarım Türkiye'de
bir rejim değişikliği noktasına ulaşmaz. Yargıçlar, topluma
adalet inancı verirler. Toplumun adalet inancını sarsacak
tutum ve davranışlardan kaçınması gerekenlerin başında
yargıçlar gelir. Yargıçlar kararlarıyla konuşurlar, siyaset
yapmazlar. Cumhuriyet gazetesindeki Fethullah Gülen ile
ilgili yazı dizisinin durdurulmasına da bu perspektiften
bakmak gerekiyor.''
'GELİŞMELER DÜŞÜNDÜRÜCÜ'
Manisa Barosu Başkanı Remzi
Demirkol , gelişmenin arka planına bakmanın doğru
olacağını söyledi. Demirkol, geçen hafta içinde Hürriyet
gazetesi yazarı Bekir Coşkun 'un sütununda
''şeriat fetvası'' niteliğinde bir tekzip metninin
mahkeme kararıyla yayımlandığına dikkat çekerek
gazetemizdeki yazı dizisinin durdurulmasıyla ilgili olarak
şunları söyledi:
''Türkiye'de artık, mahkemeler
farklı bir anlayış içinde ve siyasallaşıyorlar söylemleri,
sıkça vurgulanır oldu. Buna dikkat etmek gerekiyor.
Cumhuriyet'teki yazı dizisinde hiçbir kışkırtma yok, silahlı
eyleme çağrı yok. Buna karşın yasaklama gerekçesi ne
olabilir?''
Aydın Barosu Başkanı Sümer Germen
, gelişmeyi basın özgürlüğüne vurulan bir darbe olarak
nitelendirdi.
Denizli Barosu Başkanı Adil Demir
, kararın basın özgürlüğüne aykırı olduğunu söyledi. Demir,
''Öncelikli olarak Gülen'in ülkeye gelerek yargılanmasını
tamamlaması gerekiyor. ABD'de misafir olmaktan vazgeçsin.
Kendi hakkında yazı yazılması doğaldır. Çünkü kendisi
kamuoyunda çok tartışılan bir isimdir. Yargıda önemli
değişiklikler var ve bu karara bu doğrultuda bakmak
gerekir'' diye konuştu.
Muğla Barosu Başkanı Ayla Kara
da ''Yargı gerçekleri yazan bir gazetenin yayınına hayır
demiştir'' diye konuştu.
TGC BAŞKANI ERİNÇ:
Anayasaya aykırı
TGC Başkanı Orhan Erinç, yazı
dizisine mahkeme kararıyla ihtiyati tedbir konulmasının
anayasanın 28. maddesine aykırı olduğunu belirtti. Erinç
"Gazetecilerin kamuoyunu bilgilendirmesi engellenmemeli"
dedi. Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi ise ''konu yargıya
intikal ettiği için değerlendirme yapmak istemediğini''
belirtti.
9.Sayfa'da
Övmek serbest, eleştirmek yasak
Fethullah Gülen, 1 Mart'tan bu yana
gazetemizde yayımlanan 'Fethullah Gülen'in 40 Yıllık
Arkadaşı Nurettin Veren Anlatıyor' yazı dizisinin 'kişilik
haklarını ihlal ettiğini' gerekçe göstererek yazı dizisine
ihtiyati tedbir kararı aldırdı. Tedbir kararını 'sansür'
olarak değerlendiren gazetemiz yazarı Çetinkaya, "Bu ülkede
Fethullah Gülen yazı dizisi hazırlayıp propagandasını yapmak
serbest, sorgulamak ise yasak" dedi.
Haber Merkezi - Fethullah Gülen
, gazetemiz yazarı Hikmet Çetinkaya 'nın kaleme
aldığı ve 1 Mart'tan bu yana gazetemizde yayımlanan
''Fethullah Gülen'in 40 Yıllık Arkadaşı Nurettin Veren
Anlatıyor'' yazı dizisinin ''kişilik haklarını ihlal
ettiğini'' gerekçe göstererek yazı dizisine ihtiyati
tedbir kararı aldırdı. Gazetemize uygulanan bu tedbiri
''sansür'' olarak değerlendiren Hikmet Çetinkaya,
''Bu ülkede Fethullah yazı dizisi hazırlayıp kendisini övmek
ve propagandasını yapmak serbest, eleştirmek ve sorgulamak
ise yasak'' dedi.
Gülen adına avukatı Orhan Erdemli
tarafından Üsküdar 5. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde Hikmet
Çetinkaya ve Nurettin Veren hakkında tespit davası
açıldı. Erdemli, mahkemeye sunduğu dilekçesinde,
''Çetinkaya'nın Nurettin Veren ile yaptığı dizi röportajda
müvekkilinin kişilik haklarının ihlal edildiğini, halen
mevcut hukuka aykırı haksız saldırı ve saldırı tehlikesi
karşısında müvekkilinin kişilik haklarına saldırıda
bulunulmaması için ihtiyati tedbir kararı verilmesini''
talep etti.
5. Asliye Hukuk Hâkimi Mustafa
Cahit Mergen , Erdemli'nin bu talebi üzerine,
''açılan davada yargılama yapılıp karar verilinceye kadar
davaya konu gazetemizin Fethullah Gülen ile ilgili yazı
dizisinin, ihtiyati tedbiren yayımlanmamasına'' ve
''duruşmasının 19 Nisan 2005 tarihine bırakılmasına''
karar verildi.
Adalet Bakanı Cemil Çiçek ,
bakan olarak açılan davalardan haberdar olmasının söz konusu
olmadığını belirterek ''Benim sıkıntım, Adalet Bakanı
olarak mahkemeden verilen bir kararla ilgili düşünce ifade
etmemin imkânsız oluşu. Bunu, değerlendirme yapmak
istemiyorum anlamında söylemiyorum. Bakan olarak mahkeme
kararıyla ilgili olarak düşünde ifade etmem doğru olmaz''
değerlendirmesini yaptı.
Hikmet Çetinkaya, röportajının
yayımlanan bölümlerinde Nurettin Veren'in çarpıcı
açıklamalarına yer vermişti. Veren, son dönemlerde
''başörtüsü füruattır'' açıklaması yapan Gülen'in daha
önce cemaatine fotoğraf çektirmeyi, margarin kullanmayı,
hatta kola içmeyi bile yasakladığını, kola içenleri ABD'ye
yardım etmekle itham ettiğini belirterek Gülen'in şimdilerde
ABD'nin misafiri olmasını çelişkili bulmuştu.
Veren, Gülen'in çalışma yöntemleri
hakkında ise ''Fethullah Hoca'nın üslubu hep sinsi,
kapalı. İllegaliteyi seçmesi bu yüzden'' yorumunu
yapmıştı. Peçeyi Türkiye'ye 40 yıllık yol arkadaşı Gülen'in
getirdiğini savunan Veren, şunları anlatmıştı:
''İzmir'de doğmuş büyümüş benim
annemin başı açıktı, 70 yaşında hacca gidinceye kadar... Ama
benim evlendiğim kadın 17 yaşındaki hanımım, Fethullah Gülen
'burnunun ucu bile görünmeyecek' dediği için, aynen
Afganistan'daki burka gibi yüzünü örttü. Yüze peçe takmak
Türkiye'de yoktur. Mahmutefendi Cemaati'nde de yoktur...
Çarşaf giyer onlar ama yüzlerini örtmez, onlar da bizden
sonra yüzlerini örttü. Durdu dedi ki 'Bu örtü meselesini
bir laubalilik olarak görüyorum, tesettür odur ki, burnunun
ucu, ayağının topuğunun ucu bile görünmeyecek.' Şimdi bu
açmazlar, bu söylemler ile o günküler otuz yıllık bir süreç.
Ya o gün Kuran doğruydu ya da bugün Kuran'ı tersinden
okuyoruz.''
Veren, Gülen'in Amerika'daki evinde 30
gün yaşadığını belirterek son gün Gülen'in cinnet ve hezeyan
getirerek kendisini öldürmek istemek noktasına gelince
kaçmak zorunda kaldığını dile getirmişti. Dizi yazısında
Gülen okulları, şirketleri ve vakıflarının denetlenmediğine
de işaret eden Veren, ''Ben olayın üzerine gidince
öldürülme tehdidi aldım. İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu
'yu telefonla aradım. Bana koruma verildi. Ancak hâlâ
takip ediliyorum. Can güvenliğim tehlikede. Gülen beni
öldürtmek istiyor'' iddialarında bulunmuştu.
İstanbul Barosu, yazının kişisel
haklara saldırı niteliği taşımadığını vurguladı
Erinç: Anayasaya aykırı
İstanbul Haber Servisi - TGC
Başkanı Orhan Erinç , gazetemiz yazarı Hikmet
Çetinkaya 'nın yazı dizisine mahkeme kararıyla ihtiyati
tedbir konulmasının anayasanın 28. maddesine aykırı olduğunu
belirtti. Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi ise
''konu yargıya intikal ettiği için bu aşamada değerlendirme
yapmak istemediğini'' belirtti. İstanbul Barosu Başkanı
Kazım Kolcuoğlu , yazı dizisinin kamuoyunu
ilgilendiren açıklamalar olduğunu söyledi.
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı
Orhan Erinç, yaptığı yazılı açıklamada, Hikmet Çetinkaya'nın
hazırladığı yazı dizisinin, düşünce ve ifade özgürlüğü
kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, şu
görüşlere yer verdi: ''Tedbir yoluyla yayının
durdurulması, Anayasa Mahkemesi'nin 28'inci maddesinde
belirlenmiş olan kuralın dışında ve anayasaya aykırı bir
durumdur. Daha önce de verilmiş olan yayın durdurma
kararları itirazlar üzerine kaldırılmıştır. Başkalarının söz
ve eylemlerinden dolayı gazetecilerin kamuoyunu
bilgilendirmesine engel olunmamalıdır.''
POLİTİKA GÜNLÜĞÜ
HİKMET ÇETİNKAYA
Fethullah Gülen'i Eleştirmek Yasak...
Fethullah Gülen 'in sağ kolu, 40
yıllık yol arkadaşı , Işık Evleri'nin, okulların, Asya
Finans'ın, Samanyolu TV'nin kurucusu Nurettin Veren 'in
anlattıklarını yazmak suç mudur?
Evet suç!..
''Fethullah Gülen'in 40 yıllık
arkadaşı Nurettin Veren anlatıyor'' yazı dizim yargı
kararlarıyla durduruldu...
Gülen'in avukatları Üsküdar Beşinci
Asliye Hukuk Mahkemesi 'nde dizi yazımın durdurulması için
dava açtılar.
Mahkeme, avukatların başvurusu üzerine
2005/54 Sayılı 2 Mart 2005 tarihli kararıyla Fethullah
Gülen'le ilgili yazı dizisinin 'ihtiyati tedbiren'
yayımlanmamasına karar verdi...
Gazetemizin hukuk bürosu, bu kararın
henüz savunma alınmadan verildiğini , yayını durdurma
kararına bugün itiraz edeceklerini söylediler...
Yargının kararına saygılıyım...
İtirazımızın sonucunu alana dek
bekleyeceğim...
Yazı dizim durduruldu...
Peki susacak mıyım?..
Asla!..
Hani bu ülkede basın, düşünce ve ifade
özgürlüğü vardı? Hani yayın özgürlüğünü engelleyen maddeler
yasalardan çıkarılmıştı? Hani Türkiye demokratik bir toplum
olmuştu?
Sevsinler böyle basın ve ifade
özgürlüğünü!..
Laik, demokratik Türkiye
Cumhuriyeti'nde Fethullah Gülen 'i övmek, Işık Evleri 'nin
propagandasını yapmak serbest , eleştirmek ise yasak...
****
Fethullahçı yapılanma Türkiye'yi
nereye götürüyor, altı yıldır ABD'de yaşayan Gülen niçin
Türkiye'ye dönmüyor?
Yıllardır Fethullah Gülen'i yazıyorum
bu köşede...
1995 yılında Ankara'da Zaman
gazetesinin temsilcilik binasında basın toplantısı
düzenleyen Fethullah Gülen ne diyordu:
''Değişik yerlerden aldığımız
sinyallerle bir kısım askerlerin muhtıra verme temayülleri
olduğu söyleniyor. Bazıları alakadar olmayabilir. Bazı büyük
zenginler de alakadar olmayabilir. Ama şu anda birilerinin
kıpırdanışı bahis konusu. Hatta bu konuda hükümet tarafından
kayrılan birinin açık tavrı olduğu söylenebilir...''
1995 yılında böyle konuşuyor Fethullah
Gülen!..
Kimlerden güç alıyor, kimler koruyordu
o tarihte Gülen'i?..
O tarihte sormuştuk:
'' Fethullah Gülen askerlerin
muhtıra hazırlığı içinde olduğunu nereden haber almıştır?''
Yanıt alamamıştık...
Fethullah Gülen yıllar sonra ABD'den
seslenmişti:
''Türkiye'de önümüzdeki aylarda
bazı faili meçhul cinayetler işlenebilir...''
Açık açık Türkiye'de kan gövdeyi
götüreceğini öne süren Fethullah Gülen hakkında bir
soruşturma açılmadı?
Nurettin Veren kendi web sitesinde
yazdı, Bağımsız İstanbul Milletvekili Emin Şirin yine
Veren'in iddialarını TBMM'ye taşıdı...
Nurettin Veren , sitesinde, Gülen'in
kendisini ABD'de hain ilan ettiğini, elli kişinin önünde
öldürülmesi için buyruk verdiğini açıklayıp şöyle demiyor
muydu:
''Bu konuyu Adalet Bakanı Cemil
Çiçek , İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu , Sanayi Bakanı Ali
Coşkun 'a bildirip, ayrıca Gülen için suç duyurusunda
bulundum...''
****
Fethullah Gülen
ABD'de yaşıyor ama.. kendi deyimiyle Türkiye'deki 'üst düzey
yetkililerden' bilgi alıp "Önümüzdeki aylarda Türkiye'de kan
gövdeyi götürecek'' diyor...
Peki Türkiye
Cumhuriyeti Devleti ne yapıyor?
Fethullah Gülen'e
şu soruyu sormuyor:
''Sen kimsin be
adam?''
Nazlı Ilıcak ,
Gülen'i savunuyor:
''Gülen'in bu
sözleri kendisiyle ilgili bir ihbar aldığının işaretidir.''
Ve Emin Şirin soruyor ilgili bakana:
''Gülen'in ağzından ortaya atılan
iddialarla ilgili olarak Gülen'den ABD'de ikamet etmekte
olduğu adrese derhal bir emniyet ve istihbarat timi
yollanarak ifade alınacak mıdır?''
Evet... Fethullah Gülen yazı dizisi
yargı kararlarıyla durduruldu...
Yargıya saygılıyım!..
Bu ülkede Fethullah Gülen'i övmek, onu
göklere çıkarmak serbest, eleştirmek ise yasak.
hikmet.cetinkaya@cumhuriyet.com.tr
Faks numaramız: 0212/ 513 90 98