Güncel ve Tarafsız Haber

Zeynel Kozanoğlu

tahtacilar@yahoogroups.de Okulu Üzerine Bir Kaç Söz

Kopenhag - Ankara’da gazeteciler arasında şöyle bir ortak inanış vardır. Doğruluk derecesi tartışılır ama derler ki,

"Bir gazeteci ne kadar bilgisiz olursa olsun, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde devlet bütçesi görüşmelerini başından sonuna kadar sadece bir kez dikkatle izlerse, üniversite bitirmiş kadar bilgi sahibi olur.”

Gazeteciliği meslek edinmişlerle tahtacilar@yahoogroups.de tartışma grubu üyeleri arasında belli bir paralellik kurmaya kalkışmak size akıl dışı gelir mi? Ya da böyle bir yakıştırmayı yadırgar mısınız?

Özellikle ülkemizde her öğrenim düzeyinde kişi gazeteci olabilmektedir. Hele gazetecilik okullarının bugünkü kadar yaygın olmadığı geçmiş yıllarda her sınıftan, her kılıktan insan gazetecilikte bir biçimde yer bulabilir ve tutunurdu da…

Bu doğal oluşum size tahtacilar@yahoogroups.de grubunun bildiğimiz yapısını anımsatıyor mu? Öğretmeninden öğrencisine, ilkokul bitirmişinden profesörüne ve Türkiye’de oturanından pek çok ülkede oturanına kadar her meslekten, her kademeden insanlar şu inanç çevresinden, ya da bu inanç yöresinden olduğuna bakılmaksızın bir çatı altında bir araya gelmişiz.

Grubun üyelerinin değişik dini inançlara sahip oldukları görülüyor. Alevi, Sünni, Hıristiyan, Budist ve Ateist üyeler. Demek oluyor ki, çok kültürlü ve çok uluslu bir gruptur bu. Türk, Alman, İsviçre, Fransız, Hollanda, Danimarka, ABD, İngiliz, Azeri, Moldova, Özbek, Macar, Bulgar vd. vatandaşları grubun üyeleri arasındadır.

Değişik mesleklerden bilim adamları da var. Sosyologlar, antropologlar, halkbilimciler, tarihçiler, Türkologlar, edebiyatçılar, yazarlar, sanatçılar, din bilimcileri (ilahiyatçılar, İslambilimcileri, Hıristiyan teologları), etnomüzikologlar, matematikçiler, dilbilimciler, gazeteciler, hukukçular, tıp doktorları gibi..

Alevi dedeleri, Bektaşi halifeleri ve babaları, ilahiyatçıların, İslambilimcilerin yanı sıra rahip ve papaz olan üyelerimiz de var. Ve bu insanlar kiliselerinde oldukça önemli görevler yürütüyorlar. Bütün bunlardan başka Alevilik ve Aleviler üzerine ilgi duyan akademisyenlerin yanı sıra önemli dernek temsilcileri de grubumuzun üyesidirler.

Para, pul beklemeden, şöhret ve aferin ummadan, kimse tarafından zorlanmadan ve büyük bir ihtimalle de bir üyenin dile getirdiği gibi "bildiklerini başkalarıyla paylaşmak, başkalarının bildiğinden yararlanmak” amacıyla bir araya gelmişiz. Kimimiz kendi deyişiyle "ilkokul mezunu”dur. "Gruptaki arkadaşların çoğunun (ya da tümünün) eğitim durumunun benden daha yüksek olduğunu düşünüyorum,” diyebilmekteyiz. Kimimiz üniversite öğretim üyesiyizdir ama, bilimsel kimliklerimizi pek gündeme getirmeyiz.

Kimse darılmasın ama kimimiz de "dediğim dedik çaldığım düdük” peşindeyizdir.

Çoğu zaman hiç tartışmayacağımız konuları günlerce tartışırız. Sözgelimi, kırk yıldır adı "Mahzuni” olan rahmetli Âşık’ımızın adı "Mahzuni” mi olacaktı, yoksa "Mahsuni” mi, diye. Öte yandan da, ortaya atılan en can alıcı bir konuda kimse sesini çıkarmaz.

Sözgelimi, bir üyemiz şöyle bir görüş belirtmişti:

"Toplumumuz sadece dini bayramları bayram olarak kabul etmektedir. Milli bayramlar tüm görkemine rağmen gerçek bayramlar olarak kabul görememektedir.”

Bu konu üzerine yazan bir arkadaşımız çıktı mı?

Grup üyeleri arasında yazışarak görüş alış verişinde bulunma alışkanlığı bulunmayan arkadaşlar olduğu görülüyor. Bir zaman önce üç çocuğuna destek dersi verdiğim bir baba’yı kasabamızın kütüphanesine çağırmıştım ve kendisine çocukları hakkında bilgi vermeye çalışmıştım. Yarım saat süren çabamın sonunda aldığım yanıt şu olmuştu:

― "Bir kahvede filan buluşsaydık ya kardaşım… Burada benim boğazım kurudu.”

Bizim grupta da buna benzer gariplikler yaşamıyor değiliz. Bunun yanı sıra ortaya atılan konular üzerinde görüş belirten arkadaşlardan bir kısmının “körlerin fili tarifi" olayında görülen yanlışa düşebildiği görülmektedir.

Ben diyorum ki, tahtacilar@yahoogroups.de bir okuldur. Bu okulun her sınıftan, her kademeden öğrencileri zaman zaman sevgi dolu söylemlerle birbirlerine yakınlaşarak, zaman zaman da aralarında hırçınlaşarak söz koşturmaktadırlar.

“Yazışarak konuşmak ve bir konuyu yazışarak irdelemek insanın doğasına aykırıdır," desem büyük bir yanlış mıdır bu? Öyle ya... İnsanoğlu yüzyüze görüşmeye alışkındır. Karşı karşıya oturacaksınız... Birbirinizi tartarak, birbirinizin ses tonundan, birbirinizin hal ve tavrından anlamlar çıkararak bir sonuca gideceksiniz.

Burada, sanki öte dünyadan seslenen birileriyle karşı karşıya gibisiniz. Hatta var olup olmadığı bile tartışmalı birileriyle... Kim olduğunu bilmediğiniz kimselerle görüş alış verişinde bulunacaksınız.. Düne kadar varlığından habersiz olduğunuz kimselere saygılı davranmak zorunda kalacaksınız.. Belli bir kültürün insanı değilseniz zor haller bunlar.

Bizim okulda bu hallerin tamamı yaşanıyor. Görüş alış verişi sırasında karşısındaki arkadaşına “Okuduğunu anlamıyorsun," diyebilenimiz de çıkıyor, işi kavgaya kadar götürerek grup üyelerinin ağzının tadını kaçıranımız da... Bir grup üyesine “Sen bize tepeden bakıyorsun," diyenimiz de var, aynı üyeye kendisi yukarıdan bakanımız da var.

Ancak, şurası bir gerçek ki, bu okulda herkes bir şeyler öğreniyor. Görüş alış verişinde bulunmanın tartışmadan farklı bir şey olduğunu öğreniyoruz. İlkokul bitirmiş de olsak, bir üniversite öğretim üyesi ile görüş alış verişinde bulunmanın hazzını yaşıyoruz. Biz bu alış verişte taraf olmasak bile, görüşmeleri izlerken bundan yararlanıyoruz.

Grupta süre giden görüş alış verişlerini birbuçuk yılı aşkın süredir dikkatle izliyorum. Kimi zaman da tartışmalara katıldığım oldu. Belki yanılıyorum ama, bizim grubun deyiş yerindeyse “rolanti" de çalıştığını düşünüyorum.

Zaman zaman bayram kutlamalarında, ya da pek seyrek de olsa kimi tartışmalarda adı öne gelen grup üyelerinden pek çoğunun zorlu maçları tribünden izlemeyi seçmeleri hoş değil. İki bakımdan hoş değil. Bir kere “Hele şunlar tartışsınlar da ben bir güzel seyredeyim," diye mi tartışılan konu hakkında görüş bildirmiyorlar, yoksa “Canım, kimdir bu tartışanlar, benim bunların arasında ne işim var?" diye mi düşünüyorlar, anlaşılamıyor. Aslında ikisi de birbirinden rahatsız edici tavırlardır bunlar.

Bunun dışında bir tek ihtimal kalıyor. Kimi arkadaşların vakitleri dardır. En iyimser bakışla biz de buna yoruyor ve gruba üye herkesten aynı "efor”u beklemiyoruz. Yalnız bu tavır zamanla kimi üyeleri “Hep ben konuşuyorum, biraz ayıp oluyor galiba.." düşüncesine itiyor. Nitekim, verdiği bilgileri zevkle izlediğimiz ve bu bilgilerden pek büyük ölçüde yararlandığımız bir arkadaşımızın, kendisinden daha daha fazla bilgiler beklediğimiz bir sırada şu satırlarıyla karşılaşmak işten bile olmayabiliyor:

― “Herkese hayırlı günler ve kafalarını (yazılan bazı şeylere dayanamayıp) son bir-iki gündür çok şişirdiğim için özürler."

Böylesi kişisel değerlendirmeler bir yere kadar alçak gönüllülüğün ifadesi sayılsa da, grupta sürdürülen görüşmelere kıyısından köşesinden katılma eğiliminde olan kimi arkadaşlarımız üzerinde cesaret kırıcı bir rol oynayabilmektedir, diye düşünüyorum.

Alevilik konusunda gerektiğinden pek fazla duyarlı arkadaşlarımız var. Bunların zaman zaman saldırıya yaklaşan çıkışları tartışmalara katılmaya hazırlanan kimi arkadaşları “Yanlışa düşersem fena hırpalanırım," çekingenliğine sürükleyebilmektedir. Ya da, zaman zaman aralarında ben de bulunduğum halde, bir sözünü beğenmediğimiz arkadaşı fazlasıyla hırpalamaktayız ki, bu yanlıştan kaçınabilsek ne iyi olur.

Belki de, tahtacilar@yahoogroups.de için "okuldur” deyişim bundan kaynaklanıyor. Bu okulda ben de öğrenciyim ve zaman içinde hem edep erkân açısından, hem de özellikle Alevilik üzerine bilgilenme açısından gerçekten öğrenim görüyorum. Kimse adına değil, ben kendim için böyle düşünüyorum.

Bu arada, laf aramızda tek tük de olsa hırpalanmaktan hoşlandığı izlenimi veren arkadaşlarımız da çıkmıyor değil. Nedendir bilinmez, böylesi bir tavır sergileyen arkadaşımıza büyük çoğunluk susarak tepki gösteriyor. Oysa, bu tutum zaten her türlü sınırı zorlama hevesinde bulunan isyancı dostumuzu daha da cesaretlendirebiliyor.

“Sizin yazdıklarınız ile bu sitede amaç edinilenle doğrudan bir ilgisi olduğunu sanmıyorum,” gibi zor anlaşılabilen bir cümleye de bu okulda rastlayabilmekteyiz. Öte yandan şu açık meydan okumayı da görebilmekteyiz:

― “Hiç bir Alevi kaynağında Ramazan ayında oruç tutmamayı öneren bir kayıt görmedim, duymadım. Hele Ramazan´a bir tepki hiç bir yerde okumadım / duymadım. Bu konuda ellerinde aksi yönde kanıt olanlar beni bilgilendirir ve bilgi dağarcığımın genişlemesine katkı sunarlarsa kendilerine minnettar kalırım. Bildiğim tek şey Ramazan'da zorlama ile oruç tutmanın, veya 30 gün tutmanın Alevi inancı ile uyuşmadığıdır.”

Bu arada güzel güzel tartışırken sabır taşı çatladığı için fazlaca öfkelenip “Lütfen Aleviliği temiz inançlı insanlara yanlış aktarmayın. Sizin doğrularınız kafanızda kalsın,” demeye kadar işi götürenler de çıkabiliyor. Ya da biz akıllı uslu bir bilim adamını böylesine öfkelendirecek kadar onun üstüne gidebiliyoruz.

“Bayram kutlama ile ilgili tartışmaların çoğunu okumadım," diyen bir üyemiz de var.. Saflığının bağışlanmasını isteyen bu üyemizin merak ettiği konu ise bambaska. “Yılbaşı geliyor, birbirimizin yeni yıllarını buradan kutlayabilecek miyiz?"

Bir başka üyemiz "Tartışmaları yakından izliyorum," diyor. Ve şöyle söylüyor:

“Bütün dinlerin ortak özelliklerinden biri de, inançlarını, geleneklerini, ibadetlerini rasyonalize etme çabalarıdır. Örneğin Müslüman neden domuz yemediğini gerekçelendirmeye çalışır. Aynı gayreti, inek eti yemeyen Hindu'da da görürüz. Hindu'larda İnek eti yememek üzerine, en az bin tane kitap olduğunu düşünüyorum."

Sayıları çok az da olsa bir kısım arkadaşlarımızın tutumundan şöyle bir izlenim edinmek, kimi ne kadar rahatsız eder, bilemiyorum. Ama, ben tartışma gurubumuzun dışında ve günlük hayatta da gelişmelere ve girişimlere bakarak görüyorum ki, “Aleviler ve Sünniler arasında diyalog kurmak o kadar zor ki, iki taraf da birbirlerini anlamıyorlar, anlamaya bile çalışmıyorlar.” Bu bağlamda grubun da işi oldukça zor.

Bıkmadan, usanmadan denemek gerekiyor. Ben daha da ileri gidiyor ve bir yakınımın görüşüne katılarak diyorum ki:

"Kim ne derse desin, Türkiye için Alevilik sorunu Kürt sorununa rahmet okutacak bir sorun olma niteliği gösteriyor. Durumun ülke çapında sosyal huzuru tehdit eden bir boyutta olduğu sürekli göz önünde tutulmalıdır.”

Tartışmaların hararetle sürdüğü sırada sesini çıkarmayıp, ortalık durulduktan sonra bilge kişiliğiyle araya giren ve çoğu zaman bilimsel bir makalenin bütün unsurlarını içeren yoğunlukta mektubunu bize sunan arkadaşımız bile var:

“Tartışmalarda zaman zaman birbirine veya birbirlerinin görüşlerine "sempati" ile yaklaşan üyeler çıkabiliyor. Tıpkı "antipati" duyanlar olduğu gibi. Hal böyle olunca, burada "empati" önem kazanmaktadır.”

Uzun sözün kısası, bu tartışma grubu iyi ki var. Bu okul iyi ki var. Sanal ortamda bu okulu açan, bu okulu yaşatan, bu okulun yaşamasına katkıda bulunan bütün arkadaşlara teşekkür ediyorum. “İyi ki varsınız.. Ve iyi ki bu okul kurulmuş," diyorum.

Herkese sağlık ve esenlikler diliyorum.

|  Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com