|
|
|
Güncel ve Tarafsız Haber |
|
|
|
İlhan Atasoy Tabanca “Şiir tadında bir komedi” isimli tek kişilik oyunumu oynayacağım şehire gitmek üzere trendeydim. Etrafıma baktığımda nerdeyse herkesin elinde bir gazete olduğunu gördüm. Amerika Birleşik Devletleri'ne yapılan uçaklı saldırılarla ilgili her kafadan bir ses çıkıyordu. Kimi yolcular trende değil de sanki açık oturum programına katılmışlar gibi, 11 Eylül olayı ile ilgili duygu ve düşüncelerini dile getirebilmek için karşılıklı atışıyorlardı adeta. Trene binmeden önce gazete alma fırsatım olmamıştı. Gazetesi olmayan bir başka kişi ise, altmış yaşlarında bir kadın idi. Tam karşımda oturuyordu. Kafasını arada bir ne sağa çeviriyor ne sola. Gözünü hiç kırpmadan beni izliyordu. Çantamı yerden alıp dizimin üstüne koydum. İçi tıka basa doluydu. Tek kişilik oyunumda kullandığım oyuncak tabancam en üsteydi. Onu alıp yan tarafımdaki boş koltuğa koydum. Thomas Mann'ın romanı ise en alttaydı. Romanı çıkarırken karşımdaki kadının titrediğini fark ettim. Göz ucuyla bir bana, bir tabancaya baktı. Müthiş bir korku sardı kadını. Tabancamı elime alıp, bunun bir oyuncak olduğunu göstermek isterken, kadın, yerinden fırladığı gibi alalacele uzaklaştı. Durduk yerde moralim bozuldu. Bu halimle değil tek kişilik oyunumu oynamak, kitap dahi okuyamazdım. Başka bir kimseyi daha korkutmamak için, çantamın içine önce tabancamı sonra romanımı yerleştirdim. Müthiş bir sıkıntı çöktü içime. Artık zaman geçmek bilmezdi. Olup bitenleri unutmak için, kafamı pencereye doğru çevirip dışarıyı seyretmeye başladım. Tam dalıp gitmek üzereyken büyük bir gürültüyle kendime geldim. Koridordan, “Kimse yerinden kımaldamasın!” diye bir ses geldi. Derken, kompartımanımız üç polis tarafından basıldı. Polislerden biri kadındı. Kimbilir hangi suçlunun veya teröristin peşendiydiler? Hiç beklemediğim bir anda, “eller yukarı!” diye bağırarak hepsi birden üzerime hücum etti. Beni yaka paça tuttukları gibi pencereye doğru fırlattılar. Neye uğradığımı şaşırdım. İki polis üzerimi ararken, kadın polis de çantamı karıştırmaya başladı. Bütün yolcular sanki bir tiyatro gösterisindeymiş gibi, gazetelerini katlamış bizi izliyorlardı. Sahnede olduğum anlarda bile böyle küt küt atmamıştı kalbim. Ne istiyordu polisler? Birine mi benzetmişlerdi beni? Suçum neydi? İçimdeki korku ve şaşkınlıktan dolayı, niçin arandığıma dair hiçbir bilgim yoktu. Kafam allak bullak olmuştu. Üzerim didik didik arandı. Cebimden cüzdanım çıkarıldı. Çantamı bir gümrük memuru gibi karıştıran kadın polis, sanki aradığını bulmuş gibi, “Tabanca çantanın içinde!” diye seslendi ötekilerine. Bunun üzerine kompartımanda bir uğultu koptu. Ancak, tabancayı eline alınca birden afalladı. “Tabanca oyuncakmış!” dedi hemen. Ben de, herkesin duyacağı şekilde, “Ne sandınız ya,” dedim. “Gerçek tabanca sizde gezer, bende değil!” Polislerin üçü de müthiş bir şaşkınlık içerisindeydi. Çam yarması polis, “Oyuncak tabancanın sizde ne işi var? Koskoca adamsınız!” dedi. Birden babam geldi aklıma. Bir gün, “Benim oğlan bu yaşta kendisine ne diye oyuncak tabanca aldı, anlamıyorum,” diye bir cümle kullanmıştı. Tek kişilik bir oyun hazırladığımdan ne ailemin haberi vardı, ne de akrabalarımın. “Ben oyuncuyum. Tabancayı da onun için aldım,” dedim. Diğer yolcular hâlâ kem gözle bakıyorlardı bana. “İsterseniz programımdan size küçük bir kesit sunabilirim? Tabancayı niçin taşıdığımı da öğrenmiş olursunuz böylece?” diye bir öneride bulundum. Tabancamı kadın polisin elinden kaptığım gibi yönümü izleyici yolculara doğru dönerek, oyunumda geçen tabancalı bölümü başladım oynamaya. Kısa boylu polis, “Çocuk gibi davranmanın sırası değil!” diye tepki gösterdi. Hiç aldırış etmeden, tabancalı bölümü sonuna kadar oynamak istiyordum. Çam yarması araya girerek, tabancayı elimden tuttuğu gibi çekiverdi. “Yolculuğunuzun nereye olduğunu öğrenebilir miyiz?” diye sordular. “Hamburg'a” dedim. Polislerin gözü birden fal taşı gibi açılıverdi. Oraya sanki gizli bir iş için gidiyormuşum gibi, “Hamburg'da ne işiniz var?” diye sordular. “Canım Hamburger yemek istedi de. Dortmund'ta kalmamış... Siz de ne ilginç sorular soruyorsunuz öyle. Oyuncuyum dedim ya. Hamburg'da tek kişilik oyunumu oynayacağım. Buyurun siz de gelin. Biletler benden!” Oyuncu olduğuma hâlâ inanmamakta diretiyorlardı. Çantamdan dosyamı çıkarıp, tek kişilik oyunumla ilgili değişik gazetelerden kestiğim haber küpürlerini gösterince, - ki içlerinde Almanca olanları da vardı - biraz yumuşadılar. Kimliğimi iki parmağının ucunda tutan kısa boylu polis nihayet, “Mesele anlaşılmıştır. Rahatsız ettiğimiz için özür dileriz. Yanlış bir ihbar almışız,” dedi. Ancak, kimliğimi geri verme niyetinde değildi. “Gitmeden önce size özel bir soru sorabilir miyiz?” dedi. “Buyurun” “Bir Arap olarak Neğ York'a yapılan saldırıları siz nasıl değerlendiriyorsunuz?” Hiç güleceğim yoktu. Bu soruyu sormak aklına nerden geldi doğrusu merak ediyorum. Bu da bir oyun olmasındı sakın? Polis hâlâ bir yanıt bekliyordu benden. “Sorunuza yanıt veremeyeceğim. Üzgünüm,” dedim. “Niçin?” “Ben Arap değilim de onun için.” Bu kez sözü çam yarması aldı. “Yani bir Müslüman olarak bu olayla ilgili hiç mi görüşünüz yok?” “Bu sorunun muhatabı ben değilim. Üzgünüm. Yine yanıt veremeyeceğim.” “Yine ne oldu?” “Ben ateistim.” Kadın polis, “Siz hangi ülkede doğdunuz?” diye bir soru yöneltti. Kadının gözleri parlıyordu. “Türkiye'de doğdum.” Yine aynı polis, “Yani bir Türk olarak hiç mi görüşünüz yok bu olayla ilgili?” “Efendim, ben Alman vatandaşıyım. Kimliğim elinizde. Bakmayacaktınız da ne diye aldınız?” Kısa boylu polis kaşlarını çatarak kimliğimi uzattı. Çam yarması da tabancamı. “Yolunuza devam edebilirsiniz,” dediler. Elimdeki tabancayla bir süre ayakta öylece kaldım. Böyle bir olayla karşılaşacağımı bilseydim kendime roketatar alırdım. “Peng!” “Peng!” (Not: İlhan Atasoy, yukarıdaki öyküde adı geçen “Şiir Tadında Bir Komedi” isimli, güldüren, ama sadece güldürmeyen, düşündüren, ama sadece düşündürmeyen bu tek kişilik oyununu Almanya'nın değişik yerlerinde de sahnelemek istiyor. İlhan Atasoy ile ilişki için: Telefon: 01793263765. Ayrıntılı bilgi edinmek için, www.ilhanatasoy.com adresini ziyaret edebilirsiniz.) Aleviyol, 7.3.2003 Kültür & Sanat |
| Ana Sayfaya |
|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |
| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |