Güncel ve Tarafsız Haber

Murtaza Demir

Sn. Hasan Kaya

Değerli dost,

Banaz’dan 31 Mayıs günü döndüm. Sıcak ve dostça iletinizi de aynı gün aldım. Vefa örneği iletiniz, yüreğime soğuk su serpilmesine ve mutluluğuma neden oldu. Size teşekkür borçluyum...

Banaz’da uzun süre (15 gün) kalmam ve orada internet olanağı bulamamam nedeniyle, sizi yanıtlamakta geciktim. Bu yüzden üzgünüm. Sn. Genç aracılığıyla gönderdiğiniz eserleriniz (kitaplar) için de ayrıca teşekkür. İlk fırsatta okumaya başlayacağım.

Banaz’da bulunma nedenime gelince; Pir Sultan Dağında elli dönümlük bir araziyi Orman Bakanlığı’ndan Vakıf adına kiraladık.

Araziye ikibinbeşyüz çam fidanıyla, binbeşyüz akçaağaç fidanı dikerek, Sivas şehitlerimiz anısına ağaçlandırdık. Bakım aşamasında ilgilenmek gerekiyor.

Değerli dost,

Ülkemizdeki devlet sisteminin (statüko) Alevi karşıtlığı bilinen bir şey. Akıl alır gibi değil ama, statükonun Pir Sultan muhalifliği, karşıtlığın da ötesinde: Düşmanca!.. Öyle ki, Dünyaca ünlü piyanist Fazıl SAY’ın, 2 Temmuz vahşeti üzerine bir oratoryo yazıp seslendirmesinden sonra, Onu kara listeye aldılar!.. Banaz, Alevilerce ziyaret edilen önemli merkezlerden biri ama,  en küçük mezralara kadar hizmet götürüp cami yapan ve bir de kadrolu imam atayan devlet, Banaz’ın altyapı sorunlarını çözmemekte kararlı: Kastediyor; hizmet vermiyor!.. Konu uzun, sorun büyük! Bu yüzden özetlemem gerekiyor. Banaz’da yönetici arkadaşlarımla nöbetleşerek, sürdürdüğümüz yol, kanal, su şebekesi, yemekhane, misafirhane gibi, alt ve üstyapı çalışmaları için, kendi olanaklarımızı ve zamanımızı kullanarak, sorunu çözmeye çalışıyoruz. Bu tesislerimizin inşaatını 80 oranında tamamlayarak, bitirme aşamasına getirdik.

Değerli dost,

“... Şimdi bunca ezilmişliğin ve dışlanmışlığın nasıl gerçekleşmiş olduğunu anlamakta pek zorlanmıyorum. (...) Yirmi milyondan fazla Alevinin haklarını neden alamadıklarının  cevabı tam da içler acısı halimiz...” diyerek,  Alevi toplumsal gerçeğini gözler önüne seriyorsunuz. Kısa, yalın, özlü ve gerçekçi tespitleriniz için sizi içtenlikle kutluyorum. Bir katliam yapılmış: Bize; ‘artık unutun, üzerinde durmayın!’ deniliyor. Biz, ‘hayır, asla’ diyerek, elimizden geldiği ölçüde çaba gösteriyoruz. Biliyorsunuz Alman Hükümeti; ‘Sivas Katliamı elebaşılarından ikisine sığınma hakkı verdiğini; bir kaçıyla ilgili de araştırma yaptıklarını’ açıkladı. Eski yazıları gruba göndermemizin nedeni de bu...

Acaba sesimize bir ses alır mıyız? Acaba, o ülkelerde yaşayan duyarlı canlarımız, AB Parlamentosuna, Alman ya da Fransız makamlarına gidip bu rezaletin hesabını sorarlar mı? Örneğin, Alman Adalet Bakanlığı önünde bir protesto yapmayı düşünürler mi? Alman makamlarını AİHM’sine şikayet ederler mi???... 

Şimdi trajediye bakın ki, yardım bir yana, Danimarka’da yaşayan bir Alevi kardeşimden ‘durmadan niye yazıyorsun’ eleştirisi alıyorum.

Bu kardeşim, Almanya’nın katillere sığınma hakkı tanımasından rahatsız olmuyor ama, bunların yazılmasından rahatsız! İşte gerçeğimiz ve insan malzememiz bu!!!... 

Değerli dost,

Özgün, orijinal Alevilik artık yaşamıyor. Sorunun büyük kısmı burada. Devlet sistemi, ‘70’lerde programına aldığı, ‘Aleviliği iğdiş etmek’ çabasında başarılı oldu. Bunu yaparken en büyük katkıyı da, “her ağacın kurdu içinden olur” misali 68 Alevi kuşağının yanlış öngörüsünden aldı. Dönemin ‘devrimcilik modası’ gereği, Aleviliği ‘gericilik’ olarak niteledik. Gariban, yoksul dedelerimizi köylerimizden, evimizden, hanemizden bizler kovmadık mı? Dede ve dedelik kurumu olmadan, özgün Alevilik nasıl yaşatılır?..

Bugün başka bir şey öneriliyor; aslında dikte edilmek isteniyor: ‘ALİ’siz ALEVİLİK!..’  Aleviliğin içi boşaltılıyor değerli dost: Olmazsa olmaz kurumları tartıştırılıyor.  Ali’siz, dedesiz, müsahipsiz, cemsiz, niyazsız, inançsız!... Sonuç? Sonuç işte bu: Bugün Aleviler nicel olarak on milyonlarla ifade ediliyorlar ama, Türkiye’nin sosyal, siyasal ve kültürel yaşamına, hiçbir etkileri ve katkıları bulunmuyor, bulunamıyor. Niteliksiz kuru kalabalığın hiçbir değer ifade etmediğinin en çarpıcı örneği olarak,  Aleviler gösteriliyor.

Değerli dost,

Aleviliğimizle birlikte bir çok değerimizi de kaybettik. Katılır mısınız; bugün en çok “Aynayı kendimize (özümüze) tutmaya” gereksinim duyuyoruz. “Özümüzü dara çekmiyor” ve hiç okumuyoruz. “Yaradılanı hoşgör, yaradandan ötürü” felsefesinin mirasçısıyız ama, en çok da bu kavrama biganeyiz Büyük çoğunluğumuz, “Bilgi sahibi olmadan, (her konuda) fikir sahibi.” Devrimci, demokrat ve Alevi olmak iyi bir nitelik ya, hepimiz bu kolaycılığın esiri olduk.

‘Alevi’ olmak için Alevi ana-babadan olmayı, ‘devrimci’ olmak için, Alevi kökten gelmeyi ‘yeterlilik’ saydık. Bu sıfatların emek ve birikimle elde edileceği gerçeğini hep yadsıdık. Okumadan ‘bilgin,’ inanmadan ‘Alevi’ oluna bileceği hikayeleriyle Kendimizi kandırdık: Avunduk, avuttuk!.. Değerli dostum bağışla, Dünün gerçek ilerici ve çağcılı olan Alevi kesimi, ne hazin ki,  bugün (istisnalar dışında) tembel, cahil ve en geri kesim durumdadır!.. Ne denli büyük bir felsefe ve tasavvuf birikiminin mirasçısı olduğumuzun bile farkında değiliz.

Değerli dost,

Bana gelen (sataşmaları) eleştirileri doğal karşılıyorum. Bunca yıl sorumluluk üstlendim, görev yaptım.  Kuşkusuz yanlışlarım, yanılgılarım, hatalarım oldu. Bu yüzden eleştirilmiş olmama hiçbir itirazım yoktur. İtirazım; ya da kendimce isyanım düzeysizlik, saygısızlık ve bunca cehalete... Bana göre iletinizin can alıcı mesajı; “... Bu karmaşa ve şaşkınlık içinde bir çıkış yolu ve ışık olacak dostlar aramanız(dır)..” Arayışınıza beni de değer bulmanız ise büyük bir incelik.

Değerli dost,

‘Rotası olmayan gemiye hiçbir rüzgar kafi gelmezmiş.’ Alevi hareketi akordu olmayan saz heyeti gibi: Her kafadan bir ses çıkıyor. Böyle bir hareketin başarı şansı sıfırdır. Harekete içtenlikle emek veren canları elbette ayırıyor ve onlara binlerce teşekkür gönderiyorum. Ama büyük bir sorun var ve onu da kırıp dökmeden ifade etmek gerekiyor: Acaba emek veren canlara, ‘seyir için değil, aşk için ola’ düsturunu anımsatmak gerekir mi?.. Bu kötü şartlardan kurtulmanın bir yolu elbette var. Ama kabul edelim; kötü bir yapıyı onarmak, yenisini yapmaktan çok daha zor bir iştir. Deneyimlerim bana, birinci koşulun örgütlenme ama, nitelikli olması koşuluyla olduğunu öğütlüyor. Yazan, çizen, düşünen ve harekete strateji üreten entelektüel sermaye gereksinimini de göz ardı etmeden...

Yeniden konuşmak ve yazışmak dileği ile...                                                      

Selam, sevgi ve saygıyla, 03.06.2004/Ankara

| Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com