|
Eski Anadolu düşünürlerinden
Thales (M.Ö. 624-548), evreni meydana getiren ana maddenin ne
olduğunu sormuş ve sorduğu soruya yine kendisi cevap vererek bu
maddenin su olduğunu söylemiş. Bir başka Anadolu düşünürü olan
Xenophanes de (M.Ö. 569-477) Thales’le aynı düşünceyi paylaşmış ve
bunu şu sözleriyle ifade etmiş:
“Hepimiz
toprak ve sudan doğduk zira,
Topraktan gelir her şey ve döner
toprağa”
Yine
Anadolu düşünürlerinden birisi olan Empedokles de aynı düşünceyi
savunmakta ve evrenin dört öğeden oluştuğunu söylemektedir ki bunlardan birisi de “su”dur.
Aslında bu düşünürler zaten o günkü Anadolu’nun günlük hayatında var
olan kültür, inanç ve düşünüş biçimlerini kavramsallaştırmak ve
belli bir temele oturtmaktan öte bir şey yapmamışlar. Çünkü o günkü
Anadolu’da suyun kutsallığına zaten inanılmaktaydı, günümüz gibi o
gün de Anadolu baştan başa bir ayazmalar-kutsal sular ülkesiydi. Bu
kutsallık kaynağını doğayla iç içe yaşayan insan düşüncesinin
kendisini doğadan ayrı, bağımsız bir varlık olarak algılamamasından
alıyordu. Bunun sonucu olarak bu fikrin ilk biçimlerinden birisi
olan Animizm ortaya çıktı. Animizme göre ölen önemli kişilerin
ruhları su kenarlarında ikamet ediyordu.
Suyun
hayatın kaynağı olduğu inancı Anadolu dışındaki bir çok kültürde de
ortaktır. Örneğin Eski Türk inançlarına göre evren yaratılmadan önce
salt sudan oluşuyordu. Bu nedenle Türkler bir pınar gördüklerinde
hemen secde ediyorlardı. “Kutsal Pınar” anlayışı Türklerde oldukça
yaygın bir inançtı. Bununla ilgili olarak Dede Korkut kitabında
şöyle yazıyor: “...uzun bınar dimek ile meşhur bir bınar var idi: ol
bınara periler konmuş idi....” Bu kutsallık Türklerin eski dini olan
Şamanizm’e de yansıyor. Şamanizm’deki beş tanrıdan birisi Su
Tanrısıydı. Halk, Şaman aracılığıyla Su Tanrısına dua ederdi. Bu
kutsallık daha sonraki yüzyıllarda da devam ediyor. Timur döneminde
Ceyhun Nehri’nin Cennetten geldiğine inanılır, bu bölgede bir
pınara, su kaynağına kirli bir şey düşse halk hemen buraya giderek
temizlik yapıyordu. Aksi takdirde büyük bir fırtına kopacağını
düşünülüyordu.
Nehir
Tanrı
Ceyhun
Nehri’nin cennetten geldiği inancının benzeri Hintlilerde de mevcut.
Hintlilerin Ganj Nehri kaynağını “Ganga” (Nehir Tanrı)’dan alıyor.
Ganj kutsal bir nehir olarak anılmakta ve ona tapınılmakta. Bu
nedenle her yıl binlerce Hintli, Ganj Nehrinde yıkanarak arındığına
ve kutsanarak sağlık bulduğuna inanıyorlar.
Sümerler evreni, Gök(An), Toprak(Enlil) ve Su(Ea veya
Enki) olarak üçe ayırıyor ve tümünün yaratıcı öğesi olarak “su”ya
tapıyorlardı. Sümerlilerde su, yaratılışın kaynağı olduğundan
bereketi simgeliyordu. Bu nedenle tapınaklarda bir kap içerisinde su
bulunduruluyor ve bu sudan içenlerin hastalıklarından
kurtulacaklarına inanılıyordu. Bu anlayış günümüz Anadolu’sunda da
oldukça yaygın. Bir çok Türbede bir kap içerisine su konulmakta ve
bu sudan yada Türbe yakınındaki kutsal bir su kaynağından
içildiğinde sağlığa kavuşulacağına inanılmakta. Bu inanç dinsel bir
gelenek olarak İslamiyet’te de bulunuyor. Kabe’deki kutsal
sudan(Zemzem) içen hacılar böylece kutsandıklarına inanıyorlar.
Suyun
kutsallığıyla bağlantılı en önemli dinsel gelenek vaftizdir. Geçmişi
Hıristiyanlıktan çok
önceye dayanan vaftiz, kişinin geçmişle tüm bağlantılarını
koparması, yeniden doğmasını amaçlıyor. Çünkü suyla temas, suyun
arındırıcı niteliği nedeniyle, her zaman bir yeniden doğuşu
simgeliyor. Vaftiz veya benzeri, suyla arınma ritüeli bir çok
kültürde ortak özellikler taşıyor. Hintlilerin Ganj nehrinde
yıkanması bu ritüelin bir parçası olduğu gibi, geçmişte Anadolu’da
Kybele tapımında da uygulanıyordu. Bu ritüel günümüzde Anadolu
Alevi-Bektaşi cemlerinde de ceme katılanların -on iki hizmetten biri
olan- ibrikçinin döktüğü suyla el parmaklarını yıkamaları şeklinde
devam ediyor.
Ölümsüzlük veren
su
Suyun
yaratılışın temeli olduğu inancından doğan abıhayat (içenlere
ölümsüzlük verdiğine inanılan su) İslamiyet’e göre sadece Hızır
tarafından içilebilmiş. Bu nedenle Anadolu’nun bir çok yöresinde
Hıdrellez sabahı güneş doğmadan çeşmeden su alınarak eve getirilir.
Bunun amacı eve bereket getirmek ve bu sudan içerek sağlık
bulmaktır. Abıhayatın Eski Türklerdeki karşılığı yine ölümsüzlük
verdiğine inanılan “Bengisu”dur. Bu inanç Eski Anadolu
uygarlıklarında da bulunuyordu. Akhilleus doğar doğmaz annesi
tarafından Styx nehrine atılmış ve ölümsüz kılınmıştı.
Suyun
kutsallığı inancının bir başka yansıması da İslamiyet’teki Abıkevser
ırmağıdır. İnanca göre ölen kişi Sırat köprüsünden geçtikten sonra;
ancak Abıkevser ırmağında yıkandıktan sonra cennete girebilir. Halk
geleneğinde olduğu gibi dinlerde de suyun kutsal görülmesi suyun,
yaşam için zorunlu olmasından kaynaklanıyor. Bu nedenle Anadolu’da
yağmur rahmet adıyla da anılır. Birçok yörede, özellikle geçmiş
yıllarda Nisan yağmurlarının (Aptal ıslatan, aslında bu deyim bana
göre Abdal ıslatan olmalıdır; çünkü literatürde Abdalların Nisan
yağmurunu kutsal gördükleri ve Nisan yağmurlarında özellikle yağmur
altında ıslandıklarıyla ilgili bilgiler mevcuttur) şifa verdiğine
inanılıyor ve kaplarda toplanan su, ailenin bütün çocuklarına
içiriliyordu. Suyun kutsallığı inancının halk kültürü içerisinde bir
çok yansıması bulunuyor. Bunlardan birisi “eren”, “evliya”, “ermiş”
olarak bilinen halk önderleri için anlatılan söylenceler. Bu
söylencelerin büyük bir kısmında evliya asasını yere saplayarak veya
benzeri bir şekilde hiç su bulunmadığı düşünülen bir yerden,
olağanüstü bir şekilde su çıkarır. Bu su genellikle bir kült
konusudur. Örneğin Hacıbektaş’ta bulunan ve Hacı Bektaş Veli
tarafından çıkarıldığına inanılan Ali Suyu ve Aslanlı Çeşme Aleviler
için Zemzem kadar büyük bir kutsallığa sahiptir. Sağdaki fotoğrafta
görüleceği gibi bu suyun üzerine zaten halk tarafından zemzem
yazılmıştır. Bu çeşmelerden içilen suyun hastalıkları
iyileştirdiğine, sağlık verdiğine inanılıyor. Su, canlılar için bir
zorunluluk olmasından dolayı kült konusu olmakta ve onun için
yakarılmaktadır. Günümüzde halen kuraklık dönemlerinde yağmur
yağması için metropoller de dahil olmak üzere yağmur duasına
çıkılması da bu yakarışın en yaygın örneklerinden. Halk kültüründe su ile
ilgili inançlar oldukça fazla. Bu inançların bazıları olumlu
bazıları ise olumsuz özellik taşıyor. Ancak her ikisinin de ortak
özelliği suyun sahip olduğu kutsallık. Örneğin suya atfedilen
olumsuz inançlardan birisine göre geceleri peri kızları ay ışığında
toplanır, göllerin kıyısında düğün dernek kurarlar. Suyun şırıltısı
onların sesi, sudaki gölgeler onların yüzlerinin yansımasıdır. Bu
göller çok derin olup da görünmediklerinde, burada devler bile
bulunabilir, insanlara kötülük eder ve insanları suyun dibine
çekerler. Yakın tarihte kamuoyunu günlerce meşgul eden Van Gölü
Canavarı da bu inancın sonucu değil midir?
Yaralanılan
Kaynaklar:
ELİADE,
Mircea: İmgeler, Simgeler, Gece Yayınları, I. Baskı, Ankara Haziran
1992.
HANÇERLİOĞLU, Orhan: İslam İnançları Sözlüğü, Remzi
Kitabevi, 2. Basım, İstanbul 1994.
Not: Bu yazı Aydın DURDU imzasıyla
Ekolojik Yaşam Dergisi Buğday'ın 11/2001 sayısında
yayınlanmıştır. |
 Hayatın
kaynağı olan su pek çok kültürde ölümsüzlüğün, bereketin ya da
arınmanın simgesi olarak karşımıza çıkıyor. Baştan başa bir
ayazmalar-kutsal sular ülkesi olan Anadolu'da suyun kutsallığına
inanılıyor.
 Halk
kültüründe su ile ilgili inançlar oldukça fazla. Anadolu'da
Türbelere yada mezarlara su bırakılması yaygın olan bir
uygulamadır.
 Ölümsüzlük sembolü olarak bilinen su, ölümsüzlüğe
değil, hayatın ve ölümün şekil değiştirme olduğuna inanan Anadolu
insanı tarafından en kutsal bilinen yerlere
resmedilir.
Suyla
ilgili inanışlar...
· Geceleri su üstünden atlanmaz. Su
birikintileri ecinnilerin ve perilerin mekanıdır.
· Gece dışarı su dökeni periler
çalar (Alır götürür).
· Suya tükürmek uğursuzluk
getirir.
· Çeşme başında uyunmaz; çünkü bu
durumda şeytan gelir.
· Yolculuğa çıkanların arkasından
su dökülür.
· Cenaze gömülene kadar, o bölgede
evlere su getirmezler.
· Cenaze olan bölgedeki tüm kişiler
evlerdeki suları dökerler.
·
Su çok kutsaldır. “Su gibi aziz ol” bunun
ifadesidir.
|