Güncel ve Tarafsız Haber

Murat Aksoy

Siyaset ne, siyasi aktör kim(ler)?

3 Kasım seçimleri sonucunda AKP ve CHP’den oluşan TBMM’de; bu iki partinin 3 Kasım’da başlayan yeni siyasi süreçte siyaseten duracakları pozisyonlar, gerek bu partilerin kendi açıklamaları, gerekse bu partilerin dışardan konumlandırılmaları ile altı ayda ortaya çıktı. (Bu altı ayı büyük ölçüde Irak Savaşı'na borçlu olduğumuz söylemeye gerek yok sanırım.)

3 Kasım seçimlerinin ortaya çıkardığı sonuçlar bir çok açıdan 1946 seçimleri ile karşılaştırılsa da; 1946 seçimlerini aşan sonuçları içinde barındırmaktadır. Siyasi literatürde çokça bahsedilen “çok partili hayat” 1946 seçimleri ile değil, 3 Kasım ile başlamıştır. Çünkü ilk defa bu seçimde “siyasi merkezin” dışında, “siyasi çevrenin” temsilcisi olan bir parti tek başına hükümet kurmuştur. Tek başına bu durum bile yaratacağı siyasi sonuçlar açısından 3 Kasım seçimlerini 1946’dan daha önemli kılar.

Her ne kadar bu sonuç, seçim sonrası pek fark yaratmamış gözükse (nitekim seçim sonrası sadece piyasalar değil, medya vs. bile rahatlamış, her şeye pembe gözlükler ile bakılır olmuştu) bile, aradan geçen altı ay yavaş yavaş bu sonuçların ve bu sonuçların yarattığı pratiklerin siyasi ifadesinin merkez tarafından fark edilmesi ve bu durumun nasıl değiştirileceği ve tekrar eskiye dönüştürüleceği noktasında merkezin bütün güçlerinin yeniden hareketlendiği bir ana denk düşmektedir.

AKP’nin neyi farklı?

Türkiye’de siyasi merkez Cumhuriyet’in kuruluşu ile Osmanlı’nın “ideolojik sürekliliğini” devralmış ancak “kültürel sürekliliğini” reddetmiştir. Bu adımlar Cumhuriyet’i kuranlar açısından iradi bir tercihi yansıtmaktadır. Bu iradi tercih ile ideolojik olarak Osmanlı’da “sarayın” yerini Cumhuriyet ile “askeri ve sivil bürokrasi” almış, “millet sistemi” ile hayat bulan kültürel çeşitlilik ise “Türk / laik” bir kimlik tercihi var olan tüm farklı kimlikleri ulus kurgusu içinde örten ve toplumu homojenize etmeye çalışan tek boyutlu bir vatandaşlık kodu olarak anlam kazanmıştır.

Bu yapı (yani ideolojik ve kültürel kodun kamusal alanda varlığı ve temsili) 3 Kasım’a kadar iktidar ya da hükümet olmuş tüm partiler (kısa dönemli sapmaları bir tarafa bırakırsak) tarafından sahiplenilmiştir ki, varlıklarını bu kodların paylaşımına borçludurlar. Bu kamusal alan tanımı ve bu alanda meşru kabul edilenleri birlikte düşündüğümüzde; kaba bir siyaset tanımını; bu kamusal alanda meşru kabul edilenlerin sahne aldığı bir oyuna benzetmek abartı olmayacaktır. Yani aktörlerin değiştiği ancak aktörlerin kimliğinin aynı olduğu bir sahnede oynanan oyunun adı siyaset olmuştur.

Oysa 3 Kasım’da sahne değişmemiş, ancak sahneye şimdiye kadar meşru kabul edilmeyen bir kimlik çıkmıştır. Ve sahneye giren bu aktör, bütün iyi niyetli adımların karşı merkez tarafından hala kuşku ile izlenmekte ve devşirilmeye  çalışılmaktadır.

Ancak bu ideolojik temelli sahnenin yıkılmaması adına, sahnede bir dizi rol değişikliği söz konusudur. Bu sahnede AKP ile birlikte yer alan CHP, şimdi sadece kendini değil, bu sahnede daha önce yer almış, merkez sağdan merkez sola, milliyetçisinden laikine kadar geniş bir siyasi yelpazeyi temsil etmeye soyunmuştur. (Yaptıkları açıklamada yerel yönetim seçimlerinde sağdan sola kadar bir çok adaya yer vereceklerini yönündedir.) Aynı şekilde bu sahnede önemli yer tutan askeri ve sivil bürokrasi, bu sahneyi korumada CHP’nin en büyük destekçisi konumundadır.

Dünya hızlı bir değişim yaşıyor ve değişim giderek daha da hızlanacak. Bu değişim, dünya ölçeğinde var olan siyasi sahneyi ve bu sahnede yer alan aktörlerin sürekli yenilendiği bir sürece  işaret ediyor. Böylesine hızla değişmekte olan bir dünyada, içerde değişmeyen bir sahne ve değişmeyen aktörler tasavvur etmek hayli güçtür.

Özellikle AKP tarafından hazırlanan bazı yasa tasarıları ve kullanılan siyasi tasarruflar merkez tarafından bu sahneye tecavüz olarak algılanıyor. Bu korku, sahneyi dizayn edenler açısından anlaşalabilir bir korkudur, ancak bu korkuyu dünyaya anlatmak o kadar kolay değildir.

Evet siyasi merkez AKP üzerinde kendi alanını korumaya çalışıyor. Bu süreçte en büyük sorumluluk AKP’ye düşüyor. Bu sorumluluk AKP’nin temsil ettiği kültürel kimliğe sahip çıkarak; bundan hareketle mümkün olan en geniş katılımlı yeni bir kültürel kimlik, yani çok boyutlu bir vatandaşlık üretmesi yönünden adımlar atmasını, hem de toplumsal barış için atılacak siyasi adımları tek başına değil, mümkün olan en geniş siyasi konsensus ile  sağlaması yönündeki çabalarıyla örtüşecektir.

Aleviyol, 21.5.2003

Yorum

|  Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com