Güncel ve Tarafsız Haber

Ümit Aslanbay

Sivas'ı anlamadan Avrupa zor...

ya Huntington yanılmıyorsa,

ya tanımlamanız geçersizse?

Tarihte; Türkiye'nin yakın coğrafyasında cereyan eden, alışılmışın tersi yöndeki hareketlerden en etkili ve eğitici olanlardan biri Büyük İskender ile simgelenen Makedonya İmparatorluğu idi. Makedonlar, uygarlığın merkezi Atina'yı ele geçirdikten sonra Doğu'ya yöneldi. Tabii en başta 'bize' göre Doğu'ya...

Onlara göre zenginliğin kaynağı oralardaydı. Darius'un (İran'da ikamet ederdi) efsanevi hazineleri ele geçtiğinde ve adamlarınca öldürüldüğünde, İskender kendisini tereddüt etmeden onun yasal ardılı hatta öcünü alacak kişi olduğunu ilan etti. O, henüz oturduğu Doğulu bir imparatorun tahtından; tek bir dünya istiyordu!..

Ama İskender Doğulu değildi, Darius'un ardılı olamayacağı gibi...

Orduları, Hindistan'a, Ganj Vadisi'ne doğru yürümeyi reddettiğinde neler düşündüğü bu noktada önemli değil ama bilinen şu; İskender o zamanın birinci dünyasını teşkil eden Helen uygarlığının bir temsilcisiydi. Yani, Darius'unkinin değil, Atina'nın değerleriyle yetişmiş, onları benimsemişti, -ki vücuda getirdiği uygarlığın adı bu yüzden Aryan ya da Makedon değil, Hellenistik oldu. İskender ile gerçekleşen Doğu ile Batı'nın bu müthiş kapışmasının kültürel anlamda esas galibi ikincisiydi. Ama uzun vadedeki önemli bir yenilgiyle... Fethedilen topraklarda yaşayanlar için Olimpos tanrıları bir şey ifade etmiyordu, ilerleyen yıllarda bu kez galip gelen ise Doğu oldu. En yeni Batılı olan Romalı askerler Ortadoğu'da kol gezmeye başladığı zaman ise dünya, onlara karşı oluşan, Helen-Ortadoğu dinsel düşünüşündeki ilginç sentezlere tanıklık etti. Etkileri ve yarattığı değişimler ise yüzlerce yıl sürdü, bugüne dek...

Pekiyi ya ulaşılan bir sentez miydi?

Ya da Türkiye, bugün AKP eliyle AB kapısını zorlarken bu türden bir sentezin olgunlaşmış halini mi temsil ediyor?

AKP'lilerin iç kamuoyuna yönelik bu yolda 'resmi ve aleni' bir sesi çıkmasa da, ABD için de, AB için de, Ortadoğu için de AKP iktidarı 'İslami' bir yapıyı (isterseniz 'ılımlı' falan da diyebilirsiniz; ne demekse) temsil etmekte. AKP kendisini dışarda 'İslami' olarak (orada özgürlük olduğu için!) tarif ederken, Türkiye'de bunu yapmaktan kaçınıyor, onun yerine tarife uygun gizli, açık buna uygun icraatleri yeğliyor. Tayyip Erdoğan'ı 'ılımlı İslam' sözcükleriyle tarif edenler, bekleyin bakalım onun ağzından bir kez bu sözcükleri, 'ben ılımlı İslami temsil ediyorum' cümlesini duyabilecek misiniz? Kavramın saçmalığı, absürdlüğü bir yana, acaba İslam için böyle bir 'şey' söz konusu mu, İslam bunu kabul eder mi; diye kimse sormuyor...

Türkiye'nin konjonktürel liberallerine göre, kendisini 'İslami' diye tanımlayan bir kimlik AB'de iş yapar. Bu nedenle de habire, Avrupalılar'a 'Doğu ile Batı arasında köprü olan Türkiye'den, yanılgıya düşmüş ırkçı Huntington'dan, Ortadoğu'da ortaya çıkmış özgün sentezden, iki medeniyeti de özümsemiş Türkiye'den ve bu anlamda Avrupa'nın önünde beliren tarihi fırsattan' söz ediyorlar... Bunun kabulu halinde de 'her şeyi vermeye hazır olduklarını' söylemekle kalmıyor, yerine getiriyorlar...

Ama zorluğun bizzat tarifin kendisinden kaynaklandığını görmüyorlar, görmek istemiyorlar. Kendisini 'Batı'dan farklı olarak tanımlayan bir iktidar' onlar tarafından ne kadar sevilse ve beğenilse de sadece 'farklı' olduğunu teyit eder ve onları bu konudaki günahlarını siler.. Ama yarın öbürgün İran ya da yakın geçmişte yaşadığımız Irak gibi bir sorunla karşı karşıya kaldığında ise limitler ortaya çıkar; tarif kendisinin içine sıkışıp kalır: Ya öyle; ya böyle...

AB'nin temsil ettiği demokratik değerler Türkiye'nin gerçekleşmesi zorunlu hedefleri ve gerçekleşecek.

Ve asıl olan da bu. Bu ülkenin yüzde 99'u AKP iktidarı ile daha yeni müslüman olmadığına göre, Cumhuriyet Türkiyesi (o zaman da öyleydi) başından beri acaba niye kendisini 'İslam' diye tarif etmiyordu ki?

Acep bildiği neydi?

O, ne kendisini Darius'un yerine koymaya kalkan 'Hellenistik' İskender oldu ne de onu katleden sadık askerlerinden herhangi biri. Gözü, Doğu'nun zenginliklerinde değil, Batı'nın demokratik değerlerindeydi.

Başka bir tarife, başka bir sıfata hacet yoktu...

Türkiye'nin bugün yapılan bu tanımlamayla ise AB'ye entegrasyonu mümkün değil.

Hele hele hazırladığı Anayasada din ile ilgili bir cümle bulunmayan (bazıları Müslüman Türkiye'ye yer açmak için olduğunu sanıyor ya da öyle yansıtıyor) AB nezdinde...

Sivas'ta 10 yıl önce cayır cayır yakılan insanları, insanlık trajedisini bugün hala izah edemiyorsan, açık yürekle üzerine gidemiyorsan, hatta kınayamıyorsan bir nedeni olsa gerek.

Daha önceki hükümetlerin geçiştirdiği bu sorunun üzerine; bir de 'İslami' sıfatını taşıdığın halde gidemezsen en acısı belki de bu olur...

'Cumhuriyet' ve hayasızca saldırılan değerleri hâlâ yolu gösteriyor.

Star, 4.7.2003

Aleviyol, 4.7.2003

|  Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com