Güncel ve Tarafsız Haber

Fevzi Gümüş / Ali Yılmaz

Katliamın 10. Yıldönümünde: Sivas Davaları

Bilindiği gibi, 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’da, devletin laik düzenini yıkıp yerine şeriat devleti kurmak amacıyla hareket eden şeriatçılar ve karanlık güçler tarafından çıkartılan yangın sonucunda 33 aydın insanımız ve 2 otel emekçisi katledilmiş, onlarca kişi de yaralanmıştı.

Sivas olaylarının temelinde Aziz Nesin’in Sivas’a gitmeden önce “Şeytan Ayetleri" kitabını Türkçe’ye çevirterek yayımlatması mı var, ya da bu durum halkın dini duygularını rencide ederek, onun husumetini çekerek saldırganları tahrik mi etti?

Kanaatimizce saldırının nedeni bunlardan hiçbirisi değildi. Çünkü; O beyni ve yüreği büyük Aziz Nesin’i, karanlık güçler isteseydiler Ankara’da, İstanbul’da ya da dünyanın bir başka yerinde de öldürmek isteyebilirlerdi. Tıpkı Uğur Mumcu’ya, Bahriye Üçok’a yaptıkları gibi bombayla uçurabilirler, tıpkı Çetin Emeç’e, Turan Dursun’a, Muammer Aksoy’a yaptıkları gibi kalleşçe kurşunlayabilirlerdi. Oysa ki onların amacı; yetmiş yıldır bir türlü hazmedemedikleri laik Cumhuriyeti yıkmaktı. Amaçlarının bu olduğu attıkları sloganlarda açıkça belliydi:

·        “Laik düzen yıkılacak, laikliğe son”,

·        “Muhammed'in ordusu laiklerin korkusu”,

·        “Cumhuriyet Sivas’ da kuruldu, Sivas'da yıkılacak"

gibi. Bu ve benzeri sloganların herhangi birisi tesadüfen biraraya gelmiş grubun, kalabalığın hep bir ağızdan atacağı sloganlar olamazdı. Kısaca, Sivas’da yapılan planlı-soğukkanlı yani taammüden örgütlü bir kalkışma, bir katliamdı.

Türkiye Cumhuriyeti tarihine kara bir sayfa olarak geçen bu katliamla ilgili olarak halen devam etmekte olan 1 ceza davası bulunmaktadır. Davanın önemli kısmını teşkil eden iki dava ise sonuçlanmış durumdadır.

Olayların hemen arkasından Sivas Ağır Ceza Mahkemesi, katliamı adiyen adam öldürme, bir bölüm sanıkların eylemini de Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasına Aykırılık suçu olarak değerlendirdi. Kamu Düzeni ve Can Güvenliği nedenlerinden dolayı davanın Ankara’ya nakliyle dosyanın yazgısı değişti. Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi önemli bir karar vererek bu suçun adi adam öldürme değil örgütlü adam öldürme suçu olduğunu; Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi de “toplanmayı” örgütlü bir suç işlemek için biraraya gelme olarak değerlendirmesi nedeniyle, dosyaları Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne gönderdiler. DGM, kendisini görevli görmeyerek yani suçu adiyen adam öldürme olarak görerek, yargılamayı sürdürmedi. Görev uyuşmazlığını çözüme bağlamakla ödevli Yargıtay ilgili dairesi suçu anayasal düzeni zorla bozmaya kalkışma olarak değerlendirerek, yargılama görevinin Ankara DGM’ye ait olduğuna karar verdi.

Ankara 1 No’lu DGM, yaptığı 18 duruşmalık yargılama sonunda 26 Aralık 1994 tarihinde verdiği kararla; suçu anayasal düzeni zorla bozmaya kalkışma olarak nitelendirmemiş, TCK’nın "450/5-6 maddesinde düzenlenmiş birden ziyade kişiyi yangın çıkartmak suretiyle adam öldürmek” suçunu TCK’nın 463. Maddesinde düzenlenmiş “faili belli olmayan adam öldürme” şekliyle değerlendirerek, 26 sanığa verdiği 20 yıl ağır hapis cezasını, Aziz Nesin’in tahrik edici konuşmaları sonucu bu suçun işlendiği kanaatine vardığından, dörtte bir oranında indirerek, 15 yıl ağır hapis cezasına dönüştürdü. Mahkeme 60 sanık hakkında Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası'na Aykırılık suçundan 3’er yıl hapis cezası; 37 sanık hakkında da beraat kararı verdi. Müdahil vekilleri verilen cezaları istemlere aykırı ve yetersiz bulduklarından dolayı temyiz ettiler.

Temyiz incelemesi yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesi, sanıklardan 42’sinin TCK’nun 146/1 maddesinde düzenli “Anayasal düzeni bozmaya kalkışma" suçundan idam cezası istemiyle, 32 sanığın TCK’nun 146/3 maddesi gereğince “Anayasal düzeni yıkmaya kalkışmaya fer’an iştirakten" 5 ila 15 yıl arasında hapis cezasıyla yargılanması gerektiğine karar verdi. 9. Ceza Dairesi, 25 sanığın beraatine dair DGM kararını onarken, 3 sanık hakkında verilen 3’er yıllık mahkumiyet kararını, gerekçeleri yazılmadığı nedeniyle, 3’er yıl hapis cezalarına mahkum olan 14 sanığın da beraat etmeleri gerektiği kanaatiyle kararı bozdu.

Ankara 1 No’lu DGM, Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin büyük ölçüde bozma içeren kararına uyarak uzun ve gerilimli celseler sonunda 28 Kasım 1997 tarihinde yeniden sonuca vardı ve o tarihte 27'si tutuklu 98 sanıktan 38’ine TCK’nun 146/1 maddesi uyarınca “Anayasal Düzeni Zorla Bozmaya kalkışmak" suçundan idam cezası verdi. Bu sanıkların dördünün cezası CK’nun 55/3 maddesi gereğince yaşlarının suç işledikleri tarihte 18'den küçük olması nedeniyle 20’şer yıl ağır hapis cezasına, birinin cezası da akli dengesinin yerinde olmaması nedeniyle 15 yıl hapis cezasına indirildi. Sanıklardan 27'si hakkında 7,5 yıl; 2’si hakkında 5’er yıl; 1’i hakkında 2 yıl ağır hapis cezası verildi. Mahkeme 14 sanık hakkında da beraat kararı verdi. Bu arada ilk yargılamada 3'er yıl hapis cezası verdiği 11 sanık ile ilgili kararında direndi.

Yine, Mahkeme; yakalanamayan ve haklarında idam kararı istenen 6 sanıkla ilgili, "ayırma" kararı vererek başka bir dosya üzerinden yargılama yapılmasını hükme bağladı. Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 1998/28 Esas sırasına kayıtlı bu dava Sivas ile ilgili 2. davadır ve halen devam etmektedir.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, sanık vekillerinin de bozma istemli temyizi üzerine yaptığı inceleme sonucunda verdiği 14/12/1998 günlü kararında; haklarında TCK’nun 146/3 maddesi gereğince ve 3713 sayılı yasanın 5. Maddesi gereğince 7 yıl 6'şar ay ağır hapis cezalarına çarptırılan 26 sanık haklarındaki kararı onadı. Yine 7 yıl 6 ay ağır hapis cezası alan bir sanık hakkındaki mahkumiyet kararını “bozmadan sonra diyeceklerinin sorulmaması” nedeniyle usulen bozdu. 2 sanık haklarındaki 146/3, 55/3 ve 3713 sayılı yasanın 5. Maddesi gereğince verilen 5’er yıl ağır hapis cezalarını ve 14 sanıkla ilgili beraat kararını da onadı.

Ancak, haklarında TCK’nun 146/1 maddesi gereğince idam cezası verilen 33 sanık ile ilgili kararı “nüfus müdürlüğü mühürlerin okunaksız olması ve soyadlarındaki yazım çelişkiler bazı cilt numaralarının karara yanlış geçirilmesi vb." nedenlerinden dolayı usulen bozmuştur. Diğer 7 sanık haklarındaki önce idam sonra 20’şer ve 15’er yıl hapis cezalarına dair kararda usulü bir eksiklik görmese de önceki sayılanlarla hukuki ve fiili irtibat bulunması nedeniyle bunlara ilişkin kararı da esasa girmeksizin bozmuştur.

Yargıtay bozması sonrası Ankara 1 No’lu DGM’de 26/2/1999 günü 3. kez yeniden başlayan yargılama, 1999/5 Esas numarası üzerinden devam etmiştir. 7 celsede tutuklu sanıklarının bozmaya karşı diyeceklerinin sorma süreci bitmemiştir. Uzun, gerilimli ve tehditlerle dolu duruşmaların neticesinde Ankara 1 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi 28/11/1997 günlü kararında vermiş olduğu cezaları tekrarlamış ve ‘din adına tarihte işlenmiş en büyük katliam’ olarak nitelediği olaylarda, toplam 38 sanığa idam cezası vermiştir. Bu sanıklardan 5’inin cezası yaş küçüklüğü ve akli dengesinin yerinde olmaması gerekçesi ile indirilmiştir. Ankara 1 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin vermiş olduğu bu karar Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından aynen onanarak kesinleşmiştir.

Sivas olayları ile ilgili bir 3. Dava ise Ankara 4. Asliye Ceza Mahkemesinde görüldü. Bu dava dosyası da “kamu güvenliği" gerekçesiyle Adalet Bakanlığı'nın istemiyle Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin kararıyla Ankara iline nakledilmiştir. “2/7/1993 tarihinde meydana gelen olaylarda Vali Ahmet Karabilgin’in göstericilerin dağıtılması için itfaiye araçlarının tazyikli su kullanılması yönündeki talimatlarına uymadıkları, Emniyet Müdürünün eylemcilerin dağıtılması ve itfaiyenin görev mahalline ulaşabilmesi için yaptığı tazyikli su sıkma çağrısı ve Vali Ahmet Karabilgin’in İl İdaresi Kanunu’ndaki yetkilerini kullanıp bu yönde emir ve talimat vermesi ile itfaiyenin asli görevi haline dönüşen bu müdahale yönteminin uygulanmasını itfaiye müdürüne kesin emir vermeyerek imkansız kılan Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu ve sudan bahaneler göstererek kendisine ulaştırılan valilik emrini yerine getirmeyerek itfaiye teşkilatını devre dışı bırakan İtfaiye Müdürü Remzi Şahin’in görevlerini ihmal ettikleri" savıyla haklarında lüzumu muhakeme kararı verilmiş, bu şahıslar yargılanmış ve Ankara 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 17/02/1997 günlü kararı ile beraat etmişlerdi.

Ancak, Sivas’ta yitirdiğimiz büyük ozan Nesimi Çimen’in oğlu Mazlum Çimen’in davaya katılma talebinin kabul edilmemesi, delil gösterme olanağından yoksun kılınması ve böylelikle eksik kovuşturma sonucu hüküm kurulması nedenleriyle, temyiz incelemesi yapan Yargıtay 4. Ceza Dairesi 01/06/1998 günlü kararı ile beraat hükmünü bozdu.

Ankara 4. Asliye Ceza Mahkemesi, bozma kararına uydu. Ancak, Temel Karamollaoğlu’nun daha sonradan milletvekili seçilmesi nedeniyle onunla ilgili yargılamanın durması kararı vererek, gerekli işlemin yapılması için dosyayı ayırdı ve Adalet Bakanlığı’na gönderdi. Bu dava da Adalet Bakanlığı dokunulmazlığının kaldırılması için TBMM’ye fezleke yazılıp yazılmamasına karar vermek ve diğer usulü işlemleri tamamlamak üzere işlemleri yürütmekte iken kamuoyunda ‘Rahşan Ecevit affı' olarak bilenen af yasası kapsamına girdi ve sanık Temel Karamollaoğlu hakkında davanın 5 yıl süre ile ertelenmesine, bu süre içinde tekrardan bir suç işlenmesi durumunda kaldığı yerden devam etmek kaydı ile sona erdi.

Anılan mahkemece, Remzi Şahin ile ilgili devam eden davada Sivas Katliamının mağdurlarından Ali Balkız’ın ve Serdar Doğan’ın davaya müdahale taleplerini de kabul etti. Bu davada, Yerel Mahkeme Sivas Asliye Ceza Mahkemesi'ne talimat yazarak itfaiyecilerin ifadesini aldırdı. Hepsi kendilerine tazyikli su sıkılması konusunda talimat verilmediğini söylemişlerdir. Bu ifadeler üzerine 22/12/1999 günlü oturumda mahkeme Remzi Şahin hakkında beraat kararı vermiştir. Davada verilen karar temyiz edilmiş ve fakat dosya Yargıtay tarafından onaylanmıştır.

Tüm bu davalar, başta Türkiye Barolar Birliği, Ankara Barosu, Çağdaş Hukukçular Derneği olmak üzere mesleki örgütler ve diğer demokratik kitle örgütleri temsilcileri ve yüzlerce müdahil avukat tarafından titizlikle takip edilmiş ve edilmektedir.

Sonuçta kamuoyunda en çok merak edilen konu, Sivas Katliamı davasının sona erip ermediği olmaktadır. Sivas katliamı davası, otel önünde bulunan bir avuç çapulcu açısından büyük oranda sona ermiştir. Ancak Sivas Katliamının gerçek sorumluları, katliamın arkasındaki gerçek güçler yönünden Sivas Davası'nın bittiğini söylemek mümkün değildir. Sivas Davası, demokratik kamuoyu açısından, bırakın 10 yılı 100 yıl geçse bile katliamın arkasındaki gerçek güçler ve sorumlular yargı önüne çıkarılıp cezalandırılana kadar devam edecektir.

Aleviyol, 6.8.2003

Belgeler

|  Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com