Güncel ve Tarafsız Haber

İlhan Atasoy

Şerefe

Gecenin geç saatlerinde arkadaşlarımla birlikte uğradığım kafteryadan tek başıma ayrılıp eve doğru yürüyordum. Uzaktan “Bağdaat, Bağdaat“ diye bağıran birini gördüm. Elinde kocaman bir çanta taşıyordu. Zil zurna sarhoş olmasa da, hafif dengesiz yürüyordu. Bugüne kadar sokakta karşılaştığım, kimi zaman yanıma yaklaşıp birşeyler söylemek isteyen sarhoşlara hiç muhatap olmadan yoluma devam ediyordum. Ancak bu kez üzerimdeki bu ürkekliği bir kenara bırakma niyetindeydim. Yanıma yaklaştığında;

- Hayrola, gecenin bu saatinde nereye böyle? diye sordum.

Sarhoş, Bağdat, Bağdat diye bağırıyor, bir yandan da benim ne tarafta olduğumu çıkarmak için etrafa bir göz gezdiriyordu. Tam karşısında olduğumu farkedince, büyük bir ciddiyetle;

- Bağdat'a gitmek istiyorum, dedi.

- Ama Bağdat Irak'ta.

- O kadarını ben de biliyorum: Bağdat, Irak'ın başkenti.

- O zaman niye soruyorsun?

- Canım, bir soru sormakla ne çıkar. Hem ben sana istediğimi sorabilirim, değil mi?

Ayakta zor durduğu için arada bir bana sarılıyor, üstelik fırsattan istifade yanaklarımdan öpme cüretini de gösteriyordu. Bunu, yabancı düşmanlığının giderek tırmandığı bu ülkede, yabancılarla olan dayanışmasını dile getirmek için mi, yoksa hoşuna gittiğim için mi yapıyordu bilemiyorum? Acaba böylesi bir dostluğu ayık kafayla da gösterir miydi?

Kendisiyle biraz sohbet etmek için;

- Bırak şu Bağdat'ı da, neden bu kadar sarhoş olduğunu anlat istersen, dedim.

- Ben çok içince hep sarhoş olurum nedense. Bazen içmediğim anlar da bile sarhoş oluyorum.

- O nasıl oluyor?

Düşündü, düşündü, sonra da;

- Orasını ben de bilmiyorum, dedi.

Sarhoş o kadar mantıklı ve ilginç yanıtlar veriyordu ki, bu adamın sarhoş olduğuna dair bin tane ayık kafalı şahit lâzımdı.

- Bu kadar sohbet ettik ama hakkında hiç birşey öğrenemedim, dedim.

- Adım Günter, dedi başka da birşey demedi. İsmi herşeyi açıklıyordu anlaşılan.

O sırada kafeteryadan eve gitmekte olan arkadaşım, Günter'le sohbet ettiğimi görünce, uzaktan;

- Deliyle ne konuşuyorsun? dedi ve bize yaklaşmadan yoluna devam etti.

Günter, arkadaşın ne demiş olduğunu tahmin etmiş olmalı ki, alaycı bir tavırla;

- Arkadaşın benim hakkımda kötü birşey dedi galiba.

- Evet. Seni deli zannetti.

- Benim gibi birini görünce kendisini akıllı zannetti herhalde. Neyse, ben gitmek zorundayım.

Ancak gitmeden önce, bir sihirbaz gibi elini çantasına sokup, hokus pokus yaptıktan sonra bir şişe bira çıkardı ve "bunu sana hediye ediyorum" dedi. Bir içki tiryakisinin vereceği en anlamlı hediyeyi almış olmaktan dolayı gurur duyuyordum!

- Sen, Bağdat, Bağdat, diye bağırmana devam et, dedim, insan sora sora Bağdat'a bile varır demişler. Hadi, yolun açık olsun. Bundan sonra gittiğin yerde bardağını dostluğun şerefine kaldırmayı unutma olur mu?

Günter yavaş yavaş, sallana sallana Bağdat'ın yolunu tutuyor, bense elimdeki birayı ona doğru kaldırıp "Şerefe" dedikten sonra, onun bıraktığı yerden yoluma devam ediyordum.

www.ilhanatasoy.com

Aleviyol, 8.4.2003

Yorum

|  Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com