Güncel ve Tarafsız Haber



 

YAKILMIŞ  DÜŞLER  SENFONİSİ

Sevdamız dal budak
Yüreğimiz mülteci
Sığındık kapılarına kökten bir aşkın
Yeşillendi ömrümüz
Hep sürgün yedik
Unutulduk

Hüzün doğurur,acı büyütür rotaysa insan

Dönüp duruyor düşünceler
Çatışkılı fiiller yolgeçen hanı
Ezberlediğim tüm kokuları karanfillerin
Sivas isyanı
Açar açar açar....
Açar bir yanıma kanar dilim

Azıcık sustuğumda
Şarabi tadı kalır dilimin omzunda

Neden...bir kez olsun
Ağlamıyor bulut kendine yolcu gibi
Bir dost rüzgarın savurduğu küfür
El sallıyor hayat yolunda

Aldanma
Kendini teslim etmektir
Mutlu bir ana duyulan ihtiyacı
Oysa ömür biçtiğimiz bu tuhaf düşünceler
Terk etmişti bedenimizi tanrıdan ezel

Hayat aşınan bir yol
Ve rüzgara törpülenen ben
Kendi yolumu aşmıştım çoktan
Gidip geldiğim dönüp te bulamadığım
Bir ben açmıştı kendi dikenine
Yaratmalıydım yeniden yitirdiklerimi
Gün yüzüne yıkamalıydım
Sarmalıydım sıcak tenime

Güneş yanığı kalbim
Sözünü eksiltmez el kapısında
Çadırdan bir öykü çıkarır
Korunaklı ve bungun
Hüznü bastırır ansızın
Bir yağmur
Sözlerime sel olur
Hep akar
Bir mil bırakır kendi milimden

Yanmış bir zamanda doğmuşum
Yanık öpmüşler portakal rengi düşlerimi
Kundaklanmışım killi topraklarla
Sarmış her yerimi eşkıyalar
Öksürüğüm kesik iniler
Gülüşlerim kokar mor
Depremleri çağırır fay kırığı seslerim
Düşmeyin
Omzumda kesik bir baş taşırım
Daha ne olsun anadan üryan tenimde

Dün gece kapattım kendimi
Loş ışıklar altında
Gözleri görmeyen sevgiliye
Avuçlarında bir huzur buldum
Toprak rengi düşlerime
Gözlerinde bir ışık aradım
Bir ses çıktı derinden
-Ben yitik düşses kendi harımdan-
Önce bir ses-sizlik düştü
Ağır ağır kalktı çocukluğum ayağa
Hesabını verdim
Etimden borçlandığım umarsızlıklara

Çılgınlık bu serzenişler
Güneş yüzümde uykuya dalmış
Tırmalar bir yerlerimi
Dallar ha koptu ha kopacak ağırlığımdan
Kaldırımlar diz boyu yalnızlık
Uzayıp gidecek dövmelerimde
Bir el değecek boşluk kaos
Ürkek serçe gibi bir ben
Bir de yakama iliştirdiğin gülücük
Yeşertecek ruhumda evren
Sensiz değil çürümelerim
İnan ki bir aşk beden yitince durulur

Sevdamız toprak altında
Filizlenir kar suyuyla
Kendi özüme bedenim yumru
Ateşten kavrulur yaz gibi
Geçer üstünden bir yığın yaprak
Rüzgara söyleşir durur
Hasret boy verir
Güneşe açar kapılarını
Yıldızlar uzak....
Uzaklara taçlamışız başımızı
Yanıp sönen ateşböceğidir sevdanın
Gör e mi büyüklüğünü
Ya da aldırma
Bulanıklığın ardındaki ıssız dünyayı

Su incitmez sesimi bilirim
Yalınyapıldak törpülemez bendimi
Göbeğimden bağlıdır
O esmer nakaratıdır dilimin
Bilirim...
Su suz ken tüy bitmeyen yerimde

Ilık bir mevsim yalancısıdır ömrün
Yalnızlık desenler esen yele
Fırtınalar doğurur kokusu
Yitirir tüm kentleri
Bir adım beride taşır yokluğumu
Çok acılar çektik yoksunluklara
Beden tanığıdır beliren çizgilerin
Bu ömür bata çıka taşır yükünü

Kendimi yaratmalıydım yeniden
Ya da çekip vurmalıydım
Her insan kendinin katilidir
Ya da cinayetinin tanığı
Kaçamaz kendine ölüsü
Bir cennet yaratmıştır ölülerinden
Kaç kez iğfal edilmiştir mezar taşına
Yüz sürmüştür sövünçlerine
Överek bitirmiştir bedenini
Suçsuz olsa da yasaklıdır dili
İnsan bir kez doğar çok kez öldürür kendini

Kuşanıyor bir yaz daha
Sevgili aşkın sıcaklığını donuyor gözbebeklerinden
Bir sal oluyor deniz gözlerime
Düşen fırtına zamansız çalıyor
Sürüklüyor çekildiğimiz kıyılara
Bir çığlık suskunluğu kadar yakın
Martıların kanadında izen yolculuk
Ne ben yalancısıyım yitimimin
Ne sen kanadında martının
Bir ses oluyoruz kabuklarında denizin
Yaz daha demeden

Konaklıyoruz şimdi suskunluğa
Gizliyor ay yüzünü buluta
Tekillenmiş bir yerlerimiz
Bilinçaltında çalıyor davul
Uyandırıyoruz sefil düşlerimizi
Yalın ayak dağlıyoruz ateşe
Her seste yitiyoruz
Çelikliyor bir tas su ömrümüzü
Gerisi kalıplanmış biçilmiş
Bedene dar gelse de keskin
Hançerenin okşadığı kanın kokusu

Yamalı bohçadır yürek açamadığım
Elustuna taşır aktarlı kervan
İncik boncuğum saçılır haramilerce
Bir tek gülücüğün saklıydı bende
Çalımlı durur gerdanlık gibi koynumda
Ya al beni bu ıssız yolculukta
Ya da sağalt bu ömrü yamalı bohçadan

Ey sevgili
Girdiğim bu düş denizinde
Seninle kayboluyorum
Bil ki çarptığım koyu karanlıkta
O ıssız tenin
Çaldığım hafif esen rüzgarın
O ıssız liri dillerinin
Ey derine inen çavlan
Ey sevgili ömür
Bir şelale gibi düşersin
Acıtırsın tüm söylediklerimi
Ya çal beni kendime
Ya da söylet birilerine

Bir sözümde sana saklandı
Ey sevgili bilir misin yaktığın bu ateşi
Ateşten küller savrulur aşıktan söz
Söz uçarmış dersen eğer
Koca kitapları yakarım kalbimin ateşiyle
Ne benden geriye kalır bir tanrı
Ne de seni yaratacak yeni baştan ben
Bükersem boynumu bir servi gibi
Irmağa düşsün ateşim
Ya da kurutsun göz yaşlarımı
Senden başkasını söyletirse lal dilim

Aşk körse bir kuyu
Bedenime şavkır kuytulukta
Yüzüme üflenmiş her duayı
Sen okursun yalnızca
Tanrı andına sen bilirsin
Bir uçurumun ardı kadar yar
İlle de yar bir ışıktan bir ışka açar
Savrulur göğsünde kafes içi kehribar
Kokusu düşer çemenden nevbahar
Bir düğümdür boğazda
İlmeği geçirir azgın kor su da

Acılar gördüm derisinde gözü yaşlı
Bir çok asrı yüzünde taşıyan
Çocuk gibi masum
Dökülen yaprak kadar savrulur hür
Ölümleri gördüm asmalarında
Bir sarhoşum bugün asmayın beni
Fıçılarda saklayın gözlerimi
Acılar demleyin burukluğumda
Çok elem çeken tuzundan bilir
Acılar denizinden yüzenin

Bir gün üşürsen beni
Uzaklarına bir ben yağmıştır
Bir de tutan sen büyüyen çığı
Usulca düşen ten bembeyaz
İnsan kendinin kışıdır düşerken her dem
Bu beyaz düş kartanesidir özümden

Üşüyorum
Beni de yak
Külümden bir bulut
Semaha dursun kış kır madan

Bir ömür daha çoğalıyoruz tükettikçe
Bin ömür yitiyoruz
Kendine ait tetikçisi eliyle
Bahar açıyor kızılcıktan bir gece
Sapkın alaysı gülüş
Parçadan bütün
Bütünden parça eğiriyor durmadan

Kaybolsam da bu boşlukta
Hüzün doğurur acı büyütür rotaysa insan
Elin uzaklaşmasın tut elimden
Bir yangınım bu okyanusta
Hüzünlerim liman düşlerim sintina
Hangi geceyi çalsam anamın karnında
Anlam yiter
Kalır buğusu gözlerin biriktiğim küllerden
Her şeyi bırakıp
Unutturmak istesen
Yarası çentiklidir kalbimin

Zan altında bıraktım
Kelepçeledim düşleri bir vişnenin dalına
Bir ömür çaldım kurulan salıncakta
Gözlerimde açtı mor kelebekler
Şiirimin dizeleri çürür dillenmekten
Anlat beni
Hangi ana hükmeder bu ömür
Hangisine yanar kelebek

Yüzümü döndüm geceden gündüze
İki yaprak gibi düşüyor gözlerim
Ay yarım kalmış tangosunu çalıyor küslüğe
Oysa hep barışıktı düşlerim
Küslük nedir bilmeyen
Biraz kırgınım
Çekilen her nefeste
Pas tutmuş dilim kelimeleri üşüyor
Cümlelerle dövüyorum
Bu yaz alazında kendimi

İnsan içinde taşır canlısını
Dışı korgun yabani bir avcı
Kendi içine gizler hapseder ateşini
Arkadan vurur
Acısı duyulur ozan ilinde
Be hey alçak düş niçin gizlersin
Yüz suratını seyrel özüne
Öz bir çamur deryası
Ben ateşten doğan gül
Balçık sıvamaz külü
Ey yedi canlı
Yedi başlı güruh öldür kendini
Onurunu çiğnetme

Çıkarın beni kalbimden
Işığını kestim yüzümün
Yaslardayım
Tut ki
Balonu elinde alınmış bir çocuk gibi
Ağlamaklıyım

Suları çekildi ipekböceği kozasının
Ki her ağıt kendi kozasına dökülür
Dokunaklı kırık harfleri bezer
İpeksi bir düş kurulur abecesel
Oku şimdi tenini
Ya da yazdır yeniden okuduğun kendini
İnsan kendinin kitabıdır yakılsa da
Çok kitaplar açtı yapraklarını
İki temmuz akşamı

Sevgili dostlarım merhaba.Sivasın üzerinde uzun zaman geçti ama yaralar hala
sıcak ve soğumadı.Ben de duygularımı şiirleştirdim.Hiç olmazsa
unutulmasın.Bu şiirimi tüm canlara ve daima yananlara adıyorum.Paylaşılması umuduyla

hüseyinbozkurt@simgem.com   www.simgem.com

|  Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com