|
|
|
Güncel ve Tarafsız Haber |
|
|
|
Murat Aksoy Savaş sonrası nasıl bir dünya? Savaşın başlamasının üzerinden geçen iki haftaya yakın zaman, bu “haksız savaşın” umulandan daha uzun süreceğini gösteriyor. Bu durum bir taraftan ABD ve İngiltere’nin hem içerde hem dışarıda inandırıcılıklarının iyice kaybetmelerini, diğer yandan ise bu savaşa hem Irak’ta direnen Iraklıların hem de tüm dünyada savaşa hayır diyenlerin gücünü arttırmaktadır. Sonuç ne olursa olsun, bu savaş dünya için yeni bir süreci başlatmıştır. Önünde olduğumuz süreç dünyada kurulacak düzenin “yeniden oluşması” gibi soyut bir durumu değil, dünyanın “yeniden kurulacağı” gibi somut bir durumu ifade edecektir. Yeni bir dünya düzeninin oluşması ile kurulması arasındaki fark sadece nicelikselden ziyade niteliksel bir farka işaret etmekte; bu ise daha temelde zihniyet düzleminde bir farka işaret etmektedir. Ne oldu? Dünyada 1970’lerle başlayan küreselleşme süreci her alanda olduğu uluslararası siyasette de somut gelişmelere yol açmıştır. 1989’da Sovyetler Birliği’nin çözülmesi sona eren iki kutuplu dünya, görünürde tek kutuplu ama çok aktörün etkilemeye çalıştığı fiili bir düzeni yaratmıştır. Ortaya çıkan bu yeni durumu etkilemek ve dönüştürmek noktasında üç önemli aktör öne çıkmıştır. Bunlar sırayla; a) İki kutuplu dünyada kutuplar arasında denge unsuru olan uluslar-üstü kurumlar, b) bu süreçte somutlaşan siyasi / ekonomik temelli ulus-devlet’lerin oluşturduğu bölgesel yapılanmalar ve c) bütün bu süreç içinde hala önemini koruyan ve geliştiren ulus-devletler ile bu süreçte sahip olduğu coğrafi, ekonomik ve kültürel potansiyellerini kullanan ulus-devletler. Bugüne kadar yaşanan süreç, öne çıkan bu üç aktörün fiili olarak bir arada yaşamalarının hayli zor olduğunu göstermiştir. Çünkü bu üç aktörün dayandıkları zihniyet zemini itibari ile birbirini dışlayan modellerdir. Nitekim sürmekte olan savaş, bu üç aktör farklılığını ortaya çıkması açısından açık bir örnek oluşturmuştur. Bu noktada bu üç aktörden ilk ikisi yani uluslarüstü kurumlar ve bölgesel ekonomik / siyasi birlikler göreceli olarak birbirine daha yakın ancak her ikisi üçüncüye yani ulus-devlet yapısına hayli mesafelidir. Özellikle soğuk savaş döneminde var olan iki kutup arasında denge unsuru olan kurumlar, soğuk savaş sonrası dönemde tüm ulus-devlerin dahil olacağı bir dizi kural koyma ve bunu denetleme işlevini üstlenmiştir. Aynı şekilde tek tek ulus-devletlerin parçası oldukları bölgesel siyasi / ekonomik birlikler giderek var olan ulus-devlet yapılarını da dönüştürme işlevselliğine sahip olmuştur. Bu açıdan bu iki aktör dayandıkları zihniyet modeli açısından; temelde homojen bir toplum varsayımına dayanan, vatandaşlarını kamusal alanda yani siyaset karşısında edilgenleştiren otoriter zihniyetin varsayımlarının dışında daha katılımcı bir zihniyet modeli üzerine oturmaktadır. Birer ulus-devlet kurgusu olarak otoriter bir zihniyet içinden hareket eden ABD ve İngiltere Irak’a müdahale ederken hem uluslar-üstü bir kurum olarak Birleşmiş Milletleri (BM)’in hem de siyasi / ekonomik bir aktör olarak Avrupa Birliği’ni (AB) var olan yapısını ve bu kurumların geleceklerini tartışmaya açmıştır. Ne olacak? Özellikle savaşın uzaması bu tartışmayı bu kurumların aleyhine değil, lehine işleyen bir süreci başlatacaktır. Çünkü 1970’ler ile başlayan süreç ulus-devlet kurgusu içinde özellikle yerel düzeyde işleyen yeni bir siyasetin tohumlarını atmıştır. Bu model katılımcı, şeffaf, adem-i merkeziyetçi, delegasyona dayanan bir modeli ifade etmektedir. Bu siyaset dayandığı zihniyet olarak demokratlığa işaret etmektedir ve bu modelin sadece ulus-devlet içinde yerel ölçekte değil, tam tersine hem ulus-devleti dönüştürücü hem de uluslar arası ilişkilerde var olanları ya da kurulacak kurumları “nasıl” bir model içinde kurgulanması gerektiğinin işaretini taşımaktadır. Bu yüzden savaş sonrası dünyanın yeniden oluşması otoriter zihniyete dayanacakken, yeniden kurulması ise demokrat zihniyetle mümkün olacaktır. Çünkü dünya ancak demokrat zihniyet içinden şekillendiğinde daha yaşanabilir bir düzeni ima edecektir. Şu anda Irak’ta süren savaş, siyaseten geleceği olmayan siyasetin son çabalarıdır. Sonucu ise otoriterliğin sonu, demokratlığın ulus-devlet kurgusu içinde hem bu kurguyu dönüştürecek hem de yeni bir dünyayı daha katılımcı bir modelde inşa edecek olan demokratlığın önünü açacaktır. Aleviyol, 2.4.2003 Yorum |
| Ana Sayfaya |
|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |
| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |