Güncel ve Tarafsız Haber

Murat Aksoy

Savaş karşıtlarına düşen görev

Türkiye yaklaşık dört aydan bu yana süren savaş karşıtı hareketler tezkere’nin TBMM’de kabul edilmemesi ile şimdilik bir zafer kazanmış görünüyor. Bu dört ay içinde yapılan her çeşit savaş karşıtı küçük olsun, büyük olsun eylem ve gösteri, bu zaferde pay sahibidir.

Tezkerenin kabul edilmemesi ile şimdilik sağlanan başarının kalıcı olup olmayacağı, savaşa karşı olanların bundan sonra ne söyleyecekleri, ne yapacaklarına bağlı olacaktır.

Ortaya çıkan tablo içinde somut olaylar karşısında temel bir beklenti ortaya çıktı. Bu da TBMM’ye gelmesi muhtemel ikinci bir tezkere için nasıl bir politika üretileceği ya da şimdi ne olacak?

Siyasete övgü

Konu ile söylenebilecek ilk söz, bu hareketin içinde yer alan tüm kişi ve kurumların birer siyasi aktör oldukları gerçeğidir. İkincisi ise bütün bu süreç bu eylemler üzerinde hem bu eylemler içinde olan kişiler, hem de toplumun siyasetle ciddi biçimde tanışmasıdır. Bu iki nokta, bu eylemlerin içinde olanlara önemli sorumluluklar yüklüyor.

Türkiye’nin dört bir yanından tüm farklılıklarına rağmen, toplumun farklı kesiminden insanlar ve kurumlar “savaş karşıtlığı” gibi ahlaki bir zeminde bir araya gelerek uzun soluklu bir birliktelik başlattılar. Ancak bu birlikteliğin anlamı “üretilen” değil “var olana karşı” bir çıkış noktasına tekabül etti. Yani birlikteliğin başlaması bir siyasi tercihten öte, var olan bir duruma karşı bir çıkışı ifade eder. Bu küçük gibi görünen ayırım, bu birlikteliğin geleceği, yani üstte ele alınan bundan sonrası açısından önemlidir.

Niye önemlidir? Basit bir biçimde bu pozisyonda bir araya gelen insanlar şimdi sadece birer savaş karşıtı değil, aynı zamanda isteseler de kaçamayacakları bir siyasi pozisyona da sahiptirler. Ve şimdi asıl sorumlulukları bu pozisyonlarını siyasete ne kadar taşıyabilecekleridir.

Belirtilen eylemler içinde yer alan farklı kesimlerden insanlara şimdiye kadar daha temel ayrılıkları bir kenara bırakıp “savaş karşıtı” olma pozisyonunda bir araya geldi. Şimdi ikinci bir tezkerenin yola çıkmış olması, oluşan bu birlikteliğin daha da güçlü bir zemine oturmasını zorunlu kılıyor. Bu, kaçınılmaz olarak söz konusu eylemler içinde olan kişi ve kurumların “biraradalıklarını üretmeleri” anlamı taşıyor. Yani yeni bir sürecin başlaması. Bu ise, birbirini tanıma ve birlikte siyaset üretmenin zorunlu zeminine işaret ediyor.

Bir örnek

Yakın geçmişten bir örnekle somutlayalım. Deprem sonrası oluşan sivil eylemlilik; “artık her eskisi gibi olmayacak” beklentisini doğurmuştu. Oysa orada da yine bir süreçle bir araya gelen değil, ortaya çıkan olumsuz durumun düzeltilmesi için katkıda bulunmak isteyen yine ahlaki temelli bir eylemlilik söz konusu idi. Bu yüzden ortaya çıkan bu sivil eylemlilik var olan devlet-toplum ilişkisinin değişmesi noktasında ortaya çıkan beklentiye cevap vermedi. Bunun temel sebebi ise siyaseten kaçma ya da siyasetsizlik.

Bugün ortaya çıkan tablo da benzer bir riski taşıyor. İnsanlar ve kurumlar biraraya geldi meydanlarda, evlerde savaşa karşı olduklarını haykırdılar. Tezkere TBMM’de kabul edilmedi ve devamı gelmezse ne olacağı meçhul. Mealen ne diyordu AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Mir Dengir Fırat; “Tezkere ile birlikte savaş karşılığı da bitti. Tezkere öncesi telefonlarımızı, fakslarımızı kilitleyenlerden şimdi bir teşekkür bile alamadık.” Şüphesiz gerçeği bire bir yansıtmasa da daha derinde bir toplumsal ruh haline işaret ediyor ve bir açıdan da savaş karşıtları için ikaz işaretini de ifade ediyor bu sözler.

O nedenle, savaş karşıtlarının önünde kaçınılmaz bir siyasi tercih durmaktadır. Devlet-toplum bağının bu kadar açık olduğu toplumlarda, toplumsal talep ve meşruiyete dayanan her "söz" ve "eylemin" kamuoyuna mal olması kolay olmakla birlikte, bu söz ve eylemin yapısal değişime yol açması ise iki önemli koşula bağlıdır. Bu iki koşul aynı zamanda “yeni bir siyasetin” de üretilmesidir. Bunlardan ilki toplumsal talebe dayanan her söz ve eylemin "siyasallığını yani iradi olmadan siyasallaşmaya açık olduğunun" kabul edilmesi. İkincisi ise aynı şekilde “farklı toplumsal taleplere dayanan siyasallaşmalarla” bir araya gelerek ortak bir "siyasi kimlik ve siyaset üretmeyi" kabul etmeleri.

Siyaset ve sonuç

Bugün bu kişi ve kurumların önlerindeki sınav, bu "siyasi kimlik ve siyaseti" üretmek notasındadır. Bu ise, oluşan süreçte ortaya farklı siyasallaşmaların, ortak bir siyasi kimliği üretebilmesidir. Anlamı, siyasetin bize benzeyenler ile değil, bizden farklı olanlar ile birarada yaşayabilme sanatı olduğunun kabul edilmesidir.

Savaş karşıtlarının önünde duran seçenek, yeni siyasi pozisyonu, yeni bir kimlikle sahiplenmeleridir. Var olan kimliklerinin dışında, temelde zihniyet dünyasında şekillenecek yeni bir kimliğin birlikte üretilmesi yönünde çabaları ve bu konuda gösterecekleri basirettir.

Aleviyol, 7.3.2003

Yorum

|  Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com