|
|
|
Güncel ve Tarafsız Haber |
|
|
|
|
Molla Demirel Cumhurbaşkanı Johannes Rau'ya açık mektup Sayın Devlet Başkanı Johannes Rau, Solingen katliamının 10 yılındaki anma töreninde yaptığınız konuşmayı dinledim. Konuşmanızı aklı başında her insanın candan destekleyeceğine inanıyorum. İnsanın, ne güzel ki bu topraklarda insan haklarını, hoşgörüyü, barışı ve sevgiyi savunan Rau gibi bir Cumhurbaşkanı var; bu ülke dünya insan haklarının ve sosyal devlet olmanın merkezi olarak gelişecektir, diyesi geliyor. Hele sizin "kin öldürür sevgi yaşatır" cümlenizin gelecek yüzyıllarda da insanları sevgiye davet edecek, Yunusça bir filozofun sözü olarak yaşayacak ve sizi örnek bir Cumhurbaşkanı olarak yaşatacaktır. Hepimiz biliyoruz ki Mölln, Rostock, Solingen olayları ne ilkti ne de sonuncusu oldular. Ancak ne yazık ki Cumhurbaşkanı bulunduğunuz bu topraklarda gelişmeler sizin o güzel konuşmanızın içeriğini kapsamıyor. Gelecek günler hiç de bizlere mutluluk ve barış taşıyacağa benzemiyor. Sevgi, hoş gürü ve birlikte yaşam ancak farklı milliyet, renk, kültür ve düşünceleri kabullenerek birlikte yaşamaya hazır olmakla yaşar gelişir. Ancak Almanya ve Avrupa Birliği merkezlerinde uyum politikası için hazırlanan projelere baktığımızda insanı insan olarak almayan, ırk ve inanç temelinde bir çok şeyin yürüdüğüne tanık oluyoruz. Siz de biliyorsunuz, son yıllarda özellikle 2003 yılında göçmenlerin entegre (uyum) meslek ve eğitim olanakları kısıtlanmıştır. Özellikle Türkiye kökenli göçmenler ne birlikte yaşadığı yerli halkla, ne AB ülkelerinden gelenlerle, ne de daha yeni Doğu Bloku'ndan gelenlerle aynı haklara sahipler. Aynı şekilde göçmenleri kültür ve eğitim kurumlarının çalışma alanları daraltılıyor. Bu toplumla kaynaşmaya, meslek alanında eğiten, farklı kültürleri birbirine yakınlaştıran kuruluşlarının (Dernek ve Enstitülerin) kaynaklarının da büyük bölümü kesintiye uğramıştır. Var olan olanaklar da gene göçmenlerin söz sahibi olmadığı sadece bazı Alman kuruluşlarının kendi yıllık program ve projelerini süslemek için kullandığı kurum ve gruplara verilmektedir. Elbette burada 40 yılı aşkındır yerli toplumla birlikte Almanya’nın kalkınmasına göçmenlerin katkıda bulunduğunu söylememize gerek yoktur. Ancak tüm Bakanlıkların işsizliğe karşı meslek, eğitim ve kültürel projelerine bu alanlara ayrılan finans kaynaklarına baktığımızda, büyük bir çelişkiyle karşı karşıya olduğumuzu saptıyoruz. Bu alanların sizin o sevgi ve insan hakları dolu güzel konuşmanızla hiç bağdaşmadığını görüyoruz. Gönül isterki sizin gibi hümanist, demokrat ve sevgi dolu bir Cumhurbaşkanı'nın bulunduğu ülkede insanlar ırk, inanç temelinde muamele görmesin. En basit bir örnek, sadece Alman asıllı ve Hıristiyan oldukları için daha yakın bir zamanda eski Doğu Blok'u dediğimiz Rusya, Polonya, Kazakistan, vs. ülkelerde gelenler için her Bakanlıkta bir çok meslek, eğitim kültür ve boş zamanlarını değerlendirme projeleri ve bu projelerin hayata geçirilmesi için gerekli finansal kaynaklar sağlanmıştır. Ancak başta Türkiye'den gelen göçmenler olmak üzere özellikle AB dışında gelen göçmenlerin toplamına, bu sözde Alman kökenli (Aussiedler / Spätaussiedler) dediğimiz, dağılan Doğu Blok'u ülkelerinden gelenlere verilen olanakların % 30'u bile verilmemiştir.. Bu devlet politikası ister istemez 40 yıldır bu ülkede yaşayan, doğan büyüyen milyonlarca insanı rahatsız etmektedir. Farklı inanç, milliyet ve kültürlerden geldikleri için bir dışlanma ve haksızlığa uğrama duygusuna taşımaktadır. Her gün büyüyen işsizlik, bir eğitim ve meslek edinme yeri bulamama, yarınların belirsizliği bu insanların ruhunda tecrit edilme ve haksızlığa uğramışlık duygusunu geliştiriyor. Bu durum yetkili resmi makamlara karşı ve yerli topluma karşı sadece bir kırgınlık yaratmakla kalmıyor. Özellikle milyonlarca gencin huzursuzluğu kırgınlığı ister istemez yoksullaşma ile birlikte öfkeye dönüşüyor. Sevgiden uzaklaşıyorlar. Bu durum toplumun çeşitli katmanları arasındaki bağları koparıyor kini yaygınlaştırıyor... Oysa renkleri, kökenleri, inançları ne olursa olsun başta burada yaşayan 2,5 milyon Türkiyeli kökenli olmak üzere büyük çoğunluğu bu topraklarda doğdu veya küçük kaştan bu ülkeye gelerek bu ülkenin kültür, dil ve normlarıyla yetiştiler. Buraya aitler. Bu dışlanma onların ağırlıkta bulunduğu kurum ve kuruluşların kültür, meslek ve eğitim olanaklarını ortadan kaldırmak onların var olan olanaklardan 4. veya 5. sıraya atmak bu ülke için sadece yakışmayan bir haksızlıkla kalmıyor. Bu durum milyonları aşırı ırkçı ve fundamantalist güçlerin kucağına itiyor. Böylece toplum ile çelişkileri, öfke ile kinleri de yuvarlanan bir çığ gibi büyümektedir. Bu toplumsal gelişmenin hepimize gelecek yıllarda mutluluk getirmeyeceğini göstermektedir. Biliyorsunuz ki milliyet, inanç, kültürel ve düşünce, farklılıkların kabul görmediği yerlerde demokrasi ve sevgi, ölü doğmuş bir çocuk gibidir. Orada demokrasi ile sevgi yerine kaos kin ve toplumsal çatışmalar gelişir... Bence siz sadece bir siyasetçi değilsiniz, bir hümanist, bir sanat adamı ve toplum filzofusunuz. Yetkili mercileri bu çelişkili durumun ve bu haksızlığın doğuracağı sonuçları konusunda uyaracağınıza inanıyorum... Dostca saygı dolu selamlarımı sunuyorum... Molla Demirel Şair ve Yayın Pedagogu
|
| Ana Sayfaya |
|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |
| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |