Güncel ve Tarafsız Haber

Necdet Saraç

“Kebap, Rakı, Dansöz” ve Avrupa’lı olmak...

İmaj değiştirmek günümüzde gelişen iletişim koşulları nedeniyle çok kolaymış gibi gözükmesine rağmen, asla sanıldığı kadar kolay olmuyor. Vitrini değiştirmek, aynayı parlatmak, olumlu yönleri öne çıkarmak, imajı değiştirdim demeye yetmiyor...

Almanya’da en az sevilen uluslar sıralamasında Türkiye ilk üçteki yerini muhafaza ediyor. Türkler, Polonyalılar, Romanlar, Sırplar ve Ruslar, zaman zaman sıralamada yer değiştiriyor. Hepsi o kadar. Türkler olarak ilk üçteki yerimiz garanti! Yıllardır Almanya’da yaşayan biri olarak çıplak gözle yaşadığımız gerçek bu...

Yıllarca, hem de resmi kanallar eliyle, Türk kültürü diye, ‘’kebap, rakı, folklör-dansöz’’ üçgenini öne çıkarıp, sonra birdenbire vitrinden bunları atıp, Sezen Aksu’yla, Sertap Erener’le, Tarkan’la batıyla integre edilmiş Türk Pop’unu, Fazıl Say’la ‘’Türk Piyanosu’’nu, Burhan Öcal’la ‘’modern Türk darbukası’’nı, Muhsin Omurca’ya tiyatroyu öne çıkarmak yetmiyor. Piyano, ney, klarnet ve darbuka’nın modern tarzda geleneksel Türk müziği yapması da kesmiyor...

AB’den müzakere tarihi almamıza ramak kala, günü kurtarmak üzerine planlanmış ve ‘’Türkiye’yi Avrupa’da modern ve geleneksel öğeleri ile tanıtmayı amaçlayan’’ ve başkent Berlin’de ‘’Şimdi-Now’’ adıyla yapılan festival başarılı olsa da, meltem rüzgarı gibi... Geliyor ve geçiyor, kalıcı etki bırakmıyor...

Aynı şey, siyasi olarak da geçerli değil mi? 12 Eylül’de generallerin hazırlattığı Anayasa’yı ne kadar değiştirirsen değiştir, yürürlükteki Anayasa hangi Anayasa?..  Ondan sonra da değişiklik iddiaları...

Bırakın diğer konuları, ‘’Avrupalı olmak imajı’’ karşısındaki kompleks, dalkavukluk, yalakalık, takiye olarak ruhumuzun derinliklerinde yer etmiş. Olduğumuz gibi gözükmek, mevcutun üzerine bir şeyler koymak, ana hedefe ara adımlar atarak gitmek, resmin bütünü göstermek bizim yapımızda yok. Bir uçtan başka uca savruluyoruz. Önce ‘’kebap, rakı, folklör-dansöz’’ diyoruz, sonra bakıyoruz ki bu Avrupalı olmak imajı ile üstüste oturmuyor, bu kez başka bir uca savruluyoruz. Türk klasik müziği, modernize edilmiş, ney, darbuka, klarnet... Bunları izleyenler de ezici bir çoğunlukla yine bizimkiler. Bu etkinliklerde, Alman, Fransız, İngiliz, protokol düzeyinde yer alıyor... ‘’Avrupa’yı müziğimizle fethettik’’, ‘’Avrupa’da Türk kültürü çıkarması’’ lafları palavradan öteye geçmiyor... Türk’e Türk propagandası’na devam ediyoruz...

Birini dile getirmek, diğerini reddetmek anlamına asla gelmez. Bize ait olmasa da arabesk, bize ait olmuş... Rakı’da, folklor’de senin... Fazıl Say da, Sezen Aksu da, Burhan Öcal da...

Resmin bütünü vermek her zaman daha inandırıcı. ‘’Avrupalı olmak’’ ona yakın şeyler yapmak, onu taklit etmek anlamına gelmiyor...

Dört Türk’ten birinin işsiz olduğu Almanya’da, cezaevinde yatan, uyuşturucu işi ile uğraşan, Rus ve Yugoslav, Arnavut mafyalarıyla boy ölçüşen, işbirliği yapan Türk mafyası da senin resmine dahil... Parlamento’da temsil edilen, Vural Öğer’de, Lale Akgün’de, Cem Özdemir’de, senin resmin de...

Resmini olduğu gibi yansıtan, Latin Amerikalıları ve Uzak Doğuluları kıskanmamak mümkün değil... Gizlenmeyi, saklanmayı, farklı resim oluşturma çabasını terkedebilsek, kendi doğal dinamiklerimizin önünü açabilsek, Avrupalı da, Amerikalı da, ‘’rakı içmenin dayanılmaz hafifliğini’’ daha hızlı ve kalıcı öğrenecek... 

Avrupa Birliği’ne girmek için sahte söylemler ve geçici imaj etkinlikleri yerine mevcut durumuzu, geliştirmeye ve değiştirmeye inanmamız ve alınan kararların kağıt üzerinde kalan kararlar olmaması daha sahici olmamızı sağlayacaktır...

1993’de Kophenag Zirvesi’nde Türkiye’yi AB’ye almak için, önümüze bir dizi siyasi kriter koyan Avrupa Birliği, bugün bunlar kağıt üzerinde de olsa hayata geçirildiği için, Verheugen’in bütün olumlu raporuna rağmen, iki kriteri tartışıyor, ötesi ne söylenirse söylensin, boş...

1993’lere ait konjöktör geride kaldı. Şimdi gündem de, birincisi, Avrupa’da artan işsizlik, ekonomik krize paralel birlik duygusu giderek kayboluyor ve yerini ‘’çekirdek Avrupa Birliği’’ tartışmasına bırakıyor. İkincisi,  1993 kriterlerinden daha ziyade, gücü ve etkisi giderek artan ‘’islami terör’’ karşısında,  ‘’Türkiye ile islami ehlileştirmek mümkün mü’’ tartışmasına bırakmış durumda...

Bu nedenle, Verheugel’ın hazırlayacağı komisyon raporuna yönelik olarak, Türkiye’nin AB’ye alınmasına karşı çıkan sağcı ve muhafazakar anlayışın öne çıkardığı tezi önemsemek gerekiyor: ‘’Türkiye, AB’ye kurumsal ve ekonomik olarak ciddi yük getirir, bu nedenle Türkiye’nin üyelik müzakerelerine başlamasıyla ilgili verilecek karar, AB bürokratlarının bilgisayarlarında hazırlayacakları bir dosyaya göre verilemez!’’

Birgün Gazetesi • 10 Eylül 2004 • www.birgun.net    • necdet sarac e-mail: n.sarac@web.de

| Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com