Güncel ve Tarafsız Haber

Hıdır Ali Bingöl

O Şimdi Hacı

Adım Rıfkı, soyadım Balyemez. Yanlış anlamadınız. Evet, Rıfkı Balyemez.

Yüzlerce arı kovanımız varmış. Bal bolluğundan artık bal yiyemez hale gelmişiz. Bu yüzden komşular dedeme balyemez lakabı takmışlar. Soyad kanunu çıkınca da, dedem soyadımızı, Balyemez olarak almış. O gündür, bugündür soyadımız, Balyemez olarak devam ediyor.

Biz, Balyemez'ler; yüzlerce pınardan akan, kilometreler sonra birleşen suların geçtiği doğa harikası bir yerde kurulan ve adını su sesinden alan Hoşan köyünde yaşıyorduk. İlk çocuğumuz erkek oldu. Muharrem ayında dünyaya geldiği için adını İmam koyduk. Adı İmam, soyadı Balyemez.

Koşulların sunduğu veya sunamadığı her yoksul çocuk gibi İmam'da iki arada bir derede büyüdü gitti. Öğreniminin devamını yanımda yapması için Berlin'e getirdim. Bundan tam otuzbeş yıl önceydi. O zamanlar yanlız yaşıyordum. Burada tek tük kişi ailece yaşıyordu. Ne dil, ne yol yordam bilirdik.

İmam'ı Berlin'de en iyi okullardan birine verdim. Çalı süpürgesi gibiydi. Önüne geleni alıp götürürdü. Yeni arkadaşları Alman'dı. Kısa zamanda uyum sağlamış ve Almanca konuşan, çalışkan bir delikanlı oluvermişti.

Arkadaşları; ‘En güçlü devlet Almanya, en büyük insan Alman'dır’ dürtüsüyle onu kendilerine benzetmişlerdi. Farkında olmadan Alman ırkçılarıyla bir olmuştu. O artık güçlü bir milliyetçi ve ırkçı Hitler taraftarıydı. Irkı ve milliyetiyle gurur duyan biriydi!..

Saç ve sakalının kızıl olmasından ötürü kendini Alman'lardan sayardı. Arkadaşlarıyla girmediği bar, disco yoktu Berlin'de. Girdikleri eğlence merkezinden yanlız çıkmazlardı. İçki ve uyuşturucu bağımlısı kızlarla çıkarlardı. Duvarlara yazı yazar, ırkçı eylemleri ifade eden söylemlerde bulunurdu. 

Çok sürmedi, dışlandı.

Türkiye'ye götürdük öğretmen bir kızla evlendirdik. Yeni bir arayışa girdi. Saç, sakal uzatarak bu kez “Hippiyim” dedi. Saçları ince beline kadar uzamıştı. Yeni takıldığı çevreden dışlanmıyordu. Almancası iyi, saç sakal da iyi... Birbirine yapıştırılmış iki yaprağa sarılı; kafası geniş, kıçı ince sigara içerdi. Arkadaşlarıyla bir araya geldiğinde; kafası geniş, kıçı ince sigaradan bir kaç tane içerlermiş.

Bir elinde viski bardağı, bir elinde ortak sigaralarıyla yıllarca yaşadı. Değişik kızlarla çıkmak artık onun için lüks değil, bir gelenek haline gelmişti.

Ayda bir işyeri değişirdi. İşsizliğinde kötü yollara düşmemesi için yardım ederdim. Evlat bu ya... Atsan atamazsın, satsan satamazsın!

Bir gün saçını sakalını kesmiş erken saatte eve geldi. Merak ettim. Ne oldu diye sordum.

“Soyadımı değiştirmek için Türkiye'ye gideceğim,” dedi.

Evet veya hayır demem bir şey ifade etmeyeceği için susmayı tercih ettim.

Türkiye'de, Balyemez soyadını; Binbir olarak değiştirmiş. Artık İmam Balyemez değil, İmam Binbir. Binbir'de olsa, Biniki'de olsa söyleyecek bir sözümüz yoktu.

Askerlik çağı geldi. Bedelli asker yasası daha yeni çıkmıştı. Her genç o yasadan yararlanmak için 20.000 Mark yatırma uğraşı içindeyken, bizimki yatırmama uğraşındaydı. Biz de İmam'ın ad ve soyad yerlerini değiştirdik, o bizim için artık İmam Binbir değil tersine, Binbir İmam oldu.

Bizim, Binbir İmam iki ay bedelli askerlik yapma şansı varken o çıktı İstanbul'a gitti ve bir ay gezdikten sonra 18 ay askerlik yapmak için garnizona teslim oldu. Kısa bir süre sonra cayarak tekrar bedelli yapmak için uğraştıysa da kabul ettiremedi. Pasaportunun iptal edilmemesi için altı ayda bir, yani askerlik süresince üç kez Berlin'e giriş çıkış yapması gerekiyordu. Bizim maddi sıkıntılarımız, onun göreve ayak uydurmaması bizleri epey yormuştu.

Giriş yaptığının her defasında bedelli askerlik yapmak için diretiyorsa da kabul ettiremedi ve askerliğini sürgün olarak bir kaç yerde yaptı.

Binbir İmam bu kez Berlin'de sosyal demokratlara katıldı. Sosyal içerikli kitaplar alıyor, gazeteler okuyordu. İnşallah bu son yeri olur diye dua eder dururduk.

Bir gün sokaktan geçerken bir yürüyüşe denk geliyor ve yürüyüşte, Marks-Engels-Lenin pankartlarını görüyor. Bu kez Karl Marks'ın sakalına vurulmuş, sakal bırakacak ve Marksist olacaktı.

Oldu bile. Berlin'de bulduğu sol kitapları alıyor, bulamadıklarını Türkiye'den ısmalıyordu. Aktif bir şekilde çalışmalara katılıyor, materyalist eğitimi hızla alıyordu. Saç sakal uzatmış kendini, Karl Marks'a benzetiyordu. Çektirdiği son resmini bir metrekare ebadında büyüterek; “İşte ikinci Karl Marks” diye evine asmıştı. Geçmişine nazaran en uzun kaldığı, belki de en fazla sevdiği düşünce Marksist düşünceydi. Binlerce mark harcayarak kitaplar, poster, afiş, belgesel ve sinema filmleri aldı. Az insanda bulunan bir kütüphane sahibi oldu.

Binbir İmam'da bir çok insan gibi, 12 Eylül darbesinden nasibini aldı. Sol düşünceden gittikçe uzaklaşıyordu. Eski arkadaşlarından biriyle karşılaşıyor ve ne yaptığını soruyor. Arkadaşı: “Ben Allah yolunda yürüyorum. Manteufel Sokağı'nda camimiz var. Zaten camiye doğru gidiyordum. Gel beraber gidelim hem eskiyi, hem de yeniyi konuşuruz,” demiş. Binbir İmam'ın gidişi o gidiş. Hergün 20 km. uzakta olan camiye gidiyordu.

Altı ay sonra İran'a gitti. Uzun bir süre İran'da kalarak dini eğitim aldı. Berlin'e dönüşünde yerel yayın yapan bir televizyon kanalında haftada iki-üç kez canlı dini yayınlar yaptı. Arapça dil eğitim eksikliği ve karşı tepki görmesine rağmen yayınlarını sürdürdü. Hac mevsimi gelmişken, önce Kerbela'ya, sonra Mekke'ye giderek hacı oldu.

O şimdi hacı.

Faiz haram dedi, parasını Japon ve Alman borsasına yatırdı. Büyük bir zarardan sonra, İzmir'de 20 dönümlük bir çiftlik aldı.

Çalışmıyor artık. Ona göre gavura çalışmak haram ya!.. Ama gavurdan sosyal yardım almak helal!

Tırlarla Hollanda'dan meyve-sebze getirir toptancılara el altından satardı.

Sağlığı da iyice bozuldu. Kırk yaşında karaciğer ve şeker hastası oldu.

Kuveyt borsasına yatırdığı paranın kârıyla ikinci kez hacca gitti. Artık onun için dur durak olmayacaktı. İzmir'in merkezi bir yerinde 7 dönümlük bir arsa daha aldı. Şimdi de tutturmuş “Altınkum'da müstakil bir evim var ama bir de Foça'da alacağım,” diyor.

Bu yıl hac mevsiminden önce bana geldi üçüncü kez hacca gitmek için borç para istedi.

Bir şey diyemedim, çünkü o şimdi hacı...

Berlin, 14.02.2002

Aleviyol, 29.6.2003

Yorum  

|  Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com