Ali Çağan
ORTAÇAĞ KAFASI
1625 yılında İsveç Kralı Gustav II Adolf gemi ustası Henrik
Hybertsson ile Vasa isimli savaş gemisinin yapımı için sözleşme imzalıyor. O
zaman gemide bulunan top sayısı aynı zamanda kralın ne kadar güçlü olduğunun da
göstergesi imiş. Gemi yapımı esnasında su üzerinde düz durabilmesi için en alt
kısmına ağırlık olarak çakıl koyuyorlarmış. Kral geminin boş yere taş
taşımasının anlamsız olduğunu düşünerek taş konulmasını iptal ettiriyor ve onun
yerine toplar için iki kat ayrılmasını ve gemiye daha çok top yerleştirilmesini
emrediyor. Gemi inşaatı devam ederken gemi ustası Henrik Hybertsson ölüyor.
Yardımcısı Hein Jakobsson’un önderliğinde gemi inşaatı tamamlanıyor ve 16
Ağustos 1628 tarihinde suya indiriliyor. Daha 300 metre gitmeden gemi yan
yatıyor ve batıyor. Büyük bir felaket yaşanıyor ve yüzlerce kişi hayatını
kaybediyor. Önce Hein Jakobsson’u içeri atıyorlar, bakıyorlarki projenin asıl
sahibi iki yıl önce ölmüş, asıl sorumlu emri veren Kral olduğu için kimse bir
şey de diyemiyor ve İsveç’lilere bu olaydan büyük bir ders almak düşüyor.
Yaklaşık 400 yıl sonra benzeri olay Türkiye’de oluyor. Ulaştırma
Bakanı ve TCDD Genel Müdürü, bilim adamlarının bütün uyarılarına, ricalarına
hatta yalvarmalarına kulaklarını tıkayarak, ”mühür kimde ise Süleyman odur”
mantığıyla ”treni hızlandırın” diye emir veriyor. İlk yeşil ışığı da başbakan
yakıyor ve insanları açıkça bir felakete gönderiyorlar. Sorumlular belli;
Başbakan, Ulaştırma Bakanı ve TCDD Genel Müdürü.
Batı ile aramızdaki fark bu işte; onlar ders alıyorlar, biz
uslanmıyoruz. Çünkü yöneticilerimiz; problemleri bilim adamlarının verileri ile
çözme yerine hurafelerden medet ummayı seçiyor. AKP milletvekili meclis
görüşmelerinde kazayı ”kem gözler”le açıklamaya çalışıyor. Başbakan aynı
pişkinlikle, bakanın istifasını soran gazeteciye ”haddinizi bilin” diye
çıkışıyor. Gazeteci insaflı davranmış, bu olayda aslında ”hükümet istifa
edecekmi? ” diye sormalıydı. Kamu vicdanını rahatlatmak açısından da öyle olması
gerekirdi.
Özellikle son yarım yüzyıla baktığımızda, bizi yönetenlerin
yönlerinin çağdaş dünya yerine, ortaçağa dönük olduğunu görüyoruz. Ortaçağ
kafası ile de çağdaş dünyayı yakalamak mümkün değildir. Diyanet işlerinin
bütçesi bir çok bakanlık bütçesinden daha fazla. Çağı yakalamış toplumlarda
eğitim ve sağlık için ayrılan bütçe genel bütçenin yaklaşık % 35-40’ı
seviyesinde olmasına rağmen bizim ülkemizde bu seviye oldukça düşüktür. Bunlar
toplumun aydınlanmasını istemiyorlar, toplumun cahil kalmasını istiyorlar,
sonuçta öyle de oluyor.
İnsan kendisine sormadan edemiyor, ”bu kafayla mı Avrupa
Birliği’ne gireceğiz?” Avrupa Birliğine bizi almazsanız, Hıristiyan Klubü
olursunuz diyeceksiniz, toplumun üçte birini oluşturan Alevileri yok
sayacaksınız, kabadayı edasıyla sanki bu saltanat sürekli olacakmış gibi ülkeyi
yöneteceksiniz, sonrada akşam kafanızı yastığa koyunca huzur içinde
uyuyacaksınız, mümkün mü?
İki yüzlü politikacılar, ortaçağ kafası, herşeyden önemlisi bu
cahilliktir bizi perişan eden.
ORTAÇAĞ KAFASI PERİŞAN ETTİ
Uygarlık beşiği, Anadolu’mu
Ortaçağ kafası perişan etti
Kopardılar can bağımdan gülümü
Ortaçağ kafası perişan etti
Akıttıkça alnımızın terini
Saran yoktur yaramızın birini
Hurafeler aldı ilmin yerini
Ortaçağ kafası perişan etti
Gerçeği reddedip, zulmu övenle
Yaşamak zor oldu artık güvenle
Patika yollarda hızlı trenle
Ortaçağ kafası perişan etti
Çağan Ali inanmışım bilime
Canım kurban olsun gerçek alime
Ben yanarım memleketin haline
Ortaçağ kafası perişan etti
Ali Çağan
Halk Ozanı
Stockholm |