|
|
|
Güncel ve Tarafsız Haber |
|
|
|
|
Yücel Feyzioğlu “Onur Belgesi Ödülü”nü neden kabul etmedim? Hiç sevmediği bir konuda insanın yazı yazması başta kendisini sıkar, sonra da okuru. Bu yazıya sıkılarak başladım, okurlar okumak zorunda değil... 57 kişiye “Türkçe Anadili Eğitiminin gelişmesine katkıdan” ötürü “Üstün Başarı” ve “Onur Belgesi” verildi. Bu sayı daha çoktu, ancak bazı kişiler bunu kabul etmediler. Önce “Onur Belgesi Ödülü” alanlardan ilk dörde bakalım: 1. Mevlüt
Asar: Duisburg Halk Yüksek Okulu Fakir Baykurt Kahvesi Yöneticisi. 3. Nurhan Doğruer: Bochum Göçmen Çocuk ve Gençlerine Yardım Derneği RAA Yöneticisi 4. Kadir Dağlar: Kuzey Ren Vestfalya Türk Veli Dernekleri Federasyonu Genel başkanı “Onur
Belgesi Ödülü”nü veren kim? Yukarıdaki arkadaşların kendi kuruluşları. Yukarıdaki arkadaşların böyle bir durumdan sıkıntı duyacaklarını düşünebiliyorum. Tanıdığım, çalışmalarını izlediğim arkadaşlar. Öneri önlerine gelmiş, üzerinde çok fazla kafa yormaya vakitleri olmamış, yapın, olsun demiş olabilirler. Herhalde bir açıklamaları vardır. Şimdi
“Almanya’da Türkçe Anadil Eğitiminin gelişmesine yaptığı katkıdan dolayı”
“Başarı ve Üstün Başarı Ödül”ü alan şu üç arkadaşa bakalım: 2. Prof. Dr.
Onur Güntürkün: Bochum Üniversitesi öğretim Üyesi. 1. 13
yaşındaki Koray Tunay’a müzik yeteneğinden ötürü ‘harika çocuk’ ödülü de
verilse, anlaşılır bir şeydir. Ama anadile katkısı nasıl olmuş? Merak etmez
misiniz? 3. Ya da başka bir örnek: Arada bir piyanonun başına geçip bir tek melodi çalabildiğim için “Müziğe olan katkısından ötürü üstün başarı belgesi” bana verilseydi, müzik alanındaki üstün yeteneğine inandığım Sevgili Betim Güneş ne derdi? Biraz daha düşünüyorum: Yazdığı yazıyı bilerek kuran, Türkçeyi renkleri, zenginliği, derinliği, nüans farklarıyla kullanan gazeteciler, Türkçeyi kırıp döken, ‘gazeteciliği’ şan olsun diye seçip, ikinci iş olarak yapan adamlara “Onur Belgesi” verildiğini duyunca ne derlerdi?.. Bir düşünün lütfen. Bu koşullarda benim o belgeyi almam doğru olur muydu? Şimdi gelelim “Onur Belgesini” kabul etmemenin öyküsüne: 10. Haziran 2003: tarihli bir mektup aldım: “Almanya’da Türkçe Anadil Eğitiminin gelişmesine yaptığınız katkılardan dolayı size bir “ONUR BELGESİ” ödülü vermeği uygun gördük.” Yer, adres, saat yazıldıktan sonra şöyle devam ediyordu: “Bu tören sırasında Kemal Yalçın, Önel Yayınevi tarafından, Köln’de, 2003 Nisan ayında yayınlanmış olan “Almanya’da Türkçe Anadili Eğitimi ve Anadile Emek Verenler” ile “Sınıfta Çiçek Zor Açar” adlı iki yeni kitabını tanıtacaktır.” Mektubun altında imza yerine, en başta sıraladığım kuruluşların ve bir de İFAK-Bochum’un adı vardı. İlişki Adresi: Kemal Yalçın. “Kuzey Ren Vestfalya Türk Veli Dernekleri Federasyonu” Genel Başkanı Kadir Dağlar ile konuştum. Böyle bir onur belgesi veriyormuşsunuz, dedim. “Bize böyle bir öneri geldi, ancak ben önerilen kişilerin büyük çoğunluğunu tanımam, bilmem. Adımızın olmasını da uygun görmedim. Üstelik bir federasyon kendi başkanına ödül verir mi, ayıp. Biz adımızı çıkardık,” dedi. Sevgili Kemal Yalçın’a 21.06.2003 tarihinde yanıt verdim Aynen şöyle: “Onur Belgesi” toplantısı için gönderdiğin davetiyeyi aldım, çok teşekkür ederim. Ancak bize “Onur Belgesi” verecek olan kuruluşların bu belgeden haberleri neden yok? diye içime bir sıkıntı düştü. Eğer dediğim gibi haberleri yoksa, ya da bu belge dağıtma eylemini ve törenini kendileri düzenlememişlerse, olay senin kişisel düşüncenle düzenlenmiş güzel bir girişim olarak kalıyor. Alelacele belge dağıtılması yanlış olur. Oysa adını verdiğin kuruluşlardan temsilciler bir araya gelse, önerilen kişi ve kuruluşların çalışmaları değerlendirilse, onların arasından bir seçme yapılsa şık bir sonuç olurdu. Bence bu girişimi hemen ertelemen ve ciddi bir çalışma yapılmasını sağlaman senin yıpranmaman açısından çok önemlidir. Amaç yeni yayınladığın kitapları tanıtmaksa: Telaşa kapılmana gerek yok. İyi kitaplar yazmışsan zaten onlar okur arasında kendine bir iz bulacaktır. Bu izin açılmasını hızlandırma isteği haklı olabilir. O zaman buna yönelik bir toplantı yapabilirdi yayınevi. İki konu birbirine karıştırılmazdı. Ben de seve seve gelir, sana destek verir, kitapların hakkında yazı da yazardım. Bu yazdıklarımı düşünmeye değer bulacağını umar, çalışmalarında başarılar dilerim.” Bu mektubu gönderdikten sonra Mete Atay’a ulaşabildim. O da olayın kitap tanıtma önerisi olarak geldiğini, ancak son şekle dönüştüğünü dürüst bir biçimde belirtti. Belgeyi almaya gelmemi rica etti, kabul etmedim. Sonra Cumhuriyet Gazetesi Avrupa Temsilcisi Güray Öz ve Öğretmen Ali Rıza Seçme’den duydum ki: “Siz de kim oluyorsunuz, ödül veriyorsunuz, benim adımı kullanıyorsunuz,” demişim. Dediğime kendim de şaşarak bu açıklamayı yapma gereği duydum. Aleviyol, 6.8.2003 Yorum
|
| Ana Sayfaya |
|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |
| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |