Güncel ve Tarafsız Haber

Yüksel Işık

Laiklik olmazsa olmaz

Gazetelere göre, "Alevi yorumu üzerinde yeteri kadar bilgi yok. Aleviler'in dine getirdikleri farklı yorumların açılması (...) lazım" diyen Diyanet'ten sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın, Alevilerle bir zirve yapmak için düğmeye basmış.

Anadolu'ya özgü bir inanç biçimi olmasına karşın, Yavuz Operasyonu'ndan bu yana, en ılımlı devlet politikasının bile görmezlikten geldiği Alevilere yönelik bu tutumun, olumlu gibi görünmesine karşın, hayra alamet bir tutum olmadığını söylemek bile yersiz, yersiz ve yetersizdir.

Mızrağın çuvala sığmadığı yer

Yetersiz; çünkü, bu ülkenin esas sorunu laiklik ilkesinin şifresinin yanlış kodlanmasında yatıyor. Her dinsel inanışın, her inanç biçiminin yerli yerine oturabilmesi, devlet denen kurumun bütün bu inanış ve inançlara eşit mesafede konuşlanmasıyla olanaklıdır. Bu tarz bir konuşlanış için laiklik ilkesinin evrensel kodlarının kabul edilmesi gerekir. En genel anlamıyla laiklik, din işleriyle devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını zorunlu kılar. Her şeyden önce, devletin, dini hayata, hiçbir biçimde müdahale etmemesi gerekir. Yani cami yapmamasına veya yapılan camiye imam atamamasına vurgu yapıyorum. Çünkü her devletin yurttaşları arasında farklı dinsel inanışlara sahip topluluklar bulunması da olağan bir durumdur. Dolayısıyla laiklik ilkesiyle tanımlanmış modern bir devlet, yurttaşlarının dinsel eğilimlerini dikkate alarak, kamunun olanaklarıyla onlara dinsel mekân zemini veya din adamı desteği sunmaz. Tam tersine, laiklik ilkesini benimsemiş modern bir devletin temel görevlerinin başında, farklı dinsel inanışlara mensup toplulukların, kendi inançlarını serbestçe gerçekleştirmelerini sağlamak gelir.

İşte bu noktada, evrensel laiklikle Türkiye'de uygulanan laiklik ilkesi arasında bir uyumsuzluk ortaya çıkıyor. Evrensel laiklik ilkesi, hiçbir dinsel inanışa kamu bütçesinden pay ayrılmasını kabul etmez. Oysa Türkiye'de varolduğu söylenen laiklik uygulaması, bir dinsel inanışı, bir çeşit resmi din olarak kabul eder; diğer dinsel inanış ve yaşam biçimlerini görmezlikten gelir. Türkiye'de fiilen herkes Sünni Müslüman olarak kabul ediliyor. Hatta, "yüzde 99'u Müslüman bir ülke" ifadesi, devlet yöneticilerinin ağzından hiç eksik olmaz. Eğitim kurumlarımız sefalet içinde yüzerken, 14.4.2002 tarih ve 2002/4100 sayılı kararname ile ibadethanelerden elektrik ve su bedeli alınmamasının kararlaştırılması da, bizim laikliğimizin tuhaf bir belirtisi. 70 bini aşkın caminin imamından görevlisine kadar her türlü gideri devlet tarafından karşılanıyor. Bütçesi devasa boyutlara ulaşmış bir kamu kurumunun Sünni Müslümanlığın gereklerini yerine getirmek için faaliyet gösteriyor olması, "mızrağın çuvala sığmaması"na benzer bir durum oluşturduğu için olsa gerek, devlet Alevilik ile ilgili bir çalışma başlatıyor.

Kimi Alevi örgütleri, devletin Alevilikle ilgilenmesini hoş karşılıyor olabilirler. Alevi çoğunluğu da devletin bu ilgisinden hoşnut olabilir. Ancak modern çağın gereksinimi, devletin din işlerinden uzak durmasını gerektirir. Modern devletin din alanına ilişkin yapacağı en temel ve en sağlıklı iş, kendisini din işlerinden uzak tutmaktır. Ancak bu uzak tutuş, bir çeşit bananecilik değildir; tam tersine dini, inananla inancı arasındaki vadide yalnız bırakmak anlamına gelir. Evrensel laiklik ilkesini benimsemiş devlet, cami de, cemevi de, havra da, kilise de yapmaz! Ancak her dinsel inanışın kendisini özgürce ifade edebileceği kültürel ortamlar hazırlar. Sayısal olarak ister azınlık olsun isterse de çoğunluk, her inanç sistemi, kendisiyle inanları arasında doğrudan ilişki kurabilecek bir yasal ve kültürel ortama sahip hale getirilmelidir.

Ucuz taktik, pahalı uygulama!

Bu çerçevede bakıldığında, Alevilerin, "önemsedikleri kişilerin hayat hikâyelerinin yayınlanması" veya "Alevilik ve Bektaşilik konusunda Diyanet personelinin eğitilmesi" gibi talepleri olamaz. Bu talepler, Alevilerden çok, Alevilik gibi, ruhunda demokratik ve özgürlük izleri taşıyan bir dinsel inanışı resmi din politikasının girdabına sokma amacı taşır. Sünni Müslümana cami lazımsa kendisi; Aleviye cemevi lazımsa kendisi çözüm üretmelidir. Laikliği ilke olarak benimsemiş bir devletin görevi, her yurttaşına din felsefesi konusunda bilimsel bir eğitim vermektir. Yurttaşını bilgi sahibi yapmak ama onun dinsel tercihlerine müdahale etmemek, evrensel laiklik ilkesinin vazgeçilmez koşuludur. Ama herhangi bir devlet, bütün dinlere eşit uzaklıkta bilimsel bir eğitim ve politika benimsemek yerine, kamu kaynaklarını dinsel inançların azlığını veya çokluğunu dikkate alarak dağıtıyorsa, o devlet laik değil; olsa olsa, çoğunluğun dinsel inanışını, gündelik politik çıkarlarına alet eden arabesk bir devlet olur. O zaman da din adamları, çağın gereğini kavramış ve bilimsel bilgiyle donatılmış olmak yerine, dogmaları samimi inançlı insanların kafalarına sokmak için Ortaçağ kültürüyle davranmayı marifet sayar.

Aleviliğin tarihi, hem susturma ve yok etme hem de "yoldan çıkarma" olaylarına tanıklık etti. Madımak katliamı bir susturma ve yok etme eylemiyse; Bakan Aydın'ın "Alevilik Zirvesi" de, bir "yoldan çıkarma" girişimidir. Katliamla "yola gelmeyeni", "yoldan çıkararak", "yola getirmek" ucuz bir taktiktir. Bu nedenle hemen şimdi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bütçesinden Diyanet İşleri Başkanlığı'na ve dolayısıyla İslamiyet'in bir mezhebine ayırdığı bütçeyi, din, inanç, cinsiyet farkı gözetmeksizin bu ülke insanının eğitimine ve sağlığına aktarmalıdır. Bu kadarla da kalmamalı; Diyanet İşleri Başkanlığı'nı da lağvetmelidir. Aksi halde, AKP iktidarının ucuz taktiği, Türkiye için pahalı bir uygulamaya dönüşebilir.

Radikal'den

Aleviyol, 5.2.2003

Yorum

|  Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com