İbrahim Ortaş
Öğretim Üyesi Profili Nasıl Düzeltilir-1
Üniversite Çalışanlarının Maaş Durumu Yoksulluk Sınırının
Üzerine Çıkartılmalıdır
Öğretim üyeleri profilinin beklenilenin gerisinde olması
berberinde çözüm önerilerin de düşündürmeye başladı. Sorun
çok boyutlu olup, çözümü ise temelde verimliliği ve
üretkenliği bünyesinde bulunduracak yeni bir Yükseköğretim
Yasasının hazırlanması ile sağlanacaktır.
Avrupa Birliğine girmeye hazırlandığımız bu dönemde en
zorlanacağımız alanların başında eğitim ve öğretim
standartları ve kalitesinin yetersizliği gelmektedir. Şu ana
kadar AB ülkemizde eğitim ile ilgili herhangi bir ölçüt
ortaya koymadı. Ancak şunu biliyoruz ki başta
üniversitelerimiz olmak üzere her yönü ile AB normlarının
çok gerisindeyiz ve dünyadaki sayılı ilk 500 üniversite
arasında hiçbir Türk üniversitesi bulunmamaktadır.
Bir ülkenin en değerli hazinesi olan yetişmiş insan gücü
doğruda iyi bir üniversite eğitimine bağlıdır.
Üniversitelerimizin niteliğini yukarı taşımak için
üniversite öğretim üyelerinin profilinin artık ciddi olarak
iyileştirilmesi gerekir.
Sorunun bilimsel kalite ölçütlerinin gelişilmesine ilişkin
görüşlerimi ileride işleyeceğim.
Ancak bir diğer konuda üniversite çalışanlarının başta
Ar-Gör ve Yard. Doçentlerin aldıkları maaş ile çalışamayacak
durumda olmalarıdır. Aynı keza Doç. ve Prof. Maaşları
günümüz koşularında özel sektörde çalışanların karşısında
komik düzeydedir.
Uzun zamandır üniversiteler kendi fidanlıkları olan
Araştırma Görevlilerinin mevcut maaşı ile iyi elemanlara
üniversitede kalmayı ve bilim yapmayı beğendiremediklerini
ve fidanlıkların gün geçtikçe zayıfladığını belirtiyorlar.
Ancak iktidarlar her nedense ülkenin önceliğini eğitim,
öğretim, araştırma ve teknoloji geliştirme yerine başka
alanlara kaydırmaktadırlar.
Cumhuriyet tarihinde ilk defa devlet TÜBİTAK'a önemli bir
kaynak aktararak bilim ve teknolojinin gelişmesini
istemektedir.
Ancak unutmayalım bilimsel araştırmalar yetişmiş insan gücü
ile yapılır. Bu projenin başarılı olması iyi donanımlı ve
zamanını ve gönlünü bu işe vermiş insanların varlığına
bağlıdır. Onun için öncelikle araştırma yapacak
araştırıcıların kedilerini insan gibi geçindirecek bir yaşam
standardına kavuşması gerekir.
Araştırıcının aklı fikri geçim derdine olmamalı.
Öğretim Üyesi Ve Görevlileri Yoksulluk Sınırının Altında
Maaş Almaktadır
2.2.2005 tarihinde 1990 tarihinden sonra işe alınan devlet
memurlarına bir derece verilmesini öngören yasa TBMM Genel
Kurulu'nda kabul edildi. Ülkemizin gelir düzeyi yönünden en
alt tabakasını oluşturan memurlarımız için buruk bir sevinç.
Gönül ister ki hükümet devletin koruyucusu olan her
düzeydeki çalışanına insanca yaşayacak maddi imkânlar
yaratsın. Bazen ülkenin içinde geçtiği ağır ekonomik bunalım
dönemlerinde acıyı birlikte paylaşmayı anlayışla karşılar.
Kendimi bildim bileli hep anlayış beklenen ve bu anlayışı en
çok gösteren de yine devlet adına çalışanlar
göstermişlerdir. Ne yazık ki açlık sınırında yaşayan
milyonlarca maaşlı arasında çok daha mağdur olan bir kesim
var ki onlarda üniversitelerin Araştırma Görevlileri,
Yardımcı Doçent ve diğer çalışanlarıdırlar.
Daha önce doçent ve profesör maaşlarında yapılan kısmı
iyileştirme Ar-Gör ve Yard. Doçentlere yapılmamıştı. Ancak
bugün bütün üniversite çalışanları yukarıda belirtildiği
gibi toprak yoksulluk sınırlarının altında yaşamaktadır.
Araştırma Görevlileri ve Yardımcı Doçentlerin Özlük hakları
ne durumdadır?
Bugün her ne kadar resmi rakamlarla enflasyon düşmüş olsa da
hayatın gerçekleri yinede büyük metropollerde 820 YTL maaşla
Ar-Gör, 1010 YTL ile Yard. Doç. ve 1930 YTL ile profesör
olarak kimseyi çalıştırmak kolay olmayacaktır.
30 Ocak 2005 tarihli TÜRK-İŞ tarafından yapılan araştırmada
açlık sınırı 520 YTL, yoksulluk sınırı ise 1581 YTL olarak
açıklanmıştır. Kamu-Sen'nin araştırmasına göre ise açlık
sınırı 657, yoksulluk sınırı 1768 YTL. Bu verilere göre
memurların %37'si açlık %57'sininde yoksulluk sınırının
altında yaşadığı görülmektedir. Bugün TÜBİTAK'ın verdiği
araştırma bursları AR-Gör maaşını aşmış durumdadır. Bu
durumda neden başarılı öğrenciler üniversitede AR-Görevlisi
olmayı istesinler ki. Daha bağımsız ve daha yüksek burs ile
çalışmayı üniversiteye tercih ederler. Bu durum ileride
üniversiteleri daha da zor durumda bırakabilir.
Bu göstergeler bilim yuvalarının fidanlıklarını oluşturan bu
beyinlerin aldıkları maaşlar bugün yoksulluk sınırının
altında bulunduklarının en açık göstergesidir. Toplumun
öğretim üyesi ve yardımcısından beklediği bilim ve bilgelik
saygınlığı ile aldığı ücret arasında bir tezatlık
görülmektedir. Bugün bilim ordumuzun fidanlıklarında 30 bine
yakın Ar-Gör, Okutman, Öğretim görevlisi, 17 bin civarında
da Yardımcı Doçent öğretim Üyesi bulunmaktadır.
Ülkelerin geleceklerinin belirlenmesinde yadsınamaz payı
olan bilim insanı üniversite öğretim üyesinin devletten maaş
alan kesimler içerisinde geri planlara atılarak rutin Devlet
memuru sınıfına sokulması anlayışı içerisinde bir süre sonra
üniversiteler yaratıcı yeteneklerinin de barınmadığı 'salla
başını al maaşını' felsefesine sahip insanların yer aldığı
kurumlar konumuna gelecektir.
Öğretim Üyeleri Maaşlarını Yetersiz Görmektedir
Uzun yılardır süregelen bu süreç üniversitelerin iyi bilim
adamlarını bünyelerinde barındırmamaları ve bilim yapma
kapasitesini olumsuz yönde etkilemiştir. Son olarak Gazi
Üniversitesinden Prof. Dr. Çağatay Özdemir'in öğretim
üyelerinin profiline yönelik yaptığı araştırmada öğretim
üyesi kalitesinin istenilen düzeyde olmadığı ortaya
çıkmıştır.
Öğretim üyelerinin kalitesinin düşmesinde kanımca birinci
neden olmasa da ikinci neden öğretim üyelerinin özlük
hakları ve maaşları gelmektedir. Araştırma kapsamında
sorulan bir soruda, öğretim üyeleri maaşlarını yetersiz
görmektedirler. Bu durum öğretim üyelerini gelirlerini
artırma arayışına yönlendirmektedir. Üniversiteler bugün
geldikleri düzey itibarı ile metropollerdeki büyük
üniversitelerin bazılarının kısmen de olsa halen niteliğe
önem verdiğini düşünüyorum.
Ancak çoğu üniversitede çoğunlukla da Anadolu
üniversitelerinde başta ek ders, ikili öğretim, yarı zamanlı
çalışma, değişik düzeydeki danışmanlık hizmeti gibi
nedenlerden dolayı üniversite öğretim üyeliği ciddi eleştiri
almakta ve zaman zaman etik sorunlar yaşanmaktadır. Temelde
öğretim üyesi maaşlarının yetersiz olmasından kaynaklanan bu
sorunlar üniversitelilik bilincine ciddi derecede zarar
vermiştir. Aynı araştırmada metropol dışındaki devlet
üniversitelerinde çalışanların ve kendilerini alt
sosyo-ekonomik düzeyde görenlerin haftalık ders yükü daha
fazladır.
Öğretim üyelerinin büyük çoğunluğu ek iş yapmayı
öngörmektedir.
Öğretim elemanı olarak yaptığınız işi kendi özelliklerinize
göre nasıl değerlendiriyorsunuz? sorusuna verilen cevapta
işi zor görenlerin oranı %14. Bu da öğretim üyelerinin bilim
adamlığı gibi zor bir yaşam biçiminin ya ayırdında
değillerdir ye da başka faktörler bulunmaktadır.
Ek Ders Anlayışı Bilimsel Araştırmalara Ket Vurmaktadır
Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ethem Alpaydın
CB Teknik dergisinin 19.02.2005 tarihli Devlet
Üniversitelerinde Paralı Lisans Eğitimi yazısında, devlet
üniversitelerindeki öğretim üyesi kadrosunun çok uzun
süredir düşük maaşla çalışmakta olduğunu ve bu nedenden
dolayı bu kişiler vakıf üniversitelerinde ek ders
vermektedirler diyor. Ve diyor ki devletin üniversitelerin
öğretim üyelerinin maddi durumunu düzeltmek için tek
bulabildiği çözüm onlara daha fazla lisans dersi verdirmek
olmamalıdır . Doğal olarak zamanının büyük çoğunluğunu
geçinebilmek için lisans dersi verdiği üniversitelerde
yüksek lisans ve doktora seviyesindeki eğitimin ve
araştırmanın azalacağı açıktır.
Diyor ki Sayın Alpaydın Böyle bir durumda araştırma için ne
kadar büyük bütçeler ayrılırsa ayrılsın öğretim üyeleri
zamanlarını lisans dersi vererek geçireceğinden bu bütçeler
iyi kullanılamayacaktır.
Devlet üniversiteleri gereksinim duydukları ek geliri
ArGe'den kazanacak şekilde öncelik belirlemeli, kolayı seçip
talep gören lisans programlarının paralılarını açmaya
yönelmemelidir.
Öğretim üyelerinin araştırma yapmasını, doktora öğrencisi
yetiştirmesini teşvik edecek, örneğin TÜBİTAK, AB 6. Çerçeve
programı gibi araştırma projelerinden ek gelir almalarını
sağlayacak düzenlemeler yapılmalıdır. Açıkçası bugün bazı
birimlerde ikili eğitim dahi 40 saatin üzerde ders veren
öğretim üyesi bulunmaktadır.
Maalesef üniversitelerimiz özelde de öğretim üyelerimiz
haklı olarak maaşlarının yetersizliği nedeniyle önlerine
konulan ek ders ücreti yutulmacasına kapılarak uzun zamanda
başta öğrencilerinin karşısında kurumsal ve kişisel
saygınlıklarına büyük zarar vermişlerdir.
Üniversitemizin kurucu Rektörü sayın Prof. Dr. Mithat Özsan
üniversitelerde eğitim kalitesinin düşmesinin bir nedeni de
ek ders kandırmacasına üniversitelerin alt edilmelerini
göstermektedir.
Bilim Adamı Adaylığına İlgi Giderek Azalmaktadır
Öğretim üyeleri gibi beyin gücüne dayalı çalışma yapan
insanın dikkatinin geçim derdi yerine araştırmalarına ve
düşünce sistemlerine ayırması gerekir. İngilizce tabiri ile
sleep on your problem bilim insanının kafası sürekli
bilimsel problemlerle meşgul edilmesi gerekir. Bugün
maalesef üniversite ortamı olarak böyle bir durum neredeyse
hiç yok denecek düzeydedir. Tabii bunun birinci nedeni
maaşın düşüklüğü değildir, ancak bunun etkili olduğu
kanısındayım.
Duyarlı üniversite hocalarımız biliyorlar ki son yıllarda
dışarıda Ar-Görevlisi maaşının birkaç katı kadar daha yüksek
maaşa iş bulma şansı olan gençler Ar-Gör. Olmak
istememektedirler.
Çok çok idealist ve bunun tam aksine işe girme şansı olmayan
ve son tercih olarak işe girme kapısı olarak Ar-Gör olmayı
seçmek zorunda kalmaktadırlar gibi bir sav da ileri
sürmektedirler.
Bütün bu gelişmeler açıkçası, bugünkü maaş politikası ve
üniversitelerin sunduğu olanaklarla geleceğin fidanlıklarını
geliştirmek mümkün olmamaktadır. Bu durum uzun süredir
üniversitelerdeki öğretim üyeleri ve yardımcılarının özlük
haklarının iyileştirilmesi gerektiği başta metropol
üniversitelerinin rektörleri tarafından üniversitelerin
genel sorunları ile birlikte yetkili üst makamlara
iletilmektedir. Çünkü üniversiteler biliyorlar ki bugün
geleceğin fidanlıklarını iyi oluşturamasak yarın ülkemiz her
yönü ile nitelikli insan yetiştiremez ve çağının gerisine
düşecektir. Üniversitelerin fidanlıkları artık neredeyse
kurumaya yüz tutmuş durumdadır. Maaşın yetersizliği
nedeniyle başta Ar-Görevlileri olmak üzere kimse
üniversitede kalmak istemiyor. Ayrıca hükümet 15 yeni
üniversite açmayı düşünüyor acaba bu üniversitelerin
kadrolarını nerede sağlayacaklar.
Dünyadaki Gelişmelerden Kopuyoruz
Bugün artık atom hızı ile ilerleyen bir bilim dünyasında
yaşamaktayız. Biricik dünyanın tecrübesi bugün bilim ve
teknolojiyi yaratan ve doğru kullanan uluslar dünyaya yön
verebilmekte ve yaşam standartlarını yukarılara
taşıyabilmektedirler.
Diğer taraftan bilim ve teknoloji geliştirmek yerine satın
almayı ve taklit yapmayı benimsemiş ancak bir türlü refaha
erişmemiş çok sayıda dünya ulusu bulunmaktadır. Ülkemiz bu
gerçekten hareketler, adamına göre iş değil işe göre adam
politikası ile liyakate ve bilgiye dayalı ciddi bir bilim
politikası ile üniversitelerine işi yapabilecek en iyilerini
almak için çalışmak zorundadır. Bazı alanlar vardır ki o işe
kendisini her yönü ile vermiş o konuda yeteneği olan
insanlar başarılı olabilir.
Bir yaşam biçimi olan öğretim üyeliği mesleği kanımca
mesleklerin en zoru ve prestijlisidir. Bu niteliğe sahip
insanları bulup bunların beyninden yaralanmamız gerekir.
Bugün ülkemiz nitelikli iyi yetişmiş insanını beyin göçü
erozyonuna uğratacağına, kendi ülkesi için doğru
değerlendirebilir. Bu kişilerin ülkemizin hizmetine sunmak
ve ülkemizde tutmak için maddi sorunlarının da hal edilmiş
olması gerekir. Mesleğin maddi yönden de cazip hale
getirilmesi gerekir. Öğretim üyeleri gibi mesai kavramı
olmadan çalışan ve salt maaşı ile geçinen, bunun dışında
başka hiç bir geliri olmayan öğretim elemanlarının içinde
bulunduğu geçim sıkıntısı dikkate alınarak en azından AB
sürecinde batılı meslektaşlarının düzeyine getirilmesi
gerekir.
Öneri;
Öğretim üyeleri olarak ülkemiz öğretim üyeleri profilinin
düzeltilmesi için daha önce önerdiğimiz bilimsel düzeydeki
önerilere ilave olarak maddi yönden yapılması gerekenleri de
şöyle sıralayabiliriz.
1. Ek ders ücreti gibi öğretim üyesini rencide eden durumun
ortadan kaldırılması ve bunun yerine bilimimize ve bilgimize
yakışır AB standartlarında bir maaş politikasının
benimsenmesi sağlanmalıdır.
2. Yarı zamanlı, ikili öğretim, danışmanlık sistemi
kaldırılmalı. Öğretim üyeliği mesleğinin onuru ve saygınlığı
kazandırılmalı.
3. Patent, buluş ve diğer bilimsel çalışmalar yeniden bilim
insanın emeği dikkate alınarak düzenlenmeli. Başarılı bilim
insanları onore edilmelidir.
Bilim insanları olarak herkesten çok ülkemizin önünü açmak
ve çağın dinamizmini yakalamak sorumluluğunu duymaktayız. Bu
sorumluluğun gereği olarak evrensel değer ölçülerine yakışır
bir şekilde yaşamak, üretmek ve bunun teknolojiye
dönüştürülerek ülkemizin dünyada hak ettiği düzeye
yükseltilmesi gerekir.