|
Mustafa Düzgün
Hz. Ali'nin
doğum günü ve Sultan Nevrûz-1
Nevrûz ve
Yılbaşı
Nev-rûz
Farsça bir sözcük olup, yeni-gün anlamına gelir. Ne ki sözcük
başlangıçtaki bu anlamıyla kalmamış, zamanla ve işlevlerine uygun olarak
yeni-yıl, yeni-yıl’ın ilk günü, baharın gelişi ve doğanın canlanışı gibi
anlamlar kazanmıştır. Arapça eserlerin çoğunda nayrûz diye de geçer.
Türkiye’de "Mart Dokuzu", Türki diye adlandırılan devletlerin bir kısmında
"Ergenekon’dan Çıkış Bayramı" şeklinde nitelendirildiği de biliniyor. Bu ve
benzeri değişik nitelemelerin, Nevrûz’un geleneksel anlamı bakımından pek
bir değişikliğe yol açmadığını da belirtmekte yarar var.
Eski İran
hükümdarlarından Keyûmers’in, günlere, aylara ve yıllara çeşitli adlar
vererek, bir takvim yapmak istediği söylenir. O gün gelince, Keyûmers, Koç
takım yıldızının, ertesi gün gireceği dakikayı bekler. Bununla birlikte
Zerdüştiler’in önde gelen bilginlerini de durumu izleyip, o günden başlayan
bir takvim yapmak üzere davet eder. Durumu izleyen bilginler, yılı, bu
günden başlayarak hesapladılar ve ayrıca bu günün de bayram olarak ilan
edilmesini sağladılar. Ayrıca yaptıkları iş hakkında halka bilgi vermeyi de
ihmal etmediler. Onlara göre, Hak Teala (Yezdan) ışık saçan Güneş’i kendi
nurundan yarattı. Güneş’in yardımı ile de yeryüzünü ve gökyüzünü halketti.
Sonra oniki melek yaratıp, onlardan dördünü gökyüzüne gönderdi. Orayı
İblis’ten korusunlar diye. Dördünü de Kaf Dağı’na gönderdi, Deccal’a buradan
yol vermesinler diye. Diğer dört meleği ise, insanları Şeytan’dan ve
cinlerden korusunlar diye yeryüzünde ve gökyüzünde ikisini de birden
görevlendirdi. Bunun ardından Yezdan, Güneş’e harekete geçip ışınlarını
Koç’un başını aşarak karanlıktan aydınlığa çıkmasını buyurdu. Böylece gece
gündüze eşit hale geldi ve Güneş’ten yararlanılarak tüm yeryüzünde tarım
yapıldı. Cemşid’in hükümdarlığı döneminde maden ocakları işletilmeye
başlanarak, altın, gümüş, bakır, kalay, kurşun elde edildi. Cem’in başındaki
tac, oturduğu taht, gerdanlığı ve bilezikleri işte bu maddelerden yapıldı.
Ayrıca o, kendisi için misk, amber, kâfur, safran, sarısabır ve yüzük
yaptırdı. Gündüzün gece ile eşitleştiği o gün, yani Miladi takvime göre Mart
ayının 21. günü, İran’da hala kullanılmakta olan Şemsi (Güneş) takviminin
birinci günü olarak kabul edildi. Daha da eski devirlerde bunun, büyük
olasılıkla halk arasında, güneşin bahara geçişi olarak nitelendirildiği
düşünülebilir. Söylencenin içeriğini oluşturan nedenler yüzünden, o gün
Yılbaşı ve Nevrûz Bayramı olarak kutlanmaya başlandı. Şunu da belirtelim ki,
baharın ve yeniyılın ilk günü olan Nevrûz, Müslümanlar’ın Kameri yılında ne
yer aldı ne belirtildi.
Müslümanlığın
kabulünden sonra ise, Hicri ve Şemsi takvimlere göre Nevrûz, farklı
tarihlere geldiği halde, her iki tarih de korunarak kutlandı. Asıl İran’da
ayrı, Irak ve Cibal’de ayrı tarihler geçerliydi. Kimi yerlerde hasat ve
haraç mevsimi olmasına karşın, halk yine de şenlikler ve eğlenceler
düzenlemeyi ihmal etmemiştir. Örneğin Nevrûz, Hicret’in birinci yılında 18
Haziran’a, yani hasat mevsimine rastlamıştır. Halifeler, haraç ve vergi
toplamayı kolaylaştırmak için Nevrûz’un tarihi üzerinde sık sık oynamışlar,
ancak onun yayılıp, her tarafta kutlanmasına ise engel olamamışlar.
Nevrûz’un Hz.
Ali’nin doğum günü ile çakışması veya aynı günle birleştirilmesi ise, onun
özellikle İran halkları ve mevali diye adlandırılan Arap olmayan halklar
arasında tutunup genişlemesine neden olmuştur. Ayrıca Mısır dahil bir çok
başka yerlerde de bayram ve yılbaşı olarak kabul edilip
kutlanmaya başlanmıştır.
Aleviyol,
21.3.2003
Alevilik, Dizi
yazı |