|
Mustafa Düzgün
Hz. Ali'nin
doğum günü ve Sultan Nevrûz-3
İmam Ali ve
Nevrûz
Hz. Ali’nin
598’in 21 Mart’ında Nevrûz günü doğmuş olması ya da doğumunun bugüne
rastlamış olması, son derece büyük bir anlam taşır. Hz. Ali gibi sayısız
üstün meziyetlere sahip olan bir önderin, Nevrûz gibi her bakımdan oldukça
anlamlı bir günde doğmuş olması, hem Nevrûz’un değerini yücelterek onun daha
geniş bir kesimce benimsenmesini sağlamış, hem onun kişiliğinin anlamını ve
gizini daha da derinleştirmiştir.
Ali
ve
evlatlarının, Emevilerin, zamanın Arap töre ve geleneklerini İslama egemen
kılma gayretlerine, müslümanları Arap ve Mevali biçiminde
bölme çabalarına, çeşitli haksız uygulamalarına cesurca karşı çıkmaları,
Arap olmayan halklar arasında saygınlığının artmasına neden oldu. İran,
Uzak-Doğu, Mezopotamya, Küçük-Asya vb. memleketlerin Arap-olmayan halkları
tarafından sempatiyle karşılandı. Nitekim Ehl-i Beyt, Araplar içinde
barınma olanağı bulamadığı için, kurtuluşu ancak adı geçen halklar arasında
buldu. Bunlar ağırlıkla Ali ve Ehl-i Beyt’in temsil ettiği
tarafı benimseyip Şia-i Ali saflarına katıldılar.
Bu olgu
Aleviliğe, Ali taraftarlığı’na duyulan ilginin genişlemesiyle
kalmadı; onun içerikçe renklenip güçlenmesine de yol açtı. Sadece Kuran’a ve
onun buyruklarına dayanarak, toplumsal yaşamı tüm yönleriyle ayakta tutup
yönlendirmek güçtü. Toplumun sahib olduğu eski töre ve geleneklerden de
yararlanılmalıydı. Emeviler, söz konusu alandaki ihtiyacı, Arap töresini
egemen kılarak gidermeyi yeğlemişti. Bununsa diğer halklarca, özellikle de
Arap-soylu olmayan ve de Mevali diye adlandırılıp horlananlarca kabul
edilmesi pek mümkün değildi. Ali ve Ehlibeyt’in, biçime takılıp kalmak
yerine, işin özüne, hakikate ve insani olana değer vermeleri, Mevali
halkları her bakımdan rahatlatıyordu. İyi ve güzel olan, akla ve mantığa
uyan, insanın yararına olan her ne varsa, tümüne kapılar açık tutuldu.
Mevali halkların Şia-i Ali saflarına gelişleriyle, eski inanç ve
kültürlerin insancıl gelenek ve görenekleri, düşünsel ve felsefi
yaklaşımların bir kısmı da beraberlerinde geldi. Böylece Şia-i Ali
hattı, değişik inanç ve kültür sistemleri arasında gerçekleşen büyük bir
kaynaşmaya sahne oldu. Yeni ve ileri bir anlayışın, hoşgörünün, barış, sevgi
ve dostluğun yolu daha da genişleyip güzelleşti. Geniş bir alanda, değişik
inanç ve kültür sistemlerinin etkileşimi temelinde, eşine rastlanması güç,
büyük ve yeni bir sentez gerçekleşti. İş bu kadarla da kalmadı,
Alevilik de Aleviler de başlangıçta ve İslam dini kapsamında
ortaya çıkan durumdan çok daha ileri, karmaşık ve farklı bir anlayış
düzeyine ulaştılar. Ali adıyla başlayan bu inanç ve kültür sistemi, olduğu
yerde kalmadığı gibi, onu tarihin akışına uyarlayarak, gelişip ilerlemenin
yolunu açtı. İnanç sistemi ile sosyal ve siyasal mücadelesini birleştirerek,
değişime ve gelişmeye açık bir yapılanmayı gerçekleştirdi. Engin hoşgörü ve
evrensel değerler, işte bu zemin üzerinde ve belirtilen tarihsel koşullar
ortamında oluştu denilebilir. Nevrûz ve onun gibi daha pek
çok değer, Alevilik’te yer buldu, onu renklendirip zenginleştirdiler.
Aleviyol,
31.3.2003
Alevilik, Dizi
yazı |