|
Musa Ağacık
Musa, Madımak şehitlerini saygıyla
anıyor
2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Madımak Oteli’nde 35 insanın
yakılmasının üzerindeki giz perdesi, aradan geçen 11 yıla rağmen hala
kaldırılabilmiş değil. Bu arada söz konusu katliamda yakalananların da
‘pişmanlık yasası’yla bıraktırılma girişimleri de cabası. Önceki hükümetler gibi
AKP Hükümeti’de, gerçek failleri yakalama girişiminde bulunmadığı gibi, üstüane
üstlük bir de firarda olanların yurt dışına çıkmalarına göz yumdu! Yaşanan onca
utanılası acıya rağmen, devletin ceberrut anlayışında hiçbir değişim olmadı. Dün
‘acemi asker’ yaklaşımıyla Madımak Oteli yangınına seyirci kalan devlet, bugün
NATO karşıtı eylemcilere düşmanca bir tavırla aşırı gaz kullanan polislere
soruşturma açmak yerine, onları ‘cahillik’le itham ederek olayın üstünü örtüyor.
Kendi memurunun yasa ihlalini görmezden gelen bir devletin vatandaşa adalet
sağlaması nasıl beklenebilir? Bu mantıkla memleket ormana dönmez mi?
Bu gelişmeler ışığında Madımak Oteli’nde yakılan canların anısına Taksim
Cumhuriyet Anıtına çiçek bırakan Türkiye Yazarlar Sendikası Genel Başkanı Cengiz
Bektaş’a sordum. ‘Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak’ anlayışına
karşı mücadele eden bir kısım sevgili okurlar:
Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanı Cengiz Bektaş olarak,
‘demokratik’ kitle örgütlerinin Sivas Katliamı’nı sadece Aleviler’in sorunuymuş
gibi algılayıp, anma etkinliklerinde onları yalnız bırakmalarına ne diyorsunuz?
Bu tutumları yanlış buluyorum. İşte daha önce
Kahramanmaraş ve Çorum’da tezgahlanan, daha sonra da Sivas’ta yaşama geçirilen
kökten dinciliğin nereye kadar varabileceğini gösteren bir olaydır bu. Bu
yalnızca Aleviler’in sorunu değil, bütün Türkiye’nin sorunudur. Bunun böyle
olduğu da en azından şu son günlerdeki gelişmelerden kanıtlandı diye
düşünüyorum.
Basınımızın kökten dincileri suçlamak yerine Aziz Nesin’i
suçlaması peki?
Sevgili Aziz Nesin’imiz bunu önceden sezdiği için
çok çırpındı; herkesi birden uyarmak için. Kökten dinciliğe karşı bir konferans
toplamaya çalıştı ve ne yazık ki, o günlerde de onu yitirdik. Aslında bugün
Yazarlar sendikası olarak biz bir tarafız, çünkü biz canlarımızı yitirdik.
Hükümetin tutumuna karşı bir girişiminiz olacak mı peki?
Yani bizim mahkemelere başvurmamız, hatta AİHM’e
kadar işi götürmemiz gerekir. Ama biz kendi savcılarımıza, kendi hakkımıza
hukukumuza inandığımız için bekledik! Yalnız bu yıl, bu beklemeyi biraz daha
etkin hale getirmek ve bütün yıl boyunca durmadan anımsatmaya çalışmak
istiyoruz.
Cumhuriyet ve bir iki gazete dışında basının genelinin,
katliamın 11’inci yıldönümünde bile hala konuyu tartışmaya açmak yerine, üstünü
örtmeleri?
Aslında bu bütün toplumu bir şekle sokmalarının
izlenceleriyle çakışıyor.
Devlet, dün, Madımak Oteli’nde insanların yakılmasına
müdahale etmemesini ‘acemi askerlere’ bağlamıştı. Bugün ise İçişleri Bakanı
Aksu, NATO karşıtı gösterilerde aşırı gaz kullanan polisleri ‘cahil’ olmakla
suçladı. Halkımızın devletin gözetiminde ‘acemi’ ve ‘cahiller’e kurban edilmesi
sizce ne anlama geliyor?
Polisin ‘acemiliği’ değil, söylemin acemiliğidir
burada söz konusu olan. İçişleri Bakanı’nın kendisi bile ‘polisin aşırı gaz
kullanmasına üzüldüm’ diyor. Yani eğer bunu söyleyebilecekleri kadar insanlık
tarafı kalmışsa kimilerinin, gerçekten bu taraflı söylemlere düşmemeleri
gerekir.
03.07.2004
|