|
Musa Ağacık
Sivas’ın yalnızlığına Musa çözüm öneriyor
Sivas’tan uzak olunca kör, sağır ve dilsiz olabiliriz ama,
Sivas’a gidince 2 Temmuz 93’te yaşanan katliamı görmezden gelmek mümkün değil.
Başta Ticaret Odası olmak üzere (Belediye hariç) şehirdeki tüm ekonomik
kuruluşlar ve sağ partilerin yayınladıkları ortak bildiride söyledikleri gibi,
bu katliam şehrin üzerine kara bir bulut gibi çökmüştür. Bu ise turizm
faaliyetinden ekonomik ve kültürel kalkınmasına kadar her alanda şehri, gün be
gün yalnızlığa sürüklemektedir.
Hititler’den Türkmen beyliklerine kadar pek çok Anadolu medeniyetine beşiklik
etmiş ve Kızılırmak üzerindeki tarihi köprüleriyle gümüş bir gerdanlığı andıran
Sivas, hızlı göç sonucu günden güne kan kaybetmektedir. Dahası Kurtuluş
Savaşı’nın örgütlendiği Kongre’den çok, yüzkızartıcı 2 Temmuz katliamıyla
anımsanmaktadır.
Bildiriyi yayımlayan Ticaret Odası ve diğer egemen kurumların, bu durum
karşısındaki sıkıntılarına hak vermemek mümkün değil. Ancak bu sıkıntıdan
kurtulmanın evrensel yoluna kapalı kalmamak koşuluyla... Zira gerek bu kurumlar,
gerek devlet, 11 yıldır katliamı unutturmaya çalışıyor. Örneğin insanların kebab
gibi kızartıldığı otelde, katliamdan hiç bir iz bırakılmadı. Üstüne üstlük bir
de altına kebabçı dükkanı açıldı! İnsanların sanki böyle bir vahşet hiç
yaşamamış gibi gelip otelde yatmaları ve alt katta afiyetle kebab yemeleri
sağlanarak, olayın etkilerinin tarihten silineceği zannedildi. Hatta Madımak’ta
yakılanları anmaya gelen mağdur yakınlarının demokratik hakları bile, görmezden
gelinerek engellenmeye çalışıldı.
Bu arada Ertuğrul Özkök ile Abdurrahman Dilipak gibi kimi mühim yazarlar ‘bu
olayın anılmaması gerektiği’ konusunda büyük büyük akıllar verdiler memlekete!
Ardından şehre hükümet kaynaklı bir dizi teşvik çıkarıldı. Fakat hiç biri kar
etmedi.
Sivas’ın kurtuluşu Solingen’den geçiyor
Kıssadan hisse, elin ‘gavuru’ 6 Müslüman-Türk’ün öldürülmesi karşısında
insan yakabilen bağnazına sahip çıkmadı. Ve bunu ciyanet mahalini anıt yaparak
kanıtladı. Solingen’de 6 tane Türk’ün Alman faşistlerince yakıldığı yer, bizzat
Alman Hükümeti’nin girişimiyle bir anıt haline getirildi. Bu sayede hem Alman
Hükümeti, hem de Solingen Belediyesi, ticaret, siyasi partiler ve diğer sivil
toplum kuruluşları insan yakabilen bir zihniyetin üstünü örterek, işbirlikçi
konuma düşülemeyeceğinin açık örneğini sergilediler. Ve kurbanlardan 9 yaşındaki
Hülya Gencin adını, Frankfurt’ta bir meydana verdiler.
Bugün ‘2 Temmuz 1993, en çok Sivaslının içine vuran acıdır. Bu acının
büyüklüğünü ancak bir Sivaslı yaşayabilir ve anlayabilir’ diyenlerin yapmaları
gereken şey, Solingen örneğinde açıktır. Elin ‘gavuru’ndan medeniyet ve
insaniyet dersi almak ağrımıza gidebilir. Ama Sayın Ticaret Odası Yöneticileri
ile sağ partilerin diğer muhterem temsilcileri, Sivas’ın tarihine sürülen bu
kara lekeyi silmenin başka da bir çıkışı YOK-TUR!
Madımak müze anıt olsun
Gelin Sivas’ı içine düştüğü bu kahredici tecritten kurtarmak için Madımak
Oteli’ni satın alarak, onu bir müze anıta çevirelim. Ayrıca tarihe mal olmuş,
ülkemizin ve Sivas’ın en büyük ozanlarından Pir Sultan Abdal’ın heykelini,
kentin ana arterlerinden birine dikelim. Ve kendi olumsuzluklarıyla yüzleşebilen
bir büyük kent olduğumuzu ispatlamak süretiyle 12’nci anma yılını, şehri boğan
bir anma olmaktan çıkartalım...
Kentin ticari ve siyasi egemen örgütleri, bu asil davranışı gösterebilirse, bir
sonraki yılda Sivas’ın yaralarını sardığı, şehrin gerçekten barış ve kardeşlik
mekanı haline geldiğini hep birlikte göreceğiz.
Ama bu erdemi gösteremezsek, hala Sivas katliamcılarının zihniyetindeki kimi
gazete ve yazarların yaptığı gibi kaçamak yollara saparsak, bu acı ve kara leke
Anadolu’nun bu en güzel kentinin yakasını bırakmayacaktır. Dahası bu acı ve
lekeden kurtulamamış bir şehrin, ekonomik ve kültürel kalkınmasını kimse
beklemesin...
Vali Hasan Canpolat’a
Bir son söz de Sayın Vali Dr.Hasan Canpolat’a... Çünkü Vali Canpolat, ta
Hititler’den Romalılar’a, onlardan da Mengücek Oğulları’na değin, bağnazları
rahatsız eden pek çok tarihi eseri restore ettirip, Sivas’a kazandırmaya
çalışmaktadır. Yanı sıra kentin tüm özelliklerini yansıtan kültürel değerleri
ile madenlerini örnek bir çalışmayla ‘Sivas Kültür Parkı’nda halkın ilgisine
sunmakta ve ‘Yeşil Sivas için el ele’ projesiyle kenti saran çıplak tepelere 10
yılda, 100 milyon fidan dikimini hedeflemektedir. Çiçeği burnundaki idealist ve
üretken valimizin bu çabasını yürekten kutluyorum. Valimiz, eğer bu katliam
karşısında Solingen’deki gibi çağdaş bir tutum takınılmasını sağlayamazsa,
korkarım ki büyük bir özveriyle gerçekleştirmeyi amaçladığı Sivas’ın kalkınması,
bir barış ve kültür kenti olmasına yönelik olağanüstü çabası; hiç bir işe
yaramayabilir.
MUSA, SİVAS’TA SARIGÜL’ İZLEDİ
Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün Sivas’a, ilçelerine ve Ordu’nun
Mesudiye ilçesine bağlı Koyulhisar’ın Yassıçimen Yaylası’na yaptığı 5 günlük
geziye katıldım. Gezi boyunca halkın Sarıgül’e gösterdiği sevgi, doğrusu beni
şaşırttı. Çünkü bugüne kadar Evren, Demirel, Özal, Erbakan, İnönü, Baykal ve
Çiller başta olmak üzere pek çok politikacıyla seçim gezilerine katılmıştım.
Ancak hiçbirinin başaramadığı şeyi, Sarıgül’ün başarmış Çok sayıda türbanlı
kadının gelip kardeşinin boynuna sarılır gibi, Sarıgül’ün boynuna sarılması
karşısında gözlerime inanamadım. Bu durum bana farklı bir siyaset diliyle,
sosyal demokratların da bugüne kadar istismar edilmiş dindar insanlarla çok iyi
diyalog kurup onları kazanabileceğini gösterdi. Bir kez daha anladım ki, bu iş
Deniz Baykal gibi seçkinci, üstten bakan liderlerle yürümez. Halk Sarıgül’ü,
‘Atatürk Cumhuriyeti’ne sahip çıkan inançlı, laik ve demokrat bir kişi ‘olarak
görüyordu, Alevisi-Sünnisi, sağcısı-solcusu hiç bir ayrım yapmadan onu
bağırlarına basıyordu. Sarıgül’ü ‘CHP’nin kurtarıcısı olarak’ görenler gibi, onu
‘2. Mustafa Kemal’ olarak görenler de vardı. Bunlardan biri de ‘Türkiye’nin
Vaşıngton’dan idare edildiğini’ söyleyen BBP’nin Zara İlçe Başkanı Hasan
Uludağ’dı. Anadolu’nun ihmal edilmesine karşı çıkan bir kısım sevgili okurlar:
BBP İlçe Başkanı olarak, Sarıgül’ün çıkışına ne
diyorsunuz?
Ben Mustafa Sargül’ün çalışkanlığına ve Şişli Belediye
Başkanı olarak güzel hizmetler sunduğuna kaniyim. Yalnız Türkiye’nin içinde
bulunduğu şu kargaşa döneminde bağımsızlığını yitirmek üzere. Böyle çıkışlar
yapan ve milli duygulara sahip olan, laik cumhuriyeti koruyarak birlik ve
beraberliğimizi sağlayan iyi bir bürokrata ihtiyacı var Türkiye’nin. Ben Büyük
Birlik Partisi İlçe Başkanı olarak, değerli Başkanımın fikirlerini destekliyor
ve ülkemizin bağımsızlığı için onunla birlikte hareket etmeyi arzu ediyorum.
Sarıgül’e olan bu sevgi gerçek mi yoksa bir menfaatin
sonucu mu?
Bu sevgi, şu andaki Türkiye Cumhuriyeti’nin bir idare
boşluğundan doğuyor. Şu anda Türkiye bağımsızlığını kaybediyor. Bağımsızlığını
korumak için Sarıgül gibi ideal kişilere ihtiyacımız var bizim.
İsmim Veli Gülsoy, Zaralıyım ve ayrıca da Hacı Bektaş-ı
Veli Gazi Kültür Vakfı’nın görevli dedesiyim. Sarıgül’ün bütün sosyal
faaliyetleri insandan yana, yoksuldan yana, halktan yana. Onun için kendisini
kutluyor ve geleceğin başbakanı olarak görmek istiyoruz.
19.07.2004
|