|
|
|
Güncel ve Tarafsız Haber |
|
|
|
Musa
AğacıkMusa, Nemrut tanrıları arasında! 13-15 Temmuz tarihleri arasında bir grup gazeteci ve tarihçiyle Nemrut Dağı'na keyifli bir gezi yaptım. Uluslararası Nemrut Vakfı tarafından yürütülen 'Nemrut'u Koruma Projesi'nin çalışmalarını yerinde görmek amacıyla yapılan geziyi fırsat bilerek Tanrıların huzurunda Proje Başkanı Prof. Eric Moormann ve Kültür Bakanlığı Denetçisi Ömer Faruk'a 'Musa'dan beri' adlı kitabımı imzaladım netekim. Tabii Follow Me Turizm'in yaptığı başarılı organizasyon gezisi keyifli olmakla birlikte, aynı zamanda acı derslerle doluydu. Bu nedenle öğrendiklerimin bir bölümünü sizlerle paylaşmak istiyorum. Evet, ne yazık ki biz Türkiye toplumu olarak medeniyet tarihi bilincinden oldukça yoksun yaşıyor, daha doğrusu öyle yaşatılıyoruz. Oysa üstünde yaşadığımız toprak, yediveren gülünden farksız. Ne diyordu büyük şairimiz Ahmet Arif, 'Ozanlar vermişim Nuh'a / Salıncaklar hamaklar / Havva Anan dünkü çocuk sayılır / Ne İskender takmışım ne Sultan Murat / Geçip gitmişler gölgesiz / Selam etmişim dostuma...' İşte böyle. İşte böyle de biz bu medeniyetin ne yazık ki farkında değiliz. Ve farkında olmamanın acısını bizden farklı olana kuşku ve güvensizlikle ödüyoruz. Sorun sadece bizden farklı olana güvensizlikle bitse neyse. Ama birbirimize karşı da sevgisiz, saygısız yaşayıp gidiyoruz. Çünkü kendisinden farklı olana saygılı olmayanın kendisine karşı da saygısı olmaz. Zaten olsaydı toplum olarak gerek birbirimizle ilişkilerde, gerek Anadolu'nun güzelim doğası ve olağanüstü tarihi yapıtlarını sahiplenmekte başka bir durumda olurduk. Pazar günü Adıyaman'daydım. Adıyaman'ın ulu bir dağında, Nemrut'ta dünyanın en yüksek anıt mezarının olduğu yerdeydim. Bilenler dünyada güneşin en güzel doğup en güzel battığı yerin Nemrut Dağı olduğunu söylüyor. Benim seyrettiğim batış gerçekten de çok güzeldi. Ama orada öğrendiklerimin yanında güneşin batış veya doğuş güzelliğinin anlamı çok küçük kalır. Taliban zihniyetli tarikat Düşünün ki 2 bin yıldan çok zaman önce Nemrut'un çevresinde yaşayan insanlar, onca yoksunluklarına rağmen bugün bile hayranlıkla seyredebildiğimiz o devasa tarihi anıtları yaratabilmişler. O yüksekliğe, o koşullarda, o koca koca kayaları nasıl çıkartmışlar ve onları nasıl bu denli ustalıkla şekillendirmişler, şaşırmamak elde değil. Dağın tepesine kadar yol yapıldığı halde tepeye vardığımızda yorgunluktan bitap düşmüştük. Dahası her türlü olanağa sahip olan teknik ekip Nemrut'ta sadece Haziran ve Temmuz ayında çalışabildiklerini, onun dışında soğuk ve rüzgardan çalışamadıklarını söyledi. Bunları görüp öğrenince ilkel aletlerinden başka birşeyleri olmayan bu dedelerimizin dünyanın tepesinde yarattıkları o görkemli anıtlar karşısında saygınız daha da artıyor. Zaten bu yaratıcı emeğin karşılığıdır ki UNESCO, Nemrut mezar anıtını dünyanın 100 kültür mirasından biri ilan edip özel koruma ve onarttırma kararı almış. Peki bu kararın alındığı 1987 yılına kadar biz ne yapmışız? Tabii ki kaderine terk etmişiz... Sadece kaderine terk etsek iyi, çevre halktan öğrendiğime göre Taliban zihniyetli bazı Menzil tarikatı mensuplarınca bin yıllara direnen Kuş Tepesi'ndeki görkemli kartal başı heykelini, kementle dolayıp devirebilmek için epey çaba sarfetmişler. Neden mi sevgili okurlar? Çünkü bu ilkel zihniyete göre eski atalarımızın inançları 'küfür' sayıldığı için onlar adına yapılan heykellerin parçalanması gerekiyor.. Dünya Kültür Mirası Karl Sester adlı bir Alman'ın 1881 yılında Güneydoğu Anadolu'daki yol yapım çalışmaları sırasında keşfettiği Nemrut Dağı Anıtları, 1987 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası listesine alınmış ve 1989 yılında Türkiye Cumhuriyeti tarafından Milli Park ilan edilmişti. Nemrut Dağı'ndaki bu görkemli heykeller Hz.İsa'dan 100 yıl önce orada yaşayan Kommagene Kralı 1. Antiochos dedemiz tarafından yaptırılmış. Bu büyük dedemizin sadece sanatkar ruhuna değil aynı zamanda politik dehasına da büyük saygı duydum. Zira dedemiz iki ayrı inanca sahip ve bu nedenle birbirleriyle geçinemeyen halkın inançsal birliğini sağlayabilmek ve ülkesinde barışı temin etmek için her iki halkın tanrılarını birleştirerek bir araya getirmiş. Böylece inanç sembolleri birleşen halk birlikte barış içinde yaşamışlar. Biz ise hala günümüzün barış ve demokrasi temeli olan çağdaş değerlerin çatısı altında birleşemiyoruz. Birleşemiyoruz çünkü, başta devletimiz olmak üzere eline siyasal veya ekonomik iktidarı geçiren herkes, diğerlerini baskı altına almayı bir marifet bellemiş. Bu nedenle de herkes güç yetirebildiğini ezerken, ülkemizde adelet bir türlü mümkün olamıyor. Uluslararası Nemrut Vakfı ve Dünya Anıtlar Fonu'nun önerisi üzerine projeye finans sağlayan Akbank ile teknik yardım sağlayan Enka'nın bu kültür mirasını onarmaya verdikleri destek, bu kapsamda büyük bir önem kazanmaktadır. Kültür Bakanlığı'nın denetiminde yürüyen proje eğer aksamadan tamamlanırsa, birkaç yıl içinde söz konusu bu anıtmezarı tekrar 2 bin yıl öncesinin canlılığıyla görme şansına sahip olacağız. Bu durum hem bizim ülkemizin tarihin medeniyetleriyle barışması, hem de bölgeye yoğun bir turist akını açısından önemlidir. Düne kadar neredeydiniz? Bu arada öğrendim ki Nemrut'un uluslararası ilgiye mazhar olup bölgeye turist akını yaratmak ihtimali belirince, bizim o malum şark kurnazlığımız da depreşti. Bugüne kadar 'put' diye Nemrut'a sahip çıkmayan, şeriatçı zihniyetin saldırılarından korumayan, 2 bin yıllık rüzgara, soğuğa, yağmura direnen bu anıtları onarmayanlar, birdenbire Nemrut bizimdir kavgasına tutuşmuşlar. Bugüne kadar en yoksul illerimizden biri olan Adıyaman'ın sınırları içinde olan Nemrut'a, Malatya'nın bürokrasisi birdenbire sahip çıkmaya başlamış. Adıyaman'ın yaptıramadığı yolu, geniş olanaklarını kullanarak kendi tarafına yaptırmış ve bununla yetinmeyip Nemrut'a Adıyaman'dan çıkışı engellemeye çalışıyor. Kuşkusuz ikinci bir yolun yapılması iyi. Ama bunu, zorba bir toprak ağasının komşu küçük çiftçiye su kanalını kapatması zihniyetiyle yapmak tek kelimeyle ayıptır. Yazının başında da belirtmiştim ya, ötekinin inancına düşman gözüyle bakan dar milliyetçi veya şeriatçı zihniyetlerle gerçekte ne diğer Türkler'e, ne diğer Müslümanlar'a gerçek dost olunmuyor. Sonuçta üzerinde şehircilik rekabeti yapılmaması gereken bir insanlık mirasıyla karşı karşıyayız. Ve buna kendi doğallığıyla sahip çıkmamız gerekiyor. Oysa bu işi, elin gavuru veya bir sermaye grubu sahip çıkmadan bizzat kendileri sahip çıkması gerekenler, bunu yapmadıkları yetmiyormuş gibi, işin rantı üstüne çullanmaya çalışıyorlar. Eminim ki Malatya'nın hakbilir insanları kendi açıkgözlerine karşı itirazlarda bulunarak, Malatya'nın adının bu vesileyle küçük ayak oyunlarına bulaştırılmasını engelleyeceklerdir. Yahu insaf be! En yoksul kentlerimizden Adıyaman'ın belki de biraz rahatlamasına yardımcı olabilecek bu gelişmeye müdahale etmekten başka, değerlendirecek kaynakları mı yok Malatya'nın? 200 antik kentin ölümü! Bu arada Fırat Vadisi ve Birecik Baraj Gölü havzasında tekneyle gezme fırsatı bulduk. Ne büyük bir doğa güzelliğine sahip olduğumuza bir kez daha tanık olduk. Ancak bölgede gelişmenin gereği olarak yapılan barajların yer seçimi konusunda ciddi ihmaller ve tarih katliamı yapıldığını acıyla gördük. Karlarından başka bir şey düşünemeyen basiretsiz siyasilerimiz, baraj yerleri konusundaki duyarsızlığın sonucunda Zeugma gibi 200 antik kenti sulara gömdüler. Bu arada Halfeti başta olmak üzere antik yerleşim birimlerinde oturan insanlarımızın da haklarının ciddi anlamda ihlal edildiğini acıyla öğrendik. Arada geziye katılan dostlarla birlikte, Nemrut'un eteğindeki Euphrat Oteli'nde yıldızların altında yediğimiz akşam yemeğini de özellikle anlatmalıyım. Çünkü M. Nazif Sezgin yönetimindeki Grup Edessa'nın başta 'Fırat' olmak üzere yöre türkülerini özellikle arabesk bataklığına sokmadan o kadar güzel yorumladılar ki, biz gazeteci ve yazarlar tek kelimeyle mest olduk. Tadı hala damağımda kalan bu güzel geziyi organize edenlere ve gezi boyunca dostluklarını paylaşan tüm katılımcılara teşekkür ederim Star 19.07.2003
|
| Ana Sayfaya |
|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |
| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |