Güncel ve Tarafsız Haber

Musa Ağacık

Musa kendi vicdanına kulak verdi!

Hataları ve güzellikleriyle bir 'Bin Yılın Türküsü' gecesini arkamızda bıraktık. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları olarak, kendi vicdanızda yapmamız gereken bir muhasebe yok mu acaba?
 

Örneğin ben gecede yaşananları, evime döndükten sonra, kendi vicdanımla hesaplaşma gereği duydum. Vicdanım bana dedi ki, 'A be Musa, kendine Alevi-Bektaşi diyen ve Türkiye nüfusunun üçte birini oluşturan bu insanların sorunları ne zaman çözülecek?'

Vicdanım devam etti: 'Peki ya her Hünkar Bektaş Veli şenliklerine, her Alevi-Bektaşi gecesine koşuşturan ve kendilerine solcu, sosyal demokrat diyen parti başkanları, başbakanlar, bakanlar Alevi-Bektaşi sorununun çözümü için bugüne kadar hangi somut adımı attılar? Örneğin, 5 Ekim gecesi Abdi İpekçi Spor Salonu'nda yapılan 'Bin Yılın Türküsü'ne katılarak Alevi-Bektaşiler'i laik Türkiye'nin güvencesi olarak niteleyen Başbakanımız Ecevit, neden bugüne kadar Alevi yurttaşların en masum isteklerini dahi yasal güvencelere almak için hiçbir girişimde bulunma gereği duymadı? Ya Aleviler'in oyları olmasa, yüzde 5'in üstünü bile zor görecek olan CHP'nin muhterem Genel Başkanı Deniz Baykal, kendi programına Alevi-Bektaşiler'in yasal hakları için neden en küçük bir güvence cümlesi bile koymaktan uzak duruyor? Yoksa bu insanların toplumun ortak vergileriyle beslenen Diyanet ve zorunlu din dersleriyle inançları desteklenen Sünni yurttaşlarımız kadar, Aleviler'in de Türkiye'nin eşit yurttaşları olduğuna inanmıyor mu? Eğer i nanmıyorsa, Baykal'ın Alevi gecelerini sektirmemesinin anlamı nedir?'

Sizi bilmem ama benim vicdanım, 'A be Musa, bu işteki istismar kokusunu alamayacak kadar saf mısın?' diyor bana. Oysa ülkemizin esenliği açısından haksızlıklara boyun eğmemek gerekiyor. Sizleri tüm haklı talepleri desteklemeye çağırırken, gecede mikrofonun acizliğine uğrayan ve Yaşar Kemal'in kaleme aldığı kültürel mirasımızın 'Prolog'unu, sesli olarak okumaya davet ediyorum. Güzelliklerden yana bir kısım sevgili okurlar:

Bir oba kalkıp da yola koyuldu mu,
 

Hayvanların çanları başlarmış konuşmaya!
 

Önde giden devenin çanı;
 

'Benim ağam zengindir! Benim ağam zengindir!' diye ötermiş.

Ortada giden devenin çanı;
 

'Neden, neden?' diye ötermiş.
 

Arkadan gelen devenin çanı da;
 

'Ondan bundan, ondan bundan' diye ötermiş.
 

Bizim bu ozan dilimiz, doğru gören, doğru söyleyen sazımız, dertlilere derman arayan şaman dualarından beri böyle yargılayıp geliyor. Aldı Alaca dağın, kara dağın akan suların ayincisi. Hem ayincisi hem oyuncusu olan şaman kocası bakalım ne dedi:

'Allah! Bismillah!'
 

'Ey Tanrım! Yanıldığımda bana yardım et! Ey kopuzum! Doğru gör, doğru söyle! Üyengi ağacının kökünden oyarak aldığım kopuzum! Kızıl çalı tobulga'dan perdelerini yaptığım kopuzum! Yörük atın kuyruğundan tel yaptığım kopuzum! Doğru gör, doğru söyle! Söylenene uymazsan kulaklarını burarım! Seni yere çalarım! Oynayıp durduğum andır bu an! Çam kopuzumu elime aldım. Su yılanı gibi dolandım döndüm..' deyip kesti. At ayağı çabuk, ozan dili çevik olur derler. Biz gelelim Kara Hoca'nın oğlu Dedem Korkut'a. Dedem Korkut'tan bir yiğit damar sürüp getirelim Köroğlu'na. Aldı Çardaklı Çamlıbel'in kırk delisinden biri. Yusuf'un oğlu. Koç Köroğlu. Bakalım o da nasıl bir öğüt verdi, ne söyledi:

'Köroğlu her zaman kurdu meydanı,
 

Ben bilirim yahşi ile yamanı,
 

Aman dileyenden kesme amanı,
 

Derdi olanların derdine bakın.'

|  Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com