|
|
|
Güncel ve Tarafsız Haber |
|
|
|
Musa Ağacık Musa, Berlin’de ayrımcılığı sorguladı Önceki yazımda Berlin’e beni davet eden Alevi toplumunun sorunlarını irdelemiştim. O yazımın devamına geçmeden önce şunu belirteyim ki, Alevi toplumunun geleceği konusunda endişelerim bulunmaktadır. Zira bu endişelerime neden olan bazı talihsiz ve düşündürücü gözlemlerim oldu. Ben Türkiye’deki gözlemlerimin yansıması olarak Almanya ve Avrupa’daki Alevi toplumunun evrenselleşmeyi daha ileri boyutlara taşımış olabileceğini düşünüyordum. Oysa gördüğüm durum bu değildi. Eğitim alanından tutun da diğer toplumsal ilişki alanlarına kadar, onların da diğer Türk yurttaşlardan farklı olmadıklarını gördüm. Hünkar Bektaş-ı Veli başta olmak üzere Alevi önderlerinin hep bilimi işaret etmiş olmalarına rağmen, bu durum düşündürücüdür. Üstelik Alevi öğretisini doğru yorumlayan Berlin Anadolu Alevileri Kültür Merkezi ve Cemevi Başkanı Dr.Yüksel Özdemir’in şu sözleri karşısında durumun daha da vahim olduğunu gözlemledim: - ‘Yurdumuz dünyadır, mekanımız kainat, ulusumuz insandır bizim. Biz globalizmi böyle anlıyoruz. Ve kültürümüz buna çok uygundur.’ ‘73 ulusa bir gözle bakmayan bizden değildir’ öğretisini temel alan bir inanca ve felsefeye bağlı Alevi kardeşlerimin de tıpkı diğerleri gibi ‘mezhepçilik’ girdabına düştüklerini, daha da önemlisi Türk elçilik ve konsolosluklarının, Avrupa’da yaşayan Türk yurttaşlara tepeden bakmalarına tepki olarak ve bu tepkiyi kullanan PKK ve bazı sol grupların da rüzgarıyla Türk-Kürt ayrımı yaptıklarına tanık oldum. Bu ırkçı bataklığa saplanma talihsizliğinin yanısıra Dersim’cilik, Erzincan’cılık, Çorum’culuk, Tokat’çılık, Sivas’çılık, Elbistan’cılık, hatta hatta Bahadın’cılık yaptıklarını şaşkınlıkla gözledim. Haydi ‘Alevicilik’ yapmalarını anlarım. Ne de olsa ezilen bir kimliğin kendini savunmaktan yana aşırı hassasiyet göstermesi doğal. Dolayısıyla tarih boyunca ezilmiş, yok sayılmış, sayısız terbiyesizce iftiralara uğramış bir toplumun kendi inançlarından yana bu kadar hassas olması anlaşılır ve meşru bir durumdur. Ama ta Almanya’da, Avrupa’da softalık ve ırkçılık yapmak bize yakışır mı? O zaman bizim ırkçılardan ve yobazlardan ne farkımız kalır? Bazı Alevi dostlar, bu yazdıklarıma alınabilirler.. Ziyanı yok, herkes yazdıklarıma dileğince tepki verebilir. Ama kendi çağının sorunları konusunda, kendi tarihi ve felsefesine uygun açılımlar geliştiremeyen, bunun gereği tavırları ortaya koyamayan bir Alevi toplumu; kendi içine kapanmaya, kendi içine kapanınca da softalaşma tehlikesine karşı kendini koruyamayacaktır. ‘21.Yüzyılda Alevilik’ panelinde Gülseren Erdoğan adındaki Alevi yurttaşımız, bana ‘Sayın Musa Ağacık, madem kadın-erkek eşitliği varsa neden panelistler hep erkeklerden oluşuyor ve dedeler, cemlerde analarımızın yanlarında oturmalarına karşı çıkıyor? Biz kadınlar olarak bu ‘eşitliği’ bir türlü anlayamadık. Lütfen siz anlatır mısınız?’ diye sordu. Bazı dedeler ve erkekler bu haklı soruya alınganlık gösterdi. Oysa Hünkar Bektaş-ı Veli; ‘Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde / Hakk’kın yarattığı her şey yerli yerinde / Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok / Eksiklik noksanlık senin görüşlerinde..’ diyor. Özetle Alevi toplumunun halen böylesi çok ciddi bir durum ile karşı karşıya olduğunu gözlüyorum. Umarım ki, yanılıyorumdur. Çünkü bencileyin Musa’nın yanılmasından kimse bir şey kaybetmez. Ama Alevi toplumunun siyasal gündemin dışına düşüp muhafazakarlaşması, hem Türkiye hem de Alevi toplumunun bizzat kendisi için yeri doldurulamaz denli büyük bir kayıp olacaktır. Lütfen herkes eleştirilerimi bu sorumluluk bilinciyle okusun!.. 04.05.2003 |
| Ana Sayfaya |
|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |
| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |