Güncel ve Tarafsız Haber

Murat Aksoy

AKP’nin “Muhafazakar Demokratlığı”

AKP’nin kendini anlatmak üzere yayımladığı “Muhafazakar Demokrasi” adlı çalışmanın ideolojik açıdan anlamını uzun bir hikaye ile açıklamaya çalışalım.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Almanya’da katıldığı bir toplantıda, Alevilik ile ilgili bir soru üzerine; “"Alevilik bir din değildir. Eğer bir din ise, ibadet yerine ihtiyaç vardır. Camiler ile cemevleri mukayese edilemez. Birisi ibadethanedir, diğer ise kültür evidir. Camilere sağlanan yardım cemevlerine sağlanamaz" şeklindeki cevap, geçtiğimiz hafta Radikal 2’de yayımlanan Yüksel Işık’ın yazısında belirttiği gibi bir; “karmaşık ruh” halinin yansımasından çok giderek içselleştirdikleri bir pozisyona dönüşmektedir.

Ancak hemen belirtmek gerekir ki, önümüzdeki dönem, içselleştirilen bu politikaları kaldırmayacak bir süreç olacaktır. Hem AKP hem de Türkiye açısından.

3 Kasım seçimleri Türkiye ve Türk siyasi hayatı için önemli bir dönüm noktası oldu. Çünkü 3 Kasım seçimleri, 28 Şubat ile başlayan merkez siyaseti dizayn ve yeniden inşa sürecinin iflası anlamını taşıdığı ölçüde AKP’nin kimliği dikkate alındığında Cumhuriyet’le başlayan süreçle oluşan tek partili hayatın da sonu oldu ve Türkiye ilk defa çok partili bir süreçle tanıştı.

Seçim öncesi, kendini demokrat olarak tanımlayanların tavrı, AKP’yi siyasi arenanın dışında tutacak siyaset dışı adımlar yerine, siyasetin doğal seyrine bırakılması yönünde oldu. Bu anlamda alınan tavır AKP’yi anlama, tanıma ve diyalog yolunun açık tutulmasından yana oldu. Demokratların AKP’ye karşı bu tavrı, seçimlerden sonra da devam etti.

Seçim sonrası AKP, başta AB olmak üzere sivilleşme yolunda önemli adımlar attı. Ancak bu adımları eksik ve bir anlamda yalnız bırakan ise AKP’nin diğer temel sorunlara nedense mesafeli tavrı oldu. Başta dış politika meselesi olarak “Kıbrıs”, olmak üzere, içerde “Kürt Sorunu” ve Alevilik bağlamında “laiklik” konusunda AKP nedense ya siyasetten kaçan ya da bu politikalarda devletin sürdürdüğü siyasete sığınan bir tavır izledi. Bu tavrın siyaseten iki anlamı olabilir, ilki bu duruş izlemek istedikleri politikaya uygun ya da şimdilik amiyene tabir ile “fincancı katırlarını mı ürkütmek” istemiyorlar?

AKP’nin tercihi ne?

Şimdilik AKP’nin tavrı ilk pozisyona daha yakın duruyor. Bugüne kadar AKP ile aynı kimliği paylaşmasam da AKP’ye de Türkiye’nin temel meselerine yaklaşımı konusunda destek veren biri olarak; AKP’nin bu konularda giderek daha fazla devletin yanında yer aldığını görüyorum.

Bu tespiti biraz aç açalım.

Türkiye Cumhuriyeti’nin temel felsefesini uygulanan “laiklik” ilkesinden çıkarmak mümkündür. Bu anlayış Osmanlı’nın kültürel çoğulcuğunu yok sayan ve devlet-toplumun birlikteliğinin esası olan İslam’ı ve onun zihniyet düzleminde içinde şekillendiği “ataerkilliği” devlet-toplum ilişkisinden kovan bir anlayışa tekabül eder. Bu açıdan Osmanlı ile Cumhuriyet arasındaki kopuş siyasi olanı değil kültürel olanı temsil eder. Kültürel kopuşun yaratmış olduğu kaos devlet eliyle kontrol edilmiş ve yine Osmanlı’da olduğu gibi toplumsal hiyerarşide en üstte olan “Sunni/Hanefi” kimliğe yeni Cumhuriyet’te de kültürel olarak öncelik tanınmıştır. Ancak bu tanıma Diyanet İşleri Başkanlığı’nın eliyle kontrolun sürekli kılındığı bir biçimde süremiştür. Kısaca Sünni/Hanefi kimlik Osmanlı’dan farklı olarak siyaseten değil, çoğunluk olarak kontrol altında tutulan bir kamusal alanda yasaklı kültürel bir kimlik olarak varlığını sürdürmüştür.

Ancak Osmanlı’da aynı inançtan (Müslüman) olma hasebiyle, iktidar da hak sahibi olma potansiyeline sahip olmuş ve bu yüzden baskılarla karşılaşan, Aleviler, Cumhuriyet’le göreli özgürlüğe kavuşmuş ancak bu siyaseten kamusallaşmadığı için anlam ifade etmemiş ve kültürel bir kimlik olarak devlet katında kabul görmemiştir.

Bu çerçeve içinde yukarıda değindiğimiz Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Alevilerle ilgili sözleri devletin Aleviler karşısında yıllardır sürdürdüğü politikanın kendisidir. Bunun AKP tarafından seslendirilmesi, aynı derecede “Kürt sorunu” ile yüzleşmekten kaçışı aynı siyasi duruşun sonuçlarıdır.

Burada imdadımıza AKP’nin kendi anlatmak üzere yayımladığı “Muhafazakar Demokrasi” çalışması yetişiyor. Bu çalışma AKP’yi anlatmaktan ziyade; AKP’nin hükümet olma ile tanıştığı karmaşık ruh halini anlatmaktan başka bir anlam ifade etmemektedir. Çünkü AKP, Cumhuriyet’in kamusal alanda meşru saydığı kültürel kimlikten farklı olduğunun bilincinde ve sadece bu “kimliği” tekrar Cumhuriyet’le barıştırmak istemektedir. Bu açıdan çalışmanın “demokratlığı” kendi kimliğinin kamusal alanda kabulünü sağlamaya yönelik karşı taraftan (Cumhuriyet elitlerinden) bir adım beklentisine, “muhafazakarlığı” ise Cumhuriyet’in kendini tanımladığı kültürel kopuşu meşrulaştırmak işlevi adına kendi kimliği dışında kalanları (Kürtler, Alevileri vs.) yok sayma işlevi görmektedir.

Bu açıdan AKP’nin, Alevilere olan mesafesi “Kürtlere” olan mesafesi kadardır. Bu açıdan “Muhafazakar Demokrasi”, AKP açısından; “var olanı anlatmaktan” ziyade “var olanı meşrulaştırmaktan” öte bir anlam taşımamaktadır.

Aleviyol, 18.9.2003

Yorum

|  Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com