|
|
|
Güncel ve Tarafsız Haber |
|
|
|
|
Molla Demirel Sivas Olayları ve günümüz Türkiyede yılardır süren yanlış bir yapı ve eksik bir bilgilendirme var. Belli bir kesim, özellikle kültürler, milliyetler, diller, insan hakları konusunda kısacası ülkenin kalkınması ile çağdaşlaşma konusunda bilinçli olarak yalnış eksik, içeriği boş bilgiler yayınlıyor. İçi bir ceviz kabuğunu doldurmayacak konularla gündemi belirliyor. Ancak halk ile halka yakın bazı demokrat, devrimci aydınlar da bu kesimin yönlendirdiği günlük gündemin içinde kalıyorlar. Onların çemberini kırarak gündemi kendileri belirlemiyorlar. Çok geçmişe inmeye ve uzaklara gitmeye gerek yok, günümüze bakalım.Bugünki gündem Tayyip Erdoğan Hükümeti’nin Avrupa’ya “uyum” için hazırlayacağı paketler, Ordu ile ‘çelişkileri’, kamu çalışanları için alacağı kadrolar. Özellikle tartışılan konu IMF’nin belirlemesiyle en fazla alabilecekleri 35 bin kişilik kadronun 15 bin kişinin Diyanet'e ayırmış olması. Günlerdir gazeteler bunları yazıyor, aydınlar bunları tartışıyor, halk bunları konuşuyor. Bunların zamanlamasına dikkat ettiyseniz, Kamu çalışanlarının toplu sözleşmelerinin sürdüğü bir döneme rastlıyor. Sivas olaylarından yitirilen aydınları anma ve Hacı Bektaş Veli’nin anma günlerinin yaklaştığı günlere denk getiriliyor. Bilinçli planlanmış bir zamanlama. Buna karşı demokratların aydınların, toplu sözleşmelerde sendikacıları güçlü hale getirecek ve Türkiye’yi karanlığa sürükleme moturunu daha da güçlendirecek olan Diyanet'e ayrılan bu kadroyu engellemek için hangi projeleri var? Bu tür projelerin tartışıldığını hiç bir gazetede bulamıyoruz. AABF'nin Köln’de Sivas'ta yakılan aydınları anma törenine katılan CHP Milletvekili İsmail Değer bey olayı şöyle özetliyor: “Türkiye’de genel olarak, ama özellikle Doğu ve Güney Doğu bölgelerimizde bir çok ilçe, köy ve mezrada halen okullar öğretmensizlikten kapalıyken, sağlıklı bir okul yokken, ülkemizde bu Avrupa ülkeleri seviyesinde öğrenci yetiştirebilmek için okullarda araç ve gereç bulunmazken, hastahenelerimizin ve sağlık ocaklarımızın durumunu dünya biliyor. Personal eksikliğinden, teknik malzeme eksikliğinden her gün onlarca genç vatandaşımızı yitirirken, 15 000 imama kadro açılması meclisimiz için utanç verici bir durum. Ama adamların 365 milletvekili var engelleme olanağımız yok. Bunlar gelecek seçimlere şimdiden hazırlanıyorlar. Biz herşeyi son güne bırakıyoruz. Ülkemizde demokratlar birbirini tüketmeye çalışıyor..“ AABF Başkanı Turgut Öker açılış konuşmasında şu cümlelerin altını çizdi. “Bizim inacımıza ve felsefesimize göre Türkiye'de her inançta, ve her milliyetteki insanlar kardeştir. Biz kendi inancımız olan Aleviliğe ne kadar saygı gösteriyorsak, Sünni, Hıristiyan Yahudi, kısacası hangi inanç varsa, hepsine saygı gösterir mensublarına hoşgörüyle yaklaşırız. Ancak Alevilerin Cemevlerine utanmadan ‘Cümbüş Evi’ diyen zihniyeti kınıyoruz. Bunu söyleyen insana Arif Sağ hocamızın söylediği gibi dürzü diyoruz.” Tüm konuşmasını kardeşlik ve hoş görü üstüne oturtan Turgut Öker yurt dışında yaşıyan demokratları bir çatı altında toplanmaya çağırdı. Sivas olaylarında kıl payı kurtulan Lütfü Kaleli ile konuştuk. “Sen ömrünü Aleviliğin ülkede diğer inançlara aynı haklara sahip olmasına, demokrasinin ülkede gelişmesine harcadın. Türkiye’nin Osmanlılaştırılmasına karşı, Alevi örgütlerinin ortaya koydukları projeler var mı?” soruma tek kelime ile yanıt verdi. “Yok” Lütfü Kaleli’nin gözüne baktım. Başını saladıktan sonra. ‘Başta Aleviler, demokratlar, sosyalistler, Hıristiyanlar başka bir söylemle, Türk, Kürt, Laz, Arap, Ermeni, Yahudi aklı başında her kim varsa Ben’i aşmalı. Çağdaş bir yaşam için, onur için, gelecek için Ben’i aşmalı. Kendisini merkeze koymaktan kurtarır, ülkeyi, halkı, insanlığı ön plana çıkarırsa, bizi karanlığa gömmeye çalışanın karşısında güç oluruz. Akıllar birleşir senin sorduğun projelere dönüşür. Şimdi biri öbürünü yemeye çalışıyor. Bir birini yiyerek tüketenler yeni projelere imza atamazlar...” Onun bu sözleri beni tam 40 yıl öncesine götürdü. Lütfü Kaleli Malatya’da bir gazete çıkarıyordu. Bende ortaokul öğrencisiydim. Köroğlu, Dadaloğlu ver Karacaoğlan'dan, etkilenerek yazdığım kısa şiirleri yanına götürüyordum. Düzeltiyor ara sıra bir iki dörtlük yayınlıyordu. Birgün orada oturan orta yaşlı bir bey “böyle şiirlerden ben her gün yüz tane yazarım be çocuk” dedi. Lütfü Kaleli hemen oturduğu sandalyadan ayağa kalktı. “Sen ömrün boyunca bile bir şiir yazamasın. Alınma, düzenli günlük gazete, roman, öykü, şiir kitabı okumayan, Radyoda her gün haberleri dinlemeyen adam yazamaz. Yazsa da işe yaramaz” dedi. Hiç değişmemiş. Karşısındakini kırmadan söyleyeceğini söyleyen adam... Konuya dönersek hep AKP Hükümeti gündemi belirliyor. Yalnış bilgi veriyor. Geri kalan kesim onların gündemi içinde tartışıyor. Örneğin 15 000 yeni imam kadrosu ile daha da güçlenecek olan Diyanet'in Alevileri de Sünnileştirme çabaları artacaktır” görüşü yanlış olmasa bile eksiktir. Çünkü onlar Alevileri kolay kolay Sünnileştiremiyeceklerini biliyorlar. Onlar Sünnilerin dışında kalan mezhepleri Maliki, Hambali ve Şafileri Sünnileştiriyorlar. Sünnilerin dışındaki mezhepler iyice erimeye başladığı için, eritemedikleri Alevi düşüncesine , saldırıyorlar. Eriyen bu mezhepleri uyarmak gerek. Ama asıl görev çağdaşlığı, sevgi, eşitliği savunanların, halkların birliğinde farklı kültür ve inançların dostça yanyana yaşamasından yana olanların birliğini sağlamaktır. Lütfü Kaleli’nin dediği gibi çağdaşlığı, demokrasiyi, eşitliği savunanlar hangi milliyet, inançtan olursa olsun kendi Ben’ini aşmazsa yakında İran'dan çok daha tutucu bir hükümetle karşı karşıya kalmaya hazır olmalıyız. Eğer o gün gelirse kimsenin fazla yapacağı bir şey yoktur. Bunun bilincinde olmalıyız. Eğer demokrasi istiyorsak şimdiden Osmanlı rejiminini getirmeye koşanların önünde bir güçlü barikat yaratmalıyız. Yarın çok geç olur... Aleviyol, 2.7.2003 Yorum
|
| Ana Sayfaya |
|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |
| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |