|
M.
M rolü
Hiçbirinin yeniliği yok. "Siyasal İslam" yeni bir ekonomik model de
oluşturamadı. İMF'si, doları, eurosu, faizi, bankacılık sistemi, yabancı
sermayesi ve teknolojisiyle küresel ekonomi modelini uyguluyor. Petro -
dolarlarını Batı bankalarına istif ediyor.
Ne kaldı?
George Washington Üniversitesi "Din ve Uluslararası İlişkiler" profesörü
John L. Esposito "Siyasal İslam'ın kimlik iddiası için en kolay yol,
kadınlara odaklanmaktır" görüşünde.
ABD'nin saygın İslam uzmanlarından biri olan Prof. Esposito'dan birkaç
satır yansıtayım:
"İslami bir devlet formüle ederek hayata geçirmenin ve siyasette, iş
dünyasında, ekonomide şeriata dönmenin zorluğu ortaya çıkmıştır...
Kadınlara ve aileye odaklanmak daha kolay gelmiştir.
.........
Kadınlar, bugün birçok Müslüman ülkede yürütülen dini ve kültürel kimlik
savaşlarının merkezine yerleştirilmiştir.
Bazen - Atatürk dönemindeki gibi - değişimin temsilcisi olsalar da
çoğunlukla kurbandırlar."
İşte hadise bu.
Kadına odaklı kimlik
İç siyasette "laik demokrasinin" duvarları sağlam... Dış politika, ABD -
AB ekseni etrafında dönüyor. Bu da değişmez.
Ekonomi ise IMF ve Batı'nın banka / finans sistemine endeksli...
Bu durumda, İslam referanslı siyaset için kimlik iddiasında "kadına ve
aileye odaklanmak" kolay yol.
"Başörtüsü" ve "türban" denenir.
Sonuç alınamazsa...
"Zina" için ceza maddesi.
İçte tepkiler oluşurmuş...
AB'den uyarılar gelirmiş...
Madde geçmeyebilirmiş.
Tüm bunlar elbette, madde kamuoyu arenasına atıldığında önceden görülmüş
olmalıdır.
Ama...
Bunların ötesinde hadisenin kamuoyunda tartışılması, AKP'nin tabanına,
gene "İslamı yaşamak" yolunda önünün kesildiği izlenimini vermesi için
yeterli.
Formül "M. M"dir. Yani "Muhafazakar Mağdur" rolü.
Kadın ikinci planda
Şu "zina" maddesi de açıkça kadını aşağılara çekmekte.
Bu durumu "takibi şikayete bağlı suçlar" arasına koyarak "hapis" cezası
öngörmenin pratiğine bakalım...
Erkek, eşi için "bir erkekle ilişki" iddiasıyla, savcılığa rahatça
başvurabilir. Rezaletten başka bir kaygısı olamaz.
Tersini düşünün.
Kent varoşlarında, kırsal kesimde 2 milyonu aşkın nikahlı kadın, eşinin
imam nikahlı karısını ya da karılarını savcılığa şikayet edebilir,
bastırabilir, hapislerini isteyebilir mi?
Bunu yapamaz.
Başına geleceklerden korkar.
Bunu yapamaz, kocaya ekonomik olarak eli mahkumdur. Koca hapse girerse
hem kendi aç kalır, hem çocukları.
Bunu yapamaz... Zaten çoğunluğu imam nikahlı kumalarla aynı evi
paylaşmakta, nispeten daha yaşlı olduğu için kumanın çocuklarına
bakmaktadır.
O halde, TCK değişikliğiyle getirilmek istenen madde, - genelde - sadece
kadına işleyecektir.
Kadının bir başka erkekle ilişkisi anlaşıldığında - kadın, koca
tarafından hala öldürülmemişse - basılacaktır. Erkek ise "imam
nikahlı/imam nikahsız kumalarla" hiç risksiz yaşayabilecektir.
Erkek, böyle bir ilişki nedeniyle karısını öldürürse bile, "haksız
tahrik" hafifletici unsur nedeniyle 3 yıl yatıp çıkacaktır.
Peki "zina" nedir?
"Cinsel ilişki" mi?
O aşamaya kadar kadın - erkek yakınlaşmalarına ne demeli?
Öpüşmek, sarılmak, ellerin, gözlerin buluşması ne olacak?
Yatak faslı olmadığı için içe mi sindirilecek?
Ya beyinlerde yaşananlar?
"Kadına saygı, kadın onuru ve aile bütünlüğü" için çıkarılan yasaya göre
"zina yok, sorun da yok" denilerek aile birliği sürecek mi?
Avrupa'da ve Türkiye'de, evlilikten kopuşun tüm bu olasılıkları
nedeniyle, hadise, sadece "boşanma" nedeni sayılmıştır.
Felsefeden, derinlikten yoksun, Bedevi kafasıyla, her şeyi yatağa
odaklayan bir zihniyetin dışa vurumu yalap şalap ve sözde hukuk
kalkışımlarıdır bunlar.
g.civaoglu@milliyet.com.tr Milliyet 4.9.2004 |