
|
Anavatan Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Mesut Yılmazın Avrupa Birliği Türkiye - Aleviler Panelinde Yaptığı Konuşma (25 Nisan 2002) Bir kimliği kabul edip, sonuçlarını reddedemezsiniz...
Alevi Bektaşi Kuruluşları Birliği'nin kıymetli mensupları, Değerli misafirler, Hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. Açılışında bulunmak mutluluğuna da ulaştığım, Hacı Bektaş kültür merkezimizde düzenlenen bu toplantıdan dolayı Alevi Bektaşi Kuruluşları Birliği yöneticilerini kutluyor, teşekkür ediyorum. Hacı Bektaş Kültür Merkezini açarken, buradan akacak sevgi seli, inşallah, bütün Türk milletini ve hatta bütün insanlığı içine alacaktır demiştim. Bugün bu temennimin bir yansımasını görmekten dolayı çok mutluyum. Her millet, maddi tarihi yanında bir de manevi geçmişe sahiptir. Toplumun bu iki dünyası arasındaki sağlıklı ilişki, tarihteki güçlü yürüyüşlerinin de temelini oluşturmaktadır. Türk milletinin manevi dünyası insanlığa çok önemli mesajlar sunacak zenginliğe sahiptir. Manevi dünyamızın kandilleri olan numune insanların ortak felsefeleri, eşyaya ve olaylara insan merkezli bakmalarıdır. Esasen çağdaş dünyanın bakış açısı da insanı özne olarak almak bakımından temelde aynı karaktere sahiptir. Ancak bizim insanlığa örnek olarak yetiştirdiğimiz insanlar bakımından önceliğimiz tartışılmazdır. Esasen, tek taraflı bir iletişim hayatın hiçbir alanında mümkün değildir. Avrupa Birliğine hep bir şeyler vereceğiz, Avrupa bizden hep bir şeyler isteyecek anlayışı bu açıdan son derece yanlıştır. Avrupadan alacağımız kadar, belki daha fazla, bizim onlara vereceklerimiz vardır. İnsan sevgisi odaklı bir felsefeye dayanan Yunus'tan Hacı Bektaş Veli'ye uzanan çizgideki büyüklerimiz bu anlamda ilk aklımıza gelen zenginliklerimizden biridir. Her şeyin başını insan olarak gören bu anlayışın, tümüyle mekanik ilişkilere dayalı Avrupaya katacağı çok şeyler olduğuna inanıyorum. Değerli misafirler, Eğer biz bu değerleri çağımız kültürüne kazandırmak istiyorsak öncelikle kendimiz boğmaktan ve gelişmesinin önüne geçmekten vazgeçmeliyiz... Çünkü içinde bulunduğu sorunlar yumağı, öz kültürümüzün bu en önemli parçalarını içten içe kemirmekte ve gelişmesini önlemektedir. Değerli misafirler, Ülkemiz yöneticileri belki asırlar önce çözülmesi gereken bir takım sorunlar yumağını önlerinde görmenin rahatsızlığını sürekli yaşamaktadırlar... Bu ülke yönetiminde söz sahibi olan hiçbir kimsenin bu durumdan hoşnut olduğunu sanmıyorum... Ancak önemli olan bu sorunlar karşısında takınılan tutumdur. Genelde yapıldığı gibi sorunları görmezden gelerek ve onları sürekli örtülerin altına gizleyerek sonsuza kadar devam etmek mümkün değildir. Çünkü eninde sonunda bir kenara bıraktığımız sorunlarımız bir noktada patlayarak gün yüzüne çıkmaktadır. Hem de hiç beklenmedik zamanlarda ve hiç de beklenmedik şekillerde... Son yaşadığımız ekonomik krizin büyüklüğü nasıl yıllarca görmezlikten gelinen sorunların birikiminden kaynaklanmışsa, toplumsal alandaki sorunlarımız yüzünden de pahalı faturalar ödemeye hazır olmalıyız... Eğer böyle bir fatura ödemek istemiyorsak sorunların üzerine kararlılıkla gitmeli ve onları çözmek için çaba harcamalıyız.. Bu ülkede yaşayan herkes bilmektedir ki, Alevi-Bektaşi inancına mensup vatandaşlarımızın ta uzak geçmişten kaynaklanan ve zaman içinde çözülmeyen ve çözülmedikçe de büyüyen önemli sorunları vardır... Görmezlikten, bilmezlikten ve duymazlıktan gelmekle, sorunların ve onların yarattığı sıkıntıların olmadığını ve ortadan kalktığını varsaymak büyük bir aldatmacadır. Hele hele yalnızca ülkenin günlük dirlik ve düzeni adına bu sorunların varlığını inkar etmek, ülkemizin geleceğinin dirlik ve düzenini tehlikeye atmak demektir. Değerli misafirler, Bu ülke insanlarını bir arada tutmak ve onları kardeşçe bir arada yaşatmak suretiyle devletimizin geleceğini garantiye almak hepimizin görevi olmalıdır. Bu hususta en küçük tereddüt bile sakıncalıdır. Ancak insanlarımızı bir arada tutmanın yolu konusunda eski alışkanlıklarımızı bırakmalıyız... İnsanımızı bir arada tutmanın yolunun sadece yasaklar ve cezalar olmadığını görmeliyiz.. Aksine bu tip tedbirlerle kısa bir süre insanları bir arada tutmanın mümkün olabileceği, onları sonuna kadar bu yöntemlerle bir arada tutmanın asla mümkün olamayacağı unutulmamalıdır... Aslolan insanların içten gelen istek ve arzuyla bir arada aynı devlet çatısı altında yaşamalarını sağlamaktır... Bir devletin ömrü, kendisine yürekten bağlı vatandaşlarının oranının artışına paralel olarak uzar... İnsanları devletlerine yürekten bağlamanın ise evrensel ve geçerli tek bir metodu vardır. O da; onlara fazla özgürlük ve daha fazla demokrasi tanımak, onlara daha fazla güvenmek ve refahlarını bu ortamda arttırmaktır. İşte biz Avrupa Birliğini bu çerçevede çok önemsiyoruz.... Sorunlarımızın üzerine çöken asırların tortusunu silip atmak kolay değildir... Bunun için önce kafaların değişmesi gerekir... Biz Avrupa Birliği üyeliğinin ve hatta Avrupa Birliğine uyum çalışmaları kapsamında sadece müzakere sürecine geçmenin bile zihinlerde çok şey değiştireceğine inanıyoruz... Sorunlar konusunda açık yüreklilikle şunu kabul etmeliyiz... Bugün yalnız Alevi-Bektaşi kesiminin değil, ülkemizdeki bütün kesimlerin çok ciddi ve ağır sorunları vardır.... Sorunları çözmeye çalışırken bu hususu asla gözden uzak tutmamalıyız... Değerli misafirler, 1946dan 2002 yılına kadar çok partili sistem içerisinde yaşadığımız acı-tatlı tecrübeler bugün bizi inançla ilgili değerler ve siyaset ilişkisi konusunda bir yere getirmiştir. O nokta en basit ifadeyle şudur: Artık insanımızın inandığı değerleri istismar ederek, bu alanda diğer partilerle yarış yapmak dönemi kapanmıştır... Çünkü bu bir takım müdahaleleri davet ederek sadece demokrasimize zarar vermekle kalmamış, daha da kötü bir şekilde o inanç değerlerine ve sahiplerine zarar vermiştir. Bunun yerine Türk siyasetinde daha zor ancak daha sağlıklı bir ilişki dönemi açılmıştır... Artık siyaset, inanç kesimlerine avantaj sağlamak ve bunun karşılığında oy toplamak çıkmazı yerine, hiçbir ayrım yapmadan bütün kesimlerin haklarını savunmak ve bu uğurda mücadele etmek çizgisine gelmek dönemine girmiştir. Bu çizgide politika yapmanın çok zor olduğu ortadadır... Ancak Türk siyaseti bu zoru başarmak zorundadır... Eğer siyasetimiz de Avrupa Birliği standartlarını yakalamak istiyorsa öncelikle bu değişimi sağlamak zorundayız. Değerli misafirler, Toplumsal kesimler ve onların siyasi temsilcileri artık bir şeyi iyi görmelidirler... Türkiyede kimlik siyasetiyle başarılı olmak mümkün değildir... Etnik ve dini kimlikler üzerinden yapılan siyasetin sonu çıkmazdan başka bir şey değildir... Son yıllarda bunun acı sonuçlarını hem ülke olarak gördük, hem de farklı kimlik sahiplerinin tamamı bu tür siyaset anlayışının zararlarını çekti... Buna karşılık devletin de görmesi gereken bir şey var... Kimliklerin siyaseten ifade edilmesini bastırmak ve kimliklerin siyasi alanda tezahürüne karşı çıkmak yanlıştır. Çünkü bir kimliği ve kültürel yapıyı kabul etmenin tabii sonuçlarını reddediyorsanız, aslında o kimliği ve farklılıkları reddediyorsunuz demektir. Böyle bir durumu ancak çağdışılıkla izah etmek mümkündür. Türkiyenin siyasi partiler yasamız başta olmak üzere, bu alandaki yasakçı düzenlemelerle içine girdiğimiz bu çağda yoluna devam etmesi mümkün değildir. Bırakın sizlerin en makul taleplerini bile sahiplenmesini, bunların açıktan tartışılmasına dahi izin vermeyen bir siyasal sistemle Türkiye'yi hiçbir yere taşıyamayız... Anayasa Mahkemesinin Diyanet'le ilgili farklı görüşler savundu diye bir partiyi kapattığı bir ülkede, siyaset neyi sağlıklı bir biçimde tartışabilir ki... Burada asıl görevin kimlik eksenli olmayan tüm partilerimize düştüğü kanaatindeyim... Farklı kimliklerin parti içerisinde kendine yer bulmasını ve kendini ifade etmesini sağlamak merkezdeki her partinin görevi olmalıdır. Çoğunluğun veya farklı görüştekilerin hoşnutsuzluğundan çekinerek farklı kimliklere ve onların kendisini ifade etmesine imkan vermeyen partiler, kimlik siyaseti yapmak isteyenlere gün doğmasına neden olmaktadır. Bence eğer siyasi yapımız, kimlik siyasetinin parçalayıcı etkisinden kurtulmak istiyorsa kendini yenilemeli ve farklı kimliklerin merkezde tatmin edilmelerine imkan sağlamalıdır. Değerli misafirler, 80 yıllık bir cumhuriyete sahibiz... Artık rejimimizin laiklik ilkesini sağlıklı temellere oturtmanın zamanı gelmiştir. Çünkü yöneldiğimiz Avrupa Birliğinde bu sorunu çözüme kavuşturmamış hiçbir ülke yoktur... Türkiye, Avrupa Birliğine ancak laikliğini güçlendirerek girebilir... Ancak rejimimizin laiklik niteliğini güçlendirmenin yolu, sertlikten değil özgürlükten geçmektedir. Avrupa Birliğine girmiş bütün ülkeler laikliği özümsemiştir ve bakın gerçekten laik bir ülkede neler olmaz?.... Laik devletin dini olmaz... Çünkü din, fertler içindir... Laik devlet, dinleri ve inançları ayrım yapmadan korumak zorundadır... Laik devlet din ve inanç sahiplerinin her birinin değerlerine saygılı olmak zorundadır. Bu alandaki farklılıkları hiçbir şekilde gözardı etmemek durumundadır. Laik devlet, dinler ve inançlar arasında yansız olmak zorundadır.. Laik devlet, din öğrenimi işini inanç sahiplerine ve onların örgütlerine bırakmak ve bu alanda serbestiyet sağlamak zorundadır. Laik devlet, hiçbir din ve inancı öğretmek noktasında tek bir kimseyi bile zorlayamaz. Zorla din eğitimi yapamaz. Laik devlet dinlere ve inançlara el atamaz ve kamu sağlığını ve düzenini korumak dışında onlara yasaklar koyamaz... Değerli misafirler, Türkiye Cumhuriyeti olarak gerçekten Avrupa Birliğine girmek istiyorsak artık geçmiş dönem alışkanlıklarını ve zihniyetini bir tarafa bırakmalıyız... Avrupa Birliğine yönelen bir Türkiyede: · Hiçbir kimse kendi kimliğini ve bilhassa inancına ait kimliğini saklamak mecburiyetinde bırakılmamalıdır. · Hiçbir kimse kendi inancının esaslarını o inancın sahiplerinden serbestçe öğrenme imkanından mahrum bırakılmamalıdır. · Tek bir kimse bile kendi inancının gereği olan ibadetlerini ve törenlerini yerine getirmekten dolayı alıkonmamalı ve aşağılanmaya maruz bırakılmamalıdır. Hele hele ibadetlerini yerine getiren hiçbir kimseye suçlu muamelesi yapılmamalıdır. · Hiçbir inanç mensubunun en tabii olan haklarını arayışı ve bunları talep etmesi engellenmemelidir. · Hiçbir kimlik sadece devlet tarafından değil, kamusal hizmet veren hiçbir kişi ve kurum tarafından inkar edilmemelidir. · Hiçbir din ve inancın kendi din adamlarını yetiştirmesinin önüne geçilmemelidir... · Adı ve fonksiyonu ne olursa olsun, hiçbir din ve inançtan o din ve inancın gerektirdiği mabetlerin açılması esirgenmemelidir. · Hiçbir din ve inanç mensubunun ölünce kendi inancı üzerine defnedilmesinin önüne geçilmemelidir. · Hiçbir gencin evliliği sadece inanç farklılığı nedeniyle engellenmemelidir. · Bir dine ve inanca mensup olmak hiçbir kişi ve kurum tarafından potansiyel tehlike olarak görülmemelidir. · Hiç bir din ve inanca karşı o yokmuş gibi davranılmamalıdır. · Hiçbir örgütlenme, sadece belli bir inancın mensuplarını bir araya getiriyor diye tehlikeli sayılmamalıdır. · Hiçbir kişinin yükselmesinin önü, sadece bir inanca mensup diye hiçbir kimse tarafından kesilememelidir. Değerli misafirler, Bu konularda ilerleme sağlayamayan bir Türkiyenin bırakın Avrupa Birliğine girmeyi, çağdaş uygarlığın yanına yaklaşması bile mümkün değildir. Ancak hiç kimse kendini kandırmasın bütün bu saydıklarım sihirli bir değneğin dokunuşuyla bir günde çözülecek şeyler değildir... Eğer bunlar bu ülkenin insanları olarak hep birlikte elele verir ve çalışırsak gerçekleştirebileceğimiz şeylerdir. Ben burada sizlere bu konularda samimiyetle ve yılmadan çalışma sözü verebilirim... Eğer sizler de bu gayrete destek olursanız olumlu neticeler almamız kaçınılmazdır. Bunun dışındaki her söz aldatıcıdır ve yanlıştır. Eğer geleceğimizi demokrat, özgürlükçü, ekonomik kalkınma esasına dayalı bir dünyada aramaya karar vermişsek, hep birlikte bunun gereklerini de yerine getirmek zorundayız. Değerli misafirler, Kini olanın dini olmaz, inancı olmaz. Geçmişimiz doğruların olduğu kadar yanlışların da tarihidir. Ancak bugünü değerlendirirken temel çıkış noktamızı yanlışlar üzerine kuramayız. Yanlışlardan dersler çıkartan bir anlayışla hareket edersek doğruların, hakkın ve haklının yanında olanların sayısı çoğalacaktır. Ayrışmacı söylemler, kalplerin birleşmesini engelleyen role sahiptir. Asıl olan birlikte olmayı başarmak, bu yolda adımlar atmak, çaba sarfetmektir. Bilmeliyiz ki ayrılığı körüklemek çok kolay, birlikteliği sağlamak çok zordur. Niyetleri iyi olmayan, sözlerini kılıçları gibi kullananlara prim tanımamalıyız. Ehli Beyt sevgisi bu ülke insanın temel manevi değerlerinin başında gelmektedir. Hiçbir ayrım söz konusu olmaksızın ehlibeyt sevgisi peygamber sevgisi olarak telakki edilir. Ehli Beyt sevgisinde birleşen bir toplumun kendi içinde ayrılıklara düşmesi, insanların birbirine kem gözle bakması mümkün değildir. Değerli misafirler, Bilindiği gibi, Avrupa Birliği üyeliği, Atatürkün koyduğu ve cumhuriyetin özünü oluşturan çağdaşlaşma hedefinin günümüzdeki somut biçimidir. Bireyi esas alan yeni bir idare sisteminin kendini her bakımdan geliştirip medeni dünya ailesi içindeki yerini almasının, bu sayede her türlü çağdaş medeniyet nimetinden yararlanmasının somut göstergesidir. Bu çerçevede, Helsinki zirvesinin ardından oluşan konjonktürde sürekli Avrupa Birliği davasının her bakımdan milletimizin büyük desteği, katılımı sayesinde amacına ulaşacağını vurguladım. Özellikle sivil toplum kuruluşlarımıza önemli görevler düştüğünü, karşımıza çıkan sorunları, önümüze çıkan engelleri Avrupa Birliğine girmiş bir Türkiyenin anlam ve önemini gerçekten bilen sivil toplum kuruluşlarının ufuk açıcı, teşvik edici çalışmaları sayesinde aşacağımızı ifade ettim. Bugün burada bu haklı düşüncenin ciddi bir örneğini görmekten duyduğum memnuniyeti belirtmek istiyorum. Değerli misafirler, Avrupa birliği hedefine ulaştığımızda hayatın her alanında evrensel standartlara ulaşmış olacağız. Haklar ve özgürlükler alanında vatandaşlarımızın özlemini çektiği konuma geleceğiz. Ancak unutmamalıyız ki elde edilen en ileri seviyedeki haklar bir o kadar ileri, olgun, demokratik ödevleri beraberinde getirmektedir. Sivil toplum kuruluşlarımızın bu bilinçle Avrupa Birliğine bakmaları sadece birliğe en kısa sırada girmemizi değil, girdikten sonra da işlerimizin daha kolay ve sağlıklı şekilde yürümesini sağlayacaktır. Bizim anavatan partisi olarak siyaset tarzımızı belirlediğimiz üç özgürlük alanına bu anlamda değinmek isterim. Bunlar inanç, ifade ve teşebbüs hürriyetleridir. Avrupa Birliğinin kriterlerine bakıldığında bizim kuruluşumuzla birlikte ortaya koyduğumuz özgürlük alanları tarifinin birebir örtüştüğü ortaya çıkacaktır. 1983ten bu yana haklara ve özgürlüklere yaptığımız vurgu Türk insanının ortak söylemi halini almıştır. Bunu görmekten, haklar ve özgürlükler alanlarında yeni açılımlar sağlamaktan son derece memnun olduğumuzu bu vesile ile bir kere daha belirtmek istiyorum. Değerli misafirler, Türkiye uzun yıllar özgürlüklerin sınırlandırılmasından, ekonomik geri kalmışlıktan, etnik ve kültürel hoşgörüsüzlükten kaynaklanan sancıların sıkıntısını çekmiştir. Geleceğin müreffeh ve mutlu Türkiyesini kurmak için, demokratik, ekonomik ve siyasal sorunlarımızı birlikte çözmek mecburiyetindeyiz. Bunlardan herhangi birindeki aksaklık, diğer alanlardaki ilerlemelerden beklenen faydanın elde edilmesini de engellemektedir. Ülkemizde yaşayan ve devletle, toplumun diğer kesimleriyle ve hatta kendi içinde sorunlar yaşayan herkesin beklentilerine cevap verecek ortak çözüm, Avrupa Birliği standartlarıdır. Alevi Bektaşi kuruluşlarımızın sorunlarını da bu çerçevede değerlendiriyoruz. Avrupa birliği sürecinde kavuşacağımız geniş demokrat ve özgürlükçü havadan en çok faydalanacak olanlar, bugüne kadar en çok sıkıntı çekenlerdir. Bu kesimlerin başında da Alevi-Bektaşi vatandaşlarımız gelmektedir. Değerli misafirler, Türkiyenin geleceği bakımından fevkalade önemli olan sorunlarımızı çözecek olan, anavatan partisinin düşünce, inanç ve hürriyet teşebbüsünü esas alan çizgisinde üretilecek politikalardır. Bu temel hürriyetlerin bütünüyle hayata geçmesiyle ortaya çıkacak zenginlik, insanımızın bütün birikimini ve potansiyelini ortaya koyabilmesini sağlayacaktır. Ne devletin, ne de herhangi bir kişinin, düşüncesinden, inancından, yaşadığı coğrafyadan veya başka bir vasfından dolayı hiç kimseyi itip-kakmaya, ayrımcılık yapmaya hakkı yoktur. Biz insanımızın inancı, ibadeti, felsefesi düşüncesi, günlük yaşamı gibi konularda serbest olması gerektiği görüşündeyiz. Bu serbestliğe sahip olmayan insanların üretemeyeceklerine, kendileri ve ülkeleri için faydalı olamayacaklarına inanıyoruz. Bununla birlikte, vatandaşlarımız arasındaki inanç temelli ayrışmaların, daha üst değerler etrafında oluşan bütünleşme talepleri karşısında çok zayıf ve cılız kaldığına inanıyorum. Bu inancım Avrupa Birliğine tam üyelik çalışmaları sırasında daha da pekişmiştir. Türkiye, korkularının esiri bir ülke olamaz. Bu ülkede, her konu, sınırsızca ve samimiyetle tartışılabilmelidir. Bu hür tartışma ortamı, Türkiyeyi yaşadığı bir çok gerilimden ve sıkıntıdan kurtaracaktır. Türkiyenin farklılıklarını zenginlik olarak kabul edip beraberlikler için güçlü bir dayanak yapması gerekmektedir. Ayrılıkta azap olduğunu hatırdan çıkarmamalıyız. İmkanlarımızı iyi değerlendirmeli, yorum ve anlayış zenginliğinden güç alarak, Türk toplumunun huzur ve barışını pekiştirmek için hep birlikte gayret göstermeliyiz. Değerli misafirler, Yalnız burada devletin tutumunu eleştirirken kendimizi de eleştirmekten çekinmemeliyiz... Kendi içine kapanan, marjinal gruplara destek vermeyi siyaset zanneden, toplumun diğer kesimleriyle ve devletle diyalog kapılarını kapatan, hakları için mücadele etmektense küsmeyi tercih eden, kendi özgürlük alanını genişletmeye çalışmak yerine başkalarının özgürlük alanını daraltmaya çalışan bir yapıyla bir yere varılması mümkün değildir. Değerli misafirler, İtiraf etmek zorundayız ki, 21. Yüzyılın başında şu dönemde, 13. Yüzyılda yaşamış Hacı Bektaşi Velinin, Yunus Emrenin hoşgörü sınırlarının çok gerisindeyiz. Türkiyede yaşayan herkes devletine sadıktır, bağlıdır. Türkiyenin sorunu, devletin ve onu temsil edenlerin vatandaşa güvenmemesidir. Bu ülkede yaşayan herkes, kökeni, inancı ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti devletinin birinci sınıf ve asli vatandaşıdır. Vatandaşın devlete olan bağlılığı kadar, devlet de vatandaşına güvense, Türkiyenin sorunlarının yüzde 90ı zaten kendiliğinden çözülür. Bu çerçevede, örneğin, diyanet işleri başkanlığının daha kucaklayıcı bir yapıya kavuşturulmaması için hiçbir sebep yoktur. Aynı şekilde, herhangi bir tarihi mekan olmanın çok ötesinde anlama sahip olan Hacı Bektaş Müzesinin, asli işlevine uygun bir anlayışla, mevcut statüsünün gözden geçirilmesinin önünde de herhangi bir engel bulunmamaktadır. Türkiye cumhuriyeti devleti, 81 ili, 70 milyonu bulan vatandaşı ve bünyesindeki çeşitliliklerin tümüyle gelişecek, kalkınacak, zenginleşecek, büyük Atatürkün işaret ettiği muasır medeniyet seviyesine ulaşacaktır. Türkiyenin ve bu ülkede yaşayan insanların önünde başka bir yol yoktur. Bütün sıkıntılarına rağmen yürüyen Avrupa Birliği üyeliği sürecimiz, bu hedefe ulaşmamız konusunda bize önemli bir fırsat sunmaktadır. Ülke ve millet olarak bu fırsatı iyi değerlendirmeliyiz. Avrupa Birliği süreci konusunda en büyük desteği sizlerden bekliyoruz. Avrupa Birliği, Türkiye, aleviler konulu panelin bu çerçevede yeni açılımlara vesile olmasını temenni ediyorum. Lokmalarımız helal, geleceğimiz aydınlık olsun. Hepinize selam, sevgi ve saygılarımı sunuyorum. |
| Forum | Konuk Defteri | Ozanlar | Yazarlar | Yol | Alevilik |
| Irtibat | Linkler | Deyisler | Kitapevi | Hüseyin Gazi | Ana Sayfaya |