Güncel ve Tarafsız Haber

Murat Aksoy

Kuzey Irak’tan Yeni Dünya’ya AKP...

Türkiye önemli bir karar arifesinde. Görünen tartışmanın sadece Kuzey Irak’a asker gönderilip gönderilmeyeceği noktasında odaklaşmış olduğunu gösterse de, alınacak kararın etkisi Türkiye için daha derin olacaktır. Çünkü Irak’a asker gönderilmesi kararı, şekillenmekte olan yeni dünyada Türkiye’nin nerede durmak istediğine dair de bir tercihi içinde barındıracaktır.

Hükümet olarak AKP, bunun ne kadar farkında bilinmez ama tartışmalardan okuyabildiğimiz kadarıyla AKP’nin gönlü asker göndermekten yana. Üstelik bir süre önceye kadar asker konusunda olası şartlardan biri olan BM şartı da, artık devre dışı bırakılmış görünüyor.

AKP’nin karar konusunda bulunduğu nokta; kararı ne şart altında olursa olsun tek başına almaya cesaret edemiyor olması. Karar konusunda AKP mümkün olduğu kadar geniş bir konsensus arayışına girse de, asıl konsensusa varmak istediği kesimler askeriyesinden siviline bürokrasi ya da açık ifade ile tüm “iktidar unsurları”. İlk bakışta bu AKP açısından çelişkili bir durumu ifade etse de, AKP, başta ekonomik uygulamalarda gösterdiği basireti nedense siyasi konularda gösterebilmiş değil. AB yolunda peş peşe çıkan uyum yasaları sevindirici ancak uygulama konusunda henüz pek somut adım yok.

Kuzey Irak ya da Kürt Sorunu

AKP’nin karşısında ve içinde olduğu bu ikircikli durum, birbirine bağımlı iki temel korkuya dayanıyor. İlki AKP, Türkiye’de bugüne kadar “kültürel bir tabu” olmaktan çıkan, ancak “siyasi tabu” olma durumunu sürdüren “Kürt sorunu” ile siyaseten tek başına karşılaşmak istemiyor. İkinci olarak ve ilk korkunun bir sonucu olarak; kültürel bir kimlik olarak, “Kürt kimliğini” kamusal alana taşınması ve siyasallaşması riskine tek başına katlanmak istemiyor.

AKP’nin bu ikircikli pozisyonu, siyaseten AKP’yi sıkıştırdığı oranda Türkiye içinde bir sıkışmayı ifade ediyor. Çünkü kendini hangi pozisyonda tanımlarsa tanımlasın AKP, Irak’ın merkezde olduğu her tartışmada asıl konuşulan Kuzey Irak ve Kürt’ler oldu.

Kürt Sorunu’ndan, Yeni Dünya’ya

AKP dahil olmak üzere tartışmayı “Kürt sorununa” kilitleyen Türkiye, bir başka gelişmeyi de görmezden geliyor. O da dünyada yaşanan gelişmeler. Daha açık ifade ile dış politikadaki bütün enerjisini içerde Kürt sorununa harcayan Türkiye, dünyada yaşanan gelişmeleri yeterince kavrayamamaktadır.

11 Eylül sonrası dünyada yaşanan gelişmeler, keskin coğrafi değişimleri içermese de, siyasi olarak yeni bir dünya haritası ortaya çıkmasının yolunu açmıştır. ABD’nin tek taraflı olarak yürüttüğü bu sürecin, dünya için olumlu olduğunu söylemek de imkansızdır. Gücün fetişleştirildiği ve uluslar arası siyasette otoriter zihniyetin tüm pratiklerin yaşandığı bu süreç, giderek tıkanma noktasına ilerlemektedir. ABD’nin tek başına inşa etmek istediği süreç ne yazık ki, giderek başarısız bir sona ilerlemektedir. Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ın BM’de yaptığı konuşmada sarf ettiği; “kimse tek başına, herkes adına hareket edemez” mealinden sözleri anlamlıdır.

Her ne kadar bir çok yazar tarafından anlamsız bir ikilem gibi görünse de, Türkiye uzun vade de sonuçlarını alacağı bir tercih noktasındadır ki; bu tercih ABD ve AB arasındadır.

ABD’nin uluslar arası arenada temsil ettiği pozisyon ile AB’nin temsil ettiği pozisyon temelde, zihniyet olarak farklı pozisyona işaret etmektedir. ABD’nin otoriter zihniyetine karşı AB, göreli olsa da demokrat bir pozisyonu ima etmektedir. ABD’nin güç eksenli bakışı otoriter zihniyete dayandığı ölçüde; AB’nin kendini kurumsallaştırdığı müzakere, katılımcılık, açıklık, çoğulculuk gibi değerler demokrat zihniyetin öne çıkardığı değerlerdir.

Türkiye için bu tercihin önemi, tek başına AB ile sınırlı değildir. AB’nin yanına BM ve diğer uluslararası kurumları da eklemek gerekmektedir. Çünkü AB’nin temsil ettiği değerler, bu uluslar arası kurumları dışlayarak değil, onlarla birlikte işleyecek bir sürece işaret eder.

Türkiye için tercih, içerde demokratlaşması, dışarıda da demokrat bir sürece dahil olması açısından önemlidir.

ABD tarafında yapılacak bir tercih, aktör/özne olmayı dışarıda bırakan ve karar süreçlerine katılmak yerine, alınan kararların uygulanmasına katılmak anlamını taşıyacaktır.

AB yönündeki bir tercih, AB üyeliğinden bağımsız olarak uluslar arası alanda bir aktör olarak var olabilmesi açısından önemlidir. Bunun anlamı ise Türkiye’nin rüştünü kazanmasını ifade eder.

Türkiye’nin Irak’a asker gönderme kararı bu çerçeve içinde ele alındığında, asker göndermemenin rasyonelliği açık olarak ortaya çıkacaktır. Türkiye’nin Irak’a asker göndermesi, Kürt meselesine bağlı olarak algılansa da, ikinci aşamada ABD’nin yanında olmaktan ve tabi olmaktan başka anlam taşımayacaktır. Oysa Türkiye’nin asker göndermeyi düşünmemesi; hem içerde Kürt meselesini daha rahat tartışılmasının yolunu açacak, dışarıda ise Türkiye’nin bir aktör/özne olarak var olabilmesinin yolunu açacaktır.

Türkiye’nin bu konudaki tercihi, coğrafi olarak olmasa da ideolojik ve hegemonik olarak tabi olma/yok olma ile tek başına ayakta durabilme tercihi arasındadır.

Aleviyol, 1.10.2003

Yorum

|  Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com