Güncel ve Tarafsız Haber

Şahnaz Çakıralp

Kırmızı Halı!

Bu kırmızı halı meselesine takıldım kaldım.

Zenginler Kulübü yahut G-8'lerin ABD'deki toplantısına 'demokratik ortak' sıfatıyla çağrılan Sayın Başbakanımız için düzenlenen karşılama töreninde G-8 ülkelerinin liderlerine uygulanan kırmızı halılı ve bandolu protokol uygulanmamış. Başbakanımız da taş zemin üzerinde yürümek zorunda kalmış. Ulusal Marşımız çalınamamış. Gazetelerin yazdığına bakılırsa kalender bir mizaca sahip olduğu için Başbakan bunun üzerinde pek durmamış. Aslında insanın kalender mizaçlı olması iyi bir şey. Vatandaş Recep Tayyip Erdoğan için de bu iyi bir şey. Ama ya Başbakan Recep Tayyip Erdoğan için? Onun Başbakan olarak böyle olmaya hakkı var mı? Hele TC'yi temsil ettiği an ve zamanlarda ve kendisine karşı gösterilen biçimsel davranışlar karşısında ben kalenderim, boş ver deyip bunlara kayıtsız kalabilir mi?

Şüphesiz Sayın Erdoğan uçaktan indiğinde kırmızı halı yok diye halının serilmesini, bando niye yok diye bandonun gelmesini bekleyecek değildi. Elbette taş zemin üzerinde yürüyecekti, nitekim yürümüştür de.

G-8'ler denilen ülke liderlerine uygulanan birinci sınıf protokol bizim Başbakanımıza uygulanmamış, Cezayir, Irak, Afganistan gibi ülke liderlerine uygulanan ikinci sınıf bir protokol uygulanmıştır. Tabii, belki de üçüncü veya dördüncü sınıf bir protokol de olabilir, bunu da bilmiyoruz. Kaç sınıflı bir protokolleri varsa... İşin ilginç tarafı G-8'in 7 lideri sırasıyla gelmişler, tam sıra bizim Başbakanımıza gelince apar topar kırmızı halı da, bando da ortadan kaldırılmıştır. Ne diyelim? Kader mi utansın?

Gazetelerde Başbakanımızın 'Zenginler Kulübü' üyelerinin bu toplantısına 'demokratik ortak' olarak çağrılmasından, önce kıvanç duymuştuk. Vay be demiştik. Sonra baktık ki bu toplantıya Irak, Afganistan, Yemen, Ürdün gibi ülkelerin liderleri de çağrılmış. 'Demokratik ortak' diye çağrılmamız diğerlerinin demokratik olmamasına bağlıymış.

Bir defa, demokratik olmayan ülkelerle aynı kefeye konulmamızı kabul edebilmek sanırım mümkün değil. Kaldı ki Türk ulusunun ve onun devletinin onuru da G-8'lerin onurundan hiç de aşağıda değildir. (Tüm ulusların onuru da bir diğerinkinden aşağı değildir.) Yine önem veya değer açısından da baksanız Türkiye'nin ABD için önemi diğerlerinden de fazla, hele şu son zamanlarda. Gün geçmiyor ki kapımızı çalmasınlar. Şimdi de mesela gündemde 'İncirlik' meselesi var.

Benim stratejik ortağım, yıllardır sevgili müttefikim, benim her şeyim Türkiye... Sen şöyle güçlüsün, böyle değerlisin, önemlisin.. ama sıra kırmızı halıya geldi mi kaldırın halıyı, gönderin bando mızıkayı!..

Burada Sayın Başbakan kalender bir tavır sergileyemez. Sergileyememelidir de. Zaten Kasımpaşalılık da var serde. Birkaç gün sonra ABD Başkanı ''Dablıyu'' Bush ülkemize gelecektir. Bu karşılamada devletlerarası ilişkilerde karşılıklılık ilkesi gereği Bush'a ne kırmızı halı serilmeli ne de bando mızıka bulundurulmalıdır. Ancak NATO üyesi diğer ülke cumhurbaşkanlarına veya başbakanlarına ise kırmızı halılı ve bandolu karşılama yapılmalıdır. Yapılmalıdır ki bunun bir anlamı olduğu anlaşılsın. Böyle bir ayırım ABD ulusuna karşı değil, diplomaside bir karşılık olarak; Türk ulusuna o ayırımcı ve ikinci sınıf ulus muamelesi yapan ABD Başkanına ve yönetimine karşı yapılmış olacaktır.

Aslında onuruna çok düşkün bir ulus olduğumuz yadsınamaz. Atatürk ve İsmet Paşa dönemlerinde ulus onurunun böyle protokol ve seremonilerde ne denli korunduğunun çarpıcı örneklerini biliyoruz. Daha sonra ki dönemlerde bu konularda ulusu ve devleti temsil edenlerin zamanla bu özeni göstermediklerini veya gösteremediklerini de biliyoruz. Hafızamda kalmış mesela; eski ABD Başkanı Clinton 'Oval Ofis' te ayak ayak üstüne atmış otururuyor, karşısında da Sayın Ecevit ayakta ve esas duruşta duruyor! Tabii çok yakın zamanda Süleymaniye'deki 'çuval' olayı da var! Bu olayı da tepkisiz karşılamıştık! Oysa son zamanlarda ABD'nin bizimle bitecek ve bize muhtaç bir çok işi de var. İncirlik Üssü gibi, Irak gibi... Ama adamların aldırdığı da yok! Ben her türlü muameleyi reva da görürüm, istediğim her şeyi alırım da, yaptırırım da!

Bir yanda, durmadan sıralar dururuz.. Türkiye şöyle önemlidir, böyle güçlüdür, Ortadoğu'da , Balkanlar'da, Kafkaslar'da, Asya'da, Akdeniz'de.. falan filan edebiyatı yaparız, ama diğer yanda başımıza çuval geçirilir, sesimiz çıkmaz, Başbakanımız esas duruşta durur, yerden kırmızı halılar toplatılır, bando gönderilir gıkımız bile çıkmaz!

Gırtlağımıza kadar borçlu olmamız, onlara zaman zaman muhtaç olmamız belki bu tür muamelelere layık olduğumuzun sebebi olarak gösterilebilir. Ama onurlu borçlu olmak da mümkün değil midir? Türkiye, Osmanlı'nın borçlarını da son kuruşuna kadar ödemiştir. Bundan sonra da tüm borçlarını ödeyecektir. Mesele, sadece bizleri yönetenlerin, iktidarlarının icazetinin ABD'den geçtiği gibi bir duyguya veya varsayıma sahip olmaları, kendilerine ve ulusa güvenlerinin olmaması değil midir?

Başımızı dik tuttuğumuzda kimsenin ne başımıza çuval geçirebilmesi mümkündür ne de kırmızı halıyı toplatabilmeleri..

Cumhuriyet, 13.06.2004

| Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com