Güncel ve Tarafsız Haber

Murat Aksoy

Kıbrıs’ta AKP’nin pozisyonu

Bazı zamanlar vardır ki; kısa olmalarına rağmen niteliksel olarak önemli gelişme(ler)e sahne olurlar. Böyle zamanlarda bir kurumu / kişiyi anlamak daha da kolaylaşır. Geçtiğimiz hafta Lahey’te Kıbrıs konusundaki gelişme, AKP’nin Kıbrıs siyasetini anlamak açısından böyle bir işlev gördü.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın üç yıllık çalışmasının ürünü olan “Kıbrıs Planı” geçen üç aylık görüşme trafiğinden sonra Lahey’de başarısızlıkla sonuçlandı. 16 Nisan’a kadar bir sürpriz olmaz ise Güney Kıbrıs Rum kesimi bütün Kıbrıs adına Avrupa Birliği (AB) üyesi olacak. Lahey’deki başarısızlıktan dolayı AB, faturayı Türkiye’ye kesti ve bu gelişme Türkiye-AB ilişkilerinde olumsuz bir not olarak Türkiye’nin hanesine yazıldı.

AKP ve Kıbrıs

3 Kasım seçimleri ile tek başına hükümet kuran AKP, birçok konuda olduğu gibi, Kıbrıs konusunda da var olan statükonun dışında siyasete sahip oldu. Bu açıdan AKP’nin Kıbrıs performansı, örtülü olarak AKP’nin sistem ile olan siyaset / pozisyon farklılaşmasının da testi oldu. Ve Kıbrıs konusunda sistem kazandı, AKP kaybetti.

Sistem açısından Kıbrıs politikası, var olan durumun neredeyse -en iyi- çözüm olduğu tezinin bir siyaset olarak sürdürülmesine dayanmaktaydı. Bu durum AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın deyimiyle “çözümsüzlüğün çözüm” varsayıldığı bir siyasetin kendisi idi.

Bunun yanında AKP seçim beyannamesinde ve sonra hükümet programında Kıbrıs sorunu karşısında var olan statükonun dışında bir siyaseti savunmuştur. Kıbrıs için önerilen model, Arent Lijphart’ın "Çağdaş Demokrasiler” adlı çalışmasında “çoğulcu (oydaşmacı) demokrasi”nin en iyi örneklerinden biri olarak incelediği “Belçika Modeli” idi. AKP’nin hükümetinin ilk dönemi, Kıbrıs konusunda samimi olarak çözümün istenildiği, hatta bu süreçte AKP lideri Recep Tayip Erdoğan ile Rauf Denktaş’ın karşılıklı restleşmelerinin de yaşandığı bir dönem oldu. Ancak AKP’nin bütün bu çabaları son bir ayda yerini başka bir siyasi iklime bıraktı ve Recep Tayip Erdoğan’da Kıbrıs konusunda “devlet” tarafından sahiplenilmiş pozisyona geldi ve Rauf Denktaş bütün bu sürecin son ve tek galibi oldu. Kaybeden ise genelde Türkiye özelde ise AKP oldu.

Bu gelişme, ilk olarak “neden” sorusunu akla getiriyor. Neden bir siyasi parti, iktidara geldiğinde daha önce savunduklarından yüzseksen derece ters icraatlara imza atmak zorunda kalır? Bu soruya genel geçer bir cevap vererek; bunu sistemin gücüne bağlamak bir yere kadar açıklayıcı olabilir. Bu açıdan bu açıklama, şimdiye kadar iktidar olmuş bütün “merkez partileri” için açıklayıcı olabilir, ancak burada konu AKP olunca üzerinde biraz daha durmakta fayda var. Çünkü AKP, bugünkü mevcut pozisyonuna rağmen hala sistem tarafından kabul görmüş meşru kimlik kodunda bir parti değil, yani sistem tarafından hala “çevre partisidir.”

Bu açıdan bu konuya AKP açısından ele alırken üstteki verili durumu ele alarak başlayalım. Evet AKP, sistem için meşru bir kimliğe ve siyasi taleplere sahip bir parti değil ve bu durum AKP için bir “demokles kılıcı” olarak işlevselleşiyor.

Bu durumda özelde Kıbrıs konusunda genelde büyük siyaset noktasında AKP karşısında ikili bir ayırımı durmaktadır. Ya AKP farklı kimliğini siyasallaştıracak ve bunu kamusal alanda savunacak ya da devletçi siyasetin taşıyıcılığa soyunup toplumsal tabanını es geçerek siyasetsizliğe mahkum olacaktır.

Ne yazık ki AKP, Kıbrıs konusundaki son duruşuyla ikinci yolu yani siyasetsizliği tercih etmiştir. Her ne kadar Türkiye –ve AKP- açısından gündemin Kıbrıs değil Irak olduğu söylense bile, bu durumu değiştirmez. Çünkü Kıbrıs konusunda takvim kısa bir sürenin değil, uzun bir sürece sahip olmuştur. Burada kritik nokta gerçekten AKP’nin siyasetidir. Ve AKP bu süreçte tıpkı Bülent Arınç’ın katıldığı bir toplantıda, Kıbrıs’ta çözüm için meydanları dolduranları “vatan haini” ilan etmesi gibi, sistem yanlısı olmuş ve bunu iradi olarak tercih etmiştir.

Bu tercih ise AKP’nin ulus-devlet düzeyinde yani uluslar arası siyaset konusunda yeterince demokrat ol(a)madığının bir göstergesidir.

Aleviyol, 17.3.2003

Yorum

|  Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com