|
|
|
Güncel ve Tarafsız Haber |
|
|
|
İsmail Kaygusuz Halife Ali sonrası siyasi olaylar, büyük direniş Kerbela Olayı ve Kerbela’nın öcü-9 Küfe'de Tavvabin (Tövbe edenler) Örgütlenmesi ve Suçluluğun Bedelini Ödeme Çabaları Hüseyin’in ölümünden kısa bir süre sonra, ihanetlerinin korkunç sonuçları karşısında Küfelilerin vicdanları rahatsız oldu. Tanrının yaptıkları bu ihaneti bağışlaması için, “Tövbe Edenler” örgütünü kurarak, Hüseyin’in öcünü almaya ve kendilerini bu uğurda feda etmeye and içtiler. Yaşları altmışın altında olmayan kişilerden oluşan bu örgüt 100 kişiyle kurulmuştu. Başlarında Huzaa kabilesine mensup, Peygamberin eski sahabilerinden Süleyman b. Surad bulunuyordu. Bu kişi daha önce de Hüseyin’i Küfe’ye çağıran Şiilerin başındaydı. Bunun yanı sıra Tavvabun veya Tavvabin (Tövbe edenler) adı verilen bu Şii örgütünün oluşturduğu birliğin başında Fezare, Ezd, Bekr ve Becile kabilelerinden dört başkan daha vardı. Yezid’in ölümüne kadar gizli kalan örgüt, Süleyman’ın toplantılarda sık sık yaptığı aşağıdaki konuşmayla, giderek genişliyordu: “Altından buzağı yapıp ona taptıktan sonra eski İsraillilerin yaptığı şeyi siz de yapın! Musa onlara ‘büyük günaha girdiniz, şimdi bu günahı ölümle silin’ dediğinde onlar, ancak bu suretle suçlarından kurtulacaklarını anladıkları için, boyunlarını bıçağa uzatmışlardı. Şu halde siz de öyle yapın. Kendinizi ölüme adayın, kılıçlarınızı ve mızraklarınızı bileyin; kendinize savaş araçları ve at hazırlayın! Allahın yanında af aramanın yegane çaresi, sonunda mahvolsak bile kendimizi mücadeleye atmaktır. Ölülerin durumu, işlediğimiz suç yüzünden işkence gören biz yaşayanlardan daha iyidir.” Hepsi tam anlamıyla örgütün üyesi olmamakla birlikte, söylentiye göre 16 000 kişi savaşmak üzere yola çıkma sözü vermişlerdi. Ayrıca Medain ve Basra kentleriyle de ilişki kurulmuş bulunuyordu. (J. Wellhausen, agy. s.116-118) Amaç Hüseyin’in öcünü almaktı. Gerek İslam İmparatorluğunda ve gerekse Küfe’deki siyasi değişiklikler dolayısıyla harekete geçme zamanı gelmişti. İlk hedefin, önce Küfe’yi ele geçirmek ve Ubeydullah’a boyun eğip, Ömer b. Sad’ın ordusuna katkıda bulunarak, Hüseyin’in katli suçuna ortak olan eşrafın kovulması isteniyordu. Süleyman ise buna karşı çıkmış ve asıl hedefe, yani Emevi yönetimine ve şimdi yeni Halife Mervan adına Elcezire bölgesinde savaş durumunda bulunan Ubeydullah b. Ziyad’a kaşı onları yönlendirmişti. Böylelikle diğer kentlerdeki Şiilerle birlikte Küfe eşrafının da desteğini alacaklarını umuyordu. 15 Kasım 684’de, İbn Ziyad’a karşı savaşmak üzere Küfe yakınlarında Nuhayle’de toplanma kararı alındı. Toplanma gününde 16 bine karşı,ancak 4000 kişi biraraya geldi. Birkaç gün sonra, her kabileden Araplar ve bazı Kurra (Kuran okuyanlar) ehlinden oluşan atlı ve iyi donatılmış bu birlik Kerbela’ya vardı. Tavvabin birliğinde yabancı köleler ve azatlılar, yani mevali yoktu. Bu isyancı silahlı birlik tamamıyla Ortodoks Şiilerden oluşturulmuştu. Kerbela’da Hüseyin’in mezarının çevresinde bir gün boyunca geceli gündüzlü ağlayıp sızlayarak, hem kendisine karşı suçlu olduklarını itiraf ettiler hem de öç almaya and içtiler. 19-20 Kasım 684, ilk Kerbala şehitlerini anma ve ilk matem törenlerinin yapıldığı tarih olmalıdır. Buradaki kalabalığın, aynı dönemdeki Hacı olmak için Kabe’yi tavaf edenlerden çok daha fazla olduğu bildirilmektedir. Buna dayanarak, J. Wellhausen’in İranlıların değil, Küfeli Tövbecilerin (Tavvabin) Kerbela Şehitleri kültünü yarattıklarını söylemesi bizce de doğrudur. (Agy, s.119) Ancak İranlı Şiiler, bu matem geleneğini trajik bir biçimde yüzyıllardır sürdürürken, Küfelilerin ihanet suçluluğuna da ortak olduklarını hiç düşünmediler mi acaba? Süleyman’ın başında bulunduğu Tavvabin Şii ordusu, Fırat kıyısı boyunca hareket ederek Karkısiye’ye, oradan da Habur ırmağı üzerinden Resulayn’de karargah kurdu. Burada dinlenme halindeyken, Ubeydullah’ın 30 bin kişilik beş Suriye birliğinden ikisi tarafından 4 Ocak 685’te ansızın bir saldırıyla kuşatılıp darmadağın edildi. Yiğitçe çarpışan Tövbecilerin çok büyük bir kısmı öldürüldü. Sağ kalanlar geri çekilirken, zamanında kendilerine katılamıyan Medain ve Basralı Şiilerle karşılaştılar. Ama artık iş işten geçmişti. Toparlanıp savaşı sürdüremediler. Bu kişileri harekete geçirmiş olan sadece suçluluk duygusuydu. Bu çabayı Kerbala’da Hüseyin’in tarafına geçerek sürdürselerdi, kuşkusuz tarihin seyri değişecekti. Artık yapıp yapacakları tek şey gözyaşı dökmekti. Böylece, büyük yas içinde karşılıklı ağlaşıp dağıldılar. Bu uğurda ölenler ise ihanet suçluluğunun bedelini ödemiş oldu. Aleviyol, 12.3.2003 Alevilik |
| Ana Sayfaya |
|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |
| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |