|
|
|
Güncel ve Tarafsız Haber |
|
|
|
İsmail Kaygusuz Halife Ali sonrası siyasi olaylar, büyük direniş Kerbela Olayı ve Kerbela’nın öcü-1 Giriş Sabailik inanç ve öğretisine felsefi açınımlar getiren, genişletip geliştiren ve çoğu kurucularının adlarıyla anılan Alevi hareketlerini Şehristani’nin verdiği bilgileri temel alarak sırasıyla incelemeyi sürdüreceğiz. Bunlardan bazıları toplumsal ve siyasi hareketler biçiminde örgütlenmiş ve kitleleri peşine takarak egemenlere karşı ayaklanmış. Zalimlere başkaldırmış, direnmiş, çokça kırılmışlar; yeniden toparlanmışlar. Bazıları ise marjinal gruplar olarak toplumu ve yönetimleri sarsmış, inançları uğruna canlarını seve seve vermekten çekinmemişlerdir. Ancak bunları tek tek incelemeye geçmeden önce, elbette ki Ali sonrası tarihsel olayları, gelişmeleri ve özellikle Kerbela olayını gözden geçirmekte yarar var. Önce J. Wellhausen’in Ali sonrası siyasi analizine kısaca göz attıktan sonra, dönem hakkında görüş ve yorumlarımızı sürdürelim. “Ali, Osman’a karşı yapılan ihtilal hareketindeki grup başkanlarının önemli dayanağını oluşturan Iraklıları yanında tutmayı başarmış. Yönetim merkezini Küfe’ye taşıyarak, dönek rakipleriyle kanlı bir çekişmeden (Talha, Zübeyr, Ayşe ve Camel savaşı kastediliyor. İ.K.) sonra da olsa Basra'yı kendi tarafına kazanmıştı. Muaviye’nin arkasında, uzun zamandan beri yönetmekte bulunduğu Suriye duruyordu. Onunla Ali arasındaki mücadele bir Suriye-Irak savaşına dönüştü. Bu mücadele Ali’nin öldürülmesiyle Iraklıların aleyhine sonuçlandı. Ancak bunlar Muaviye’nin kurduğu devlet içindeki birliğe zorla ve görünüşte katıldılar. Ali, ölümünden sonra Suriye boyunduruğuna karşı muhaliflerinin bayrağı oldu. Iraklılar, Küfe’nin İslamın merkezi olduğu ve devletin merkez hazinesinin sahip bulunduğu kısa devreyi, idealleri olarak anılarında korudular. Böylece Irak’a yerleşen Şia önceleri parti değil, bütün eyaletin siyasi düşüncesinin ifadesiydi. Hemen hemen bütün Iraklılar ve özellikle Küfeliler, tek tek değil bağlı bulundukları kabile başkanlarıyla birlikte Şii’ydiler. Aralarında derece farkı olmakla birlikte Ali bunlar için, yurtlarının kaybedilmiş ihtişamı, yitirilmiş büyüklüğü anlamına geliyordu. Yaşadığı yıllarda sahip olmadığı, şahsına ve ailesine karşı büyük hürmet ve itibar, işte bu düşünceden doğmuştur. Ancak, Ali’nin adına bağlı gerçek kült, karanlık bir tarikatın kucağında çok daha önceden faaliyet göstermekteydi. Muaviye, Irak’ı itaatı altına alır almaz, Mugira b. Şube’yi Küfe’ye vali olarak atadı. Ondan her Cuma namazında mimberden Ali’ye lanet okumasını, küfretmesini istedi…” (J. Wellhausen: agy., s. 90 vd.) J. Wellhausen, bu siyaset analizinde kuvvetle altını çizmemiş olsa da, aslında çok önemli olan Ali’nin adına bağlı ikili muhalefet gerçeğini ortaya koyuyor. Birincisi, başta Küfeliler olmak üzere Irak eyaleti kentlerinde yaşayan büyük toprak sahipleri, kabile başkanları ve beş yıllık hilafet döneminde Ali’nin yönetim çevresini oluşturan askeri aristokrasisi gibi sınıfların Şii muhallefetiydi. Bu ayrıcalıklı yüksek sınıflar “kaybetmiş oldukları ihtişamlarına” kavuşmak, “merkezi devlet hazinesini” ellerine geçirmek için Ali’yi bayrak yaparak partileşmiş Şia idi. Bunlar çıkarlarının doğrultusunda Ali yandaşı, yani Şia olmuşlardı. Yaşadığı muhalefet yıllarında ona itibar etmeyen bu kesimlerin amacı, şimdi Ali’nin anısını ve evlatlarını kendilerine bayrak yapıp kitleleri peşlerinden sürükleyerek – sadece Şam’ın boyunduruğuna muhalefet etmek için değil – iktidarı onların adına elde etmek ve kendileri kullanmaktı. İktidarı hem zor kullanarak hem de siyasi hilelerle ele geçirmiş Şam yönetimini oluşturan sınıflardan farkı yoktu. Ancak Şam'dakiler daha güçlü, baskın ve zorbaydılar. Küfe’deki bu yüksek muhalif sınıfların dini de – adının Şii olması hiç farketmiyor – ortodoks İslamdı. Birisi, yani Emeviler, Ali’den nefret ederek, onu lanetleyerek İslam İmparatorluğu'nun başında oturmakta. Diğeri ise, yani Iraklı Şiiler Ali sevgisi gösterisi içinde onun adından ve aile bireylerinden yararlanarak iktidarı yakalamak umuduyla muhalefet oldular. Ama savaşım gerektiğinde, göğüs göğüse vuruşmak gerektiğinde saf değiştirmekte tereddüt etmediler. Örneğin Küfeli Şiiler çok sever göründükleri Ali’ye de yaptılar; oğulları Hasan'a ve Hüseyin’e de, Hüseyin’in torunu Zeyd’e de… Üçünü de kandırıp katledilmelerine neden oldular. Çünkü üst sınıflar olarak kesimsel çelişkileri sadece toprak, ganimet ve köle paylaşımından az veya çok kazançlı çıkmaktı. Çelişkileri, yaşamda kalıp kalmama, can pahası mücadele değildi. Bu sınıfların iktidar ve muhalefetler olarak yaşaması, avam (çoğl.amme) diyerek aşağıladıkları halkın; yani yoksul çoğunluğun ve emekçi kölelerin sömürülmesine, onların tam bir baskı altında tutulmasına bağlıydı. O dönemde muhalif halk çoğunluğu da, Ali’ye ve onun soyundan gelenlere, yani Ehlibeyt soylulara karşı nefret ve sevgi temelinde bölünmüşlüğü yaşıyordu. Sınıfsal çıkarları çeliştiği için Şam iktidarı, ne Ali hilafeti yönetim çevresi tarafından Nehrivan’da kırılan Haricilere yardımcı olmuş, ne de onu katlettikten sonra, bu büyük nefretlerinden dolayı onlara sahip çıkmıştır. Tam tersine 657’den 749’lara, yani Emevi hanedanlığı yok oluncaya dek Harici hareketlerini her yerde ezmiştir. Uzun dönemli bir halk hareketi olan Haricilik, dönemin nesnel koşullarında yanlış yönlendirilmiş, yaratılmış kabul ettikleri Kur’an’a daha fazla bağlı ve daha iyi Müslüman olduğunu iddia eden ortodoks karakterli başkaldırılar olarak sürdü. Gelecekte Abbasiler zamanınında Alevi halk hareketleriyle bütünleşip kaybolacaktır… Wellhausen’in Ali sonrası siyasi analizinde belirttiği ve “Ali’nin adına bağlı gerçek kült, karanlık bir tarikatın kucağında çok daha önceden faaliyet göstermekteydi” cümlesiyle geçiştirdiği ikinci muhalefeti kuşkusuz Sabailer oluşturuyordu. Yukarıda açıkladığımız gibi, Ali’nin 661’de katledilmesinden sonra Abdullah İbn Saba’nın onun ölmediğini, gökyüzünde bulutlara büründüğünü ve başka bir donda soyundan gelenlerle dünyaya inip kendilerini kurtaracağını yayıyordu. Halife olmasında çok önemli rol oynamış Sabailer’in, Küfe merkez yapıldıktan sonra Ali’nin Küfeli Şii hilafet çevresi tarafından geri plana itilmiş olduğu kesindir. Ölümünden sonra da Iraklı Şii muhalefet, Ali’yi tanrılaştıran bu muhalefet grubu yanına almamış, tam tersine gulat (aşırı, taşkın) sayıp dışlamış ve haklarında aynı şeyi düşünen düşmanları Emeviler karşısında yalnız bırakmaktan çekinmemişlerdir. Ali’ye isnat edilen ‘Abdullah İbn Saba ve yandaşlarını ateşe atan’ bizzat Emevi yönetimiydi. Ama, sadece ortodoks İslam adına, Ali’nin tanrılığına inandıkları için değil, daha çok onları Osman’ın katilleri olarak ateşle cezalandırılmış olmalılar. Demek ki, yeni başkaldırı hareketlerine gözdağı vermiş oluyorlardı. Böylece önderleri öldürülen Sabailer yeraltına itilmişler, Julius Wellhausen’in dediği gibi “Ali’ye bağlı gerçek kült (inanç) karanlık tarikatın kucağında” yoksul halkın, kölelerin-azatlıların kinleri gelişip büyüyordu. Muaviye ile uzlaşmak zorunda kalmış İmam Hasan’a ne de Kerbela öncesi Hüseyin’e yaklaşamadıkları anlaşılıyor. Ama, Ali’nin ölümünden 20 yıl sonra Kerbela’nın öcünü almak için Kaysaniler (Hanafiyya-Muhtariyya) olarak ortaya çıkmaları, onların Muhammed İbn al-Hanefi (Hasan’la Hüseyin’in üvey kardeşi) çevresinde güçlendiklerini gösteriyor. Bu yıllar içinde Hasan ve Hüseyin’in Emevi yönetimiyle mücadeleleri ve Iraklı Şiiler’in tutum ve davranışlarına bir göz atıp, Kerbela olayına girelim.. Aleviyol, 4.3.2003 Alevilik |
| Ana Sayfaya |
|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |
| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |