Güncel ve Tarafsız Haber

Nasuh Barın

Kaygusuz Abdal - Aşk olsun

“... Gönülde gizli mana yazılıdır, dile gelmez. Bu mana ancak gönülü yol bulana feth olur. Gönül bahrinde yol bulan, ne inci isterse dalıp çıkarır. Gönlü bırakıp surete bakanlar gaflet ipini boyunlarına takmış olurlar...” Gaybi

Söz konusu “Adem Olma Sanatı” ise uğrayacağınız önemli duraklardan birisi de Kaygusuz Abdal ve yazdıkları. Hünerli olanın “edepli” olmak, “insan” olmanın manada “güzel” olmakla eşdeğerini hep, ama hep yineler koca derviş. Alevi-Bektaşi düşüncesinde, inancında ve hayatında “süreklilik” arz etmesi onun sadece bir halk ozanı olmasında değil, ehl-i hal bir kamil insan olarak yansıttıklarında görülür. Sorarım, “kolay mıdır bir derebeyi oğulluğundan istifa edip, dervişlik hırkasını giymek?”

Aşk’ı manada görebilmek?

İnsan-ı kamile erişebilmek?

Yetmiş iki millete bir gönül gözüyle bakabilmek?

Elsiz, dilsiz ve belsiz şu alemde seyran eylemek?

Kendini bir kenara koyarak insanlığa hizmet edebilmek?

Hep incinip, hiç incitmeden yaşamak?

Gördüğünü örtüp, görmediğini söylememek?

Kaygusuz Sultan’ın felsefesinde düğüm noktası “varlık-yokluk” ilkesidir. Asıl olan varlıktır. Yokluk ise varlıktan yola çıkıp, yine ona dönen dalgadır. Her şey o Var’ın sır ve cemalinde zuhur eder. Kuşkuya hiç, ama hiç yer yoktur. Çünkü dirilmek için ölmeden önce ölmesini bilmek gereklidir. Dört kitabın manasının ademde olduğunu görebilmek ve bunu zevk etmek önemlidir. Şöyle der Kaygusuz:

“Bu alem bir ağaçtır

Meyvesi olmuş adem

Matlup olan meyvedir

Sanma ki ağaç ola...”

Ne var ki sadece insanla da iş bitmez, yaşayan her şey bir “tecelli” olduğu için, kutsaldır. Bu nedenle de “nefs” mutlak terbiye edilmelidir. Anlayan anlar. Kaygusuz’un nasipsiz kulaklara söyleyeceği sözü, nefesi yoktur. Tıpkı Neyzen Tevfik gibi...

Ne demiş üstat Azab-ı Mukaddes’inde:

Kapılmışım aşk oduna bir kere,

Katlanırım her bir cefaya, cevre

Uğraya uğraya devirden devire

Bütün kainatı aşarak geldim...”

Sır insanın kendisidir. Özünü öze bürüyüp, farka gelmesidir. Kaygusuz’un diyar diyar gezmesi aslında gittiği yolda kendinden başka kimsenin olmadığının kanıtıdır sanki. Çünkü her şey Bir’dir. Ve devran döner. Heyhat sahrasında baki olan da işte o Sır’dır.

“Gaybi” yada “Sarayi” mahlasıyla da şiirlerini yazan Kaygusuz’un 14. yüzyılın ikinci yarısından 15. yüzyıl ortasına dek yaşadığını çeşitli kaynaklar belirtmekte. Yattığı yer kimi kaynaklara göre Mısır’daki kendi adına kurulmuş dergah, kimilerine göre Elmalı Abdal Musa Türbesi’nin yanı. İyi bir öğrenim gördüğünü biliyoruz. Bildiğimiz bir başka şey de genç yaşta Abdal Musa’nın müridi olduktan sonra kendini tümüyle tasavvufa vermesi. Nefeslerinin toplandığı “Divan”ından başka düz yazıları da vardır. Bunlar: “Gülistan”, “Gevhername”, “Mimbername”, “Budalaname”, “Kitab-ı Mağlata”, “Vücutname”, “Dilgüşa” ve “Sarayname” diye adlandırdığı eserleridir. Bektaşi Meydanı’nda yer alan 12 posttan biri mürşidi Abdal Musa’nın birisi de kendi adınadır. Ayrıca 12 dilimli “Taç”ın Kaygusuz Abdal’dan geldiğine inanılır. İbadet sonrası sunulan pilav (lokma) da Kaygusuz olarak adlandırılır.

Böylesine anlamlı, güzel bir oyunu bize kazandırdığı için Sevgi Sanlı’ya ne kadar teşekkür etsek azdır.

Aşk olsun o halde...

     |  Ana Sayfaya |

       |  Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

          | Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com