Güncel ve Tarafsız Haber

 SAVAŞ ÇOBAN

FİKİRLERİ VE ZİKİRLERİYLE “KADIN DERVİŞLER”

            Kadının toplumdaki yeri ve kadın hakları yüzlerce yıldır tartışılmaktadır. Bu tartışmalarda öne çıkan feministler ve sosyalistler kadının kurtuluşu konusunda çeşitli görüşler öne sürmüşlerdir. Sosyal devlet anlayışının belirgin olduğu Avrupa ülkelerinde ya da yaşanan sosyalizm deneyiminde kadın-erkek eşitliği için önemli adımlar atılmışsa da erkek egemen anlayış hala baskısını birçok alanda hissettirmektedir.

            İslamda kadının yeri İslamiyetin doğuşundan bu yana önemli konulardan birisi olarak günümüze kadar gelmiştir. Türkiye’de de son yıllarda medya ve popüler din adamları İslam ve kadın konusunu gündeme getirmekte, ve bunlar günlerce tartışılmakta bir süre sonra ise unutulmaktadır. Cenaze namazında kadınların saf tutması üzerine başlayan tartışma gibi..

Su Yayınları tarafından yayınlanan İbrahim Bahadır’ın çalışması “Kadın Dervişler”, İslam öncesi (cahilliye dönemi) dönemden başlayarak İslamda kadının yerini ve Anadoludaki kadın derviş geleneğini ele alıyor. Çalışmada genelde Şii ve Sünni geleneğin, özelde ise Anadoludaki Sünni ve Alevi-Bektaşi geleneğin başlangıcından günümüze kadına bakışındaki evrimini net olarak görebiliyoruz.

            İslamiyet öncesi dönemde Arap kadınları oldukça serbestlerdi, ticaret yapabiliyor, eşlerini seçip, istediklerinde de onlardan boşanabiliyorlardı. Bu tabiki köle ya da fakir kadınlar için değil, zengin ya da soylu kadınlar için geçerliydi. İslamiyetin doğuşuyla kadınların birçok hakkı kısıtlandı. Muhammed döneminde bugünkü anlayışın tersine kadın ve erkekler yanyana aynı havuzdan abdest alıp, karışık bir şekilde namaz kılabiliyor ve beraberce peygamberin sohbetlerine katılabiliyorlardı. Daha da önemlisi peygamber bazı kadınlara dini görevlerin yerine getirilmesi için kadın-erkek karışık cemaate imamlık yapma müsaadesi vermişti.  Halife Ömer döneminde ise bu serbestilerin tümü ortadan kaldırıldı.

            Tasavvuf, islamın yorumlanışı konusunda oldukça iyi ve insancıl bir düşünce akımı olarak Şii ve Sünni ortadoksiyi zorlayan bir fikri yoğunluk geliştirmiştir. Tasavvufun kökeni Hint ve eski Mısır’a dayanmaktadır, bu anlayış daha sonra Yunanistana da geçmiştir. Kadınlara dini ve toplumsal hayat içerisinde en çok hak sağlayan tasavvuf olmuştur. Mutasavvıflara göre manevi yaşamda cinsiyet ayrımı yoktur.

            Tasavvufta kadın dervişler ve erkek dervişler arasında başlarda ayrım gözetilmemekteydi. Erkek müritleri olan kadın dervişler,  tasavvufta fikri değişmeye katkıda bulunmuşlar, genel tasavvuf sorunlarının yanında kendileri hakkında da farklı fikirler getirmişlerdir. Bu konuda vardıkları sonuç; kadınların öbür dünyada da varlıklarını koruyacaklarıdır. Kadın dervişler ayrıca büyük mürşitlerle birlikte zikir törenlerine katılıyorlardı, tarikatlarda önem kazanan halife kadınlar zikir meclisi kurup idare edebiliyorlardı.

            Selçuklu döneminde kurulan ve İsmaililer ile Tasavvufa şiddetle saldıran Sünni Medrese çevresi, kadına bakış açısında Halife Ömer dönemini miras kabul etmiş ve toplumsal olarak kadını geri bir konuma sokmuştur. Bu anlayış günümüzde de bir devlet kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığının parasal ve manevi desteği ile devam etmektedir.

            Abbasiler döneminde tekkelerde kadın-erkek birlikte bulunup ibadet etmesi normalken, Selçuklu döneminde yoğun eleştirel bir süreç başlamış, Osmanlı döneminde ise Sünni tarikat gruplarında kadınlar ibadethanelerden uzaklaştırılmışlardır. Medrese kökenli olumsuzluklar Alevi-Bektaşilere yönelik iftira kampanyalarının oluşmasına neden olsa da kadınlar erkeklerle beraber törenlere katılmaya devam etmişlerdir. Alevi-Bektaşi inancında da 16. yüzyıldan sonra kadın derviş geleneği kaybolmaya başlamıştır.

            Örneğin Sünni olan Mevlana’nın çevresinde kadın müritleri vardı ve Konya’nın ileri gelen kadınlarından çoğu onun dervişiydi. Böyle başlayan Mevlevi anlayışı süreç içinde kadın dervişleri topluluk dışına çıkarmıştır. Yine Sünni anlayışın sahiplendiği Ahmet Yasevi’nin meclisinde başı açık kadınlar erkeklerle beraber bulunabiliyorlardı. Yasevi geleneğinin dönüşmüş kolu olan Nakşibendilik ise medreselerin tavrını içselleştirip kadın konusundaki tavrını ona göre şekillendirmiştir.

            Anadolunun çokkültürlü yapısı saf bir İslam anlayışının kabulüne uygun değildi, Türkler kendi eski dinleri ve kültürleri ile kaynaştıkları diğer kültürlerin özelliklerini İslamın içine soktular. Kendilerine göre bir din yaratan Türkler daha sonra yönetici sınıfların baskısı ile Arap anlayışının İslamını birebir uygulamaya başladılar ve kadın derviş geleneği sona erdi. “Kadın Dervişler” sadece araştırmacılar için değil herkes için ilgiyle okunabilecek bir çalışma, kadın dervişlerin fikirleri ve zikirlerini merak etmeyen var mı?..

KADIN DERVİŞLER - İbrahim Bahadır - Su Yayınları - Ocak 2005 - 272 sayfa  (Araştırma)


|  Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com

 

Güncel Haber ve Aleviyol E.Mail grubuna Üyelik Icin

Müzik Secebilirsiniz: